Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet edilmesine dikkat çekmektir.
Yazımızın sonunda mirasa ilişkin Kuran-ı Kerim ayetlerine ve Peygamberimizin (sav) mirasa ilişkin bazı hadislerine yer verilmiştir. Çok geniş bir konu olan miras hukuku konusunda fıkıh kitaplarına başvurulabilir.
"İslâm’ın ıslah edip düzelttiği müesseselerden birisi de “miras” hukukudur. Çin, Japon ve Roma hukukları ile câhiliye dönemi Arapları, kadını mirastan tamamen mahrum bırakmışlardı. Kızın, babasının malında hiçbir hakkı yoktu. Miras doğrudan doğruya erkek evlada kalırdı. Yahûdilikte de kadın kocasına ve erkek kardeşi varsa babasına mirasçı olamazdı.
İslâm’da kadına miras hakkı tanınmış ve anne, nine, eş, kız çocuğu, kızkardeş olma durumuna göre alacakları pay ayrı ayrı tesbit edilmiştir. (Nisâ, 11-12.)
İslâm hukûkunda evlilik, her zaman karı ve kocanın mallarının ayrı olması esasına göre yapılır. Eğer koca iflâs ederse, kadın buna katılmakla yükümlü değildir, onun malına kimse dokunamaz. Kadın çalışır, miras veya hediyeler alırsa, eline geçen bu imkânları istediği gibi değerlendirir. Bir bakıma kadın, erkekten daha bağımsızdır.
İslâm’a göre, kızın çalışıp kazanma mecbûriyeti yoktur. Bu, ona gösterilen bir şefkat ve merhametin neticesidir. Kız, baba evinde bulunduğu müddetçe ihtiyaçları babası ve onun yerindeki yakın erkek akrabaları tarafından karşılanır. Evlendikten sonra da geçimi, nafakası ve ihtiyaçları kocasının üzerine geçer. Kadın, kendi malını, evin ihtiyaçları için harcamaya zorlanamaz. Kadının yeme, içme, giyim kuşam ve benzeri bütün ihtiyaçlarını görmek kocasının vazifesidir. Hatta erkek, evine bakmaktan vazgeçer yahut cimri davranarak servetine göre bir harcamada bulunmazsa, kadının kocasını şikâyet etme hakkı vardır."*
"Miras, bir kişinin ölümüyle geride bıraktığı tüm mal varlığı, haklar ve borçların (tereke) yasal mirasçılara veya vasiyetname ile belirlenen kişilere geçmesidir.
Fıkıh terimi olarak irs ve miras, ölen bir kimsenin (mûris) mal varlığının âkıbetini düzenleyen kuralların bütününü ifade eder.
İslâm mîras hukûkunda, paylar ile mükellefiyetler arasında adâletli bir denge gözetilmiştir. Harcaması fazla olan erkeğe, kadına nisbetle daha fazla pay verilmiştir. Çünkü evlenirken mehir verip düğün masrafını üstlenmekle berâber ev geçindirmeye kadar bütün maddî harcamalar husûsunda âilenin mes’ûl şahsı erkektir.
Yâni İslâm mîras hukûkundaki kadın-erkek farkı, yükümlülük ve sorumluluk farkına bağlıdır. Bu ikisi arasında bir denge kurulmuştur. Kadın, nesli korumak, bunun için evlât yetiştirmek ve âile düzenini temin etmek gibi ağır mükellefiyetler sebebiyle âilenin geçiminden mes’ûl tutulmamıştır. Bu sebeple de mîrasta hissesi yarıya indirilmiştir. Bu hisse de, bir kısım kadınların evlenememesi, ya da boşanma durumunda kalması veya birtakım şahsî ihtiyaçları düşünülerek verilmiştir.
Kadına göre erkeğin miras hissesi küçülür!
"Vaktiyle bir adam bir âlime, "Neden Kur'ân erkeğe kadının iki katı miras vermiş?" diye sormuş. Âlim, "Kur'ân bunun aksini yapmış, yani kadına erkeğin iki katı vermiş." demiş. Adam şaşırıp, "Nasıl olur?" deyince de âlim olayı şöyle anlatmış: "Diyelim ki, bir baba öldü ve biri erkek, diğeri kız iki çocuk bıraktı. Babanın bıraktığı mal üçe bölündü ve bunun üçte ikisi erkek çocuğa, üçte biri de kız çocuğa verildi. Ondan sonra erkek çocuk evlendi ve aldığı iki hisseli mirasın bir hissesini sıdak (mehir) olarak evlendiği kadına verdi. Bu sıdakı (mehri) da Kur'ân farz kılmıştır. Erkeğin elinde bir hisse kaldı. Bu arada kız da evlendi ve kocasından bir hisse kadar sıdak (mehir) aldı. Böylece, erkeğin hissesi bire inerken, kadının hissesi iki oldu. Bundan sonra erkek kardeşin eşini besleme mecburiyeti, kız kardeşin ise eşi tarafından beslenmesi de hesaba katılırsa, erkek çocuğa verilen miras hissesi daha da küçülür." (İhyau-Ulumiddin-İmam Gazali).
Anne ve babanın hiçbir zaman mirastan mahrum olmadığı ve ölenin kızları yanında amca oğlunun bile mirasçı olabildiği dikkate alınırsa bu hukuk sisteminde mirasçıların çerçevesinin daha geniş tutulduğu söylenebilir. En yakın mirasçıdan en uzak mirasçıya kadar her dereceden mirasçının üçte iki oranında mahfuz hissesi vardır; başka bir ifadeyle mûris bütün mirasçılar bakımından üçte bir oranında tasarruf nisabına sahiptir. Mirasçıya vasiyet câiz değildir.
Mirasçılıktan söz edebilmek için veraset sebepleri yanında bazı şartların bulunması gerekir.
1. Mûrisin vefat etmiş olması. Hayatta olan bir kimsenin malına mirasçı olunamaz; ancak kendisinden uzun süre haber alınamayan (mefkūd) ve dinden dönüp dârülharbe iltica eden kişiler hakkında mahkemece hükmen vefat kararı verilmesi durumunda bunların malları belirli sorumluluk hükümleri çerçevesinde mirasçılarına paylaştırılabilir.
2. Mûris öldüğü sırada mirasçının hayatta bulunması. Önce ölen sonra ölene mirasçı olamaz. Birlikte ölenler de birbirlerine mirasçı olamazlar. Anne karnındaki çocuğun (cenin) miras payı ayrılır; sağ doğması halinde mülkiyetini kazanır, ölü doğduğu takdirde miras onun yokluğuna göre yeniden hesaplanır. Haksız bir fiil neticesinde ölü doğması durumunda sağ doğmuş gibi işlem yapılır.
3. Miras engellerinin bulunmaması. Vârisin mûrisini öldürmesi mirasçılığa engel olmakla birlikte kasıt dışı öldürmelerin bu kapsamda sayılıp sayılmayacağı tartışmalıdır. Mûrisin veya mirasçının gayri müslim olması, liân veya zina gerekçesiyle çocuğun babaya nisbet edilmemesi, kölelik, mûrisle vârisin hangisinin önce öldüğünün bilinmemesi de miras engelleri arasındadır. Mahrumiyet şahsîdir; meselâ bir kimsenin öldürme sebebiyle mirastan mahrum olması çocuklarının da mahrumiyetini gerektirmez.**
...
MİRAS İLE İLGİLİ AYETLER:***
(Bakara/180. Ayet): "Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı."
(Nisâ / 7. Ayet): "Ana babanın ve akrabanın vefat edip geride bıraktığı mallarda erkek mirasçıların bir payı olduğu gibi; ana babanın ve akrabanın vefat edip geride bıraktığı mallarda kadın mirasçıların da bir payı vardır. Bunlar, gerek az olsun gerek çok olsun, Allah tarafından takdir edilmiş ve mirasçıya verilmesi gereken paylardır."
(Nisâ / 8. Ayet): "Miras paylaştırılırken, mirasçı olmayan akrabalar, yetimler ve fakirler de orada hazır bulunuyorlarsa, onlara da bu mirastan bir şeyler verin ve gönüllerini alacak tatlı güzel sözler söyleyin."
(Nisâ / 11. Ayet): "Çocuklarınızın mirastan payları konusunda Allah size şu emirleri veriyor: Erkek çocuğun payı, kız çocuğun payının iki katıdır. Eğer çocukların hepsi kız ve ikiden fazlaysa, mirasın üçte ikisi onlarındır. Eğer kız çocuk tekse mirasın yarısını alır. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan ana-babasından her birine altıda bir pay düşer. Eğer çocuğu yoksa, tek vârisi de ana-babasıysa, o takdirde mirasın üçte biri annenindir. Ölenin kardeşleri varsa, o zaman annenin payı altıda birdir. Bütün bu taksimler, ölenin yaptığı vasiyet yerine getirildikten ve varsa borcu ödendikten sonra yapılacaktır. Ana babanız ve çocuklarınızdan hangisinin faydaları itibariyle size daha yakın olduğunu siz bilemezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından belirlenmiş ve mutlaka sahiplerine verilmesi gereken paylardır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır."
(Nisâ / 12. Ayet): "Hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirâsın yarısı sizindir. Çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Fakat bu taksim, vasiyetlerinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra yapılacaktır. Sizin çocuklarınız yoksa, bıraktığınız mirasın dörtte biri dul eşlerinizindir. Çocuklarınız varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Fakat bu taksim, vasiyetinizin yerine getirilmesinden ve borçlarınızın ödenmesinden sonra yapılacaktır. Eğer mirâs bırakan erkek veya kadının ana babası ve çocukları yok da, sadece bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, bu durumda onların her birine altıda bir pay düşer. Bundan fazla iseler, üçte bire ortak olurlar. Ama bütün bunlar da, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonradır. Ancak vasiyetin yerine getirilip borcun ödenmesinde mirasçılar zarara uğratılmamalıdır. Bunlar, Allah’ın size olan emridir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, cezalandırmada acele etmeyendir."
(Nisâ / 13. Ayet): "İşte bunlar Allah’ın belirlediği sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberi’ne itaat ederse Allah onu, içinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. İşte en büyük başarı ve kurtuluş budur."
(Nisâ / 19. Ayet): "Ey iman edenler! Kadınları mirâs yoluyla zorla almanız size helâl değildir. Onlar apaçık bir hayâsızlık yapmadıkça, kendilerine verdiğiniz şeylerin bir kısmını geri almak için onları sıkıştırmayın. Eşlerinizle hoşça ve güzelce geçinin. Onlardan hoşlanmazsanız da sabredin. Olabilir ki bir şey hoşunuza gitmez de, bakarsınız Allah onda sizin için pek çok hayırlar takdir etmiştir."
(Nisâ / 32. Ayet): "Allah’ın bir kısmınıza diğerlerinden daha fazla verdiği, dolayısıyla başkalarında bulunup sizde olmayan şeylere göz dikip imrenmeyin. Erkeklere çalışıp kazandıklarından bir pay olduğu gibi, kadınlara da çalışıp kazandıklarından bir pay vardır. O halde çalışın da, daha hayırlı şeyleri Allah’ın lutfundan isteyin. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir."
(Nisâ / 33. Ayet): "Ana baba ile yakın akrabanın ölümden sonra bırakacakları her terike için vârisler belirledik. Yemin ederek kendileriyle sözleşme yaptığınız kimselerin paylarını da verin. Muhakkak Allah her şeye hakkıyla şâhittir."
(Nisâ / 126. Ayet): "Göklerde olanlar da yerde olanlar da hepsi Allah’ındır. Allah, ilim ve kudretiyle her şeyi kuşatmıştır."
(Nisâ / 176. Ayet): "Rasûlüm! Senden açıklama istiyorlar. De ki: “Allah size şimdi kelâle (geride vâris olarak baba ve çocuk bırakmadan ölen kişinin mirası) hakkında açıklama yapıyor: Bir erkek ölür, geride çocuğu kalmaz, bir kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı o kız kardeşindir. Kız kardeş geride çocuk bırakmadan ölürse, erkek kardeş onun bütün malına mirasçı olur. Ölen erkeğin geride iki kız kardeşi kalırsa, bunlar mirasın üçte ikisini alırlar. Vârisler, erkek ve kız kardeşler ise, bir erkeğe iki kız payı verilir. Allah size bu hükümleri açıklıyor ki, herhangi bir yanlışlığa ve şaşkınlığa düşmeyesiniz. Allah, her şeyi hakkıyla bilmektedir."
(Fecr / 19. Ayet): "Mirastan ne gelse, helâl-haram demeden alabildiğine yiyorsunuz."
(Ahzap / 6.Ayet): "Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın Kitab’ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap’ta yazılıdır."
..
MİRAS İLE İLGİLİ BAZI HADİSLER:****
“Miras malını hisse sahipleri arasında Allah"ın Kitabı"na göre taksim edin…” (M4143 Müslim, Ferâiz, 4; D2898 Ebû Dâvûd, Ferâiz, 7).
"Her kim (öldükten sonra) geride mal bırakırsa, o mal mirasçılarınındır. Kim ardında bakıma muhtaç kimse (veya alacaklı) bırakırsa, onun bakımı bize aittir.” (B6763 Buhârî, Ferâiz, 25; M4161 Müslim, Ferâiz, 17).
“Katil, (öldürdüğü kimseye) mirasçı olamaz.” (T2109 Tirmizî, Ferâiz, 17).
“Karı ve kocadan birisi eşini kasten öldürdüğü zaman, diyetinden ve malından hiçbir şeye vâris olamaz. Eğer bunlardan birisi diğerini yanlışlıkla öldürürse onun malına vâris olur, fakat diyetinden miras alamaz.” (İM2736 İbn Mâce, Ferâiz, 8.)
"Üçte birini sadaka olarak dağıtabilirsin! Hatta üçte biri dahi çoktur! Mirasçılarını varlıklı olarak bırakman, onları insanlara ellerini açar ve muhtaç bir hâlde bırakmandan daha hayırlıdır." (B6373 Buhârî, Deavât, 43).
"ALLAH Rasûlü’nün mirasını merak ediyorsanız, size söyleyeyim. Onun mirası altın ve gümüş değil, ALLAH Teâlâ'yı zikretmek ve Kur'ân okumaktır." (Ebu Hureyre ra).
"İnsanoğlu, ‘Malım! Malım!’ der. Halbuki onun malı, verdiği sadakalardan ve yaptığı hayırlardan ibarettir. Bundan ötesi ise miras olarak başkasına kalır." (Müslim).
"İnsanın üç dostu vardır. Bunlardan birisi ölümüne kadar onun yanındadır. Bu onun malıdır. Birisi kabre kadar onunla beraberdir. Bu onun aile fertleridir. Birisi de mahşere kadar onunla beraberdir. Bu onun amelidir." (Buharî, Müslim, Ahmed, Taberanî).
“Yedi sey vardır ki, kul vefâtından sonra kabrindeyken de bunların ecri kendisine ulasır: Öğrettiği ilim, akıttığı su, açtığı su kuyusu, diktiği meyve ağacı, insâ ettiği mescit, okunmak üzere miras bıraktığı Mushaf-ı Serif, vefatından sonra kendisine istiğfar edecek hayırlı evlâd.” (Beyhakî, Suab, III, 248; Heysemî, I, 167)
"Esved İbnu'l-Yezid anlatıyor: "Bize (Yemen'e), Muaz radıyallahu anh, muallim ve emir olarak geldi. Ona, bir kızla bir kızkardeş bırakarak ölen kimse(nin veraset durumu) hakkında sorduk. O, kız için yarım, kızkardeşi için de yarıma hükmetti. O sırada Aleyhissalatu vesselam sağdı." (Buhari, Feraiz 6, 12; Ebu Davud, Feraiz 4).
...
Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir:
1.Kul hakkı (İhya'dan) 171021
2.Muhabbet 111121
3.Kadınlar 080322
4.Huzur 190622
5.Ev hanımları, sigorta, emeklilik 290722
6.Hak 011122
7.Adalet 041122
8.Hayat, Ömür 141222
9.Ahlâk 120723
10.Vakıf! Vakıflar! Fonksiyonları 070524
11.Evlilik ve Aile 240425
12.Kadının aile ve iş hayatı 070825
13.İSLAM AHLAKI-1(Ahlak, tanımı, ilahi, şahsi, ailevi ve toplumsal görevler), 270126
14.ECEL İle İlgili Ayetler 080226
15.MEHİR 010626
Yararlanılan kaynaklar:

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder