11 Mart 2022 Cuma

Değerlerimize yabancılaşanlar, yabancılaştıranlar! 110322:

Bir insan kendi ülkesine, değerlerine ve inancına nasıl yabancılaşır? Bu yabancılaşma nasıl düşmanca tutumlara varabilir?

Düşünelim, bir insan, bir şeye niçin düşmanca davranır? Ya onun bir kötülüğünü görmüştür, ya da kendisine kötü olduğu söylenmiş ve söyleniyordur, değil mi?

Peki bu toplum, bu ülke, kendi inancı ve değerlerinden bir zarar gördü mü? Bakınız tarihe toplum kendi değerlerine ve inancına bağlı kaldığı dönemlerde dünya lideri olmuş, imparatorluklar kurmuş, ilimde fende, diplomaside, adalette, savaş stratejilerinde, mazlumlara kol kanat germede, sömürgecilik ile mücadelede öncü olmuş. Yani kendi değerleri ve inançlarından bir kötülük görmemiş!

Ama kendisine söylenen okutulana bakarsan, bunlardan hiç bahsedilmez ve unutturulur, hatta kötülenir. Daha ileri giderek derler ki “bizi İslam geri bıraktı”!. Oysa Dünyaya hükmetmiş Selçuklunun, Osmanlının inancı neydi! Avrupa'yı ortaçağdan kurtaran, kalkınmayı getiren Endülüs’ün inancı neydi! İslam sana çalışma, üretme, çağın gereklerine göre kendini hazırlama mı diyor? Hayır! Peki bu algılar geçmişten itibaren ve halen orta öğrenim ve üniversitelerde okutuluyor mu? Evet. Ülkenin, istikrar, terörle mücadele, sağlık, savunma sanayi, alt yapı vb alanlarda sağladığı başarıları itibarsızlaştırma çabaları var mı? Var.

İnsanı ve toplumları geri bırakan, tefekkürsüzlük, tembellik, liyakatsizlik, üretimsizlik değil midir? Niçin üretim yolunda çaba gösterilmiyor da engelleme yönünde, ürettirmeme yönünde, terörü bitirmeme yönünde, her türlü güvenlik ve piyasa istikrarını bozma yönünde, çaba gösteriliyor?

Bakınız İngiltere “parlamenter monarşi” ile yönetiliyor, Osmanlının son dönemlerinin yönetim şekli de “parlamenter monarşi” idi ve son dönemlerinde seçimle gelen hükümetler iş başında olmuştur. Padişahın yetkileri ise neredeyse sıfırlanmış. Son dönemde iktidarda olan İttihat ve Terakki Fırkası altı yıl gibi kısa bir sürede Osmanlı imparatorluğunu darmadağın edip, Anadolu'ya hapsettiği halde okutulanlara bakıyorsunuz tüm suç bir padişaha yüklenir ve hain olarak anılır! Hakkı teslim etmek lazım.

Değerlerine yabancı kişilere bakıyorsunuz, İngiliz kraliçesine ve kralına ve prensine hayran ama Osmanlı padişahına düşman, ne yaman bir çelişki! Üstelik o kraliçenin ülkesi ki sömürgeciliğe ve köle ticaretine zirve yaptırmış. Ama olsun o İngiliz!

Kendi atalarının öngörüsüne bakınız! Çanakkale boğazına Kilitbahir’i (1452) yaptıran Fatih Sultan Mehmet, Seddülbahir’i (1659) yaptıran IV. Mehmet, Hamidiye Tabyaları (1892) ile boğazın savunmasını sağlamlaştıran II.Abdulhamit’in bu eserleri ve üstlendikleri roller maalesef yeterine anılmıyor, okutulmuyor, es geçiliyor. Okutmayanların da vebali yok  mu?

“Tarih yaşandığı gibi yazılmalı ve okutulmalıdır.” Ama maalesef bazı tarihi olaylar ters yüz edilerek okutulmaktadır. Bunlar o kadar çok tekrar edilmektedir ki beyinler bu çerçevede kalmakta adeta başka şeyler olabileceğine ve olduğuna karşı kapanmaktadır. Adeta “mutlu körlüğe” hapsolmaktadır.

Zamanla beyinler öyle bir hale geliyor ki, çoğu zaman doğrudan hedef alınmadan, bazen doğrudan hedef alınarak İslam'a yapılan tüm saldırıları kabullenir hale geliyor. İnsanlar kendi inancına yabancılaşıyor, hatta düşmanlaşıyor, inancına aykırı tavırlar içine giriyor.

Hatta bu tavır İslami emare taşıyan her şeye karşı (bu bir siyasetçi, siyasi parti, bir şirket, kıyafet, ibadethane, sanatçı, yazar, tv kanalı vb), İslami kimlik taşıyan kişilerin yaptıkları eserlere, icatlara, ürünlere karşı (yerli olarak üretilen, İHA, SİHA, gemiler, hucûmbotlar, denizaltılar, otomobil, telsiz, telefon, silah, vb), yine İslam'ı çağrıştıran kıyafetlere karşı, özetle İslam'ı çağrıştıran her şeye karşı sergilenebiliyor.

Bu ve benzer tavırlar, kimi zaman yapılanları itibarsızlaştırma çabasına girilerek, kimi zaman görmezden gelinerek, kimi zaman bir şeylerin arkasına saklanılarak sergilenmektedir.

Keza film ve dizilerde ya da güldürü adı altında yapılan programlarda İslam'a karşı bir tavır, saldırı, iğnelemeye mutlaka yer veriliyor. En masum haliyle ya İslami isimler kötü karakterlere veriliyor, ya İslami kimliği olanlar kötü karakter yapılıyor! Millet kendi değerlerine alay edenlere güldürülüyor. Gaflet değil midir bu?

Bakıyorsunuz, senelerdir Ülkenin ekmeğini yemiş (güya) sanatçı (artist, şarkıcı vb) veya çeşitli sınıflarda veya unvanlardan emekli olmuş kişiler veya üzerinde çalışılmış hiç tanınmayan insanlar, ülkenin değer ve inançlarını dolaylı olarak hedef alabiliyor, terörle mücadelede Ülke aleyhine imza koyan akademisyenler veya çeşitli bildirilere imza atan emekli generaller ortaya çıkabiliyor. Bunları da bir şeylerin arkasına saklanarak yapıyorlar.

Bunların Ülkede ki refah artışına da bir kızgınlıkları var! Niçin? Yaptıklarının farkındalar mı? İnsan kendi hayat kalitesinin, refahının artışına kızar mı? Kızıyorsa akla ters, mantığa ters bir durum yok mudur? Elbette var. Bunun aşılması gerekiyor. Evet kolay olmayacak ama, bunların aşılması gerekiyor. Bunun için tefekkür eden, batı kaynaklı sufle, proje ve ezberleri sorgulayan, analitik bakan, üreten, ezber bozan, beyinlerin çoğalması gerekiyor.

Bu beyinlerin çoğalması için eğitimde, okullarda kendi değerlerini ve inancını kötüleme yerine çalışmanın, üretimin, kalkınmanın, özgüvenin işlenmesi gerekiyor, gerçeklerin anlatılması gerekiyor.

Kimi zaman inanç, kimi zaman kıyafet, kimi zaman siyaset, kimi zaman terör bahane edilerek darbe, algı, gerçek dışı söylem veya kurgulanmış projeler devreye sokulacak, kolay olmayacak, ama, bu Ülke maddi ve manevi alanda kalkınmasını gerçekleştirecektir!

O kalkınma sağlandığı takdirde ise, bu ülkenin değerleri, inancı, kardeşliğini zedeleyecek hiçbir girişim işe yaramayacak, öyle bir girişimi daha düşünülmeyecek! Çünkü kalkınmış toplumları fikren ve fiziken işgal etmek neredeyse imkansızdır!

Onun için bu toplum kendi değerleri ve inancıyla barışarak, kalkınmasını gerçekleştirmek durumundadır! Hatta tüm toplumlar!




8 Mart 2022 Salı

Kadınlar 080322:

Peygamberimiz (sav) Veda hutbesinde;
"Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah'tan korkmanızı tavsiye ederim.
Siz kadınları, Allah'ın EMANETi olarak aldınız ve onların namusunu kendinize Allah'ın emriyle helal kıldınız.
Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, kadınların da sizin üzerinizde hakkı vardır. ..."
buyurmuştur. 

Emanete ve karşılıklı haklara riayet etmek gerekir.

Kadınlar hakkında muhtelif tarihlerde aldığımız bazı notlar.

2022:
1.Kadınların duruma göre; nine veya anne veya teyze veya hala veya yenge veya abla veya kız kardeş veya eş veya kız evlat ve hanımefendi olduğu unutulmamalı ve bu bilinçle hareket edilmelidir!

2.Fıtrata uygun olmayan, helal dairesi dışındaki tüm çabalar, çözümler mutluluğu getirmeyecektir. Mutluluk fıtrat çerçevesinde ve helal yaşam dairesindedir.

3.Şiddetin her türlüsü kötüdür. Fiziki şiddet ise kabul edilebilir değildir. Anneler çocuk yetiştirirken şiddetin yanlışlığını, kötülüğünü, gerek erkek ve gerekse kız çocuklarına öğretseler. Bu konuda empati kurunca kimsenin kabul etmeyeceğini işleseler. Okullarda da toplumda da şiddet karşıtı eğitimlere daha fazla yer verilse.

4.Boşanmış eşleri öldürmek kabul edilebilir değildir, önlenmelidir. Sebepleri araştırılarak ortaya konulursa daha sağlıklı ve bilimsel bir çözüm bulunabilecektir.

5.Batı ve ülkemizdeki uzantıları, İranlı Masha Amine için gösterdikleri tepkiyi; Bosna'da veya Suriye'de tecavüze uğrayan ve/veya öldürülen kadınlar için göstermedikleri gibi, halen PKK'nın dağa kaçırdığı kızlar/kadınlar için göstermiyorlar! Dertleri kadınların güvenliği değil!

2021:
Hatırlayalım! Maalesef kadın haklarını savunduğunu söyleyenler türlü engellemeler çıkarmışlardır! Bu engellemeler son 10 yıla kadar da sürmüştür!

2020:
6.Kadınlar fiziki yüklerin altına sokulmamalı. Daha çok Karadeniz bölgesinde sırtlarında ağır yükler taşıyan kadın resimlerini görünce insanın yüreği sızlıyor. Bu yükleri, eşleri, oğulları, aileleri almalı! Eşi, oğlu, ailesi olmayanın yanında devlet durmalı, yol göstermeli.

7.Maalesef sadece erkekler değil, fiziken veya pozitif ayrımcılığın verdiği destekle kendini güçlü hisseden kadınlar da şiddete başvurabiliyor. Kendi veya başkasının çocuğuna şiddet, hemcinsine şiddet, karşı cinse şiddet uyguluyor. Bir videoda paylaşılmıştı. Bir kadın bir kardan adamı kırmaya çalışıyor, kırıyor, üstüne çıkıp tepinirken kendisi de tepe takla düşüyor! Bu da kadın şiddeti... hem kardan adama, hem de kendine...!

2019:
8."İlim yolu ile yükselme, İslam kültürünün, kadın veya erkek her fert için teşvik ettiği bir değer hükmüdür." İlim de, tecrübe de insana bir şeyler öğretir ve insan öğrendikçe olgunlaşır. İlimden uzak kalmayalım.

9.Kadın ve erkek fıtratı:
Kadın olsun, erkek olsun, Rabbim iyileri çoğaltsın.
Ne kadınlar erilleşsin, ne de erkekler kadınsılaşsın.
Kadınlar kadın gibi, erkekler de erkek gibi olsun.
Kadın ve erkek, her ikisi de EMANETin idrakinde olsun.

10.Erkek şiddeti ve kadın cinayeti kabul edilemez. Vaka sayısı az değil. Şiddet; iletişimsizliğin, eğitimsizliğin, barbarlığın sonucu ise, bunları yok etmek gerek. Bunu ailede çocuğu ile ilgilenerek ona erdemli olmayı, sevgiyi, saygıyı, edebi, iletişimi, konuşarak iş halletmeyi öğreterek, toplumda sürdürerek, şiddete tepki koyarak, (metroda şiddete maruz kalan kişi dışında kimseden tık yok), yapabiliriz.

11.Boşanan/ayrılan çiftlerden, erkeğin kadını öldürmesinin bir sebebi de, toplumdaki iletişim noksanlığı, bu sebeple yeni eş/arkadaş edinememe olabilir mi? Kadın cinayetleri tez vb çalışmalar dahil, araştırmaya muhtaç.

12.Evde; bir veya bir kaç kişiye tahammül edemediği gerekçesiyle evliliklerini bitiren erkek veya kadın, dışarıda daha fazlasına tahammül etmek zorunda kalmıyorlar mı? Gerek evlilik öncesi gerekse evlilik sırasında sağlıklı ve gerçekçi analizler yapılmalı!

13.“Hizmetler sektöründe çalışan bir bayan”, aile çevresi için "ben kimseye hizmet etmem" tezatlığını sergiliyor. Kaldı ki, hizmet etmek kötü bir şey değil.

2018:
14. "Kadının üstün olduğu, ama mutlu olmadığı günlere geldim, bunu bana öğretmediniz!" (Sezai Karakoç)..

15.Çocuğuna en güzel maddi ve manevi cevherleri işleyen, ideal toplumun şekillenmesini sağlayan, aileyi sağlam kale haline getiren kadınlar "Çağı Aydınlatan Kadınlar"dır.

16.Nasıl iyi bir anne ve baba olunur, genç yaşta evden kaçanlar, bağımlılık, erken evlilik, çalışabileceklerin dilencilik yapması, evlilik öncesi eğitim, sağlıklı tercih, sağlıklı evlilik, sağlıklı nesil vb incelemeye, araştırmaya muhtaç. Bu ve benzeri konular tez konusu yapılmalı. Sonuçları kamuoyu ile paylaşılmalı ve gerekli tedbirler alınmalıdır!

17.Dünya ve insanlık bunlara bakmalı; Filistinli kadınlar, Iraklı kadınlar, Bosnalı kadınlar, Suriyeli kadınlar, Myanmarlı kadınlar, Afrikalı kadınlar.

Diyarbakır annelerinin dağa kaçırılan kızları, Filistin, Arakan, Bosnalı kadınlar kadın değil mi? Bunlara niçin sesiniz çıkmadı ve çıkmıyor? Samimi değilsiniz!

18.Bunca "bizimle çalışmak ister misiniz?" ilanına rağmen, çoğu genç bunca kadın niçin dilenir? İncelemeye muhtaç. Belki de tez konusu olmalı. İş arayanla çalışanı arayan arasında bir kesişme noktası bulunmalı.

2017:
19.Kadınlar erkekleştikçe, gerek kadınlar gerekse erkekler daha mutlu olmuyorlar. Bıraksınlar, kadınlar kadın gibi, erkekler de erkek gibi yaşasınlar! Kadın ve erkek fıtratlarına uygun davranırsa daha mutlu olurlar.

2016:
20.Kadın haklarını savunur gözüküp, kapitalist veya kadına ulaşma hevesiyle kadınları sömürenlere prim vermemek, alet olmamak gerek!

21.Kadın ve erkekler İslam şuuru içinde hareket ederlerse belki de pek çok problem yaşanmaz. Bunun için hak ve sorumlulukları bilmek gerek.

2015:
22.Niçin kadınlar ev dışında olmak ister, erkekler evde olmak ister?

Hayatın en güzelini, fıtrata uygun ve helal dairesinde yaşamakta aramalı. Diğer arayışların sonu hüsrandır!

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.
1.Evlilikte Tavır! 240521
2.Evliliğin Hal-İlmi 130121
3.Sağlıklı Aile Kampanyamız (Bir Sosyal Deney) 270520
4.Evlilik Süreci 290415 (Gözden Geçirilmiş-140220)
5.Sağlıklı Evlilik, Sağlıklı Aile 250517
6.8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedir, ne değildir? 080314




5 Mart 2022 Cumartesi

Ukrayna-Rusya 260222:

 Savaş, işgal, savunma, destek, yardım...!

RF dağılır mı? Ya da yayılma politikasını sürdürebilir mi?

Ruslar bazı savaşlar sonrası yıkılma/değişim emaresi gösterdi,
- 1916 da Avusturya-Macaristan İmparatorluğunu yendi ama 1917 de Bolşevik ihtilali oldu,
-Afganistan işgal girişimi SSCB yi yordu ve 1991 de SSCB dağıldı.
-2022 Ukrayna işgal girişimi sonucunda ne olur?

Ukrayna direniş gösteriyor!
Rusların çok sayıda kayıpları olduğuna ilişkin paylaşımlar yapılıyor!
Direniş devam ederse, Afganistan gibi, ikinci bir başarısız işgal girişimi şeklinde sonuçlanabilir!
...
Batı'nın destek, yardım gibi sözlerine de ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Ufacık bir yardım yaparsa dahi hayli maliyetli olabilir, o da yaparsa! Genelde sadece izler, tüm batının bir araya gelmesini bekler! Yani zamana oynar.
...
Savaşa derhal son verilmeli, görüşmeler yolu tercih edilmelidir.
...
"RF dağılır mı?" isimli makalemiz #HayatınİçindenAnalizler #AdıyeKültürü kitaplarımızda.



4 Mart 2022 Cuma

Kendimize hatırlatmalar! 040322:

1.Geçmişe takılıp kalmadan, bu gün için gayretli olalım ve yarını da tefekkür edelim.

2.Olmayacak ve değiştiremeyeceğimiz şeyler için kendimizi ve başkalarını yormayalım.

3.Kendimizi ve başkalarını gereksiz yükler altına sokmayalım.

4.Hayatı kendimiz ve başkaları için kolaylaştıralım, zorlaştırmayalım.

5.Üslubumuza dikkat edelim.

6.Söz ve davranışlarımızda dışlayıcı değil, birleştirici ve samimi bir üslup kullanalım.

7.Girdiğimiz her ortamı güzelleştirenlerden olalım, gerenlerden değil!

8.Her hal ve şartta çevremize sıkıntı değil, huzur verelim, güven ve ümit aşılayalım.

9.Yine her hal ve şartta hayatı kaliteli yaşamaya, üretici olmaya bakalım.

10.Güzel davranışlar sergileyelim, ki, bu davranışlar kaliteli hayata örnektir. Ama çok para kazanmak kaliteli hayat demek değildir.   

11.Sözümüzde duralım.

12.Şaka da olsa yalan söylemeyelim.

13.Hayatımızın bir imtihan ve bu dünyadaki her şeyimizin bize birer emanet olduğunu asla unutmayalım! 

14.Keza can, mal, nesil, akıl da bize emanettir.

15.Bu emanetleri korumasız bırakacak alışkanlık ve davranışlardan kaçınalım.

16.Servetin, malın, mülkün, eşyanın esiri değil, efendisi olalım.

17.Zira cömertlik iyiliğe, cimrilik kötülüğe götürür. Cömert olmaya bakalım.

18.Neslin devamı için gecikmeden sağlıklı evlilikler kuralım.

19.Aklımızdan ve başka akıllarda yararlanalım. Unutmayalım şura ve istişare sünnettir.

20.Aklımız ve kalbimiz birbirine eşlik etsin. Birinin eksiğini diğeri tamamlasın.

21.Muhabbetli olabilmek; zenginlik, mutluluk, huzur, lezzettir. Her bir işimizi muhabbetle yapalım, her bir işimizde muhabbetli olalım. Muhabbetle yaşayalım.




25 Şubat 2022 Cuma

“Efendim Yukarısı İstemiyor! (mu?)” 250222:

Genellikle kamu veya özel sektör bürokrasisinde; işgal ettikleri iş, görev, vazife, makam (bakan, başkan, müdür, memur, vb) ne olursa olsun, işini muhabbetle yapmayan, işine yoğunlaşmayan, işini ileri götürmek gibi bir kaygısı olmayan, işini nasıl ileri götüreceğini bilmeyen, bu konusunda liyakati olmayan, tekeri çeviren değil tekere yapışıp tekerle dönen, birazcık gayretle vatandaşın işini kolaylaştırabilecek iken bu konuda hiçbir adım atmayan ... insanlara, bu hususlar hatırlatıldığında iki tür davranış sergilenir.
...
Ya; “efendim yukarısı istemiyor” denir. Ki bu “yukarı” ise diyenin pozisyonuna göre; Cumhurbaşkanı istemiyor! Reis istemiyor! Bakan bey istemiyor! Genel Müdür istemiyor! Başkan istemiyor! Vs vs unvana göre değişir. Sen üstüne düşeni yap, projeni sun, bırak istemese yukarısı istemesin! Ama yukarının “yukarısı istemiyor” dan haberi yoksa sergilenen davranış münafık alametlerinden yalancılık değil midir? Aman dikkat!
...
Ya da; yeni bir şey denemenin, muhtemel risklerinden(!) kaçınılır.  Ve “niçin ağrımayan başıma iş alayım? azıcık işim, ağrısız başım, işin mi yok, ne diye yorulayım" vb gibi düşünceler ile rahatlarını (!) bozmak istemezler. Bu düşüncede olanların önceliği iş değildir, işi geliştirmek hiç değildir. Aldıkları ücreti hak edip, etmedikleri dahi sorgulanabilir! O konuya girmeyeceğim.
..
Aslında sergilenen bu davranışların her ikisi de doğru değildir ve tembelliğin, üretimsizliğin, iş bilmezliğin itirafı ve bahanesidir. Bu davranış türleri üretkenliğin, dinamizmin, gelişmenin, heyecanın, verimliliğin, kalkınmanın düşmanıdır. Vebali de cabası!
...
Bu davranışları sergileyenler “sadece” talimat ile iş yapan robot (!) gibidirler.

Hatta “üstlerinin” işini hafifletmedikleri gibi “üstlerine” yük bindirirler. Hatta o meşhur sözü söyleyerek; “efendim falan konuda talimatınız nedir?” “Ne emredersiniz?”. 

Mübarek! Konuyu "üst"üne götürmeden azıcık bir gayret göster, ne yapılabilir, onu araştır! Yok! Kendince uyanık, kurnaz! Güya kendini de yormamış oluyor, bir aksama olursa da "talimat böyle" ye sığınacak! Bu davranış da doğru değildir!
...
Ama aslında bu davranış, talimat vereceklerin bazısının hoşuna gider ve talimat verme derdine düşerler. Oysa dese ki; “kardeşim önce sen bir çalış, araştır, neler yapılabilir, o alternatifleri bana getir, ona göre karar vereyim”. O zaman talimat almak isteyenin biraz olsun rahatı bozulacak, belki gayrete gelecek belki de rahatı bozulacağı için, hayırlı bir iş yapacak, görevi bırakacak ve üreten biri gelecek,
...
"Alt"tan ne kadar çok “uygulanabilir öneri” gelirse, işin sorumlusu “üst”ün hoşuna da gider, gitmelidir. Kimin hoşuna gitmez? Eyyamcıların, yaptığı işe katkı sunmayanların hoşuna gitmez. Bu şekilde davranan “üst”leri aşmak, sıralı olarak bir “üst”e ve nihayetinde en “üst”e kadar ulaşmak yolu denenmelidir. Olmadı yazılı hale getirmelidir. Öneri, proje iyi bir şey ise mutlaka bir şekilde hayat bulacaktır.
...
Hangi kademede olursa olsun bir iş yapan yukarısı istemiyor!” “yukarısı öneri istemiyor” “yukarısı proje istemiyor” “yukarısı değişim istemiyor vb diyorsa bunlar bahanedir, belki de gerçek dışı beyandır, bunlar kalkınmayı, gelişmeyi, büyümeyi engelleyecek davranışlardır.
...
Uygulanabilir proje ve fikirleri olan “üst”e sunulmalıdır. Sunulmaması üretimsizliktir, tembelliktir, vebaldir! Kimse “üst”ünü "yukarısı istemiyor" ile bahane etmesin.
...
Kendisine saygısı olan, işini iyi yapar, işini muhabbetle yapar, işini geliştirecek, uygulanabilecek öneriler geliştirir ve “üst"üne” sunar.

İşini muhabbetle yapan her bir “üst”ün "alt"tan gelen uygulanabilir projeler hoşuna gider, gitmelidir ve uygulanabilir ve faydalı olanları hayata geçirir, geçirmelidir.




18 Şubat 2022 Cuma

Duâ ve Duâ Örnekleri 180222:

Dua! Yazı konusunu, duadan kısa bir bahis ile kaynakçadaki eserlerden derlenen, gerek Kur'anı Kerim ayetlerinde geçen, gerekse hadislerde geçen dua örnekleri oluşturmaktadır.

Dua kelimesi, “çağırmak, seslenmek, istemek; yardım talep etmek” mânasındaki da‘vet ve da‘vâ kelimeleri gibi masdar olup, “küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya vâki olan talep ve niyaz” anlamında isim olarak da kullanılır. Ayrıca Allah’a sunulacak talepleri sözlü veya yazılı olarak dile getiren metinlere de dua denilir. İslâm literatüründe ise Allah’ın yüceliği karşısında kulun aczini itiraf etmesini, sevgi ve tâzim duyguları içinde lutuf ve yardımını dilemesini ifade eder. Arapça’da kullanıldığı edatlara göre bir kimse için hayır duada veya bedduada bulunmak mânalarını da taşır.

Duanın ana hedefi insanın Allah’a halini arz etmesi ve O’na niyazda bulunması olduğuna göre dua kul ile Allah arasında bir diyalog anlamı taşır.

Kur’ân-ı Kerîm’de dua ile ilgili âyetler geniş bir yer tutar. 200 kadar âyet doğrudan doğruya dua konusundadır; ayrıca tövbe, istiğfar gibi kulun Allah’a yönelişini ve O’ndan dileklerini ifade eden çok sayıda âyet de geniş anlamda dua ile alâkalıdır.

ALLAH Teâlâ, kendisine duâ edilmesi konusunda şunları söylemiştir: 

"Kullarım senden beni sordukları zaman, benim onlara yakın olduğumu söyle. Bana duâ edeni ben anında işitir ve ona cevap veririm. O halde, onlar da benim da'vetime cevap versinler ve bana iman etsinler. Böyle yaparlarsa, doğru yolu bulurlar." (Bakara, 186), 

"RABBİNİZ dedi ki: Bana duâ edin, size cevap vereyim. Büyüklük taslayıp bana duâ ve ibadet etmekten yüz çevirenler, zelil bir şekilde cehenneme gireceklerdir." (Mü’min/Gâfir, 60), 

"Yalvarış halinde ve gizli bir sesle RABBİNİZE duâ edin. O haddi aşanları sevmez." (A'râf, 55). 

“En güzel isimler (el-esmâü’l-hüsnâ) Allah’ındır; bu güzel isimlerle O’na dua edin” (A‘râf 7/180).

Dua konusu hadislerde de önemli bir yer tutmuş, ilk dönemlerden itibaren hadis mecmualarının başlıca bölümlerinden biri olarak ele alınmış ve bu durum daha sonraki bazı âlimlerin dua bahsini hadis ilminin bir bölümü şeklinde göstermelerine yol açmıştır

Duâ mevzuunda ALLAH Rasûlü (sa) da şöyle buyurmuştur: 

"Duâ ibadetin özüdür." (Tirmizî)

"ALLAH yanında duadan daha etkili bir şey yoktur." (Tirmizî, İbnu Mâce, Hâkim), 

"Duâ edince kula üç şeyden birisi mutlaka verilir. Bununla ya günahı bağışlanır, ya hemen bir iyilik verilir veya onun hesabına bir iyilik saklanır." (Deylemî). 

Bu hadisin diğer bir rivayet şekli de şöyledir: 

"...İstediği şey ya hemen verilir, ya âhiret için saklanır, ya da istediği şey kadar bir kötülük ve belâ kendisinden uzaklaştırılır." (Ahmed, Hâkim, Buharî/el-Edeb)

"ALLAH'tan O'nun fazl ve rahmetini isteyin. Çünkü O, bunların kendisinden istenmesinden hoşlanır." (Tirmizî), 

"İbadetin efdali, kabul edileceğine inanarak duâ etmek ve sonucu sabırla beklemektir." (Tirmizî).

Kur'an-ı Kerim’de yer alan bazı dualar ile Peygamberimizin yaptığı dualardan bazı örnekler:

A).Kur'ânı Kerim ayetlerinde geçen dualardan bazıları:

1)."RABBİMİZ! Bizden kabul buyur. Şüphe yoktur ki, sen işitensin, bilensin. RABBİMİZ! Bizi sana teslim olmuşlardan kıl; neslimizden de sana teslim olan bir topluluk çıkar. Bize, nasıl ibadet edeceğimizi göster ve tevbemizi kabul et. Şüphe yoktur ki, Sen tevbeleri kabul edensin, çok merhametlisin." (Bakara, 127-128)

2)."RABBİMİZ! Bize dünyada iyilik ver, âhirette iyilik ver ve bizi ateş azabından koru." (Bakara, 201)

3)."RABBİMİZ! Unutsak veya hatâ etsek bizi muâheze etme. RABBİMİZ! Bizden öncekilere yüklediğin ağır yükleri bize yükleme. RABBİMİZ! Gücümüzün yetmediği işleri bizden isteme. Bizi bağışla, bizi affet, bize merhamet et; sen Mevlâmızsın, kâfir bir kavme karşı bize yardım et." (Bakara, 286)

4)."RABBİMİZ! Bizi hidayet ettikten sonra kalplerimizi saptırma ve bize kendi tarafından merhamet et; hiç şüphe yoktur ki, sen çok merhamet edensin." (Âl-i İmrân, 8)

5)."RABBİMİZ! Biz iman ettik; artık günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru." (Âl-i İmrân, 16)

6)."RABBİMİZ! Günahlarımızı ve işlerimizdeki israfımızı bağışla, ayaklarımızı (İslâm yolu üzerinde) sâbitleştir ve kâfir kavme karşı bize yardım et." (Âl-i İmrân, 147)

7)."RABBİMİZ! Sen gökleri ve yeri boşuna yaratmadın. Seni bundan tenzih ederiz. Bizi ateş azabından koru. RABBİMİZ! Sen kimi ateşe atarsan onu perişan edersin. Zâlimlerin (sana karşı) yardımcıları yoktur. RABBİMİZ! Biz bir münâdi duyduk; imana çağırıyor ve 'RABBİNİZE iman edin!’ diyordu. Biz de iman ettik. RABBİMİZ! Artık kusurlarımızı bağışla, günahlarımızı affet ve bizi iyilerle beraber vefat ettir. RABBİMİZ! Peygamberlerinin aracılığıyla bize va'dettiklerini ver ve kıyâmet gününde bizi perişan etme. Şüphe yoktur ki, sen va'dinden dönmezsin." (Âl-i İmrân, 191,194)

8)."RABBİMİZ! Üstümüze sabır yağdır ve bizi müslüman olarak vefat ettir." (Araf, 126)

9)."RABBİMİZ! Bizi zâlim kavme fitne (konusu) yapma ve rahmetinle bizi kâfir kavimden koru." (Yûnus, 85, 86)

10)."RABBİM! Beni ve zürriyetimi namaz kılanlardan eyle ve dualarımızı kabul et. RABBİMİZ! Hesabın görüleceği gün beni, anne babamı ve müminleri bağışla." (İbrahim, 41)

11)."RABBİMİZ! Kendi tarafından bize bir rahmet ver ve bu durumumuzdan bize bir kurtuluş yolu aç." (Kehf, 10)

12)."RABBİMİZ! Cehennem azabını bizden uzak tut; onun azabı bitip tükenmez; o ne kötü bir durak ve konaktır." (Furkan, 65, 66)

13)."RABBİMİZ! Bize eşlerimizden ve zürriyetimizden göz aydınlatıcı işler göster ve bizi takva sahiplerine öncü yap." (Furkan, 74)

14)."RABBİMİZ! Bize ve bizden önce iman ile geçmiş kardeşlerimize mağfiret et ve iman edenlere karşı kalplerimize kin koyma. RABBİMİZ! Sen şefkatli ve merhamet sahibisin." (Haşr, 10)

15)."RABBİMİZ! Nurumuzu tamamla ve bizi bağışla; hiç şüphe yoktur ki, sen her şeye kadirsin." (Tahrim, 8)

16)."RABBİM! Küçükken anne ve babam bana merhamet ettikleri gibi, sen de onlara merhamet et." (İsrâ, 24)

17)."RABBİM! Beni gireceğim yere doğrulukla sok, çıkacağım yerden de doğrulukla çıkar ve kendi tarafından bana yardım edici bir kuvvet ver." (İsrâ, 80)

18)."RABBİM! Beni bereketli bir yere yerleştir; sen yer verip yerleştirenlerin en hayırlısısın." (Mu’minûn, 29)

19)."RABBİM! Beni zâlim kavmin içine katma." (Mu’minûn, 94)

20)."RABBİM! Şeytanların tahriklerinden sana sığınırım; RABBİM! Onların bana yaklaşmalarından da sana sığınırım." (Mu’minûn, 97, 98)

21)."RABBİM! Beni ve ev halkımı kötülerin yaptıklarını yapmaktan koru." (Şuarâ, 169)

22)."RABBİM! Bana, anne ve babama yaptığın iyiliklerin şükrünü ifâ etmek ve razı olduğun ameli yapmak için bana niyet ve takat ver ve rahmetinle beni sâlih kullarının arasına kat." (Neml, 19)

23)."RABBİM! Bana sâlih evlâd ver." (Sâffât, 100),

24)."RABBİM! Bana yapacağın her iyiliğe muhtacım." (Kasas, 24)

25)."RABBİM! Kendi yanında cennette bana bir ev yap; beni Firavun şerrinden ve zâlim kavimden koru." (Tahrim, 11)
(Amin)
...

B). ALLAH Rasûlü’nün dualarından bazıları:

1)."ALLAH'ım! Sen benim RABBİMsin; senden başka ilâh yoktur; beni Sen yarattın; ben Senin kulunum ve gücüm nisbetinde Sana verdiğim söz ve ahidlere bağlıyım. Kötülüklerden Sana sığınırım. Senin bana iyilik ettiğini ve nimetler verdiğini ikrar eder, buna karşı şükretmekte âciz kaldığımı itiraf ederim. Aczimi affet ve kusurlarımı ört. Senden başka günahları affeden ve örten yoktur."

2)."ALLAH'ım! Sen anılmaya, aranmaya, ibadet edilmeye çok lâyık olansın. Sen güçlü iken en çok merhamet eden, istenirken en çok cömertlik eden, verirken en çok verensin. Sultan sensin; ortağın yoktur; hep var olan sensin; senden başkası yok olmaya mahkûmdur. Beni merhamet ve kudretinle ateşten koru."

3)."ALLAH'ım! Hayatımın gayesi olan dinimi ıslah et; geçinmemin vasıtası olan dünyamı ıslah et; dönüş yerim olan âhiretimi ıslâh et."

4)."ALLAH'ım! Beni nefsime bırakma; beni nefsime bırakırsan, günahlara, hatalara, kusurlara, zararlara bırakmış olursun. Ben nefsime değil, senin korumana güvenirim. Kusurlarımı affet. Senden başka kusur ve günahları affeden yoktur. Bana tevbe nasip et; sen tevbeleri kabul edensin."

5)."ALLAH'ım! Vücuduma afiyet ver, kulaklarıma afiyet ver, gözlerime afiyet ver. ALLAH'ım! Kalbimi nurlandır, kabrimi nurlandır, kulaklarımı nurlandır, gözlerimi nurlandır; saçlarımı, cildimi, etimi, kanımı, kemiklerimi nurlandır. ALLAH'ım! Önümü, arkamı, sağımı, solumu, üstümü, altımı nurlandır ve nurumu arttır."

6)."ALLAH'ım! Vücudumu güzelleştirdiğin gibi, huy ve ahlâkımı da güzelleştir."

7)."ALLAH'ım! Beni kaderine razı et ve onu hakkımda hayırlı et. Ta ki, hâzır olan şeyin ertelenmesini, ertelenmiş olan şeyin hâzır olmasını temenni etmeyeyim ve olan şeyin olmamasını, olmayan şeyin olmasını istemeyeyim."

8)."ALLAH'ım! Doğru yolu kaybetmekten, bile bile ondan ayrılmaktan, zulmetmekten, zulme uğramaktan, cahillik etmekten, cahilliğe uğramaktan sana sığınırım."

9)."ALLAH'ım! Kusurlarımı affet ve bana rahmet kapılarını aç."

10)."ALLAH’ım! Kusurlarımı affet ve bana rızk kapılarını aç."

11)."ALLAH'ım! Beni en güzel amel ve en güzel ahlaka yönelt; bunlara ancak sen yöneltirsin, beni çirkin amel ve çirkin ahlaktan uzaklaştır; bunlardan ancak sen uzaklaştırırsın."

12)."ALLAH'ım! Sana rükû' ettim, sana iman ettim, sana teslim oldum. Sen benim RABBİMsin. Gözlerim, kulaklarım ve ayaklarımın taşıdığı bütün vücudum sana eğilmiştir." (ALLAH Rasûlü (sa), bu duayı rükû'da okurdu)

13)."ALLAH'ım! Sana secde ettim, sana iman ettim, sana teslim oldum. Yüzüm; kendisini yaratan, şekillendiren, güzelleştiren, ona göz ve kulak takan RABBİne secde etmiştir." (ALLAH Rasûlü (sa), bu duayı secdede okurdu)

14)."ALLAH'ım! Bana şer ve kötülüklerden yıkanmış, küfür ve isyandan temizlenmiş bir kalb ver."

15)."ALLAH'ım! Gaybları kuşatan ilmin ve her şeye yeten kudretin hakkı için, hayat benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat; ölüm benim için hayırlı olduğu zaman da beni vefat ettir."

16)."ALLAH'ım! Senden gizli ve açık hallerimde korkmayı, sevdiğimiz ve sevmediğim işlerde hakkı söylemeyi, varlık ve darlıkta iktisat ve ölçü ile yaşamayı, bitmeyen cennet nimetlerini, sonu gelmeyen göz aydınlığını, kaderine râzı olmayı, ölümden sonra yaşamanın tadını, güzel olan yüzüne bakmanın lezzetini, sana kavuşmanın iştiyakını isterim; zarar veren sıkıntılardan ve dalalete düşüren fitnelerden selâmette olmayı isterim. ALLAH'ım! Bizi iman süsüyle süslendir, bizi doğru yolda olan ve o yolu gösteren kimselerden eyle."

17)."ALLAH'ım! Senden dinde sebat etmeyi, rüşd ve azim sahibi olmayı, nimetlerine şükretmeyi, sana güzelce ibadet etmeyi, temiz bir kalb ve doğru bir dil isterim. İşlediğim günahlar için senden af dilerim, bundan sonra da günahlara karşı sana sığınırım."

18)."ALLAH'ım! Bende affetmediğin bir günah, defetmediğin bir belâ, kaldırmadığın bir sıkıntı, kapatmadığın bir zarar, ödemediğin bir borç, gidermediğin bir ihtiyaç bırakma. Sen merhamet edenlerin en merhametlisisin."

19)."ALLAH'ım! Senden bildiğim ve bilmediğim bütün hayır çeşitlerinden isterim. Sana, bildiğim ve bilmediğim bütün şer çeşitlerinden sığınırım."

20)."ALLAH'ım! Günahlarımı affet; evimi genişlet; rızkımı bereketlendir; hüzün ve kederi benden uzaklaştır."

21)."ALLAH'ım! Senden faydalı ilim, yararlı amel ve temiz rızk isterim."

22)."ALLAH'ım! Hidâyet verdiklerin gibi bana hidâyet ver; afiyet verdiklerin gibi bana afiyet ver; bana verdiğin iyi şeyleri bereketlendir; takdir ettiğin şeylerin kötüsünden beni koru. Sen hükmedersin, Sana hükmedilmez. Senin dostluk ettiğin (sahip çıktığın) kimse zelil olmaz; Senin düşmanlık ettiğin (terk ettiğin) kimse aziz olmaz. Sen bereket sahibi ve yücesin." (Şâfiîler bu duayı kunutta okurlar)

23)."ALLAH'ım! Senden yardım dileriz; Senden af dileriz; Seni hayırla anarız; Seni inkâr etmez ve Sana karşı nankörlük etmeyiz. Seni inkâr edeni bırakır, Sana itaatsizlik edeni terk ederiz. ALLAH'ım! Yalnız Sana kulluk eder, yalnız Sana namaz kılıp eğilir ve secde ederiz. Yalnız Sana taraf gelir, Sana doğru koşarız. Rahmetini umar, azabından korkarız. Büyük olan azabın kâfirleri er geç yakalayıcıdır." (Hanefîler bu duayı kunutta okurlar)

24)."ALLAH'ım! Sana hamd olsun; Sen göklerin, yerin ve bunlardaki şeylerin nurusun; Sen haksın; sözün haktır; va'din haktır; kıyâmet haktır; hesap haktır; cennet haktır; cehennem haktır. ALLAH'ım! Sana teslim oldum; Sana iman ettim; Sana güvenip tevekkül ettim; Sana döndüm; Senin için kavga ettim; işleri Senin hükmüne havale ettim."

25)."ALLAH'ım! Geçmişteki kusurlarımı, gelecekte olanları, gizli kalanları ve açığa çıkanları affet; sen benim ilâhımsın, senden başka ilâh yoktur."

26)."ALLAH'ım! Senden hayır olan işleri yapmayı, kötü olan işeri terk etmeyi ve fakirleri sevmeyi bana nasib etmeni isterim."

27)."ALLAH'ım! Bana kendi sevgini, Seni sevenlerin sevgisini ve beni sevmene vesile olabilen işlerin sevgisini nasib et."

28)."ALLAH'ım! Senden nimetin tamamını, afiyetin devamını ve sonumun hayırlı olmasını isterim."

29)."ALLAH'ım! Beni Sana çok şükreden, Seni çok zikreden, Senden çok korkan, Sana çok itaat eden, Sana çok dönen bir kul eyle."

30)."ALLAH'ım! Tevbemi kabul et; duama cevap ver; kalbimi doğruya yönlendir; dilimi doğrult; kötü huyları benden al."

31)."ALLAH'ım! Ayıplarımı ört; korkularımı gider; beni borçlu bırakma."

32)."ALLAH'ım! İçimi dışımdan daha hayırlı et; dışımı da ıslah et." "Bütün işlerimde akıbeti hayırlı eyle, beni dünya zilletinden ve âhiret azabından koru." "Bizi bağışla; bize merhamet et; bizden razı ol; amellerimizi kabul et; bizleri ateşten koru ve cennete dâhil et; bütün işlerimizi güzelleştir."

33)."ALLAH'ım! Beni râzı olduğun ve sevdiğin söz, amel, niyet ve hidayete muvaffak et. Sen her şeye kadirsin."

34)."ALLAH'ım! Beni kendi helâl rızkınla haramlardan ve kendi fazlınla senden başkalarından müstağni kıl."

35)."ALLAH'ım! Bana öğrettiklerinden beni faydalandır, bilmediklerimi bana öğret ve ilmimi arttır."

36)."ALLAH'ım! Fayda vermeyen bir ilimden, huşu' duymayan bir kalpten, doymayan bir nefisten ve dinlenmeyen bir duadan sana sığınırım."

37)."ALLAH'ım! Senden sıhhat, iffet, emânete riâyet, güzel ahlâk, kadere razı olmayı isterim."

38)."ALLAH'ım! Senden hidâyet, takva, iffet ve tok gözlü olmayı, sevdiğin ve razı olduğun ameli isterim."

39)."ALLAH'ım! Belânın ağırlığından, şekâvetin ulaşmasından, kaderin kötüsünden, düşmanların şamatasından sana sığınırım."

40)."ALLAH'ım! Kötü günden, kötü geceden, kötü saatten, kötü arkadaştan, kötü komşudan sana sığınırım."

41)."ALLAH'ım! Âciz kalmaktan, tembelleşmekten sana sığınırım; kalb katılığından, basiret körlüğünden, geçimimi temin edememekten sana sığınırım; fâsıklıktan, huysuzluktan, münafıklıktan, gösteriş ve riya yapmaktan sana sığınırım; körlükten, sağırlıktan, konuşamamaktan, delilikten, cüzzamdan ve kötü hastalıklardan sana sığınırım."

42)."ALLAH'ım! Kızgınlığından rızâna, intikamından affına, senden yine sana sığınırım. Senin verdiğin bir şeyi kimse menedemez; senin menettiğin bir şeyi kimse veremez. Kimsenin şöhret ve serveti senin yanında fayda sağlayamaz."

43)."ALLAH'ım! Kendi nefsimin şerrinden ve alnından tuttuğun bütün canlıların şerrinden sana sığınırım."

44)."ALLAH'ım! Cehennem azabından sana sığınırım; kabir azabından sana sığınırım; deccal fitnesinden sana sığınırım; hayat ve ölüm fitnelerinden sana sığınırım."

45)."ALLAH'ım! Tembellikten, aşırı ihtiyarlıktan, korkaklıktan, dünya sıkıntılarından ve kabir azabından sana sığınırım."

46)."ALLAH'ım! Taşkınlık getiren zenginlikten, ümitsizlik veren fakirlikten, oyalayan boş arzulardan ve saptıran arkadaşlardan sana sığınırım."

47)."ALLAH'ım! Bana lütfettiğin nimetin gitmesinden, verdiğin afiyetin bozulmasından ve ansızın gelen intikamından sana sığınırım."
(Amin).
...
(Kaynakça:

İlgili yazımız;
"İçinde Dua Geçen Cümleler 150422":ali nural (alinuralca): İçinde Dua Geçen Cümleler





17 Şubat 2022 Perşembe

Faiz, Enflasyon, Reel Üretim! 170222:

"Faiz düşerse enflasyon artar" diyen, okutan ve bunu dayatan Ülkemin iktisat yorumcuları!
...
Lütfen, aşağıda paylaşılan sayfadaki bazı dünya ülkelerinin faiz oranlarına bakar mısınız, gelişmiş ekonomilerde niçin çok düşük, sıfır, hatta eksi olan faiz oranları Türkiye'de niçin bu kadar yüksek?
...
Kanaatim faiz oranları halen çok yüksek! Düşürülmesi gerekiyor! Ekonomi yönetimi ve tüm ekonomik aktörler, bankalar, ekonomi STK ları bu yönde çabalarını arttırmalı ve destek olmalıdırlar.
...
Fonların daha çok çıktıları olan yatırım konularına, reel üretime, imalata, sanayiye, bilgi teknolojilerine gitmesi, kalkınma, enflasyonun ve faizi düşürücü etkisi olacaktır!



14 Şubat 2022 Pazartesi

Tabiata nefes aldırmak 210621:

1.İlgili Bakanlık ve Üniversiteler tarafından, Türkiye'de balıkçılık dahil, her türlü avcılık ve çevre ile bir çalışma yapılsa!

2.İlgili bakanlık ve fakülteler tarafından bir eylem planı hazırlansa!

3.Balıkçılık, avcılık, orman kesimi durumlarına uygun süreler için (1-2-3-5-10 sene) yasaklansa! 

4. Veya kontrollü yararlanma ve koruma sağlansa! Ciddiyetle uygulansa!

5.Geçimini bu yollardan kazananlara, alternatif geçim imkanları sunulsa!

6.Çevreye saygılı ve ölçülü davranma, temiz çevre, ölçülü avlanma vb konularda farkındalık ve duyarlılık oluşturulsa!

7.Tabiat, çevre, orman, su, göl, yollar vb daha ciddi korunsa, kirletenlere ciddi yaptırımlar uygulansa!

8.Bu konuda topyekûn bir çalışma başlatılsa!

Yaban hayatı, tabiat ve ormanlarımız daha bir canlanmaz mı?

@csbgovtr @TCTarim @tcbestepe @tcmeb






11 Şubat 2022 Cuma

Münafık!(lık!)(lar!) (Nifak ehli!)110222:

Münafıklar tarih boyunca var olmuşlardır, halen de vardırlar. Nerede bir fitne, fesat, karışıklık, hased, riya, yalan, sözünde durmamak, vaadini getirmeme, aldatma, kibir, cimrilik, gösteriş, kötülüğü yaygınlaştırma, iyiliği engelleme, mümünleri alaya alma, günah, kötü haber yayma vb söz konusu ise münafıklara dikkat etmek gerekir! Akla gelmesi gerekir, mücadele etmek gerekir, engellemek gerekir. Münafıkların sergilediği davranışlardan da sakınmak gerekir. Nifak ehli dün olduğu gibi bu gün de islam dünyasına ve müslümanlara zarar vermektedirler. Her türlü yıkıcı faaliyetin içinde olabilmektedirler.

Münafık (nifak) kelimesinin zıttı mü’min kelimesidir. Sözlükte “güven içinde bulunmak, korkusuz olmak” anlamındaki emn (emân, emânet) kökünün “if‘âl” kalıbından türeyen mü’min kelimesi inanıp tasdik eden; başkalarının güvenli olmasını sağlayan, vaadine güvenilen” mânalarına gelir.

Aşağıda çoğunluğu İslam Ansiklopedisi ve İhya-u Ulumiddin’den derlenen münafıklık ile ilgili bilgiler yer almaktadır.

A. İslam Asiklopedisinde Münafıklık konusu:

Münâfık kelimesi “inanmadığı halde kendisini mümin gösteren” kimse demektir. Sözlükte “(tarla faresi) yuvasına girmek; (bir kimse) olduğundan başka türlü görünmek” anlamındaki nifâk masdarından türemiş bir sıfattır. Kelimenin, “tarla faresinin bir tehlike anında kaçmasını sağlamak üzere yuvası için hazırladığı birden fazla çıkış noktasının birinden girip diğerinden çıkması” biçimindeki kök mânasından hareketle münafık, “dinin bir kapısından girip diğerinden kaçan çifte şahsiyetli kimse” olarak da tanımlanmıştır.

İslam tarihinde nifak ehli veya münafık gruplar, sürekli İslam düşmanları ile ve başta Yahudilerle işbirliği içinde olmuşlardır. Nifak ehli bir taraftan, dışarıda lobi faaliyetleri ile düşman ülkeleri İslam devleti aleyhinde kışkırtmışlar, diğer taraftan da içeride İslam muhalifi gruplarla işbirliği içerisinde olmuşlardır. Asrı saadetten günümüze kadar nifak ehlinin kendilerini topluma Müslüman olarak yansıtmaları, yıkıcı faaliyetleri gerçekleştirmelerini kolaylaştırmıştır. Meydana getirdikleri tehlikenin boyutlarının daha da artmasına ve Müslüman toplum içindeki ihanetlerini rahatça gerçekleştirmelerine imkân vermiştir. Nitekim Hz. Peygamber, Medine döneminde ortaya çıkan bu ihanet şebekesini, asla devletin stratejik konumlarına getirmemiş, onlara görev vermemiştir. Çünkü nifak ehlinin hedeflerine ulaşmak amacıyla her türlü kutsal mekânı, kavram, kurum ve kuruluşu istismar etmekten asla geri durmazlar. Nitekim Rasulüllah (s.a.s.) zamanında münafıkların, fitne, fesat yuvası olarak Medine’de Müslümanlara zarar vermek amacıyla Kuba Mescidi’nin karşısına yaptırdıkları ve nifak ehlinin toplantı merkezi hâline dönüştürdükleri Mescid-i Dırar’ı, Tebük seferi dönüşünde yıktırmak suretiyle onların bir araya gelmelerini önlediği bilinmektedir. (Hüseyin Algül, Mescid-i Dırâr, TDV İslam Ansiklopedisi, XXIX, 272-273.)

“Türkiye ve etrafında iç ve dış destekçileri ile nifak ehli emperyalist güçlerin ve kendi keyfi arzu ve istekleri doğrultusunda Müslüman kanını, malını ve ırzını göz kırpmadan heder etmektedir. Bütün bunları sözde din adına yapmakta ve sadece Müslümanları hedef almaktadırlar. Sözde İslam adına hareket ettiğini iddia eden bu nifak grupları genelde iki zihniyet yapısından beslenirler. Birincisi Hz. Ali’yi halife kabul edenleri hatta Müslüman görenleri kâfir sayıp kanını helal sayan Hariciler, ikincisi ise Hz. Ali’yi birinci halife olarak kabul etmeyenleri başta sahabe olmak üzere kendileri dışında diğer bütün Müslümanları tekfir edip, malını, canını ve ırzını helal sayan zihniyet. Her iki grubun ortak noktası dışlamacı ve tekfirci olmasıdır. Eskiden bunlar Harici, Sabbahiyye gibi daha birçok değişik isimlerle anılırken günümüzde el-Kaide, Işid, Deaş, Boko Haram, Hûşî ve Haşdi Şa’bi gibi sayıları onları geçen isimlerle cinayet şebekeleri olarak İslam coğrafyasında yıkıcı faaliyetlerine devam etmektedirler. ... Günümüzde de nifak ehlinin öncelikle dış destekleri kesilmeli, ikinci olarak da Müslümanlar arasında tevhit ve birlik şuuru tesis edilmek suretiyle iç huzur ve güvenlik sağlanmalıdır. Böylelikle nifakçılara, toplumu gruplara bölmek suretiyle birlik ve düzeni bozma imkânı verilmemiş olacaktır.” (https://dergi.diyanet.gov.tr/makaledetay.php?ID=29593)

Hızlı ve kapsamlı kültür değişmeleri, sosyal hayatı büyük çapta etkileyen siyasî hareketlerin gerçekleştiği dönemlerde zayıf karakterli kişilerde nifak denen çifte şahsiyet psikolojisinin oluşması tarihte ve günümüzde gözlemlenen bir husustur. Münâfikūn sûresi, Asr-ı saâdet’ten itibaren İslâm tarihinde müslüman toplumların önemli bir problemini teşkil eden nifakın teşhisi konusuna ışık tutmaktadır. Bazı tefsir kaynaklarında, “Münâfikūn sûresini okuyan kimse nifaktan uzak kalır” meâlinde nakledilen hadisin (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 112; Beyzâvî, IV, 282) mevzû olduğu kabul edilmiştir (Muhammed et-Trablusî, II, 723).

Kur’anı Kerim’de Münâfikūn adlı müstakil bir sûre de mevcuttur. Bu âyetlerde münafıkların itikadî durumları, psikolojik yapıları ve ahlâkî bozuklukları, toplumsal hayattaki yerleri, Hz. Peygamber’e ve müminlere karşı tutumları, âhiretteki konumları ayrıntılı biçimde anlatılır. Bu sürenin münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selûl ile ilgili olarak indiğine ilişkin rivayetler vardır. Bu şahıs Bedir Gazvesi’nden hemen sonra müslüman olmuş görünmesine rağmen, Peygamber’e ve onun tebliğ ettiği dine karşı beslediği kin ve düşmanlık duygularından hiçbir zaman kurtulamamıştır.

Münâfikūn Sûresinin muhtevasını iki bölüm halinde ele almak mümkündür. Birinci bölümde münafıkların dış görünümü ile ruhî portrelerine temas eder ve onların yeri geldikçe yemin ederek müslüman olduklarını söyledikleri, görünüşleri ve konuşmalarıyla ilgi çektikleri belirtilir (Ayet 1-8) İkinci bölümde mal hırsı ve evlât sevgisinin Allah yolundan alıkoymaması hususunda uyarılmış, infak yapmaları istenmiştir (Ayet 9-11).

Kur’anı Kerimin çeşitli âyetlerinde münafıkların niteliklerinden bahsedilmekte, meselâ; 

-dış görünüşlerinin aksine onların her şeyden korktukları, özellikle savaştan endişe duydukları (et-Tevbe 9/56-57; Muhammed 47/20-21; el-Haşr 59/11-13; el-Münâfikūn 63/4),

-cimri, yalancı ve kibirli oldukları (et-Tevbe 9/67; el-Münâfikūn 63/1, 5),

-gösterişe önem verdikleri, maddî menfaat için namaz kıldıkları, gerçekte ise dua ve ibadet hayatında isteksiz davrandıkları (en-Nisâ 4/142),

-ekini ve nesli (ekonomiyi ve kültürel hayatını) bozmaya uğraştıkları (el-Bakara 2/205),,

-kötülüğü yaygınlaştırıp iyiliğe engel olmaya çalıştıkları (et-Tevbe 9/67),

-Allah’ı ve müminleri alaya aldıkları (et-Tevbe 9/65, 79),

-müslümanlara yardım edilmesini engellemeye gayret ettikleri (el-Münâfikūn 63/7),

-müminlere karşı kin besledikleri (Âl-i İmrân 3/119),

-kötü haberler yaydıkları (el-Ahzâb 33/57-60),

-günah, düşmanlık ve Hz. Peygamber’e isyan konusunda gizli faaliyetler yürüttükleri (el-Mücâdile 58/8; krş. en-Nisâ 4/108) ifade edilmektedir.

Münafıkların cenazesini kıldırmak, onlara dua etmek ve kabirlerini ziyaret etmek, Peygamberimize ayetle (Tevbe/84) yasaklanmıştır.

Münafığın alâmetleri hakkında bilgi veren rivayetler de mevcuttur ve bunların genellikle ahlâkla ilgili olduğu görülmektedir. Meselâ bir hadiste münafıklık alâmetleri yalan söylemek, sözünde durmamak ve emanete hıyanet etmek şeklinde özetlenmiştir (Buhârî, “Îmân”, 24; Müslim, “Îmân”, 107-108).

"İman edenlerin amelleri arttıkça, münafık ve münkirlerin kızgınlıkları artar" (Prof Dr M.M. Hicazi).
...

B. İhya’da münafıklık konusu:

“Kötülükleri ve günahları bilerek işlemesinden dolayı münafıkların cezası ağırlaştırılmıştır: "Münafıklar, cehennemin en alt tabakasındadırlar." (Nisa, 145).

Hz. Ömer (ra) şöyle demiştir: "Bu ümmet için en çok, ilim bilen münafıklardan korkuyorum. Bunlar, ilimleri dillerinde olan, kalpleri cahil ve amelleri kötü kimselerdir."

Münafıklık (dinin hak olduğunda tereddüt ve şüphe etmek) ise, siyah bir leke gibi kalbe yapışır.

"Dört kötülük vardır ki, bunlar kimde bulunursa, o kimse münafıktır. Bu kötülükler; yalan söylemek, sözünü yerine getirmemek, emânete hıyanet etmek ve düşmanlıkta hak ve hukuk tanımamaktır."

Münafıklık iki çeşittir: iman nifakı ve ahlak nifakı. İman nifakı; kalbinde küfür, şüphe ve inançsızlık taşımaktır. Ahlâk nifakı; olduğu gibi görünmemek, göründüğü gibi olmamak, iki yüzlü ve karaktersiz olmak ve ahlâkî zaaflar taşımaktır.

Huzeyfe (ra) şöyle demiştir: "Münafık olan kimseler, münafık olmadıklarına emindirler”.

Zamanımızda da çoğu kimseler, maddî temizlik konusunda gelin ve damatlar gibi özen ve önem gösterirken; kalplerini kibir, ucub (kendini ve amelini beğenmek), cehalet, riyakârlık ve münafıklık pislikleriyle çürümeye terk ediyorlar. (En garip şey de, bunların kalplerinin temiz olduğunu iddia etmeleridir. İnsanın kendi kendisi hakkındaki iddiası ve şahidliği geçerli değildir. Geçerli olan, başkalarının şahidlik etmesidir. Onun için bir adam, "Ya Rasûlullah! Ben iyi olduğumu nasıl bilebilirim?" diye sorunca, ALLAH Rasûlü (sa) şu cevabı vermiştir: "Seni tanıyanlar senin iyi olduğunu söylerlerse, sen iyisin." buyurmuştur.)

"Bizim münafıklardan farkımız, yatsı ve sabah namazlarını cemaatle kılmamızdır. Çünkü, münafıklar (rahatlarını bozup) bu namazlara katılmazlar." (Mâlik).

ALLAH Teâlâ münafıklar hakkında şöyle buyurmuştur: "Namaza uyuşuk ve isteksiz bir halde kalkarlar" (Bakara, 54), "Zekât verdikleri zaman onu kendilerine zorla yüklenen bir zarar telakki ederler." (Tevbe, 98), "Savaşa götürüldükleri zaman, evde olmayı temenni ederler." (Âl-i İmran, 154, 156; Tevbe, 87, 93; Muhammed, 20) "ALLAH'ın razı olduğu işlerden hoşlanmazlar." (Muhammed, 28)”

ALLAH Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "Mümin, günahını üzerine yıkılacak bir dağ gibi görür; münafık ise onu burnuna konan bir sinek zanneder.)

İyiler iyileri, kötüler de kötüleri sever ve dost edinirler. Bu mânayı anlatmak için şöyle denilmiştir: "Mümin bir kimse, yüz münafıkla bir tek müminin bulunduğu bir meclise girse, oradaki müminle ülfet ve ünsiyet kazanır; bir münafık da yüz müminle bir münafığın bulunduğu meclise girse, oradaki münafıkla yakınlık ve dostluk kurar."

Âbdullah İbni Mübarek (ra) şöyle demiştir: "Mümin kişi mümin kardeşinin hataları için mazeret bulmaya çalışır; münafık ise, onu peşinen kötülemek ister."

ALLAH Teâlâ, müminleri akrabalığı gözetmekle vasıflandırmış, (Ra'd, 21) kâfir ve münafıkları da akrabalık bağını koparmakla tanıtmıştır. (Ra'd, 25).

Münafık iki yüzlü, iki yönlü, iki türlü olan kimse demektir. Yalnızken bir hâlde, başkası yanında başka bir hâlde olan kimse de bir anlamda münafıktır. Onun için, "Olduğun gibi görün veya göründüğün gibi ol" denilmiştir. Ancak, aşırıya kaçmamak şartıyla başkası yanında kendine çeki düzen vermek dinen yasak değildir.

ALLAH Rasûlü (as), mümin ve münafıkların alâmetleri sorulunca, şunu söylemiştir: "Müminin himmeti (akıl ve fikri) namazda, oruçta ve ibadettedir; münafığın himmeti ise yiyip içmekte ve cesedine hizmet etmektedir."

Hâtim el-Asamm (ra) şöyle demiştir: "Mümin tefekkür etmek ve ibret almakla meşguldür; münafık dünya hırsı ve uzun yaşamak hayaliyle meşguldür. Mümin yalnızca ALLAH'tan hayır bekler; münafık yalnızca ALLAH'tan hayır beklemez. Mümin sadece ALLAH'tan korkar; münafık sadece ALLAH'tan korkmaz. Mümin dinini malından ve rahatından üstün tutar; münafık malını ve rahatını dininden üstün tutar. Mümin iyi işler yapar ve, 'Eksik oldu, yetmedi, kabul olunmadı.’ diyerek bunlardan dolayı ağlar; münafık kötü işler yapar ve bunlardan dolayı güler. Mümin halveti, sükûneti sever; münafık kalabalığı, gürültüyü sever. Mümin sağlam tohum eker ve yeşermemesinden korkar; münafık çürük tohum eker ve bol hasat bekler. Mümin yapmak (yapıcı olmak) için emir ve nehiylerde bulunur; münafık ise bozmak için emreder ve nehiy yapar."

Kendisiyle tartışılan kimse münafık veya kökten inançsız bir kimse ise, buna sevgi göstermek câiz olmadığı gibi, kendisiyle tartışırken kızmak ve hırçınlık göstermek de câiz değildir. Çünkü ALLAH Teâlâ, "Onlarla en güzel şekilde tartış." (Nahl, 125) buyurmuştur. En güzel şekilde tartışmak ise, karşı tarafı ikna etmeye çalışmaktır. İkna etmek ise kızmak ve kabalık etmekle değil, delil getirmek ve inandırıcı olmakla olur.

"Ağız bozukluğu ve ayıp şeyleri konuşmak münafıklık huylarındandır." (Tirmizî).

Yerine getirmeyeceğini bile bile söz vermek münafıklıktır. ALLAH Rasûlü (as) şöyle buyurmuştur: "Kimde dört sıfat bulunursa o tam bir münafıktır. Bu sıfatlar; yalan söylemek, yerine getirmeyeceği sözü vermek, barıştıktan sonra intikam almak, kavga ederken sınır tanımamaktır." (Müttefekun aleyh).

"Yalan söylemek, münafıklık huylarından bir huydur." (Müttefekun aleyh), "Yalancılıktan uzak durun. Çünkü o diğer günahlara da vesiledir. Ve bunların hepsinin yeri cehennemdir.

"Ey Nebî! Kâfir ve münafıklarla mücahede et ve onlara sertlik göster." (Tahrim, 9).

Hased, kinden dolayı hedef insanın nimet görmesine üzülmek, belâ görmesine sevinmektir. Bu hâl, münafıkların huyudur.

ALLAH Rasûlü (as) da şöyle demiştir: "Mümin gıpta eder. Münafık ise kıskanır."

Riya münafıklıktır. ALLAH Teâlâ şöyle buyurmuştur: "Münafıklar, cehennemin en alt katındadırlar. Hiç kimse de yardım edip onları oradan çıkaramayacaktır." (Nisa, 145).

"Su, baklayı yeşerttiği gibi, şöhret ve mal düşkünlüğü de kalpte nifak (münafıklık) yeşertir.” (Hadis).

ALLAH Rasûlü (sa), münafığı ve münafıklığı şöyle tarif etmiştir: "Kimde dört huy bulunsa, o kimse hâlis (yüzde yüz) bir münafıktır. Kimde bu huylardan birisi bulunsa, onda münafıklığın dörtte biri vardır. Bu huylar; konuşurken yalan söylemek, söz verirken onu yerine getirmemek, kendisine güvenilmişken hainlik etmek (aldatmak), kavga ederken hak ve hukuka aldırmamaktır." (Müttefekun aleyh)

"Kâfir ve münafıklara itâat etme ve onların eziyetlerine katlanıp ALLAH'a tevekkül et. Vekîl 
olarak O yeterlidir." (Ahzâb, 48).

Münafıklar, peygamberimize "Sen gerçekten ALLAH’ın peygamberisin." dedikleri hâlde, "bunu kalpten söylemedikleri", yani niyet ve iradelerinde sıdk bulunmadığı için ALLAH Teâlâ onları yalanlamış ve şöyle buyurmuştur: "ALLAH şahittir ki, münafıklar yalan söylüyorlar." (Munafikûn, 1) Bu o demektir ki, dilde yalan iki türlüdür. Birincisi gerçeği çarpıtmak, ikincisi ise diliyle söylediği gerçeği kalbiyle tasdik etmemektir. Bu ikinci yalan, aynı zamanda münafıklıktır.
...
Kaynakça:



İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet ed...