Aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Haziran 2026 Salı

İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet edilmesine dikkat çekmektir. 

Yazımızın sonunda mirasa ilişkin Kuran-ı Kerim ayetlerine ve Peygamberimizin (sav) mirasa ilişkin bazı hadislerine yer verilmiştir. Çok geniş bir konu olan miras hukuku konusunda fıkıh kitaplarına başvurulabilir.

"İslâm’ın ıslah edip düzelttiği müesseselerden birisi de “miras” hukukudur. Çin, Japon ve Roma hukukları ile câhiliye dönemi Arapları, kadını mirastan tamamen mahrum bırakmışlardı. Kızın, babasının malında hiçbir hakkı yoktu. Miras doğrudan doğruya erkek evlada kalırdı. Yahûdilikte de kadın kocasına ve erkek kardeşi varsa babasına mirasçı olamazdı. 

İslâm’da kadına miras hakkı tanınmış ve anne, nine, eş, kız çocuğu, kızkardeş olma durumuna göre alacakları pay ayrı ayrı tesbit edilmiştir. (Nisâ, 11-12.)

İslâm hukûkunda evlilik, her zaman karı ve kocanın mallarının ayrı olması esasına göre yapılır. Eğer koca iflâs ederse, kadın buna katılmakla yükümlü değildir, onun malına kimse dokunamaz. Kadın çalışır, miras veya hediyeler alırsa, eline geçen bu imkânları istediği gibi değerlendirir. Bir bakıma kadın, erkekten daha bağımsızdır.

İslâm’a göre, kızın çalışıp kazanma mecbûriyeti yoktur. Bu, ona gösterilen bir şefkat ve merhametin neticesidir. Kız, baba evinde bulunduğu müddetçe ihtiyaçları babası ve onun yerindeki yakın erkek akrabaları tarafından karşılanır. Evlendikten sonra da geçimi, nafakası ve ihtiyaçları kocasının üzerine geçer. Kadın, kendi malını, evin ihtiyaçları için harcamaya zorlanamaz. Kadının yeme, içme, giyim kuşam ve benzeri bütün ihtiyaçlarını görmek kocasının vazifesidir. Hatta erkek, evine bakmaktan vazgeçer yahut cimri davranarak servetine göre bir harcamada bulunmazsa, kadının kocasını şikâyet etme hakkı vardır."*

"Miras, bir kişinin ölümüyle geride bıraktığı tüm mal varlığı, haklar ve borçların (tereke) yasal mirasçılara veya vasiyetname ile belirlenen kişilere geçmesidir.

Fıkıh terimi olarak irs ve miras, ölen bir kimsenin (mûris) mal varlığının âkıbetini düzenleyen kuralların bütününü ifade eder.

İslâm mîras hukûkunda, paylar ile mükellefiyetler arasında adâletli bir denge gözetilmiştir. Harcaması fazla olan erkeğe, kadına nisbetle daha fazla pay verilmiştir. Çünkü evlenir­ken mehir verip düğün masrafını üstlenmekle berâber ev geçindirmeye kadar bütün maddî har­camalar husûsunda âilenin mes’ûl şahsı erkektir.

Yâni İslâm mîras hukûkundaki kadın-erkek farkı, yükümlülük ve sorumluluk farkına bağlıdır. Bu ikisi arasında bir denge kurulmuştur. Kadın, nesli korumak, bunun için evlât yetiştirmek ve âile düzenini temin etmek gibi ağır mükel­lefiyetler sebebiyle âilenin geçiminden mes’ûl tutulmamıştır. Bu sebeple de mî­rasta hissesi yarıya indirilmiştir. Bu  hisse de, bir kısım kadınların evlenememesi, ya da boşanma durumunda kalması veya birtakım şahsî ihtiyaçları düşünülerek verilmiştir.

Kadına göre erkeğin miras hissesi küçülür!
"Vaktiyle bir adam bir âlime, "Neden Kur'ân erkeğe kadının iki katı miras vermiş?" diye sormuş. Âlim, "Kur'ân bunun aksini yapmış, yani kadına erkeğin iki katı vermiş." demiş. Adam şaşırıp, "Nasıl olur?" deyince de âlim olayı şöyle anlatmış: "Diyelim ki, bir baba öldü ve biri erkek, diğeri kız iki çocuk bıraktı. Babanın bıraktığı mal üçe bölündü ve bunun üçte ikisi erkek çocuğa, üçte biri de kız çocuğa verildi. Ondan sonra erkek çocuk evlendi ve aldığı iki hisseli mirasın bir hissesini sıdak (mehir) olarak evlendiği kadına verdi. Bu sıdakı (mehri) da Kur'ân farz kılmıştır. Erkeğin elinde bir hisse kaldı. Bu arada kız da evlendi ve kocasından bir hisse kadar sıdak (mehir) aldı. Böylece, erkeğin hissesi bire inerken, kadının hissesi iki oldu. Bundan sonra erkek kardeşin eşini besleme mecburiyeti, kız kardeşin ise eşi tarafından beslenmesi de hesaba katılırsa, erkek çocuğa verilen miras hissesi daha da küçülür." (İhyau-Ulumiddin-İmam Gazali).

Anne ve babanın hiçbir zaman mirastan mahrum olmadığı ve ölenin kızları yanında amca oğlunun bile mirasçı olabildiği dikkate alınırsa bu hukuk sisteminde mirasçıların çerçevesinin daha geniş tutulduğu söylenebilir. En yakın mirasçıdan en uzak mirasçıya kadar her dereceden mirasçının üçte iki oranında mahfuz hissesi vardır; başka bir ifadeyle mûris bütün mirasçılar bakımından üçte bir oranında tasarruf nisabına sahiptir. Mirasçıya vasiyet câiz değildir.

Mirasçılıktan söz edebilmek için veraset sebepleri yanında bazı şartların bulunması gerekir. 
1. Mûrisin vefat etmiş olması. Hayatta olan bir kimsenin malına mirasçı olunamaz; ancak kendisinden uzun süre haber alınamayan (mefkūd) ve dinden dönüp dârülharbe iltica eden kişiler hakkında mahkemece hükmen vefat kararı verilmesi durumunda bunların malları belirli sorumluluk hükümleri çerçevesinde mirasçılarına paylaştırılabilir. 
2. Mûris öldüğü sırada mirasçının hayatta bulunması. Önce ölen sonra ölene mirasçı olamaz. Birlikte ölenler de birbirlerine mirasçı olamazlar. Anne karnındaki çocuğun (cenin) miras payı ayrılır; sağ doğması halinde mülkiyetini kazanır, ölü doğduğu takdirde miras onun yokluğuna göre yeniden hesaplanır. Haksız bir fiil neticesinde ölü doğması durumunda sağ doğmuş gibi işlem yapılır. 
3. Miras engellerinin bulunmaması. Vârisin mûrisini öldürmesi mirasçılığa engel olmakla birlikte kasıt dışı öldürmelerin bu kapsamda sayılıp sayılmayacağı tartışmalıdır. Mûrisin veya mirasçının gayri müslim olması, liân veya zina gerekçesiyle çocuğun babaya nisbet edilmemesi, kölelik, mûrisle vârisin hangisinin önce öldüğünün bilinmemesi de miras engelleri arasındadır. Mahrumiyet şahsîdir; meselâ bir kimsenin öldürme sebebiyle mirastan mahrum olması çocuklarının da mahrumiyetini gerektirmez.**
...

MİRAS İLE İLGİLİ AYETLER:*** 

(Bakara/180. Ayet): "Sizden birinize ölüm gelip çattığı zaman, eğer geride bir hayır (mal) bırakmışsa, anaya, babaya ve yakın akrabaya meşru bir tarzda vasiyette bulunması -Allah’a karşı gelmekten sakınanlar üzerinde bir hak olarak- size farz kılındı."

(Nisâ / 7. Ayet): "Ana babanın ve akrabanın vefat edip geride bıraktığı mallarda erkek mirasçıların bir payı olduğu gibi; ana babanın ve akrabanın vefat edip geride bıraktığı mallarda kadın mirasçıların da bir payı vardır. Bunlar, gerek az olsun gerek çok olsun, Allah tarafından takdir edilmiş ve mirasçıya verilmesi gereken paylardır."

(Nisâ / 8. Ayet): "Miras paylaştırılırken, mirasçı olmayan akrabalar, yetimler ve fakirler de orada hazır bulunuyorlarsa, onlara da bu mirastan bir şeyler verin ve gönüllerini alacak tatlı güzel sözler söyleyin."

(Nisâ / 11. Ayet): "Çocuklarınızın mirastan payları konusunda Allah size şu emirleri veriyor: Erkek çocuğun payı, kız çocuğun payının iki katıdır. Eğer çocukların hepsi kız ve ikiden fazlaysa, mirasın üçte ikisi onlarındır. Eğer kız çocuk tekse mirasın yarısını alır. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan ana-babasından her birine altıda bir pay düşer. Eğer çocuğu yoksa, tek vârisi de ana-babasıysa, o takdirde mirasın üçte biri annenindir. Ölenin kardeşleri varsa, o zaman annenin payı altıda birdir. Bütün bu taksimler, ölenin yaptığı vasiyet yerine getirildikten ve varsa borcu ödendikten sonra yapılacaktır. Ana babanız ve çocuklarınızdan hangisinin faydaları itibariyle size daha yakın olduğunu siz bilemezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından belirlenmiş ve mutlaka sahiplerine verilmesi gereken paylardır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır."

(Nisâ / 12. Ayet): "Hanımlarınızın çocukları yoksa, bıraktıkları mirâsın yarısı sizindir. Çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Fakat bu taksim, vasiyetlerinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra yapılacaktır. Sizin çocuklarınız yoksa, bıraktığınız mirasın dörtte biri dul eşlerinizindir. Çocuklarınız varsa bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. Fakat bu taksim, vasiyetinizin yerine getirilmesinden ve borçlarınızın ödenmesinden sonra yapılacaktır. Eğer mirâs bırakan erkek veya kadının ana babası ve çocukları yok da, sadece bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, bu durumda onların her birine altıda bir pay düşer. Bundan fazla iseler, üçte bire ortak olurlar. Ama bütün bunlar da, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonradır. Ancak vasiyetin yerine getirilip borcun ödenmesinde mirasçılar zarara uğratılmamalıdır. Bunlar, Allah’ın size olan emridir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir, cezalandırmada acele etmeyendir."

(Nisâ / 13. Ayet): "İşte bunlar Allah’ın belirlediği sınırlardır. Kim Allah’a ve Pey­gam­beri’ne itaat ederse Allah onu, içinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. İşte en büyük başarı ve kurtuluş budur."

(Nisâ / 19. Ayet): "Ey iman edenler! Kadınları mirâs yoluyla zorla almanız size helâl değildir. Onlar apaçık bir hayâsızlık yapmadıkça, kendilerine verdiğiniz şeylerin bir kısmını geri almak için onları sıkıştırmayın. Eşlerinizle hoşça ve güzelce geçinin. Onlardan hoşlanmazsanız da sabredin. Olabilir ki bir şey hoşunuza gitmez de, bakarsınız Allah onda sizin için pek çok hayırlar takdir etmiştir."

(Nisâ / 32. Ayet): "Allah’ın bir kısmınıza diğerlerinden daha fazla verdiği, dolayısıyla başkalarında bulunup sizde olmayan şeylere göz dikip imrenmeyin. Erkeklere çalışıp kazandıklarından bir pay olduğu gibi, kadınlara da çalışıp kazandıklarından bir pay vardır. O halde çalışın da, daha hayırlı şeyleri Allah’ın lutfundan isteyin. Şüphe yok ki Allah her şeyi bilir."

(Nisâ / 33. Ayet): "Ana baba ile yakın akrabanın ölümden sonra bırakacakları her terike için vârisler belirledik. Yemin ederek kendileriyle sözleşme yaptığınız kimselerin paylarını da verin. Muhakkak Allah her şeye hakkıyla şâhittir."

(Nisâ / 126. Ayet): "Göklerde olanlar da yerde olanlar da hepsi Allah’ındır. Allah, ilim ve kudretiyle her şeyi kuşatmıştır."

(Nisâ / 176. Ayet): "Rasûlüm! Senden açıklama istiyorlar. De ki: “Allah size şimdi kelâle (geride vâris olarak baba ve çocuk bırakmadan ölen kişinin mirası) hakkında açıklama yapıyor: Bir erkek ölür, geride çocuğu kalmaz, bir kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı o kız kardeşindir. Kız kardeş geride çocuk bırakmadan ölürse, erkek kardeş onun bütün malına mirasçı olur. Ölen erkeğin geride iki kız kardeşi kalırsa, bunlar mirasın üçte ikisini alırlar. Vârisler, erkek ve kız kardeşler ise, bir erkeğe iki kız payı verilir. Allah size bu hükümleri açıklıyor ki, herhangi bir yanlışlığa ve şaşkınlığa düşmeyesiniz. Allah, her şeyi hakkıyla bilmektedir."

(Fecr / 19. Ayet): "Mirastan ne gelse, helâl-haram demeden alabildiğine yiyorsunuz."

(Ahzap / 6.Ayet): "Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır. Aralarında akrabalık bağı olanlar, Allah’ın Kitab’ına göre, (miras konusunda) birbirleri için (diğer) mü’minlerden ve muhacirlerden daha önceliklidirler. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız başka. Bu (hüküm) Kitap’ta yazılıdır."
..

MİRAS İLE İLGİLİ BAZI HADİSLER:**** 

Miras malını hisse sahipleri arasında Allah"ın Kitabı"na göre taksim edin…” (M4143 Müslim, Ferâiz, 4; D2898 Ebû Dâvûd, Ferâiz, 7).

"Her kim (öldükten sonra) geride mal bırakırsa, o mal mirasçılarınındır. Kim ardında bakıma muhtaç kimse (veya alacaklı) bırakırsa, onun bakımı bize aittir.” (B6763 Buhârî, Ferâiz, 25; M4161 Müslim, Ferâiz, 17).

Katil, (öldürdüğü kimseye) mirasçı olamaz.” (T2109 Tirmizî, Ferâiz, 17).

“Karı ve kocadan birisi eşini kasten öldürdüğü zaman, diyetinden ve malından hiçbir şeye vâris olamaz. Eğer bunlardan birisi diğerini yanlışlıkla öldürürse onun malına vâris olur, fakat diyetinden miras alamaz.” (İM2736 İbn Mâce, Ferâiz, 8.)

"Üçte birini sadaka olarak dağıtabilirsin! Hatta üçte biri dahi çoktur! Mirasçılarını varlıklı olarak bırakman, onları insanlara ellerini açar ve muhtaç bir hâlde bırakmandan daha hayırlıdır." (B6373 Buhârî, Deavât, 43).

"ALLAH Rasûlü’nün mirasını merak ediyorsanız, size söyleyeyim. Onun mirası altın ve gümüş değil, ALLAH Teâlâ'yı zikretmek ve Kur'ân okumaktır." (Ebu Hureyre ra).

"İnsanoğlu, ‘Malım! Malım!’ der. Halbuki onun malı, verdiği sadakalardan ve yaptığı hayırlardan ibarettir. Bundan ötesi ise miras olarak başkasına kalır." (Müslim).

"İnsanın üç dostu vardır. Bunlardan birisi ölümüne kadar onun yanındadır. Bu onun malıdır. Birisi kabre kadar onunla beraberdir. Bu onun aile fertleridir. Birisi de mahşere kadar onunla beraberdir. Bu onun amelidir." (Buharî, Müslim, Ahmed, Taberanî).

Yedi sey vardır ki, kul vefâtından sonra kabrindeyken de bunların ecri kendisine ulasır: Öğrettiği ilim, akıttığı su, açtığı su kuyusu, diktiği meyve ağacı, insâ ettiği mescit, okunmak üzere miras bıraktığı Mushaf-ı Serif, vefatından sonra kendisine istiğfar edecek hayırlı evlâd.” (Beyhakî, Suab, III, 248; Heysemî, I, 167)

"Esved İbnu'l-Yezid anlatıyor: "Bize (Yemen'e), Muaz radıyallahu anh, muallim ve emir olarak geldi. Ona, bir kızla bir kızkardeş bırakarak ölen kimse(nin veraset durumu) hakkında sorduk. O, kız için yarım, kızkardeşi için de yarıma hükmetti. O sırada Aleyhissalatu vesselam sağdı." (Buhari, Feraiz 6, 12; Ebu Davud, Feraiz 4).
...
Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir:
1.Kul hakkı (İhya'dan) 171021
2.Muhabbet 111121
3.Kadınlar 080322
4.Huzur 190622
5.Ev hanımları, sigorta, emeklilik 290722
6.Hak 011122
7.Adalet 041122
8.Hayat, Ömür 141222
9.Ahlâk 120723
10.Vakıf! Vakıflar! Fonksiyonları 070524
11.Evlilik ve Aile 240425
12.Kadının aile ve iş hayatı 070825
13.İSLAM AHLAKI-1(Ahlak, tanımı, ilahi, şahsi, ailevi ve toplumsal görevler), 270126
14.ECEL İle İlgili Ayetler 080226
15.MEHİR 010626

Yararlanılan kaynaklar:



1 Haziran 2026 Pazartesi

MEHİR 010626

Bu yazımızın amacı evlenen kadının hakkı olan mehir konusuna dikkat çekmektir. İslam'da kadının gerek mehir gerekse miras haklarının teslim edilmesi gerekmektedir.

Mehir, İslam hukukunda erkeğin evlenirken eşine verdiği veya vermeyi taahhüt ettiği para, mal veya kıymetli eşyadır. 

Kadının hakkı olan mehir, doğrudan kadının mal varlığına geçer. 

Kur'an-ı Kerim'de Nisa Suresi 4. ayetle emredilen mehir, dini bir yükümlülüktür.

Mehir nikâh akdi sırasında belirlenir, ancak ödeme zamanı peşin veya sonradan (müeccel) olabilir. Hanefi mezhebine göre en az 10 dirhem gümüş (yaklaşık 30 gram altın değerinde) olması tavsiye edilir. Mâlikîler 3 dirhem kadar gümüş değerini alt sınır kabul etmişlerdir; Şâfiî ve Hanbelîler’de ise bir alt sınır belirlenmemiştir. Mehir, başlık parası değildir; doğrudan kadına aittir. Boşanma durumunda mehir, kadına ödenmek zorundadır

Mehrin; mehri muaccel ve mehri müeccel şeklinde iki tür uygulaması vardır.

Mehr-i Muaccel: Nikâh anında veya peşin olarak verilen mehirdir.

Mehr-i Müeccel: İleride, özellikle boşanma veya ölüm halinde verilmesi taahhüt edilen ertelenmiş mehirdir.

Kur’ân-ı Kerîm’de kendileriyle evlenilen kadınlara mehirlerinin verilmesi gerektiği belirtilmiş (el-Bakara 2/236-237; en-Nisâ 4/4, 24, 25; el-Mâide 5/5), hadislerde de mehirle ilgili fıkhî hükümlerin ayrıntıları yer almış, ayrıca evlenmeyi zorlaştıracak tarzda mehir miktarında aşırıya kaçılmaması öğütlenmiştir.
 
Mehir boşama hakkı elinde bulunan koca bakımından bir “boşama engeli ve müeyyidesi”, kadın için de bir maddî teminattır, yeni bir evlilik yapıncaya veya maişet imkânı buluncaya kadar bir süre hayatını idame ettirme vasıtasıdır. 

Mehir hukukçuların çoğuna göre evliliğin şartlarından değil sonuçlarından biridir. Bu sebeple nikâh esnasında mehir belirtilmemiş, hatta verilmeyeceği şart koşulmuş bile olsa evlilik geçerlidir. Ancak mehri nikâhın şartlarından kabul eden Mâlikîler böyle bir şartla yapılan evliliği geçerli saymaz. Kur’ân-ı Kerîm’de mehir belirlemeden evlenen çiftlerin boşanmaları halinin düzenlenmesi (el-Bakara 2/236) mehir belirlenmeyen evliliklerin geçerli olduğunu göstermektedir. Bu durumda önceden kararlaştırılmış bir mehir (mehr-i müsemmâ) olmadığından benzer şart ve konumdaki kadınlara ödenen miktar (mehr-i misil) esas alınır. Belirlenen mehrin bir sebeple geçersiz olması halinde de misil mehir ödenir. 

Para, eşya (mütekavvim mal) ve ekonomik değeri olan menfaat -meselâ bir mülkün belirli bir süre kullanım hakkı- mehir olarak belirlenebilir; ekonomik değeri olmayan menfaatler -mevcut eşini boşamak, bulunduğu şehirden başka şehre göç etmemek gibi- mehir olarak tesbit edilemez.* 

Mehir ile ilgili ayetler:** 

(Bakara / 229. Ayet): "Boşamadan iki defa geri dönülebilir. Bundan sonra erkeğin vazîfesi ya güzelce geçinmek veya tatlılıkla ayrılmaktır. Ey kocalar! Boşanma durumunda, daha önce kadınlarınıza vermiş olduğunuz mehir ve hediyelerden hiçbir şeyi geri almanız size helâl değildir. Ancak karı koca Allah’ın koyduğu ölçülere riâyet edemeyeceklerinden endişe ederek boşanmak isterlerse durum değişir. Ey hakemler, veliler! Karı kocanın Allah’ın koyduğu ölçülere riâyet edemeyeceklerinden endişe ederseniz, bu durumda kadının, kocasından aldığının bir kısmını boşanmak için ona geri vermesinde, erkeğin de bunu almasında ikisine de bir günah yoktur. Bunlar Allah’ın belirlediği sınırlardır, sakın bu sınırları aşmayın. Kim Allah’ın koyduğu sınırları çiğnerse, işte onlar zâlimlerin tâ kendileridir."

(Bakara/ 236. Ayet): "Kadınları boşarsanız, onlarla birleşmemiş ve mehir de belirlememiş olursanız malî bir sorumluluğunuz yoktur. Zengin gücü yettiği kadar, eli darda olan da gücü yettiği kadar olmak üzere, onlara mâkul, gönül alıcı bir şeyler verin; iyiler için bu bir borçtur."

(Bakara / 237. Ayet): "Mehirlerini belirlediğiniz halde kendileriyle cinsî münâsebette bulunmadan onları boşarsanız, bu durumda kararlaştırdığınız mehrin yarısını onlara vermeniz gerekir. Ancak kadınlar alacakları mehirden vazgeçebilir veya nikâhı elinde bulunduran erkekler mehrin tamamını bağışlayabilir. Fakat ey erkekler! Sizin cimrilik yapmayıp mehrin tamamını vermeniz takvâya daha uygun bir davranıştır. Birbirinize erdemli ve lutufkâr davranmayı ihmal etmeyin. Şüphesiz Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir."

(Nisâ / 4. Ayet): "Evlendiğiniz kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Eğer mehrin bir kısmını kendi arzularıyla size bağışlarlarsa, onu da gönül rahatlığı içinde afiyetle yiyin."

(Mehir, sadâk, nihle, ecir (çoğulu ücûr) kelimeleri, evlenme akdinde erkeğin kadına verdiği (muaccel) veya borçlandığı (müeccel) malı ve meblağı ifade eder. Bazı toplumlarda erkekler kadınları zorla alırlardı; sonra velilerine (yakın akraba olan erkeklere) bir ödeme yaparak kadınlarla evlenme yoluna gidildi. Ülkemizin bazı yörelerinde âdet olan başlık ödemesi bu uygulamanın bir kalıntısıdır. İslâm bunları ortadan kaldırdı, velilerin bir mal veya meblağ karşılığında velâyetleri altındaki kızları kocaya vermelerini yasakladı. Bunun yerine, bir karşılık beklemeden, alım-satım mahiyetinde olmaksızın, kocanın eşine bir hediye vermesini veya borçlanmasını gerekli kıldı, bu “gerekli hediye”nin adı da–en yaygını mehir olmak üzere– yukarıdaki kelimelerle ifade edildi. Kadınların zayıflığından istifade ederek borçlandıkları mehri ödemeyen veya verdiklerini geri alan erkekler de bulunduğu için âyette “Kocaları eşlerine versin” gibi bir ifade yerine “Kadınlara mehirlerini verin” ifadesi tercih edilmiş, bu hakkın yerine getirilmesi bir sosyal ve hukukî vazife olarak telakki edilsin istenmiştir. Mehir bir yandan kadınlara verilen değerin ve onlara karşı gösterilen rağbetin bir sembolü, diğer yandan da bir teminat, bir güvenlik vasıtasıdır. Mehrin teminat oluşu iki noktada kendini gösterir: a) Boşamayı güçleştirmesi. Çünkü mehir borçlanılmış ise boşama halinde erkek tarafından derhal ödenecektir, yani boşama bir malî külfet getirmektedir. Peşin ödenmiş ise yeniden evlenme yeni bir ödemeyi gerektirecektir. b) Kendi imkânlarına dayalı ekonomik yeterliği bulunmayan kadınlar için mehrin bir müddet ihtiyaç karşılama vasıtası olması. Boşanmış kadın, bu sayede yeni bir iş, eş veya himaye elde edinceye kadar aç ve açıkta kalmayacaktır. Mehrin kocaya bağışlanması câizdir; ancak bu konuda maddî veya mânevî bir baskı yapılmayacak, bağışlama mutlak mânada gönül rızâsına dayanacaktır. Bu konuda titiz davranan bazı müctehidler, dilediği zaman kadının bağışladığı mehri geri isteyebileceğine hükmederken “rızânın devamlı olmasını” şart koşmuş gibidirler. (DİB tefsir, Nisa/4))

(Nisâ / 20 ve 21. Ayetler): "Eğer siz bir eşi boşayıp da yerine bir başka eş almak isterseniz, boşadığınız eşe yüklerle mehir vermiş olsanız bile, ondan hiçbir şeyi geri almayın. Yoksa siz fuhuş yaptı diye eşinize iftira ederek ve apaçık bir vebâl yüklenerek mi verdiğinizi geri alacaksınız? Hem onu nasıl geri alabilirsiniz ki? Zira sizler evlenip birbirinizle içli dışlı beraber oldunuz, üstelik onlar da sizden kesin bir söz aldılar."

(Nisâ / 24. Ayet): "Sahip olduğunuz cariyeler müstesnâ, evli kadınları nikâhlamanız da size haram kılınmıştır. İşte bütün bunlar, Allah’ın sizin için belirlediği kesin hükümlerdir. Bu sayılanların dışındaki kadınları, iffetli yaşamak, zinâ etmemek ve mehirlerini ödemek şartıyla nikâhlamanız size helâldir. Bu şartlar altında onlardan hangisiyle bir arada bulunup beraberliklerinden yararlanmak istiyorsanız, üzerinizde bir borç olarak belirlenmiş olan mehirlerini ödeyin. Fakat mehrin miktarını belirledikten sonra onu aranızda karşılıklı rızâ ile artırıp eksiltmekte size herhangi bir günah yoktur. Şüphesiz Allah her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır."

(Nisâ / 25. Ayet): "İçinizde hür mü’min kadınlarla evlenecek servet ve imkânı bulunmayanları, sahibi olduğunuz mü’min cariyelerle evlendirin. Allah sizi imanlarınızla değerlendirir ve her birinizin imanının keyfiyet ve derecesini çok iyi bilir. Hür olsun, câriye olsun hepiniz aynı kökten birer insan; mü’minler olarak da aynı dinin ve aynı toplumun mensuplarısınız. O halde câriyeleri, iffetli yaşamaları, açıkça veya gizli dostlar tutarak zinâ etmemeleri şartıyla ve sahiplerinin de izniyle nikâhlayın. Mehirlerini de dinin ve örfün gereklerini dikkate alarak güzelce verin. Evlendikten sonra zinâ ederlerse onların cezası hür kadınların cezasının yarısıdır. Câriyelerle evlenme izni, içinizden kötü yola düşmekten korkanlar içindir. Ancak sabredip onlarla evlenmemeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir."

(Maide / 5. Ayet): "Bu gün size temiz ve hoş şeyler helâl kılındı. Kendilerine kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Mü’min kadınlardan iffetli olanlarla, daha önce kendilerine kitap verilenlerden olan iffetli kadınlar da, mehirlerini vermeniz kaydıyla; evlenmek, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere size helâldir. Her kim de inanılması gerekenleri inkâr ederse, bütün işlediği boşa gider. Ahirette de o, ziyana uğrayanlardandır."
...

Mehir ile ilgili bazı hadisler:***
Şüphesiz, şartların yerine getirilmeye en lâyık olanı, kadınları kendinize helâl kıldığınız (mehir) şartıdır.” ( M3472 Müslim, Nikâh, 63).

"Mehrin en hayırlısı, en kolay (külfetsiz ve ödemesi erkeğe en kolay) olanıdır." (Ebû Dâvûd, Nikâh 31).

"Kadınların en bereketli olanı, mehir konusunda en fazla kolaylık sağlayanlarıdır." (Ahmed b. Hanbel, Müsned).

"Tez evlenmek, tez doğurmak ve nikâhın (mehrinin) az olması kadının bereketindendir." (Ahmed b. Hanbel, Müsned).

"Bir sahabe, verecek malı bulunmadığını söyleyince Peygamberimiz (s.a.v.) ona "Demirden bir yüzük bile olsa bul ve ver" buyurmuştur" (Buhârî, Nikâh 14). 

"Başka bir rivayette mehir bir çift ayakkabı olarak belirlenmiş ve Efendimiz (s.a.v.) bunu onaylamıştır" (Ebû Dâvûd, Nikâh 31).

"Hz. Ali ile Hz. Fâtıma evlenirken demir bir zırh mehir olarak verilmiştir" (İbn Mâce, Nikâh 40).

"Hz. Enes'in naklettiğine göre, Ebu Talha ile Ümmü Süleym (r.anhuma) arasındaki evlilikte İslâm ile şereflenmek (Müslüman olmak) mehir olarak kabul edilmiştir" (Nesâî, Nikâh 68).

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir:

1.Kurnazlık! 130821
2.Esirgediğimiz Bazı Davranışlar101021
3.Kul hakkı (İhya'dan) 171021
4.Muhabbet 111121
5.Kadınlar 080322
6.Huzur 190622
7.Ev hanımları, sigorta, emeklilik ...290722
8.Merhamet 190822
9.Ailede huzur 240922
10.Hak 011122
11.Adalet 041122
12.Hayat, Ömür 141222
13.Kur'an-ı Kerim Tefsirinden Notlar 160623
14.Evlilik ve Aile 240425
15.Kadının aile ve iş hayatı 070825
16.Nedir Bu ŞIMARIKLIK? 190925
17.İSLAM AHLAKI-1(Ahlak, tanımı, ilahi, şahsi, ailevi ve toplumsal görevler), 270126

Yararlanılan kaynaklar:



18 Eylül 2025 Perşembe

GÖZLERİMİ KAPARIM, VAZİFEMİ (YAPAR GİBİ) YAPARIM.180925

"Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım" kavramı Ziya Gökalp ile yazı dünyamıza girmiş, ayrıca bir tiyatro oyunu ismi olarak da kullanılmış. 

Bu yazımızda bu kavramı, vazifesini yapıyor gibi yapıp yapmayanlar için "gözlerimi kaparım vazifemi yapar gibi yaparım" anlamında kullanılmıştır.

Maalesef pek çok insan tavrı böyledir. İşini, görevini, sorumluluğunu, vazifesini yapıyor gibi yapar, öyle gözükür ve gösterir veya öyle bir imaj oluşturur ama gerçekte fonksiyonel, işe yarayan, işi kotaran, faydalı, varsa problemi çözen, hiç bir icraat ortaya koymaz, ortaya konulan icraatlar da göstermeliktir.

Kendimizden başlayalım. Kendimize karşı, inanç ve dinimize karşı, ailemize karşı, akrabalarımıza, komşularımıza, çevremize, topluma millete karşı vazifelerimizi yerine getiriyor muyuz? Bize sağlanan imkanları doğru yerde, zamanda ve fonksiyonel olarak kullanıyor muyuz? Üzerinde tefekkür edelim. Ve gereğini yapalım.

Hatırlarsanız veya izlerseniz dikkat edin, Yeşilçam filmlerinde kavga hesaplaşma vs ne olacaksa olur, ölen ölür yaralanan yaralanır her şey biter sonra siren sesi duyulur polis aracı gelirdi, öyle bir yaklaşım olmaması gerekir. 

Anne ve babalar güzel ahlaklı iyi çocuklar  yetiştirmek, çocuklar hayata hazırlık eğitimini almak, eş dost, komşu ve toplum "neme lazım" demeden yapabildiği ölçüde iyiliği teşvik ve kötülüğü men etmek, kamu ve özel sektörde, askeri ve sivil bürokraside, yargı ve yasama da görevli her bir bireyin işini layıkıyla yapmak yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülüğü yerine getirmek kötü değil güzel örnekleri yarıştırır. 

Annede, babada, çocukda; okul, cami, belediye, devlet kurumları ve şirket çalışanlarında; esnaf, tacir gibi toplumun tüm fertlerinde; vazife, sorumluluk bilinci ile işini/yaptığını layıkıyla yapma kültürü geliştirilmelidir.

Bu çerçevede, "aman bana ne", "aman başıma bir şey gelmesin", "aman başım ağrımasın", "aman ağrımayan başıma iş almayayım", "yeni adet getirmeyelim", "böyle gelmiş böyle gider", "başkası yapsın" gibi vazife ve sorumlulukları layıkıyla yapmayı engelleyen düşünce ve tavırları terk edilmelidir.

İşini iyi bilen insan ne yapacağını ve nasıl yapacağını bilen ve yaptığı işten manevi haz alan insandır. Bu şekilde donanımlı ve liyakatli olanlar kendi görev ve sorumluluklarını yerine getirirken, bir zorluk veya bir problem ile karşılaştığı zaman onun etrafında dolaşıp durmadan, doğrudan problemin kaynağına yönelerek onu çözen bir görev anlayışını sahip olurlar. Kalkınmış insan, kalkınmış toplum olmak zaten işi savsaklamayı değil, hakikaten yapmayı gerektirir.

Aşağıda günlük hayatta karşılaştığımız "gözlerimi kaparım vazifemi yapar gibi yaparım, veya yapar gibi yaparım" bir kaç örnek verdik.

1.Çocuk, anne baba, cami, hoca, kurs hocası, cemaat: Çocuk yetiştirmede herkes herkese vazifesini hatırlatır da, bir türlü istenilen çocuk tipi yetiştirilemez! Çünkü hiç kimse "kendi vazifesini" yapmaz, yapmaya yanaşmaz. Eğitilmeyen ve bilmeyen bir çocuğun her yerde, ailede, okulda, camide, sokakta, iş yerinde yani bulunduğu her yerde problem olma veya problem çıkarma ihtimali yüksektir. 

Misal, cumanın farzı hutbeyi dinlemek ve cuma namazı kılmaktır. Grup halinde gelen çocukların camiye girişiyle uğultu başlar. Konusu çocuk yetiştirme olan ve bu konuda anne baba, öğretmen ve topluma hatırlatmalar içeren hutbe okunurken, uğultu artar. Uğultu arttıkça hoca sesini yükseltir ve adeta bir an önce bitirmek için okumasını hızlandırır. Bu durum yaşanırken ne çocukların hutbeyi dinlemeleri için bir uyarı yapılır ne de hutbeyi dinlemeyen çocuklar cumanın farzına uymuş olur. Hutbe bitirilip farz namaza geçinceye bu uğultu devam eder. Namaza başlanacağı zaman yapılan "çocuklar sessiz olun" uyarısı ise zaten farz namazla birlikte uğultu kesileceğinden, "yapılmış olmak için yapılmış bir uyarıdan başka bir şey değildir. Sonuçta ne çocuklar hutbenin farz olduğunu ve hutbe sırasında konuşulmayacağını öğrenmiştir, ne farz olan hutbeyi dinlemişlerdir, ne de cemaate huzur vermişlerdir. Ama bakarsan güya camiye gelen herkes; hoca da, çocuklar da, çocukları camiye gönderen anne babalar da, kuran kursu veren öğreticiler de, cemaat de cuma vazifelerini yapmışlardır! Şeklen evet, ama içerik olarak, manen veya hedeflenen olarak bakarsak pek de öyle gözükmemektedir. Tipik "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım veya yapar gibi yaparım" hadisesi!

Bu gibi durumlarda namaz kılarken Peygamber efendimizin torunlarının sergilediği davranışları hemen dile getirenler olacaktır, bu durum çok farklıdır ve bu konuda İmam Gazalinin İhyasından "mescitlerin münkirleri" başlıklı bölümü veya bloğumuzdaki aynı başlıklı yazımızı okumaları önerilir. 

Bu ve bunun gibi durumları özetleyen bir kıssa vardır, herkesin etrafında dolaşıp konuştuğu ama fiilen adım atmadığı dolayısıyla ilerleme kaydedilmeyen durumları özetler. Birilerinin yapması gerektiğini konuşup durduğumuz ama yapmadığımız veya yapılmayan ve sonuçta ortada kalan pek çok iş, vazife, görevi ifade eden o kıssa şöyle; "Herkes, birisinin yapacağını umar, aslında herhangi biri yapabilir, ama hiç kimse yapmaz, birisi bu duruma çok kızar, çünkü herkes sorumludur, ama hiç kimse, herkesin yapmayacağını düşünmez!" 

Lütfen yaptığımız her bir işi yapmış olmak için değil, fonksiyonel bir şekilde, amaç gerçekleşecek bir şekilde, bir problem varsa onu görmezden gelerek değil, probleme müdahale ederek ve onu çözerek ve görevimizin vazifemizin gereğini tam olarak yapalım. 

2.Asayiş! Başka bir husus mahalle bekçileri, sadece asayişin berkemal olduğu mekanlarda değil, mahallenin özellikle gürültü, ses, tartışma yaşanan yani huzuru daha az sokaklarında da gezmeleri, oralarda gözükmeleri beklenir. Aslında tam da problem yaşanan sokaklara daha çok yol düşürmeliler ki oralarda da asayiş berkemal olsun, vazifelerinin hakkını vermiş ve aldıkları maaşı hakketmiş olsunlar! 

Yıllar önce Ankara/Ulus meydanında bir kavga yaşanırken, bulvar üzerinden gelen kolluk görevlileri köşeye gelip kavgayı görünce döndüklerini hayretle müşahede etmiş, şaşırmış ve kabul edememiştim.

Keza tüm mahalleyi inim inim inleten "DRİFT" "egzoz patlatma" seslerini duyan ilgililer, şikayete gerek kalmadan, gereğini yapıp bu problemlerden kurtaramazlar mı?

Bunlar "görmedim, duymadım, bilmiyorum"un özeti olan tipik "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım veya yapar gibi yaparım" hadiseleridir! Oysa tam aksine görmek, ilgilenmek ve çözmek gerekir.

3.Belediyeler veya bunlar özelinde resmi veya özel kurumlar! Maalesef buralarla ilgili aslında işin normalinde yaşanmaması gereken ancak bir şekilde karşılaşılan problemlerle ilgili pek çok müracaatla ilgili olarak da; yine oyalama, fonksiyonel olmayan, yapmış olmak için yapılan  ve işe yaramayan eylemlerle karşılaşılabilmektedir. Misal sokakların temizliği iletiliyor ama burasının genişliği 15 mt yi aşıyor sokak değil cadde dolayısıyla büyükşehir belediyesi ilgileniyor deniyor ve büyükşehir belediyesine iletiyorsun cevap yok. 

Çevreyi çöpe boğan bir tadilatı iletiyorsun, tadilat bittikten bir ay sonra el cevap geldik baktık olumsuz bir durum görmedik!

Eğlence mekanını tüm mahalleyi gürültüye boğan ses kirliğini iletiyorsun, geldiklerinde nasıl oluyorsa mekan sesi kısıyor, ses ölçümü yapılıyor ve ses düzeyi normal sınırlarında cevabı veriliyor. Tipik "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım veya yapar gibi yaparım" hadiseleri!

4.Devlet okullarındaki ses düzeyi! Okul yönetimine sabah törenlerindeki veya resmi bayram provalarındaki ses düzeyini tüm mahalleye değil sadece okuldakilerin duyacağı düzeye getirmesini rica etmek için yönetimi arıyorsun nedense telefonlara çıkan yok! Ve yine her nedense okul yöneticileri mutlaka toplantıda oluyor, telefona bakan kişi bana söyleyin ben iletirim diyor, ulaşmak güç, bin bir güçlükle bulduğunuz iletişim kanallarından e-posta veya cimer kanalıyla yazılı hale getirince, zabıtaya bildir diyor, zabıta ben onları uyardım ama o vazife ilçe milli eğitim müdürlüğünün diyor, kaç kurumla kaç yazışma zaman israfı! Oysa okul müdürünün bu sesi biraz kısın demesi veya sesi açan empati yapıp sesi biraz kıssa iş çözülmüş olacak! Liyakat, sorumluluk, görev bilinci, devletin sağladığı imkan ve kaynakları israf etmemek doğru yönde kullanmak gerekir. Tipik "gözlerimi kaparım vazifemi yaparım veya yapar gibi yaparım" hadiseleri!

Örnekleri çoğaltmak mümkündür. 

Adalet sistemin hızlı çalışması, sağlıkta fonksiyonel tedavi, bürokraside bu gün git yarın gel veya bu gün de yarın da gel yerine işin çözülmesi, sistem bozuk yarın gel, ilgililerin ulaşılabilir olması, muhatap bulunması, bulunan muhatabın işi problemi çözmesi, vatandaşın dürüstlüğü şiar edinen bir davranış içinde olması konularının aksini gösterir pek çok örnek verilebilir, herkesin yaşadığı tecrübeler de vardır. Ancak maksat hasıl olacağı için bir kaç örnek vermekle yetiniyoruz.  

Temennimiz ve dileğimiz; annelerin, babaların, çocukların, kamu özel tüm kurum çalışanlarının, toplumun tüm sivil yapı çalışanlarının, tüm fertlerin yapması gereken iş, görev, sorumluluk ve vazifelerini yapmış olmak için yapmak değil de, işi, görevi, vazifesi neyi gerektiriyorsa o şekilde ve gerçekten yapmak kültürünün en kısa sürede gerçekleşmesidir. 

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.
1.Kadının aile ve iş hayatı 070825
2.ÜLKE'DEKİ BAZI TEMEL PROBLEMLER 250425
3.ÇOCUKLAR ve EĞİTİM 280325
4.Delaletten Çıkış Yolu 191024
5.Temizlik ve çöp 030624
6.Fonksiyonellik 2023
7.İŞ HAYATI, 200823
8.Ahlâk 120723
9.Liyakat (yine, yeniden, her zaman) 181022



7 Ağustos 2025 Perşembe

Kadının aile ve iş hayatı 070825

Bu yazımızda toplumda çalışan kadınların erkeklere nazaran ilaveten üstlendikleri yükler ve bu yüklerin yıpratıcı etkisine dikkat çekilmek istenilmiş ve yazının çerçevesi bu konu ile sınırlı tutulmuştur.

Çalışan kadınla ilgili bazı sorular soralım:

Bir eş veya anne olarak kadının kendisinden, eşinden ve çocuklarından beklentisi nedir?

Erkeğin eşinden beklentisi nedir?

Çocukların annelerinden beklentisi nedir?

Toplumun eş veya anne olarak kadından beklediği nedir?

Evli bir kadın çalışmak zorunda mıdır? Çalışmak isterse nasıl bir işte çalışmalıdır?

Kadının ve erkeğin fıtratlarına uygun olan nedir?

Bu konuda dinimiz, örfümüz ne söylüyor? Bunları biliyor muyuz, dikkate alıyor muyuz?

Bu soruların cevaplarını düşünürken çalışan evli bir kadının ev işleri olarak evde yapması gereken veya yapması beklenen iş görev ve sorumluluklara göz atalım:

Öncelikle sadece kendisinin değil ailenin tüm bireylerinin ortak yükü olan; ev işleri, evin temizliği, yemek yapmak, sofra kurmak, sofrayı toplamak, bulaşık, çamaşır, ütü, evi süpürme, silme, bebeği emzirmek, onunla ilgilenmek, onu beslemek, onu uyutmak, ağlamasını teskin etmek gibi işler, vazifeler, görevler kadından beklenir. Evin diğer üyeleri kocası, erkek çocukları ve hatta kızları bu işlere pek el atmazlar! Sadece annenin vazifesiymiş gibi görülür. Çalışan kadının kocasına nazaran bu kadar daha ilave iş yükü vardır.

Bu ev işlerini yapan çalışan kadın, çalıştığı iş yerine duruma göre servis, toplu taşıma veya aracıyla işe gidecek ve dönecek; yolda, trafikte veya iş yerinde iş arkadaşları veya amiri yada çalışanı yada müşterisi vb ile yaşayabileceği muhtemel olumsuzlukları, görünmeyen psikolojik bir yük olarak sırtlanacaktır. 

Bu psikoloji ile akşam eve dönen kadın yukarıda belirttiğimiz ev işlerinden bir kısmını yapmak durumunda kalacak, aile üyelerinin anne veya eş olarak beklentileri olacaktır.

Bu döngüde ev halkı ve işyerindekiler veya muhatap olduğu kişiler çalışan kadından, diğer yükleri göz ardı edilerek, belki de hiç düşünülmeyerek verimlilik ve performans beklenecektir.

Böyle bir ortamda çalışan kadının kendi görev ve sorumlulukları yanında eşinin evi geçindirme görev ve sorumluluklarını da üstlendiği en azından paylaştığı açıkça görülmektedir.

Evli olmayan çalışan kadın ise gerek kendi gerekse de erkeğin yapması gereken tüm işleri üstlenmektedir.

Emeklilik sonrası ise kadının ev ile ilgili yaptığı işler devam ederken erkek için bu söz konusu olmamaktadır.

Şimdi denilebilir ki; çalışan kadınlar, ekonomik özgürlüğünü kazanıyor, kendi ayakları üzerinde duruyor, kadın eve hapsolmuyor, ayrıca ev işlerini yapmıyorlar bu işleri yapacak birilerine ücretle yaptırıyorlar! Olabilir ancak bunun maddi ve manevi bir karşılığı da var. Tercih meselesi! Bilinçli bir fayda maliyet analizi yapılarak tercihte bulunulabilir.

Şimdi başta sorduğumuz sorulara dönelim:

Bir eş veya anne olarak kadın, güvenli ve huzurlu bir ortam ister. Bu ortamı aile ortamının sağlaması beklenir.

Erkek eşinden tatbikî güzel huyluluk yumuşaklık güzel geçim ister. Eşine sevgi ve muhabbet beslemek ister. Bunları yok edecek davranışlarla karşılaşmak istemez. Bunların karşılıklı olması gerekir.

Çocuklar da annelerinden sevgi, ilgi, muhabbet yanında, yanlarında bulunmasını ve kendisini hayata hazırlamasını ister. Hatta denir ki "anneyi eğitirsen toplumu eğitmiş olursun". Bu anlamda çocuğuna donanım kazandıracak ilk öğretmendir. Güzel bir aile ortamı, çocuğa ilk cevherleri kazandıracak ilk eğitim merkezidir.

Toplum ise kadından eş veya anne olarak güzel bir aile oluşturmasını bekler. Sağlam aile sağlam toplum demektir. Denir ki "yuvayı dişi kuş yapar", ailenin en önemli çimentosu bir anlamda eştir, annedir. Toplum; toplum içinde kadınlar eliyle yapılması gereken işleri onların eliyle yapılmasını da bekler.

Evli bir kadın dinimize göre çalışmak zorunda değildir. Hatta bırak çalışmayı ev işlerini, çocuğun emzirmesi dahi yapmak zorunda değildir. Ancak örfümüze göre ev işlerini kadınlar yapa geldiği için böyle devam etmektedir. Gönüllülük ilkesi ile yapılması mümkündür.

Evli kadın kendi isteğiyle veya zorunluluk vb hangi gerekçe ile olursa olsun çalışmak isterse ki nitekim toplumda kadınların yapması gereken işler de vardır, fıtratına uygun işleri tercih etmesi beklenir, kendi lehine olan, daha az yıpratıcı olan da bu yöndeki tercihler olacaktır. Bak bu işleri de kadınlar da yapabiliyor dedirtmek için veya istihdam edenlerin erkeğe göre daha az ücret ödedikleri kadınlara erkeklerin yaptıkları işlere yönlendirilmesi gibi sebeplerle çok ağır işlerde çalışmaması gerekir.

Bu konudaki aldatıcı söylem, reklam ve algılara kanmamak gerekir. Merhum Sezai Karakoç'un bir dizesi bunu özetler: "Kadının üstün olduğu ama mutlu olmadığı, Günlere geldim, bunu bana öğretmediniz".

Kadının fıtratında sahiplenilmek, erkeğin fıtratında ise sahiplenmek vardır. Erkekler fiziken daha güçlüdür. Kadınlar iş ve davranışları ile erkek gibi, erkekler de kadın gibi olmamalıdır. Her iki cins fıtratlarına uygun yaşamalıdır. Bu şekilde yaşamak onları daha huzurlu kılar.

Dinimiz de örfümüz de kadının fıtratına uygun olmayan işlerde çalışmasına hoş bakmaz. Her ikisinin görev ve sorumlulukları farklıdır. Bunlar ilmihal kitaplarında detaylı olarak yer almaktadır. Erkek ailesini geçindirmekle mükelleftir. Bunları okuyup öğrenip ailedeki görev ve sorumlulukları aksatmayacak işleri tercih etmeleri beklenir. Aile ekonomik otaklık haline gelmemelidir. Kaldı ki tüm fertleri maaşlı olan ailelerin yakalayamadığı ekonomik özgürlük, bereket, huzur ve rahatı, sadece kocanın maaşıyla yakalayan aileler olduğunu unutmamak gerekir. Hayatı zorlaştırmadan, gereksiz yüklerin altına girmeden yaşamak insanı ferahlatır, kendisine alan açar ve hayatının kalitesini arttırır.

Netice itibariyle evli kadınlar yukarıdaki hususları dikkate alarak, çalışma veya çalışmamanın maddi manevi faydası ile yine maddi ve manevi maliyetinin analizini yaparak tercihte bulunmaları, fıtratlarına uygun helalinden bir hayat tarzı seçmeleri kendilerini madden ve manen daha huzurlu kılacaktır. Tercih muhatabına kalmıştır!

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.

1.8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedir, ne değildir? 080314
2.Ailede yaşam alanını genişletmek 060816
3.Sağlıklı Evlilik, Sağlıklı Aile 250517
4.Bekar Kalmak veya Evlenmek 290717
5.Sağlıklı Aile Kampanyamız (Bir Sosyal Deney) 270520
6.Hayatın Hâl ilmi Nedir? Niçin Bilmemiz Gerekiyor? 081220
7.Evliliğin Hal-İlmi 130121
8.Evlilikte Tavır! 240521
9.Muhabbet 111121
10.İnsana yatırım 030122
11.Kadınlar 080322
12.Huzur 190622
13.Ev hanımları, sigorta, emeklilik 290722
14.Sevgi ve saygı 170922
15.Ailede huzur 240922
16.Aile üzerine 161022
17.Adalet 041122
18.Evlilikte de her şey mükemmel değildir, sıkıntılar olacaktır 231122
19.Mutluluk 091222
20.İŞ HAYATI, 200823
21.SADELİK 031223
22.ÇOCUKLAR ve EĞİTİM 280325
23.Evlilik ve Aile 240425




1 Ağustos 2025 Cuma

Birlik Şuuru 010825

Bu yazımda; "birliği" ortak hareket etme hali, "şuuru" da bilinç, farkında olma anlamını yükleyerek, "BİRLİK ŞUURU"nu "bilinçli olarak, farkında olarak, iyiliğin olduğu yönünde, ortak hareket etme niyeti ve bu niyeti gerçekleştirme" olarak tanımlıyorum.

Birlik şuuru; bir arkadaş grubu, bir aile, bir sülale, bir dernek, bir parti, bir köy, kasaba veya kent, bir toplum, halk, millet, bir ümmet, insanlık için söz konusudur. Birlik şuuru bunların her birini, aileyi, STK yı, toplumu, milleti ve ümmeti sağlam yapar ve güçlü kılar.

Birlik şuurunun çerçevesi, bir arada olan insanların tümünü kapsayacak payda ile belirlenmeli ve çizilmelidir. Dışlayıcı değil, kapsayıcı olmalıdır. Duruma göre esnek olabilmelidir.

Birlik şuurunun kapsamı, birlikte olan insanların ortak çıkarını, menfaatini, refahını, huzurunu, kalkınmasını gözetmelidir. Bölünmüşlük kalkınmanın, huzurun ve refahın düşmanıdır.

Birlik şuuru güvenliğin de teminatıdır ve "birlikten kuvvet doğar" sözü bunu teyit etmektedir. Bu anlamda caydırıcı bir rol oynar. Kimse müdahale etme cesaretini bulamaz, bulanlar ise hayal kırıklığı yaşar.

Birlik şuuru kaynakların israf edilmemesi, doğru ve verimli bir şekilde kullanılmasıdır. Bir yerde bölünmüşlük var ise düşünceler, mesai ve kaynaklar bu bölünmüşlüğü gidermek için harcanır. Birlik şuuru var ise kaynaklar kalkınmaya harcanır ki bu de herkesin yararınadır, çünkü refahının artması demektir.

Birlik şuuru kalkınmayı sağladığı gibi, maddi ve manevi olarak kalkınmış insanların birlik şuuru da yüksek olur. Böylesi insanların oluşturduğu aile, stk, toplum, millet ve ümmet sağlam bir kalkan veya kale gibi durur ve fitne, fesat, kaos, nifak denemeleri geri teper.

Söylenecek çok şey var ama burada nokta koyarak, geliniz bölünme, parçalanma, ayrışma, gereksiz tartışma, kaos, fitne, fesat, vb insanı boş yere meşgul eden bütün gereksiz yüklerden kurtularak birlik şuuru içinde hareket etmeye bakalım. 

İnancımızın gereği de budur, insanlığımızın gereği de budur. Hepimizin faydasına olan da budur.

Birlik ve birlik şuuru ile ilgili tespit, gözlem, analiz ve öneri içeren bazı notlarımız:

1.Birlik olmak tedbirli olmaktır! Bu gün moraller iyi, Özellikle; terörün engellenmesine, birlik ve beraberliğin artmasın vesile olur inşallah.(Cerablus). Gün birlik günü, meydanlar dolu. (23 Tem 2016).

2.Birlik olmak caydırıcı olmaktır! Dünyada Türkiye'ye ümit bağlamış çok ülke var. Bu ümitlerin boşa çıkmaması için Türkiye Dünyada söz sahibi olacak şekilde kalkınmak zorundadır.

Hollanda'da da yaşananlar içte ve dışta birlik ve beraberliğimizi güçlendirmelidir.

Dünya Müslümanları birlik  olmalısınız, yoksa Batı sürekli birinizi kanatmaya devam edecektir. (2017).

3.Aile olmak, birlik olmaktır, paylaşmaktır .Öyle olmalıdır. (2019).

4.Söylemlere dikkat ediniz lütfen? Bir arada olmaması gerekenler, parti ve örgütler; Ülke aleyhine nasıl aynı dili, hatta aynı kelimeleri kullanabiliyorlar?!! Üstelik Ülke içinde birlik sergilenmesi gereken günlerde.(2020)

5.Çalışmak, üretmek, maddi ve manevi olarak kalkınmak, ekonomik güç sahibi olmak ve birlik olmak zorundayız!

TBMM'de 4 partinin (AKParti, MHP, CHP, IP) ortak imzaladığı bildiriye HDP imza atmadı. Bu partiye üye olan veya oy verenler bir kez daha düşünmelidirler. Gün birlik olma günüdür.

Birlik olalım, gayretli olalım, kalkınalım! ABD ve Batının oyununa gelmeyelim! (2021).

2022:

6. İlim pazarından alış-veriş! İhtiyaç listesi! (kemalât, sekînet, nezaket, empati, liyakat, muhabbet, samimiyet, şükür, kanaatkarlık, irfan, konuşma, değerler, üretim, kalkınma, birlik, beraberlik, vb) Temin edelim, kalkınalım!

7.İslam Dünyası;
-Batı, ABD ve fitne prangalarından kurtulmalıdır.
-Filistin, Yemen, Myanmar, Suriye, Irak, Libya vb problemlerin çözümünde ortak hareket edebilmelidir!
-Politika ve önerileriyle dünya politikasında belirleyici olmalıdır!

2023:

8.Birlik olmanın çimentosudur, en geniş paydadır, İslam. Özellikle gönül coğrafyasında en sağlam çimentodur, İslam.

9.Siyaset üstü ve birlik sağlamamız gereken savunma sanayinin yüz akları olan icatların sergilendiği, mucit adaylarının çokça olduğu, Ankara'daki teknoloji festivali yani Teknofest'te muhalefetten veya muhaliflerden yüzler bulundu mu? Bilmiyorum! Ama olmalılar! Birlik zamanı!

10.Filistinliler birbirleriyle kenetlenmelidir! Daha fazla birlik olmaya ihtiyaçları var!

11.İslâm dünyası; birlik olur, Gazzeliler kadar da cesur olursa, İsrail ve ABD'ye haddini bildirir! Yoksa, bu iki ülkenin İslam ülkelerine saldırıları durmayacaktır! Gazze düşerse, başka ülkeler de aynı akıbeti yaşayacaktır!

2024:

12.İslam dünyasına ve vicdanlı ülkeler çağrım şudur; birlik olun ve ateşkese yanaşmayan, soykırımcı ve işgalci şu İsrail'i artık vurun! barış için, huzur için, insanlık için!

13.İslam dünyasını, İsrail zulmünün karşısında, Gazzelilerin yanında güçlü bir şekilde durmasını engelleyen nedir? Rabbim İslam dünyasına, mazlumun yanında, zalimin karşısında duracak irade, güç, yöneticiler ve bu konuda birlik nasip eylesin!

14.Bunlar Gazze'ye niçin Fransız? Oysa birlik olmak ve destek lazım! 

(Filistin’in yeni başbakanı Muhammed Mustafa oldu.Geçtiğimiz ay görevinden istifa eden Filistin Başbakanı Muhammad İştiyye’nin yerine Muhammed Mustafa atandı.Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin yeni başbakanı Mustafa'yı yeni hükümeti kurmakla görevlendirdi.-Basın)

15.Gerek iktidar ve gerekse muhalefetin; Ülke birlik ve beraberlik içinde kalkınır ve güçlü olursa, oluşan fayda ve refahtan herkesin pay alacağını, aksi durumların, üretimsizliğin Ülkeyi geri götüreceğinin farkında olarak hareket etmeleri beklenir.

16."Ülke için, insandaki "birlik şuuru" "bilgi" kadar önemlidir. Bu ikisi birlikte olduğu takdirde kalkınma hız kazanır. Olmaz ise yozlaşma artar!"*

17."Milli gelir devamlı artsa ve adil paylaşım olsa bile, manevi hedeflerin yok olması ve maddi tatminin doygunluk ve bıkkınlık sağlamasından kaynaklanan gayesizlik, bir ülkede kültür birliğinin kendiliğinden çözülmesine sebep olabilir."*

18."Az gelişmişlikten kurtulmak için; iktisadi kalkınma ve sosyal adaletin sağlanması yanında, birlik şuuru oluşturulması ile maddi ve manevi hedeflerin bağdaştırılması zaruridir.*

19."Bir ülkede iktisadi şartlar bozulduğu takdirde, birlik şuuru mevcut değilse, hiçbir maddi tedbir fertleri şahsi menfaatlerinin peşinde koşmaktan ve bu uğurda kendileriyle temas halindeki fert ve grupları ve bütün cemiyeti aldatma alışkanlığından men edemez!"*

20."Piyasa istikrarının sağlanması için, fert ve toplum arasındaki, birlik şuurunun, ahengin, güvenin, ahlâkın yeniden hayat bulması gerekmektedir."*

21."Osmanlıda, mutasavvıflar, dini tatbikatı manevi manada zenginleştirmişler, dinin sadece ibadet şekillerinden ibaret olmayıp asıl cevherinin ahlakta toplandığını ispat etmişlerdir.

Osmanlıda "tasavvuf felsefesi", fertlerin benliğe bağlı olmaktan çıkarak topluma hayırlı birer birim haline gelmelerine ve Vakıf gibi hayır gayelerine yönelmelerine vesile olmuştur. Piyasada fiyat istikrarı için bu felsefeyle birlik şuuru oluşmalıdır."*

22.İsrail ve ABD ortak yapımı bir katliam daha! İslam dünyası ve Müslümanlar ne zaman uyanacak, birlik şuuruyla ne zaman hareket edilecek ve bu hadsizlere haddi ne zaman bildirilecek? 

(İsrail Nusriyat kampını kana buladı: 4 rehine için 274 Cinayet-Basın)

23 Kıbrıs'ta zulmün son bulmasına vesile olan herkese teşekkürler! 1963-1974 döneminde Kıbrıs'ta yaşananlar unutulmamalıdır. Birlik olmakta dirlik ve çözüm vardır! Taraflar iki devletli çözüme katkı sunulmalıdır!

2025:

24.Müslümanlar ve İslam devletleri birlik olup caydırıcı bir güç oluşturmadıkları ve öyle davranmadıkları sürece, Gazze'de olduğu gibi, Dünyanın birçok yerinde zulüm görmeye devam edeceklerdir!

25.NATO bize maliyetten başka bir şey de yüklemiyor! Dolayısıyla İslam ve Türk devletleri ile savunma amaçlı ortak bir askeri birlik kurulmalı! Adalet, masumu kollamak, zulme engel olmak vb DEĞERLERİMİZLE Batı değerleri örtüşmüyor!

26."Gazze için el ele ve birlik şuuruyla hareket edilirse" ABD geri adım atacaktır!

27.Evet "birlik şuuru" ile birlikte adım adım tarihi misyona yaklaşılıyor. Bunun olumlu etkileri sadece bölgede değil küresel düzeyde de özellikle mazlum coğrafyalar da daha fazla hissedilecektir. Bu şuurun dışında kalanlar oyun dışı kalır!

28.Yazık! Birlik şuuru ile hareket etmek gerekirken, bunlar ne zaman akıllanacak ve ABD, İsrail, Rusya, İran AB gibi ülkelerin gemilerine binilmeyeceğini ne zaman öğrenecekler? 

(Suriye/Lazkiye Kıyı kesimlerinde, Suriye Milli Ordusu’na saldıran Esad destekçisi Şii Şebbihaların içinden geçmek için gerekli takviyeler yapılıyor!-Basın).

29.İslam dünyasının, Dünyadaki mazlum Müslümanların hakkını koruyacak, gerektiğinde birlik halinde İslam dünyasını harekete geçirecek bir başa ihtiyacı vardır. Bu halifelik de olabilir, güçlü bir İİT da olabilir.

30.Türkiye, tekrar "tarihi misyonunu" ne zaman üstlenecek? "Birlik şuuru" bu misyonu engellemek isteyenleri etkisiz kılar mı?

*(Sosyolojik Açıdan Eğitim Yolu İle Kalkınmanın Esasları-Prof Dr Amiran KURTKAN, İstanbul-1977)

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.

1.Terörü bitirelim-2015
2.Birlik olmak (Kendi Tarafında Olmak) Çok mu Zor?-2015
3.Kalkınma Şuuru-2017
4.Ön Yargılar (Ezber, kalıplaşmış, kopya yaklaşımlar)-2020
5.18 Mart 1915 Çanakkale Zaferi-2021
6.ABD ve Batı’nın Emelleri!-2021
7.Fonlayan ve Fonlananlar-2021
8.Muhalefet ve muhaliflik-2021
9.İnsana yatırım-2022
10.Kalkınma-I 2022:
11.İlim pazarından alış-veriş!-2022
12.Münafık!(lık!)(lar!) (Nifak ehli!)-2022
13.Değerlerimize yabancılaşanlar, yabancılaştıranlar!-2022
14.Huzur-2022
15.Aile üzerine-2022
16.Kalkınma-II 2022
17.Fitnecilik, Fesatçılık, Psikolojik Harp!-2023
18.ABD ve Batı-2023
19.Ön Yargılı ve Müzmin Muhaliflik Tavırları-2023
20.TERÖR!!! 2023
21.Filistin'de İsrail Zulmü Hep Vardı!-2024
22.Eğitim yolu ile kalkınmanın esasları kitabından bir kaç not-2024
23.Sessiz Reformlar ve İtibarsızlaştırma Söylemleri-2024
24.ÜLKE'DEKİ BAZI TEMEL PROBLEMLER-2025
25.Terörsüz Türkiye-2025
26.Darbeler-2025
27.İsrail'in Filistin/Gazze Suçları!-2025



İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet ed...