Evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2026 Salı

İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet edilmesine dikkat çekmektir. 

Yazımızın sonunda mirasa ilişkin Kuran-ı Kerim ayetlerine ve Peygamberimizin (sav) mirasa ilişkin bazı hadislerine yer verilmiştir. Çok geniş bir konu olan miras hukuku konusunda fıkıh kitaplarına başvurulabilir.

"İslâm’ın ıslah edip düzelttiği müesseselerden birisi de “miras” hukukudur. Çin, Japon ve Roma hukukları ile câhiliye dönemi Arapları, kadını mirastan tamamen mahrum bırakmışlardı. Kızın, babasının malında hiçbir hakkı yoktu. Miras doğrudan doğruya erkek evlada kalırdı. Yahûdilikte de kadın kocasına ve erkek kardeşi varsa babasına mirasçı olamazdı. 

İslâm’da kadına miras hakkı tanınmış ve anne, nine, eş, kız çocuğu, kızkardeş olma durumuna göre alacakları pay ayrı ayrı tesbit edilmiştir. (Nisâ, 11-12.)

İslâm hukûkunda evlilik, her zaman karı ve kocanın mallarının ayrı olması esasına göre yapılır. Eğer koca iflâs ederse, kadın buna katılmakla yükümlü değildir, onun malına kimse dokunamaz. Kadın çalışır, miras veya hediyeler alırsa, eline geçen bu imkânları istediği gibi değerlendirir. Bir bakıma kadın, erkekten daha bağımsızdır.

İslâm’a göre, kızın çalışıp kazanma mecbûriyeti yoktur. Bu, ona gösterilen bir şefkat ve merhametin neticesidir. Kız, baba evinde bulunduğu müddetçe ihtiyaçları babası ve onun yerindeki yakın erkek akrabaları tarafından karşılanır. Evlendikten sonra da geçimi, nafakası ve ihtiyaçları kocasının üzerine geçer. Kadın, kendi malını, evin ihtiyaçları için harcamaya zorlanamaz. Kadının yeme, içme, giyim kuşam ve benzeri bütün ihtiyaçlarını görmek kocasının vazifesidir. Hatta erkek, evine bakmaktan vazgeçer yahut cimri davranarak servetine göre bir harcamada bulunmazsa, kadının kocasını şikâyet etme hakkı vardır."*

"Miras, bir kişinin ölümüyle geride bıraktığı tüm mal varlığı, haklar ve borçların (tereke) yasal mirasçılara veya vasiyetname ile belirlenen kişilere geçmesidir.

Fıkıh terimi olarak irs ve miras, ölen bir kimsenin (mûris) mal varlığının âkıbetini düzenleyen kuralların bütününü ifade eder.

İslâm mîras hukûkunda, paylar ile mükellefiyetler arasında adâletli bir denge gözetilmiştir. Harcaması fazla olan erkeğe, kadına nisbetle daha fazla pay verilmiştir. Çünkü evlenir­ken mehir verip düğün masrafını üstlenmekle berâber ev geçindirmeye kadar bütün maddî har­camalar husûsunda âilenin mes’ûl şahsı erkektir.

Yâni İslâm mîras hukûkundaki kadın-erkek farkı, yükümlülük ve sorumluluk farkına bağlıdır. Bu ikisi arasında bir denge kurulmuştur. Kadın, nesli korumak, bunun için evlât yetiştirmek ve âile düzenini temin etmek gibi ağır mükel­lefiyetler sebebiyle âilenin geçiminden mes’ûl tutulmamıştır. Bu sebeple de mî­rasta hissesi yarıya indirilmiştir. Bu  hisse de, bir kısım kadınların evlenememesi, ya da boşanma durumunda kalması veya birtakım şahsî ihtiyaçları düşünülerek verilmiştir.

Kadına göre erkeğin miras hissesi küçülür!
"Vaktiyle bir adam bir âlime, "Neden Kur'ân erkeğe kadının iki katı miras vermiş?" diye sormuş. Âlim, "Kur'ân bunun aksini yapmış, yani kadına erkeğin iki katı vermiş." demiş. Adam şaşırıp, "Nasıl olur?" deyince de âlim olayı şöyle anlatmış: "Diyelim ki, bir baba öldü ve biri erkek, diğeri kız iki çocuk bıraktı. Babanın bıraktığı mal üçe bölündü ve bunun üçte ikisi erkek çocuğa, üçte biri de kız çocuğa verildi. Ondan sonra erkek çocuk evlendi ve aldığı iki hisseli mirasın bir hissesini sıdak (mehir) olarak evlendiği kadına verdi. Bu sıdakı (mehri) da Kur'ân farz kılmıştır. Erkeğin elinde bir hisse kaldı. Bu arada kız da evlendi ve kocasından bir hisse kadar sıdak (mehir) aldı. Böylece, erkeğin hissesi bire inerken, kadının hissesi iki oldu. Bundan sonra erkek kardeşin eşini besleme mecburiyeti, kız kardeşin ise eşi tarafından beslenmesi de hesaba katılırsa, erkek çocuğa verilen miras hissesi daha da küçülür." (İhyau-Ulumiddin-İmam Gazali).

Anne ve babanın hiçbir zaman mirastan mahrum olmadığı ve ölenin kızları yanında amca oğlunun bile mirasçı olabildiği dikkate alınırsa bu hukuk sisteminde mirasçıların çerçevesinin daha geniş tutulduğu söylenebilir. En yakın mirasçıdan en uzak mirasçıya kadar her dereceden mirasçının üçte iki oranında mahfuz hissesi vardır; başka bir ifadeyle mûris bütün mirasçılar bakımından üçte bir oranında tasarruf nisabına sahiptir. Mirasçıya vasiyet câiz değildir.

Mirasçılıktan söz edebilmek için veraset sebepleri yanında bazı şartların bulunması gerekir. 
1. Mûrisin vefat etmiş olması. Hayatta olan bir kimsenin malına mirasçı olunamaz; ancak kendisinden uzun süre haber alınamayan (mefkūd) ve dinden dönüp dârülharbe iltica eden kişiler hakkında mahkemece hükmen vefat kararı verilmesi durumunda bunların malları belirli sorumluluk hükümleri çerçevesinde mirasçılarına paylaştırılabilir. 
2. Mûris öldüğü sırada mirasçının hayatta bulunması. Önce ölen sonra ölene mirasçı olamaz. Birlikte ölenler de birbirlerine mirasçı olamazlar. Anne karnındaki çocuğun (cenin) miras payı ayrılır; sağ doğması halinde mülkiyetini kazanır, ölü doğduğu takdirde miras onun yokluğuna göre yeniden hesaplanır. Haksız bir fiil neticesinde ölü doğması durumunda sağ doğmuş gibi işlem yapılır. 
3. Miras engellerinin bulunmaması. Vârisin mûrisini öldürmesi mirasçılığa engel olmakla birlikte kasıt dışı öldürmelerin bu kapsamda sayılıp sayılmayacağı tartışmalıdır. Mûrisin veya mirasçının gayri müslim olması, liân veya zina gerekçesiyle çocuğun babaya nisbet edilmemesi, kölelik, mûrisle vârisin hangisinin önce öldüğünün bilinmemesi de miras engelleri arasındadır. Mahrumiyet şahsîdir; meselâ bir kimsenin öldürme sebebiyle mirastan mahrum olması çocuklarının da mahrumiyetini gerektirmez.**
...

MİRAS İLE İLGİLİ AYETLER:*** 

(Bakara/180. Ayet): "Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı."

(Nisâ / 7. Ayet): "Ana babanın ve akrabanın vefat edip geride bıraktığı mallarda erkek mirasçıların bir payı olduğu gibi; ana babanın ve akrabanın vefat edip geride bıraktığı mallarda kadın mirasçıların da bir payı vardır. Bunlar, gerek az olsun gerek çok olsun, Allah tarafından takdir edilmiş ve mirasçıya verilmesi gereken paylardır."

(Nisâ / 8. Ayet): "Miras paylaştırılırken, mirasçı olmayan akrabalar, yetimler ve fakirler de orada hazır bulunuyorlarsa, onlara da bu mirastan bir şeyler verin ve gönüllerini alacak tatlı güzel sözler söyleyin."

(Nisâ / 11. Ayet): "Çocuklarınızın mirastan payları konusunda Allah size şu emirleri veriyor: Erkek çocuğun payı, kız çocuğun payının iki katıdır. Eğer çocukların hepsi kız ve ikiden fazlaysa, mirasın üçte ikisi onlarındır. Eğer kız çocuk tekse mirasın yarısını alır. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan ana-babasından her birine altıda bir pay düşer. Eğer çocuğu yoksa, tek vârisi de ana-babasıysa, o takdirde mirasın üçte biri annenindir. Ölenin kardeşleri varsa, o zaman annenin payı altıda birdir. Bütün bu taksimler, ölenin yaptığı vasiyet yerine getirildikten ve varsa borcu ödendikten sonra yapılacaktır. Ana babanız ve çocuklarınızdan hangisinin faydaları itibariyle size daha yakın olduğunu siz bilemezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından belirlenmiş ve mutlaka sahiplerine verilmesi gereken paylardır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır."

(Nisâ / 12. Ayet): "Hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirâsın yarısı sizindir. Çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Fakat bu taksim, vasiyetlerinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra yapılacaktır. Sizin çocuklarınız yoksa, bıraktığınız mirasın dörtte biri dul eşlerinizindir. Çocuklarınız varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Fakat bu taksim, vasiyetinizin yerine getirilmesinden ve borçlarınızın ödenmesinden sonra yapılacaktır. Eğer mirâs bırakan erkek veya kadının ana babası ve çocukları yok da, sadece bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, bu durumda onların her birine altıda bir pay düşer. Bundan fazla iseler, üçte bire ortak olurlar. Ama bütün bunlar da, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonradır. Ancak vasiyetin yerine getirilip borcun ödenmesinde mirasçılar zarara uğratılmamalıdır. Bunlar, Allah’ın size olan emridir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, cezalandırmada acele etmeyendir."

(Nisâ / 13. Ayet): "İşte bunlar Allah’ın belirlediği sınırlardır. Kim Allah’a ve Pey­gam­beri’ne itaat ederse Allah onu, içinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. İşte en büyük başarı ve kurtuluş budur."

(Nisâ / 19. Ayet): "Ey iman edenler! Kadınları mirâs yoluyla zorla almanız size helâl değildir. Onlar apaçık bir hayâsızlık yapmadıkça, kendilerine verdiğiniz şeylerin bir kısmını geri almak için onları sıkıştırmayın. Eşlerinizle hoşça ve güzelce geçinin. Onlardan hoşlanmazsanız da sabredin. Olabilir ki bir şey hoşunuza gitmez de, bakarsınız Allah onda sizin için pek çok hayırlar takdir etmiştir."

(Nisâ / 32. Ayet): "Allah’ın bir kısmınıza diğerlerinden daha fazla verdiği, dolayısıyla başkalarında bulunup sizde olmayan şeylere göz dikip imrenmeyin. Erkeklere çalışıp kazandıklarından bir pay olduğu gibi, kadınlara da çalışıp kazandıklarından bir pay vardır. O halde çalışın da, daha hayırlı şeyleri Allah’ın lutfundan isteyin. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir."

(Nisâ / 33. Ayet): "Ana baba ile yakın akrabanın ölümden sonra bırakacakları her terike için vârisler belirledik. Yemin ederek kendileriyle sözleşme yaptığınız kimselerin paylarını da verin. Muhakkak Allah her şeye hakkıyla şâhittir."

(Nisâ / 126. Ayet): "Göklerde olanlar da yerde olanlar da hepsi Allah’ındır. Allah, ilim ve kudretiyle her şeyi kuşatmıştır."

(Nisâ / 176. Ayet): "Rasûlüm! Senden açıklama istiyorlar. De ki: “Allah size şimdi kelâle (geride vâris olarak baba ve çocuk bırakmadan ölen kişinin mirası) hakkında açıklama yapıyor: Bir erkek ölür, geride çocuğu kalmaz, bir kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı o kız kardeşindir. Kız kardeş geride çocuk bırakmadan ölürse, erkek kardeş onun bütün malına mirasçı olur. Ölen erkeğin geride iki kız kardeşi kalırsa, bunlar mirasın üçte ikisini alırlar. Vârisler, erkek ve kız kardeşler ise, bir erkeğe iki kız payı verilir. Allah size bu hükümleri açıklıyor ki, herhangi bir yanlışlığa ve şaşkınlığa düşmeyesiniz. Allah, her şeyi hakkıyla bilmektedir."

(Fecr / 19. Ayet): "Mirastan ne gelse, helâl-haram demeden alabildiğine yiyorsunuz."

(Ahzap / 6.Ayet): "Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın Kitab’ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap’ta yazılıdır."
..

MİRAS İLE İLGİLİ BAZI HADİSLER:**** 

Miras malını hisse sahipleri arasında Allah"ın Kitabı"na göre taksim edin…” (M4143 Müslim, Ferâiz, 4; D2898 Ebû Dâvûd, Ferâiz, 7).

"Her kim (öldükten sonra) geride mal bırakırsa, o mal mirasçılarınındır. Kim ardında bakıma muhtaç kimse (veya alacaklı) bırakırsa, onun bakımı bize aittir.” (B6763 Buhârî, Ferâiz, 25; M4161 Müslim, Ferâiz, 17).

Katil, (öldürdüğü kimseye) mirasçı olamaz.” (T2109 Tirmizî, Ferâiz, 17).

“Karı ve kocadan birisi eşini kasten öldürdüğü zaman, diyetinden ve malından hiçbir şeye vâris olamaz. Eğer bunlardan birisi diğerini yanlışlıkla öldürürse onun malına vâris olur, fakat diyetinden miras alamaz.” (İM2736 İbn Mâce, Ferâiz, 8.)

"Üçte birini sadaka olarak dağıtabilirsin! Hatta üçte biri dahi çoktur! Mirasçılarını varlıklı olarak bırakman, onları insanlara ellerini açar ve muhtaç bir hâlde bırakmandan daha hayırlıdır." (B6373 Buhârî, Deavât, 43).

"ALLAH Rasûlü’nün mirasını merak ediyorsanız, size söyleyeyim. Onun mirası altın ve gümüş değil, ALLAH Teâlâ'yı zikretmek ve Kur'ân okumaktır." (Ebu Hureyre ra).

"İnsanoğlu, ‘Malım! Malım!’ der. Halbuki onun malı, verdiği sadakalardan ve yaptığı hayırlardan ibarettir. Bundan ötesi ise miras olarak başkasına kalır." (Müslim).

"İnsanın üç dostu vardır. Bunlardan birisi ölümüne kadar onun yanındadır. Bu onun malıdır. Birisi kabre kadar onunla beraberdir. Bu onun aile fertleridir. Birisi de mahşere kadar onunla beraberdir. Bu onun amelidir." (Buharî, Müslim, Ahmed, Taberanî).

Yedi sey vardır ki, kul vefâtından sonra kabrindeyken de bunların ecri kendisine ulasır: Öğrettiği ilim, akıttığı su, açtığı su kuyusu, diktiği meyve ağacı, insâ ettiği mescit, okunmak üzere miras bıraktığı Mushaf-ı Serif, vefatından sonra kendisine istiğfar edecek hayırlı evlâd.” (Beyhakî, Suab, III, 248; Heysemî, I, 167)

"Esved İbnu'l-Yezid anlatıyor: "Bize (Yemen'e), Muaz radıyallahu anh, muallim ve emir olarak geldi. Ona, bir kızla bir kızkardeş bırakarak ölen kimse(nin veraset durumu) hakkında sorduk. O, kız için yarım, kızkardeşi için de yarıma hükmetti. O sırada Aleyhissalatu vesselam sağdı." (Buhari, Feraiz 6, 12; Ebu Davud, Feraiz 4).
...
Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir:
1.Kul hakkı (İhya'dan) 171021
2.Muhabbet 111121
3.Kadınlar 080322
4.Huzur 190622
5.Ev hanımları, sigorta, emeklilik 290722
6.Hak 011122
7.Adalet 041122
8.Hayat, Ömür 141222
9.Ahlâk 120723
10.Vakıf! Vakıflar! Fonksiyonları 070524
11.Evlilik ve Aile 240425
12.Kadının aile ve iş hayatı 070825
13.İSLAM AHLAKI-1(Ahlak, tanımı, ilahi, şahsi, ailevi ve toplumsal görevler), 270126
14.ECEL İle İlgili Ayetler 080226
15.MEHİR 010626

Yararlanılan kaynaklar:



1 Haziran 2026 Pazartesi

MEHİR 010626

Bu yazımızın amacı evlenen kadının hakkı olan mehir konusuna dikkat çekmektir. İslam'da kadının gerek mehir gerekse miras haklarının teslim edilmesi gerekmektedir.

Mehir, İslam hukukunda erkeğin evlenirken eşine verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para, mal veya kıymetli eşyadır. 

Kadının hakkı olan mehir, doğrudan kadının mal varlığına geçer. 

Kur'an-ı Kerim'de Nisa Suresi 4. ayetle emredilen mehir, dini bir yükümlülüktür.

Mehir nikâh akdi sırasında belirlenir, ancak ödeme zamanı peşin veya sonradan (müeccel) olabilir. Hanefi mezhebine göre en az 10 dirhem gümüş (yaklaşık 30 gram altın değerinde) olması tavsiye edilir. Mâlikîler 3 dirhem kadar gümüş değerini alt sınır kabul etmişlerdir; Şâfiî ve Hanbelîler’de ise bir alt sınır belirlenmemiştir. Mehir, başlık parası değildir; doğrudan kadına aittir. Boşanma durumunda mehir, kadına ödenmek zorundadır

Mehrin; mehri muaccel ve mehri müeccel şeklinde iki tür uygulaması vardır.

Mehr-i Muaccel: Nikâh anında veya peşin olarak verilen mehirdir.

Mehr-i Müeccel: İleride, özellikle boşanma veya ölüm halinde verilmesi taahhüt edilen ertelenmiş mehirdir.

Kur’ân-ı Kerîm’de kendileriyle evlenilen kadınlara mehirlerinin verilmesi gerektiği belirtilmiş (el-Bakara 2/236-237; en-Nisâ 4/4, 24, 25; el-Mâide 5/5), hadislerde de mehirle ilgili fıkhî hükümlerin ayrıntıları yer almış, ayrıca evlenmeyi zorlaştıracak tarzda mehir miktarında aşırıya kaçılmaması öğütlenmiştir.
 
Mehir boşama hakkı elinde bulunan koca bakımından bir “boşama engeli ve müeyyidesi”, kadın için de bir maddî teminattır, yeni bir evlilik yapıncaya veya maişet imkânı buluncaya kadar bir süre hayatını idame ettirme vasıtasıdır. 

Mehir hukukçuların çoğuna göre evliliğin şartlarından değil sonuçlarından biridir. Bu sebeple nikâh esnasında mehir belirtilmemiş, hatta verilmeyeceği şart koşulmuş bile olsa evlilik geçerlidir. Ancak mehri nikâhın şartlarından kabul eden Mâlikîler böyle bir şartla yapılan evliliği geçerli saymaz. Kur’ân-ı Kerîm’de mehir belirlemeden evlenen çiftlerin boşanmaları halinin düzenlenmesi (el-Bakara 2/236) mehir belirlenmeyen evliliklerin geçerli olduğunu göstermektedir. Bu durumda önceden kararlaştırılmış bir mehir (mehr-i müsemmâ) olmadığından benzer şart ve konumdaki kadınlara ödenen miktar (mehr-i misil) esas alınır. Belirlenen mehrin bir sebeple geçersiz olması halinde de misil mehir ödenir. 

Para, eşya (mütekavvim mal) ve ekonomik değeri olan menfaat -meselâ bir mülkün belirli bir süre kullanım hakkı- mehir olarak belirlenebilir; ekonomik değeri olmayan menfaatler -mevcut eşini boşamak, bulunduğu şehirden başka şehre göç etmemek gibi- mehir olarak tesbit edilemez.* 

Mehir ile ilgili ayetler:** 

(Bakara / 229. Ayet): "Boşamadan iki defa geri dönülebilir. Bundan sonra erkeğin vazîfesi ya güzelce geçinmek veya tatlılıkla ayrılmaktır. Ey kocalar! Boşanma durumunda, daha önce kadınlarınıza vermiş olduğunuz mehir ve hediyelerden hiçbir şeyi geri almanız size helâl değildir. Ancak karı koca Allah’ın koyduğu ölçülere riâyet edemeyeceklerinden endişe ederek boşanmak isterlerse durum değişir. Ey hakemler, veliler! Karı kocanın Allah’ın koyduğu ölçülere riâyet edemeyeceklerinden endişe ederseniz, bu durumda kadının, kocasından aldığının bir kısmını boşanmak için ona geri vermesinde, erkeğin de bunu almasında ikisine de bir günah yoktur. Bunlar Allah’ın belirlediği sınırlardır, sakın bu sınırları aşmayın. Kim Allah’ın koyduğu sınırları çiğnerse, işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir."

(Bakara/ 236. Ayet): "Kadınları boşarsanız, onlarla birleşmemiş ve mehir de belirlememiş olursanız malî bir sorumluluğunuz yoktur. Zengin gücü yettiği kadar, eli darda olan da gücü yettiği kadar olmak üzere, onlara mâkul, gönül alıcı bir şeyler verin; iyiler için bu bir borçtur."

(Bakara / 237. Ayet): "Mehirlerini belirlediğiniz halde kendileriyle cinsî münâsebette bulunmadan onları boşarsanız, bu durumda kararlaştırdığınız mehrin yarısını onlara vermeniz gerekir. Ancak kadınlar alacakları mehirden vazgeçebilir veya nikâhı elinde bulunduran erkekler mehrin tamamını bağışlayabilir. Fakat ey erkekler! Sizin cimrilik yapmayıp mehrin tamamını vermeniz takvâya daha uygun bir davranıştır. Birbirinize erdemli ve lutufkâr davranmayı ihmal etmeyin. Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir."

(Nisâ / 4. Ayet): "Evlendiğiniz kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Eğer mehrin bir kısmını kendi arzularıyla size bağışlarlarsa, onu da gönül rahatlığı içinde afiyetle yiyin."

(Mehir, sadâk, nihle, ecir (çoğulu ücûr) kelimeleri, evlenme akdinde erkeğin kadına verdiği (muaccel) veya borçlandığı (müeccel) malı ve meblağı ifade eder. Bazı toplumlarda erkekler kadınları zorla alırlardı; sonra velilerine (yakın akraba olan erkeklere) bir ödeme yaparak kadınlarla evlenme yoluna gidildi. Ülkemizin bazı yörelerinde âdet olan başlık ödemesi bu uygulamanın bir kalıntısıdır. İslâm bunları ortadan kaldırdı, velilerin bir mal veya meblağ karşılığında velâyetleri altındaki kızları kocaya vermelerini yasakladı. Bunun yerine, bir karşılık beklemeden, alım-satım mahiyetinde olmaksızın, kocanın eşine bir hediye vermesini veya borçlanmasını gerekli kıldı, bu “gerekli hediye”nin adı da–en yaygını mehir olmak üzere– yukarıdaki kelimelerle ifade edildi. Kadınların zayıflığından istifade ederek borçlandıkları mehri ödemeyen veya verdiklerini geri alan erkekler de bulunduğu için âyette “Kocaları eşlerine versin” gibi bir ifade yerine “Kadınlara mehirlerini verin” ifadesi tercih edilmiş, bu hakkın yerine getirilmesi bir sosyal ve hukukî vazife olarak telakki edilsin istenmiştir. Mehir bir yandan kadınlara verilen değerin ve onlara karşı gösterilen rağbetin bir sembolü, diğer yandan da bir teminat, bir güvenlik vasıtasıdır. Mehrin teminat oluşu iki noktada kendini gösterir: a) Boşamayı güçleştirmesi. Çünkü mehir borçlanılmış ise boşama halinde erkek tarafından derhal ödenecektir, yani boşama bir malî külfet getirmektedir. Peşin ödenmiş ise yeniden evlenme yeni bir ödemeyi gerektirecektir. b) Kendi imkânlarına dayalı ekonomik yeterliği bulunmayan kadınlar için mehrin bir müddet ihtiyaç karşılama vasıtası olması. Boşanmış kadın, bu sayede yeni bir iş, eş veya himaye elde edinceye kadar aç ve açıkta kalmayacaktır. Mehrin kocaya bağışlanması câizdir; ancak bu konuda maddî veya mânevî bir baskı yapılmayacak, bağışlama mutlak mânada gönül rızâsına dayanacaktır. Bu konuda titiz davranan bazı müctehidler, dilediği zaman kadının bağışladığı mehri geri isteyebileceğine hükmederken “rızânın devamlı olmasını” şart koşmuş gibidirler. (DİB tefsir, Nisa/4))

(Nisâ / 20 ve 21. Ayetler): "Eğer siz bir eşi boşayıp da yerine bir başka eş almak isterseniz, boşadığınız eşe yüklerle mehir vermiş olsanız bile, ondan hiçbir şeyi geri almayın. Yoksa siz fuhuş yaptı diye eşinize iftira ederek ve apaçık bir vebâl yüklenerek mi verdiğinizi geri alacaksınız? Hem onu nasıl geri alabilirsiniz ki? Zira sizler evlenip birbirinizle içli dışlı beraber oldunuz, üstelik onlar da sizden kesin bir söz aldılar."

(Nisâ / 24. Ayet): "Sahip olduğunuz cariyeler müstesnâ, evli kadınları nikâhlamanız da size haram kılınmıştır. İşte bütün bunlar, Allah’ın sizin için belirlediği kesin hükümlerdir. Bu sayılanların dışındaki kadınları, iffetli yaşamak, zinâ etmemek ve mehirlerini ödemek şartıyla nikâhlamanız size helâldir. Bu şartlar altında onlardan hangisiyle bir arada bulunup beraberliklerinden yararlanmak istiyorsanız, üzerinizde bir borç olarak belirlenmiş olan mehirlerini ödeyin. Fakat mehrin miktarını belirledikten sonra onu aranızda karşılıklı rızâ ile artırıp eksiltmekte size herhangi bir günah yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır."

(Nisâ / 25. Ayet): "İçinizde hür mü’min kadınlarla evlenecek servet ve imkânı bulunmayanları, sahibi olduğunuz mü’min cariyelerle evlendirin. Allah sizi imanlarınızla değerlendirir ve her birinizin imanının keyfiyet ve derecesini çok iyi bilir. Hür olsun, câriye olsun hepiniz aynı kökten birer insan; mü’minler olarak da aynı dinin ve aynı toplumun mensuplarısınız. O halde câriyeleri, iffetli yaşamaları, açıkça veya gizli dostlar tutarak zinâ etmemeleri şartıyla ve sahiplerinin de izniyle nikâhlayın. Mehirlerini de dinin ve örfün gereklerini dikkate alarak güzelce verin. Evlendikten sonra zinâ ederlerse onların cezası hür kadınların cezasının yarısıdır. Câriyelerle evlenme izni, içinizden kötü yola düşmekten korkanlar içindir. Ancak sabredip onlarla evlenmemeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir."

(Maide / 5. Ayet): "Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır."
...

Mehir ile ilgili bazı hadisler:***
Şüphesiz, şartların yerine getirilmeye en lâyık olanı, kadınları kendinize helâl kıldığınız (mehir) şartıdır.” ( M3472 Müslim, Nikâh, 63).

"Mehrin en hayırlısı, en kolay (külfetsiz ve ödemesi erkeğe en kolay) olanıdır." (Ebû Dâvûd, Nikâh 31).

"Kadınların en bereketli olanı, mehir konusunda en fazla kolaylık sağlayanlarıdır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned).

"Tez evlenmek, tez doğurmak ve nikâhın (mehrinin) az olması kadının bereketindendir." (Ahmed b. Hanbel, Müsned).

"Bir sahabe, verecek malı bulunmadığını söyleyince Peygamberimiz (s.a.v.) ona "Demirden bir yüzük bile olsa bul ve ver" buyurmuştur" (Buhârî, Nikâh 14). 

"Başka bir rivayette mehir bir çift ayakkabı olarak belirlenmiş ve Efendimiz (s.a.v.) bunu onaylamıştır" (Ebû Dâvûd, Nikâh 31).

"Hz. Ali ile Hz. Fâtıma evlenirken demir bir zırh mehir olarak verilmiştir" (İbn Mâce, Nikâh 40).

"Hz. Enes'in naklettiğine göre, Ebu Talha ile Ümmü Süleym (r.anhuma) arasındaki evlilikte İslâm ile şereflenmek (Müslüman olmak) mehir olarak kabul edilmiştir" (Nesâî, Nikâh 68).

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir:

1.Kurnazlık! 130821
2.Esirgediğimiz Bazı Davranışlar101021
3.Kul hakkı (İhya'dan) 171021
4.Muhabbet 111121
5.Kadınlar 080322
6.Huzur 190622
7.Ev hanımları, sigorta, emeklilik ...290722
8.Merhamet 190822
9.Ailede huzur 240922
10.Hak 011122
11.Adalet 041122
12.Hayat, Ömür 141222
13.Kur'an-ı Kerim Tefsirinden Notlar 160623
14.Evlilik ve Aile 240425
15.Kadının aile ve iş hayatı 070825
16.Nedir Bu ŞIMARIKLIK? 190925
17.İSLAM AHLAKI-1(Ahlak, tanımı, ilahi, şahsi, ailevi ve toplumsal görevler), 270126

Yararlanılan kaynaklar:



20 Haziran 2025 Cuma

Dokuzuncu Hariciye Koğuşu 200625

Peyami Safa'nın Dokuzuncu Hariciye Koğuşu romanını tekrar okudum! Okuduğum baskısı Ötüken yayınlarının 2000 yılı basımı ve bu kitap 33. kez basılmış. Üzüldüm!

Çünkü; romanda İslami hiçbir şey yok. Sanki romana konu ettiği bu ülke insanlarının İslami hiç bir yaşantıları yok, İslam'dan uzaklar, ne bir selamlaşma (selamünaleyküm) var, ne besmele var, ne abdest var, ne namaz var, yani İslamı çağrıştıracak hiç bir iz, hiç bir işaret yok. Veya bunlardan bahsetmek sanki yasak! Sanki İslamı hayatımızdan çıkarmak için verilen çabanın bir örneği! Kitaplardan da çıkarmışlar! 

Ama roman kahramanı, sözlenme aşamasındaki akrabasının/yengesinin kızı ile odasında hatta yatağında yalnız kalıp tekrar tekrar öpüşebiliyor. Ve yazar bu sahneleri maalesef detaylıca betimliyor. Daha ileriye de gidebilirmiş ama bunu yapmıyor güya dürüstlük sergiliyor. Ve bu durum Romanda bu durum çok normalmiş gibi işleniyor. Masum bir aşk diye de pazarlanıyor!

Yazarın Fransızca bildiğini romanına serpiştirdiği Fransızca sağlık terimlerinden anlaşılıyor. Ayrıca yazarın batıdan/Fransa'dan etkilendiği çok açık ve batı/Fransız hayat tarzını Türk usulü hayat tarzı gibi kitabına konu etmiş. 

Ve bu kitap Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ortaöğretim öğrencilerine tavsiye edilen 100 temel eser listesinde yer alıyor. 

Peki bu romanı okuyan "orta öğretim öğrencileri" etkilenmez mi? Elbette etkilenir! Hele hele ilmihal bilgileri yoksa, o tavırları normal zanneder ve belki de hayatına tatbik etmek ister. Daha gencecik insanlara nikahsız birliktelikler aşılamanın bir anlamı var mı?

Kitabın ahlaken vereceği tahribatı koskoca milli eğitim camiasından fark eden kimse olmamış mı? Talim Terbiye Kurulu, danışmanlar, bürokratlar eğitim ordusu bunları dikkate almaz mı? Bu tür kitapların okullarda okuyun diye önerilmemesi gerekir! Hatta bu kitabın Millî Eğitim Bakanlığı tarafından ortaöğretim öğrencilerine tavsiye edilen 100 temel eser listesinden çıkarılması önerilir.

Aynı hisleri Sebahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sında bu kez Alman versiyonu olarak, yine nikahsız birlikteliklerin hikaye edildiğini görmüştüm ve aynı eleştirel durumu o kitap için de tekrarladığımı belirtmek isterim.

Öğrencilere milli ve manevi değerleri işleyen, çalışmayı, araştırmayı, üretmeyi, analiz etmeyi, sorgulamayı aşılayan, öğreten kitapların önerilmesi gerekir!

Değerlerimize uygun kitapların (roman, hikaye vb)  çokça yazılması gerektiğini bir kez daha anladım. Necip Fazıl gibi yazarların ne kadar değerli olduklarını da anladım!

Maddi ve manevi kalkınma dileklerimle...

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.

1.ÜLKE'DEKİ BAZI TEMEL PROBLEMLER 250425
2.Evlilik ve Aile 240425
3.TV Yayınları-II: 180425
4.Sessiz Reformlar ve İtibarsızlaştırma Söylemleri 140824
5.Ön Yargılı ve Müzmin Muhaliflik Tavırları 301023
6.Rejimler; Krallıklar, Cumhuriyetler ve Türkiye Yüzyılı 291023
7.ABD ve Batı 111023
8.AKIL 140923
9.Fitnecilik, Fesatçılık, Psikolojik Harp! 090923
10.Değer, Kıymet 061122
11.Evlilik üzerine 111022
12.İlim Pazarından Alışveriş 220422
13.Değerlerimize yabancılaşanlar, yabancılaştıranlar! 110322
14.İnsana yatırım 030122
15.Değerler ekonomisi modeli! (öneridir) 071221
16.ABD ve Batı’nın Emelleri! 250521










13 Mayıs 2025 Salı

Evlilik ve Aile 240425:

Evlilik dinimizde teşvik edilmiştir. Evlilik öncesinde, evlilik sırasında ve evlendikten yani Aile olduktan sonraki durumlarda yapılması ve dikkat edilmesi gereken hususlara ilişkin muhtelif yazılar yazdık. Bu yazılara blog adresimizden.(https://alinural.blogspot.com/) ulaşılabilir. 

Bazıları:

1.Evlilik Süreci (Gözden Geçirilmiş) (2015-2020).

2.Evlilikleri kolaylaştırmak (Adıyeler) (2015).

3.Evliliği Olumsuz Etkileyen Davranışlar (2016).

4.Evliliği Olumlu Etkileyen Davranışlar (2016).

5.Büyükler evlendirmek isterken, gençler niçin nazlanır? (2016).

6.Gül Hikayesi (2017).

7.Sağlıklı Evlilik, Sağlıklı Aile (2017).

8.Bekâr Kalmak veya Evlenmek (2017).

9.Evlilik Öncesi İzlenecek Yol (Evliliği Zorlaştıran İnsanın Kendisi mi?) (2017).

10.Sağlıklı Aile Kampanyamız (Bir Sosyal Deney) (2020).

11.Geç Evlenme (video)(2020).

12.Evliliğin Hâl İlmi (2021).

13.Evlilikte Tavır (2021).

14.Üslup (2022).

15.Ailede Huzur (2022).

16.Aile Üzerine (2022).

17.Evlilik Üzerine (2022).

18.Evlilikte her şey mükemmel değildir, sıkıntılar da olacaktır (2022).

#evlilik #aile #alinuralca #HayatınİçindenAnalizler #AdıyeKültürü



23 Kasım 2022 Çarşamba

Evlilikte de her şey mükemmel değildir, sıkıntılar olacaktır 231122:

Dünyadaki hiçbir şey insanı ve insan nefsini tam olarak tatmin etmez. Her zaman bir şeyler eksik kalır veya insan öyle zanneder ya da oldukça olmayanı ister ve bu isteklerin ya da beklentilerin sonu gelmediği gibi tam olarak ne istediğini de bilmez.

Evlilik de insanın dünyadaki hayatının bir parçasıdır, aynen aile hayatı, okul hayatı, iş hayatı, sosyal hayatın diğer ortamları gibi. İnsan hayatı ne ise evlilik hayatı da onun bir türevidir. Yani mutluluklarıyla mutsuzluklarıyla, huzuruyla huzursuzluklarıyla, başarılarıyla başarısızlıklarıyla hayatta yaşanan şeyler evlilik hayatında da yaşanır.

Dolayısıyla evlilik hayatının her anının, mutlu ve huzurlu geçeceği beklentisi oluşmamalıdır. İnsan, dünya hayatında yaşadıklarının her birinden bir parçasını da evlilik hayatında yaşayacaktır. Bu gerçeği bilmek gerekir. Çok aşırı ve mükemmel bir beklenti içerisine girmemek gerekir.

Zira, insanlar hayallerini bağdaştırdıkları kişi ile evleniyor ama mutlu olamıyorlar niçin? Çünkü mutluluğun reçetesi sadece hayaller değil; gerçekçi yaklaşım, mantık, kültür, denklik, beklenti, sevgi, saygı, huy güzelliği, hoşgörü gibi pek çok faktörü de içerir

Hayatta her şey bir ölçü ve dengede yaratıldığına göre evlilikte de bir denge vardır ve insan hayatını düzene koyan bir kurumdur. Evlilikte dengeyi gözetmek gerekir. Evlilik Allah’ın (cc) emridir ve Peygamber Efendimizin (sav) sünnetidir. Bunun için evlenmek gerekir, zamanında evlenmek ve evlendirmek gerekir, düğün merasimlerini ve masrafları abartmamak gerekir, evlilikleri kolaylaştırmak gerekir.

Niçin evlenmek gerektiği, evlilik öncesinde, evlilik sırasında yani nikahta ve evlilikte yani aile yaşantısında dikkat edilmesi gereken hususlar, ilmihal kitaplarında ve bu konuda yazılmış kitaplarda detaylıca konu edilmiştir.

Bu kaynaklardan, evlilik tercihinde dikkat edilecek hususların neler olduğu, nikahın ne anlama geldiği, karı kocanın ve diğer aile üyelerinin görev ve sorumluluklarının ne olduğu gibi hususlar öğrenilirse, evlilik sürecinde nasıl davranılacağı da öğrenilmiş olur ve daha kolay, sağlıklı ve problemsiz evliliklerin yapılma ihtimali artar.

Evlilik sorumluluğu sadece bekarların1 kendilerine ait değildir. "Bekarlarınızı evlendirin" emri 2 bekarların ana, baba eş dost akraba ve arkadaşlarını sorumlu tutmuyor mu? Destek olmak lazım, vesile olmak lazım.

Evlilik ile ilgili söylenen olumsuzluklar evliliği geciktirmemelidir. Yukarıda belirttiğimiz hususlar ışığında uygun aday olduğunda değerlendirilmelidir.

Hayatta olduğu gibi, insan evlilik sırasında da bazı sıkıntılarla karışılacaktır. Bu sıkıntılar yine yukarıda belirttiğimiz kaynak bilgiler çerçevesinde hal yoluna bakılmalıdır. Karı koca sıkıntıyı tek başlarına aşamıyorsa, bu eşler yalnız bırakılmamalı ve yakınları devreye girmeli hakemlik3 vazifesini yerine getirmelidirler.

Evlilik hayatı insana, helal dairesinde yaşama imkanı sunar, dolaysıyla geciktirmeyelim, gayretli olalım, destek olalım, kolaylaştıralım.

Hayırlı, huzurlu, muhabbetli, sevgi-saygı çerçevesinde dengeli evlilikler dilerim.

Evlilikle ilgili aşağıda balıkları verilen ilgili yazılarımız ile diğer yazılarımız; ali nural (alinuralca) blog adresindedir:
1.Evlilik Üzerine (2022).
2.Aile Üzerine (2022).
3.Ailede Huzur (2022).
4.Üslup (2022).
5.Evlilikte Tavır (2021).
6.Evliliğin Hâl İlmi (2021).
7.Geç Evlenme (video)(2020).
8.Sağlıklı Aile Kampanyamız (Bir Sosyal Deney) (2020).
Ayrıca “Hayatın İçinden Analizler” ve “Adıye Kültürü” isimli kitaplarımızda da yer alan yazılarımız:
9.Evlilik Öncesi İzlenecek Yol (Evliliği Zorlaştıran İnsanın Kendisi mi?). (2017).
10.Bakar Kalmak veya Evlenmek (2017).
11.Sağlıklı Evlilik Sağlıklı Aile (2017).
12.Gül Hikayesi (2017).
13.Büyükler evlendirmek isterken, gençler/bekarlar niçin nazlanır? (2016).
14.Evliliği Olumlu Etkileyen Davranışlar (2016).
15.Evliliği Olumsuz Etkileyen Davranışlar (2016).
16.Evlilikleri kolaylaştırmak (Adıyeler) (2015).
17.Evlilik Süreci (Gözden Geçirilmiş) (2015-2020).

1Evlenen imanının yarısını kurtarmış olur, kalan yarısında ise Allahtan korksun” (Teberani).

2İçinizden evli olmayanları, köle ve câriyeleriniz arasından da elverişli olanları evlendirin. Yoksulluk içinde iseler Allah lütfu ile onları ihtiyaçtan kurtarır. Allah’ın hazinesi geniştir, her şeyi bilmektedir.” (Nur Suresi:32).

3Eğer karı kocanın birbirinden ayrılacaklarından endişe ederseniz, o vakit, kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. İki taraf işi düzeltmek isterlerse, Allah onları uyuşmaya muvaffak buyurur. Şüphesiz Allah alîm ve habîrdir (her şeyi bilir, bütün maksatlardan haberdardır).” (Nisa, 4/35).



16 Ekim 2022 Pazar

Aile üzerine 161022:

Bu yazımızda aile kavramından karı koca ve çocuklardan oluşan birimi dolayısıyla, sözlükteki tanımlarından; "evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik; ev, familya" tanımını esas aldık. 

Konuya ilişkin muhtelif notlarımız:

1.Evliliğin hal ilmi bilinmeden evlilikler yapılıyor, mesainin çoğu sağlıklı aile kurma çabası yerine, maalesef düğün ritüellerine harcanıyor gibi! Aksi olmalı. Yani hal ilmi öğretilmeli ve asıl çabalar sağlıklı aile kurma yönünde sarf edilmeli.

2. Aile kuruyoruz ama eş seçiminde başarılı değiliz! Eğitimde güzel ahlak, adalet, merhamet, yardım, nezaketi vb öğretmiyoruz! Dini öğrenmiyoruz, ya taklidi yaşıyoruz, ya bilmeden reddediyoruz! Kazanmadan harcıyoruz! Siyaseti sihirli değnek gibi görüyoruz!

3.Evlenecek gençler/bekarlar; evlilik konusundaki önceliklerinizi gözden geçiriniz, esasa taalluk etmeyen, sonradan anlamı olmayacak hususlara takılıp kalmayınız, sağlıklı aile kurmayı öncelikleyiniz.

4. Evlilik öncesinde, gençlerin ve bekarların; sağlıklı evlilik ve sağlıklı aile konusunda "ön hazırlık yapmaları", ciddi bir ihtiyaçtır. 

5.Aile içinde muhabbetli olabilmek ve evliliği güzel sürdürebilmek için evlilik öncesine daha çok yoğunlaşıp, gerçekçi tercihlerde bulunmak lazım.

6.Dürüstlük, samimiyet, kalite, edep, kısaca güzel ahlâk her bir birimi (aile, şirket vb) uzun ve sürdürülebilir kılar.

7.Ailelerin ve eğitim kademesindeki her bir kurumun/birimin birinci vazifesi iyi insanlar yetiştirmek olmalıdır.

8. İnsan ve ahlak düzelirse her şey düzelir, bunda ailenin, okul ve öğretmenlerin payı önemlidir.

9. Ailelere bakın, sanki eşler arasındaki merhamet azalmış sabır, sevgi ve saygının yerini, hemen tepki göstermek, öfke göstermek, sözle veya psikolojik ya da fiziki şiddet göstermek yer almış!

10.Güzel aileler kurulmalı. Güzel ahlak, adab-ı muaşeret kuralları öğretilmeli ve hayata geçirilmeli.

11.Nezaket (adab-ı muaşeret) kurallarına göre davranmaları için; çocuklara aile ve okullarda... büyüklere de üyesi oldukları STK lar aracılığıyla kurslar verilmeli... kamu spotları olmalı.

12.Sağlıklı bir toplum için; sağlıklı aile kurmayı ve evliliği kolaylaştırmak, teşvik etmek, aileyi korumak, gereklidir. Sağlıklı aile yapısını zedeleyen programlar, diziler, filmler ve varsa yasal düzenlemeler de ıslah edilmelidir.

13.Aile değerlerini istismar eden artist, sanatçı, program yapımcısı vb sevimli gösterilmemeli, yaptıkları da!

"Pis şeyler pis olanlar içindir, pis olanlar da pis şeylere layıktır. Temiz şeyler temiz olanlar içindir, temiz olanlara da temiz şeyler yakışır..."(Nur/26).

14.Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Kanunun kendisine tanıdığı yetki, görev ve sorumlulukları içerisinde görevlerini yürütmelidir. Bakanlık aileyi korumaya yoğunlaşmalıdır.

15.Topluma yön veren; aile, eğitim, din, ekonomi, siyaset, hukuk, spor, sanat, gibi alanlarda, a).fertler nasıl davranmalı? b).bunlar toplumda nasıl şekillenmeli? sorularına yol gösterici cevaplar bulunması için sosyal bilimlere önem verilmeli. Bu konularda sosyologlar yetişmeli!

16.Kitap okumayan insanın bahanesi de (devlet, aile çevre şu bu) çoktur! Oysa bir kitap alıp okumayı engelleyecek insanın kendisinden başka hiç bir engeli yoktur.

17.Evinde çocuk yetiştiren anneleri sigortalı yapacak projeler geliştirilse ya!

18.Yardımlar; çalışan anneye mi, evde çocuğu yetiştiren anneye mi yapılmalı? Esasında asıl ihtiyaç/amaç iyi çocuk yetiştirmek değil midir?

19.Öncelik sağlıklı aile kurulmasına verilmelidir. Sağlıklı aile=sağlıklı birey=sağlıklı toplum.

20.Karı veya koca, her biriniz, eşinizi; huzur ve mutluluk bulduğunuz varlık olarak görüyor musunuz? 
Veya Karı veya koca her biriniz, kendinizi, eşinize huzur ve mutluluk veren biri olarak görüyor musunuz? 
Menfi ise telafi etmeye bakınız.

21. İşinize yaramayacak, kullanmayacağınız, fonksiyonel olmayan düşünce, iş, eşya ve boş uğraşlardan kurtularak kendinize özel, eşinize ve ailenize ise ortak bir yaşam alanı oluşturun.

22.Galiba kadirşinaslığı ve şükrü; kendimiz, ailemiz, akraba, komşu, iş-okul-arkadaş çevresi ve tüm sahip olduklarımız, zenginliğimiz için biraz ihmal ediyoruz!

23."Arkadaşlarının ve aile efradının kusur ve eksikliklerini söylemek gıybettir. Gıybeti iki şey önleyebilir; a)kendi halini, kusur ve eksikliklerini düşünmek. b)kusursuz insan olmadığını bilmek" (İhya).

24.Uzun vadede de ticaret, davranış, tüketim gibi her bir alandaki ahlaki yozlaşmanın önlenmesi ve yaşanmaması için, ailede, eğitim hayatında, insana esaslı yatırım yapılmalıdır.

25.Kültürümüzde, aile, iş ve sosyal hayatımızda, taklitçilik ve yozlaşma ile mücadele edelim, değerlerimize uygun bir medeniyet inşa edelim.

26.Fert, aile, toplum, devlet, stk, üniversite, belediye, iktidar, muhalefet olarak çalışmak, maddi ve manevi alanda üretmek, kalkınmak zorundayız! 

27. "Evlilikte gayret, aileyi korumaya yönelik bir duygu iken, onun vesvese ve hastalık hâline getirilmemesi lâzımdır. Çünkü bu hâlde, aileyi koruyucu değil, yıkıcı bir his durumuna gelir ve hem erkeğin psikolojisini bozar, hem de kadına haksızlık ve saygısızlık yapılmasına sebep olur. Bu itibarla erkek, İslâm’ın namusu koruma konusundaki emirlerini uygulamalı, ondan sonra da kesin olarak yüz kızartıcı bir şey ortaya çıkmadıkça kuruntulara dayanan ihtimallere yer vermemelidir."(İhya).

28.Bazı sermeye çevrelerinin gündemi; nüfus planlaması kampanyası, gezi olaylarına destek ve şimdi İstanbul Sözleşmesi! 

İstatistikler sözleşme sonrası kadına şiddetin arttığını gösteriyor. Bırakın kadını ve erkeği ayrı ayrı gündem yapmayı, hep birlikte aile kurumuna sahip çıkalım, destek verelim.

29.Geliniz suçları hep beraber önleyelim, nasıl mı? Aile olarak, toplum olarak, devlet olarak bir ucundan tutalım ve; İNSANA ve güzel AHLAKA maddi ve manevi alanda yatırım yapalım, iyi bir SİSTEM kuralım ve caydırıcı YAPTIRIM getirelim.

30.Her türlü şiddete hayır, fiziksel ve psikolojik şiddete hayır. Aile içi şiddete hayır. Sadece kadını veya sadece erkeği değil tüm aileyi, koruyalım, o zaman ailenin tüm üyelerini de korumuş oluruz.

31. Anneler, babalar, aileler, okullar, kurumlar, bakanlıklar, kısaca tüm toplum; insana maddi ve manevi yatırım yaparak, her türlü şiddeti önlemek mümkündür.

32."Her bir yerde (ülke yönetiminde, iş yerinde, aile içinde, dernekte, kooperatifte, şirkette vb) işleri bir veya bir kaç kişinin üstüne yıkacağımıza, geliniz bir işin ucundan da biz tutalım".

33.Boşanmayı teşvik eden yasal düzenlemeler düzeltilmeli... sağlıklı aile kurmaya yönelik programlar uygulamaya konulmalı.

34.Yok olmanın eşiğinde olan toplumlar (övünerek, kasılarak, oynayarak) kendilerini kandırmaktan vaz geçmeliler! Hayat felsefesi ve tarzlarını gözden geçirmeliler. Gündemlerinde; aile kurmak, çalışmak, üretmek ve böylelikle medeniyet ve kültürü yaşatmak olmalı.

35. "595. Milli ve manevi değerlerimiz ile sağlıklı nesillerin devamını ve aile kurumunu tehdit eden yönelimleri özendirecek tüm faaliyetlere karşı mücadele edilecek ve bu alanda toplumsal bilinç güçlendirilecektir." (11.kalkınma planı).

36.Çok marjinal olayları ve garibanları günlerce TV ekranlarında tutan; bayan sunucuların yaptığı programlar son bulmalı. Zira; Kötülüğü yayar halleri var! Ahlak, aile ve toplumun değerlerine zararları var!

37.İstanbul Sözleşmesi; aile, toplum ve inanç değerlerimize aykırı hükümler de içeriyordu ve bu ön plana çıkarıldı, fonlandı. Bu toplumun değerlerini gözeten ve özellikle aileyi koruyan daha güzel düzenlemeler pekâlâ yapılabilir.

38.Çevre temizliği konusunda yapılabilecekler; kamu spotu yapma, aile ve okul eğitimleri, kendi kirlilikleri ile yüzleştirme, temizlik bilinci oluşturma, çevre temizliği genel müdürlüğü kurma, bu konuda etkin STK'lar kurma, ... .

39. Beş adet çöp kutusunun yanında çöplerini masada bırakıp gitmek! Bu nasıl bir kültürdür? Bunu yapan insanlar, aileden, çevreden, okuldan nasıl bir eğitim alıyor veya almıyor? Nedir bu çöpü kutuya atmama direnci! Çevreyi kirletme, başkasına yük bindirme kültürsüzlüğü! (2018).

40."Ailelerde huzuru bozan en önemli eksiklik, aile üyelerinin evlilik ve aile ile ilgili hak, yükümlülük ve sorumluluklarını bilmemeleri, bilenlerin ise bildiklerini hayata geçirmemeleridir veya unutmalarıdır yada ihmal etmeleridir!"

41.Sağlıklı Aile Kampanyamız (Bir Sosyal Deney) 2020: Sağlıklı aile ve toplum için bir kampanya başlattık. Bu bir sosyal deneydi. Eposta, messenger, whatsapp, telefonla arama, mesaj, grup paylaşımı şeklinde ilettiklerimin 20 de birinin imzası yeterdi. Ama maalesef destek çıkmadı! 

Yani şikayet eden ama çözüm için bir imza dahi atmayan bir toplumuz!

Aile ile ilgili önceki bazı yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresimizdedir.
1.Ailede huzur-2022
2.Ev hanımları, sigorta, emeklilik-2022
3.Huzur! (kişi, aile, toplum, dünya...) 2022.
4.Kadınlar-2022:
5.Evlilikte Tavır!-2021
6.Evliliğin hal ilmi-2021
7."Hayatın İçinden Analizler"-2021
8. “Adıye Kültürü”-2021
9.Sağlıklı aile Kampanyamız (Sosyal Bir Deney)-2020



11 Ekim 2022 Salı

Evlilik üzerine 111022:

İnsanın evlenmesi dinimizde ayet ve hadislerle teşvik edilmiştir. Evlilik öncesi ve evlilik sırasında yapılması gerekenlerle ilgili muhtelif yazılar yazdık. Bu yazılara bloğumuzda ulaşılabilir. Bu yazılar dışında kalan, muhtelif zamanlardaki not, gözlem, analiz ve önerilere aşağıda yer verilmiştir. 

1."İçinizden evli olmayanları, köle ve cariyeleriniz arasından da elverişli olanları evlendirin. Yoksulluk içinde iseler, Allah lütfu ile onları ihtiyaçtan kurtarır. Allah’ın hazinesi geniştir, her şeyi bilmektedir."(Nur: 32).

2."Kişi evlendiğinde dininin yarısını tamamlamıştır. Diğer yarısı için de Allah'tan korksun" (HŞ).

3.Hayatın üç önemli evresi; doğum, evlilik ve ölümdür. Dinimizde evlilik teşvik edilmiştir. Evlilik sünnettir. Dini ve sosyal bir vecibe olarak evlenmek gerekir. Toplumun geleceği için de gereklidir. Bir görevdir. Sağlıklı evlilik için sağlıklı tercih gereklidir.

4.Sağlıklı evlilik için; evliliğin hal-ilmini, ilmi-halini öğrendikten sonra evlenmek ve evlendikten sonra da uygulamak gerek!

5.Evliliğin ilmihal bilgilerini bilen bekarlıkta ısrar etmez. Sağlıklı tercih, kendi şart ve gerçeklerine göre, denklik gözetilerek yapılan tercihtir. Bekarlık sultanlık değildir, sağlıklı evlilik huzurdur. (Evliler, bekarlara nazaran daha mutludur-2018-Tüik).

6.Sağlıklı ve sağlam toplum için, sağlıklı ve sağlam aileler ve sağlıklı ve sağlam evlilikler şarttır.

7.Dilin yaşaması için çocuklar yetişmeli, Çocukların yetişmesi için aileler kurulmalı, Ailelerin kurulması için evlilikler artmalı, Evliliklerin artması için sağlıklı evlilikler kolaylaştırılmalıdır.

8.Evlilikte nasip ve kısmet gayrete bağlıdır. Niyetli ve cesaretli davranmak gereklidir. Unutmayalım, sağlıklı toplum sağlıklı ailelerden oluşur.

9.Evlenin zira; evlilik biterse ahlak biter, evlilik biterse aile biter, aile biterse çocuk biter, çocuk biterse toplum biter! Fıtrata uyan evliliktir. Evlenmeyin diyenlere boş verin. Sünnete uyun ve sünnete uygun evleniniz.

10.Evlilik prosedürlerini zorlaştırmayalım, sadeleştirelim, kolaylaştıralım.

11.Eş adayları, aileler ve toplum evlilikleri zorlaştırmamalıdır. Düğün formaliteleri azaltılmalı, düğünler sadeleştirilmelidir. Nikah ve bir ana yemek yeterlidir. Düğünlerdeki israfı önleyecek (yasal düzenlemeler dahil) gerekli tedbirler alınmalıdır.

12.Sade törenleri tercih eden gençler de var onları tebrik ediyorum. Gençler! Siz istemez iseniz anne-babanız da yap(a)maz. Anne-babalar farkında olmadan uygulamalarınızla evliliği zorlaştırmayın, kolaylaştırınız.

13.Sade düğünler tercih edilmelidir!

14.Evlilik öncesinde asıl çabalar; törenler/ritüeller yerine evliliği sağlam temeller üzerinde inşa etmek için gösterilmelidir.

15.Maalesef yakın zamanda düğünlerde çoğunlukla müşahede ettiğim husus; evlilik törenlerinin kolaylaştırılması yerine; düğün ayarında salonda nikah, düğün ayarında salonda nişan, iki ayrı şehirde düğün, iki tarafın yarıştığı alış-veriş gibi gereksiz uygulamalardır.

16.Evlilik sırasında çok gereksiz harcamalar yapılıyor. İsraftır.

17."Adalet" eksenli hayat! Adalet eksenli/temelli; her bir iş, evlilik, arkadaşlık, şirket, kurum, devlet uzun vadede, sağlıklı, sağlam, güvenilir ve sürdürülebilir olacaktır.

18.Evliliği Allah'tan korkan ile yapınız, anlaşırsanız mutlu olursunuz, anlaşamassanız Allah korkusu zulmü engeller!

19.Evlilik için statü, etiket vb'ne takılmamalı. Hayata bakışta uyum aranmalıdır.

20.Toplumun aklıyla dalga geçen "Evlilik Programları" kaldırıldı çok şükür. Stilim vb toplum değerlerine ters tüm programlar için sıra RTÜK'te.

21.Evlilik öncesine daha çok yoğunlaşıp, gerçekçi tercihlerde bulunmak lazım. Aile kurunca da, aile içinde muhabbetli olma ve evliliği güzel sürdürme derdinde olmak lazım.

22.Gözle görünen güzeli, beğenip tercih etmek kolay olanıdır, sen gönlü güzel olanı gönülden ara ve tercih et.

23.Boşanmayı teşvik eden yasal düzenlemeler düzeltilmeli... sağlıklı aile kurmaya yönelik düzenlemeler uygulamaya konulmalıdır.

24.Bir kişinin yalnızken çevreye davranışı, evlilik için bir karine olabilir. Çevreye nasıl davranıyorsa karşısındakine de öyle davranacaktır!

25.Evlilik ve aile... "593.6. Evliliklerin artmasını ve devamlılığını teşvik edici eğitimler ve danışmanlık hizmetleri yaygınlaştırılacaktır." (11kalkınmaplanı).

26. Evlilikte insanın kendine kıymet verene değil, kıymet vermeyene yönelmesi hatadır. Çünkü mutsuzluk üzerine yatırım yapmıştır.

27.Niçin evlenmek gerekir? Allah'ın emri, Peygamberimizin sünneti, Sorumluluk, ev idaresi, Evlat (salih) yetiştirmek, Akraba, yakınları çoğaltmak, Nefis mücahedesi yapmak, Şehveti teskin için evlenmek gerekir.

28.Eş adayları, olmayacak beklentilerle, gönüllerine zulmetmemeli ve denkliği gözetmelidirler.

29. a).2020 yılında; evlenmeler son on yılın en düşük seviyesinde kaldı. Boşanmalar önceki son iki yıla göre azaldı. (TÜİK).

b). 2021 yılında, 561 bin 710 çift evlenirken,174 bin 85 çift boşandı. Önceki yıla göre evlilikler %15, boşanmalar ise %27 arttı. 165 bin 937 çocuk velayete verildi. (TÜİK).

30.Sulh yapmak; boşanmaktan, aileyi yıkan en kutsal bağlardan birini koparan itilaf ve anlaşmazlıktan, daha hayırlıdır.

31. Anadolu medeniyetleri müzesindeki M. Ö. 19-18 yy da Asurlu "İdi-Anan" ile Anadolulu "Anana"nın evlilik belgesi, evlilik sözleşmesine tarihten bir örnektir.

32.Dünyanın farklı yerlerindeki toplumlar benzer adetlere sahip olabiliyor. "Kendi kabilesinden evlenmeyen Afrikalılar var".

Evlilik ile ilgili aşağıda balıkları verilen yazılar ile diğer  yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.

1.Ailede huzur-2022.
2.Evlilikte Tavır-2021.
3.Evliliğin Hal İlmi-2021.
4.Geç Evlenme-2020
5.Gelinlik (fonksiyonel, sade, tekrar giyilebilir) -2018
6.Bekar kalmak veya evlenmek-2017.
7.Sağlıklı Evlilik, Sağlıklı Aile-2017
8.Evliliği Zorlaştıran İnsanın Kendisi mi?-2017
9.Evlilik Süreci 2015 (Gözden Geçirilmiş-2020).
10.Evlilikleri Kolaylaştırmak (Adıyeler) 2015.

(Not: Evlilik ile ilgili muhtelif tarihlerdeki notlarımızdan derlenmiştir)






24 Eylül 2022 Cumartesi

Ailede huzur 240922:

Ailede eşlerin ve aile üyelerinin her birinin hak, görev ve sorumlulukları vardır. Bu hak, görev ve sorumluluklar aile hayatı ile ilgili hemen hemen her şeyi kapsar. Bu hak, görev ve sorumluluklar ilmihal kitaplarında yer aldığı gibi bu konulara ilişkin çok sayıda yayınlanmış kitap da mevcuttur. 

Evlilik öncesinde eş adaylarının bu hak, görev ve sorumlulukları öğrenmesi önerilir. Keza ailede, evlilikte bir huzursuzluk yaşanıyorsa bu bilgilere rücu edilmesi de önerilir. Zira bu hak, görev ve sorumluluklara uyulması evliliği dengede tutar, ailede huzuru tesis eder.

İşte, ailelerde huzuru bozan en önemli eksiklik, eşlerin ve aile üyelerinin evlilik ve aile ile ilgili hak, yükümlülük ve sorumluluklarını bilmemeleri, bilenlerin ise bildiklerini hayata geçirmemeleri veya unutmaları yada ihmal etmeleridir!

Eşlerin temel hak ve sorumluluklarını yerine getirmeleri huzurun temel taşıdır.

Aksi hal huzursuzluklara gebe olmakta ve huzursuzluk hal, tavır, davranış ve sözlere yansımaktadır.

Temel hak ve sorumluluklarını yerine getirmeme yani huzursuzluk durumu, eşin kendisinden, karşı taraftan ya da her ikisinden veyahut ailenin diğer üyelerinden kaynaklanıyor olabilir.

Bu dört halde de huzursuzluğun çözümü, eşlerin ve aile üyelerinin hak, yükümlülük ve sorumluluklarını yerine getirmelerinde yatmaktadır. 

Unutmayalım şayet huzursuzluk insanın kendisinden yani eşin birinden kaynaklanıyorsa, huzuru başka yerlerde araması çare olmayacaktır. Öncelikle kendisine eşlik eden huzursuzluktan kurtulması gerekir.

Ailede huzursuzluk söz konusu olduğunda eşler veya aile üyeleri tepki veya yaptırım yada ilgiyi başka şeylere yöneltme cinsinden bazı davranışlar sergilerler. Bu davranışlar huzura katkı sağlamadığı gibi huzursuzluğun artmasına da sebebiyet verir.
...
Ailede huzura katkı sağlamayan aksine huzursuzluğu arttırıcı etkisi olan davranışlara örnekler;

-Hak, sorumluluk, görevlerin bilinmemesi veya yerine getirilmemesi,

-Muhabbetin azalması, iletişimin zorunlu konularla sınırlanması (uzaklaşmaya sebebiyet verir),

-Aile fertleri ile muhabbetten sakınıp telefon rehperindeki ilgili, ilgisiz tüm kişilerle saatlerce çoğu abartılı ve gereksiz konuşmaların yapılması,

-Hemen hemen hiçbir şeyin paylaşılmaması (evlilik aslında paylaşmaktır),

-Sofraya beraber oturulmaması ve sofra muhabbetinin olmaması (ki bu hal diğer aile fertlerini de olumsuz etkilemekte ve sonraki nesile de kötü örnek olmaktadır),

-Dargın durmak (Peygamberimizin; "Müslümanın, mümin kardeşi ile üç günden fazla dargın durması helal olmaz."  hadisini hatırlayalım),

-Aile yerine; haftalık, aylık gibi belli periyotlarla yapılacak veya yaptırılabilecek işlerle meşgul olunması (bu tavırlar karşı tarafı memnun etmeyeceği gibi huzur da getirmez),

-Aile fertlerine gösterilmeyen ilgi ve ihtimamın ev eşyalarına (silmek, yıkamak, silmek vb) veya arabaya ya da arkadaşlara gösterilmesi (ailede eşyalardan ziyade aile fertlerinin ilgiye ihtiyacı vardır),

-Huzurun arkadaş, sokak, çarşı, pazar alışveriş vb yerlerde aranması (huzursuzluk insanın kendisinde ise nereye giderse gitsin bulamaz, çare bunlar değildir),

-Aile gündemlerinin ve kararlarının eşler tarafından değil de aile dışından belirlenmesi veya ailenin çevresindeki söylemlerden etkilenmesi (kendine yeten aile dış etkilerden etkilenmeyecektir, evlilik ve dolayısıyla aile hayatı paylaşmaktır, paylaştıkça huzur artacaktır.),

-Mananın ihmal edilip ve sadece madde bazlı konuların ön plana çıkması (sağlam aile manevi olarak da inşa edilmiş ailedir),

-Sosyal medyada bağımlılık derecesinde vakit geçirilmesi,

-Anlık, günlük veya geleceğe yönelik dışarı da yemek, gezi, tatil gibi etkinlik tekliflerine; “şimdi nereden çıktı?”, “şunu yapacağım”, “şu işim var”, “falanca gelecek hazırlık yapacağım” gibi gerçekçi olmayan mazeretler üretilmesi, (ki böyle tepkiler, bu tür teklifleri zamanla azaltır ve bir süre sonra da bu tür teklifler kesilir, ailede ortak plan yapılamaz durumu oluşur),

-Eşler ve aile üyeleri hakkında bir şikayet kültürü oluşmuş, şayet bu şikayetler gerçekçi ise bunların muhatabıyla değil de ilgili ilgisiz herkese anlatılması,

-Çok iyi niyetle söylenen güzel sözler ve sergilenen güzel davranışların olumsuz tepki alması, keza bu tür söz ve davranışlar sergilenmediğinde de yine bu hususa da olumsuz tepki verilmesi, (ki tepki sebebiyle bu söz ve davranışlar zamanla terkedilir, tüm ihtimallere olumsuz tepki vermek ne istediğini bilememektir),

-... bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür.
...
Bu tür davranışlardan ailenin tümü ve çevresi de etkilenir. Unutmayalım kamil insan en kritik, en kavgalı ortamları dahi güzelleştirendir, sığ insan ise en güzel ortamı dahi kavgalı hale sokandır. Başta söylediğimiz hak, görev ve sorumlulukların bilen ve uygulayan insan kamil insan gibi davranacaktır.

Netice itibariyle aile içinde huzurun tesisi, eşlerin ve tüm aile üyelerinin hak görev ve sorumluluklarına ilişkin ilmihal bilgilerini ve bu konudaki kitapları tekrar tekrar okumaları, hatırlamaları ve bunları hayata geçirmeleri ile mümkün olacaktır.

Huzur dileklerimizle...!

Huzur 190622 başlıklı yazımız ve diğer yazılarımız da https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.



İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet ed...