23 Aralık 2021 Perşembe

Verimlilik 190526:

Verim, randıman, verimlilik, rantabilite, performans kavramları bir ürünü elde etmek için harcanan iş arasındaki orandır. Bir kişi günde on birim ürün elde edebilecek iken birisi bir adet, diğeri iki adet, bir diğeri, üç adet ... bir başkası on adet üretiyorsa bunların hepsi üreticidir ama verimlilikleri farklıdır ve verimlilikleri 1 ila 10 ürün arasında değişmekte demektir.

Bir işle uğraşan veya bir işte çalışıp bir ürün elde etmeyen verimsizdir, etkisiz elemandır, gizli işsizdir. 

Verimliliğe ilişkin bazı notlar, gözlem, tespit, analiz ve önerilerimiz;

2014:
1.Sanılanın aksine, düşük verimin/performansın büyük çoğunluğu, bir işi "YA-PA-MA-MAK-TAN" değil "YAP-MA-MAK-TAN" (yapamıyor izlenimi vermekten) kaynaklanır, doğru bir davranış değil!

2017:
2.Türkiye'de hemen hemen her alanda verimlilik problemi var. Her kurum ve kuruluş verimliliğini arttırmak zorundadır.

3.Her alanda tam kapasite kullanımı ve verimlilik artışı sağlanmalı. Doğru insanlarla doğru tercihler yapılmalıdır.

4.Bu coğrafyanın insanı verimlilik yerine verimsizliği mi tercih ediyor?

5.Maalesef, üretim diyeni, strateji diyeni, plan diyeni, verimlilik diyeni itibarsızlaştırma çabası sistemin kötü bir geleneğidir.

2018:
6.Her alanda ve her kesimde tasarruf ve verimlilik şart; kamuda, özel sektörde, futbolda, tüketimde, altın alımında, araç alımında, telefon alımında, KİT'lerde, STK'larda, sendikalarda!

7."KİT’ler, verimlilikleri artacak ve kamu maliyesine yükleri azalacak şekilde yeniden yapılandırılacaktır." (OVP) Yıllardır söylenir, umarım bu program da gerçekleştirilir.

8.Kamu ve özel sektör de verimlilik çok düşüktür. Top çevirme bırakılıp, reel anlamda üretime yönelinmelidir. Önce liyakatli kişilerle durum tespiti, uygulama ve akabinde kurumsallaştırma olmalı, yani süratle yeni sistem kurulmalıdır.

9.Bırakabilme kültürü olmalı diyorum ya! Bir koltuğa veya şu koltuğa da, bu koltuğa da oturayım, şu yetkiyi de, bu yetkiyi de kullanayım da, nasılsa verimlilik sorgulaması yok, idare ederim zihniyeti olmamalıdır! 

Özellikle senelerce, üyelerine hiçbir şey katmayan, bazı STK başkanlarının ömür boyu başkanlık yapmaları büyük yanlış ve büyük vebaldir!

Oysa; yeni değerler, çalışmak, plan, proje, liyakat ve hatta(!) üretmek de lazım!

10.Türkiye'de STK lar (sendika, oda, dernek vb), üyelerine yeterince rehberlik edebiliyor mu? Üyeleri bunu istiyorlar mı? Peki ya yöneticileri, lüks içinde mi yaşıyorlar? yoksa çok verimli mi çalışıyorlar?

11.Vizyon kazanmak isteyen; işini mutadın dışında farklı şekillerde yapmayı, verimli olup olmadığıyla yüzleşmek için de; yaptığı işin çıktılarını ölçülebilir hale getirip kıyaslamayı, denesin.

12. Kişi Başına Gelir (GSYH, Dolar)
(2017: 10.602, 2018: 9.385, 2019: 9.647, 2020: 10.292, 2021: 10.973 -OVP).
Orta Gelir Tuzağı'ndan kurtulmak için; tasarruf, verimlilik, liyakat, analiz, gibi kavramlar her alanda hayat bulmalı!

2019:
13.İktidarın yanlışları; kamuda sadeliğin sağlanamaması, yapısal reformların gecikmesi, görev alma, seçilme vb konularda lobi faaliyetlerinin liyakatin önüne geçmesi, üretimle büyümenin tüketimle büyümenin önüne geçememesi, verimlilik problemi!

14.Bürokrasi, iş ve işleyişte, farkındalık, eyyamcılık, verimlilik, performans gözden geçirilmelidir.

15.Devlet, bürokrasi, özel sektör, kısaca sistem, sadece üreteni veya üretirken hata yapanı değil, üretmeyeni de yani verimliliği de ciddi manada sorgulamalıdır.

16.İşe girmek için gösterilen gayretin, işe girdikten sonra gösterilmemesi; üzüntü vericidir, samimiyetsizliktir, davranış bozukluğu veya aldatıcı niteliktedir. Kamu ve özel sektörde, her alanda verimlilik durumu sorgulanmalıdır.

17.Ekonomide alınabilecek sair tedbirler de var; tasarruf, üretim, verimlilik, ahilik, ticari ahlak gibi!

2020:
18.Çok iyi reformlar dahi yapsanız dahi faydaları, kifayetsiz yöneticiler ve çalışanlar sebebiyle, halka yansımayabiliyor, hatta eziyet halini alabiliyor. Kurum ve kuruluşlar daha verimli yönetilebilir.

19. Dünyadaki 7'ye 3 kuralı (bir yerde 10 kişi çalışıyorsa 3 kişinin işi yüklenip kalan 7 kişinin iş yapar gibi yapması, davranması) Ülkemizde neredeyse 10'a 1 kuralına dönüştü! Aslında performans/verimlilik esaslı bir sisteme geçmek gerekiyor. Bu sistemle gizli işsizler ordusu yok edilebilir.

20.Bir devlet kurumunda onlarca çalışan kişi, uzman, dr; ama olabildiğince hantallık var. Özel işletme bir sekreter bir kaç uzman ve dr, işlerde sürat var. Devlet kurumları daha iyi yönetilmeli, hantallıktan kurtulmalı verimlilik ön plana geçirilmelidir.

2021:
21.Ara eleman ihtiyacının giderilmesi, üretime büyük ivme katacaktır. Verimlilik de cabası! 

22.Kurumlarda;
a) öncelik verilmesi gerekenler; hedef (vizyon), profesyonellik, liyakat, verimlilik, üretim, denetim, öz denetim, çıktı (ürün).
b)yok edilmesi gerekenler; tembellik, verimsizlik, üretimsizlik, hedefsizlik, dağınıklık, israf. 

23. Elektrik faturasındaki TRT payı kaldırılmalı ve TRT de verimlilik, rekabetçilik ve dinamizm ön plana çıkmalıdır-2020 (TRT payı 2021 de kaldırıldı).

24.Siyasette çok iddialı demeçler verenlerin (özellikle muhalefet liderlerinin), bu söylediklerin test etmek için, geçmişteki ve şimdiki; "verimliliklerine/performanslarına", "icraatlarına", "başarılarına", "yaptıklarına", bakmak gerekir.

2022:
25.Muhalefet partilerinden seçilen pek çok belediye başkanının maalesef, belediye başkanlığı yapma gibi bir dertleri yok, liyakatleri de. Hizmet üretme, kent gelişimi, vizyon, verimlilik çooook düşük!

2023:
26.LİYAKATSİZ FIRILDAKLAR'ın vizyonu; proje, üretim, kalkınma, değerler, yerlilik, terörü bitirme, dünya devleti olma, adalet, verimlilik vs değil, dünya ve ülke gerçeklerinden uzak, bireysel, çıkarcı davranışlardır! Dikkat ve tedbir gerek!

2024:
27.Ülkenin gündemine verimlilik kavramı mutlaka girmeli ve gizli işsizler mutlaka üretim sürecine katılmalıdır. Çalışan sayısı belli, yapılması gereken işler de ölçülür hale getirilip personel sayısı ona göre belirlenmelidir.

28.Piyasanın sosyal yönü; yani sürekli ve gereksiz fiyat arttırma güdüleri ile fiyat ve piyasa istikrarını bozan tavır sergileyenleri engelleyecek tedbirler ile harcamalarda verimlilik konularına da el atılmalı! 

29.Sadece Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğünde değil, bütün kurumlarda verimlilik analizi yapılmalıdır!

30.İnisiyatif kullanmamanın MALİYETİne bir örnek! Gözlerimi kaparım (doğru-yanlış) vazifemi yaparım anlayışı!  "1 kuruş için icra başlatan kurumun dosya masrafı 175 tl". Bunu yapan kurum SGK. Bu işlemi yapanlar kendi alacakları olsa bu takibi başlatırlar mıydı? Verimsizlik örneği!

31.Verime göre, performansa göre maaş sistemine geçilmesi çalışılmalıdır! Aynı işyerinde çalışıp performansları farklı kişiler aynı maaşı almaktadır. Hatta kimisi işe bile gelmemekte, kimisi gelse dahi hiç bir şey üretmemektedir.

32.Tasarruf? Verimlilik? Yerindelik? Gereklilik? Borçlanmak? İyi mi kötü mü? Umarım gözetiliyordur!
"Dünya Bankası'ndan Türkiye'ye 1,9 milyar dolarlık finansman" (basın).

2025:
33.Bir yerde ihtiyaçtan fazla kişi istihdam edilirse, gizli işsizlik artar ve verimlilik düşer! Pek çok kurum yeni eleman talebinde bulunarak çare arar! Oysa çare, sayıyı ihtiyaç kadara düşürüp, onların da eğitilmeleridir! 

34.Gizli işsizler, iş dışında genellikle; çay sohbetleri, dedikodu, bay/bayan gün toplantıları, ziyaretler gibi işlerle uğraştıklarından huzursuzluğu arttırırlar ve o iş yerinde verimli olarak çalışanların verimini de düşürürler.

35.Verimlilik konusu da gündeme alınarak, HER ALANDA gizli işsizler ve çalışmayanlar çalışır hale, üretmeyenler ise üretir hale getirilmelidir!

36.Kamu kurumları (bakanlık, belediye, TRT vb),  GÖRÜŞME, TOPLANTI, GALA, LANSMAN, KONFERANS gibi etkinliklerini; bu amaçla kullanılabilecek kendilerine ait bina, toplantı salonları, tesisleri olmasına rağmen,  niçin ÖZEL OTELLERDE yapıyorlar? Kurum ve kuruluşlar o tesisleri yapmışlarsa ya o tesislerini kullansınlar, ya da o tesisleri yapmasınlar otellerden yararlansınlar, kamuya/halka iki kez maliyet yüklemesinler! 

37.Belediyeler ile İl özel idarelerinin yaptığı mükerrer işler varmıdır? Öyle ise teke indirilebilir! Ve birisi verimli kılınabilir. Duruma göre belediyeler kaldırılabilir, hizmetleri özel idareler yapabilir. Tasarruf, fonksiyonellik ve verimlilik sağlanır.

38.Daha fazla verimlilik! Bunu sağlayacak olan liyakat ve rekabettir! Ana muhalefet kendi iç gündemi ile uğraştığından makro düzeyde bir rekabet oluşmamaktadır! AK Parti kendisi ile rekabet etmektedir. 

39.Kamu veya Özel sektörde bir birim çalışmıyor diye o birimin işlerini başkalarına yaptırmayalım veya yeni birim kurmayalım, o birimi verimli hale getirelim çalıştıralım.

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.

1.TRT'nin gelirleri, rekabet ve verimlilik 270217
2.Yapısal değişimler gerçekleşti mi? 091020
3.Ön Yargılar (Ezber, kalıplaşmış, kopya yaklaşımlar) 201020
4.Sosyal Karne (öneridir)! 051221
5.Analizler-III (kalkınma) 111221
6.“Efendim Yukarısı İstemiyor! (mu?)” 250222
7.Liyakat (yine, yeniden, her zaman) 181022
8.İŞ HAYATI, 200823
9.Tasarruf tedbirleri 180524
10.Sessiz Reformlar ve İtibarsızlaştırma Söylemleri 140824
11.ÜLKEMİZİN BAZI TEMEL PROBLEMLERİ 250425
12.TARIM VE GIDA! 070725
13.Kadının aile ve iş hayatı 070825






21 Aralık 2021 Salı

İmza Günü 191221:

Şamil Vakfı'ndaki imza günü etkinliği dolayısıyla Vakıf yönetimine, çalışanlarına, katkı sunan ve katılımcılara teşekkür ederim.

Son anda olsa da kitaplar yetişti!

Sigoşhar; Muktedir İlhan, Yalçın Karadaş, Kenan Şeker ile Ayten hanımın değerli destek, fikir teatileri ve misafirperverlikleri için de ayrıca teşekkür ediyorum.


        


        

        



Döviz kuru ve psikolojik saldırılar!201221:

Dolar/TL , pazartesi günü kabine toplantısı öncesinde 18 seviyesini aştıktan sonra, TL’yi özendirici önlemlerin açıklanmasıyla geriledi ve salı günü sabah saatlerinde 11,26 seviyesinde ve düşüş eğilimi sürüyor. https://bloomberght.com/doviz/dolar
...
Pazartesi herşey çok kötü olacak haberi yayan ve bunlara inananlara sesleniyorum! Haber kaynaklarınızı değiştirin!
Bunlara en güzel cevap dolar/TL kurundaki TL yönünde olumlu değişimdir!
Kalkınmaya odaklanalım, kalkınırsak bunları yaşamayız!
...
Piyasadaki olumlu gelişmelere rağmen, haberlerde veya tartışma programlarında (çoğu ekonomist) negatif yorum yapanların, bu tavırlarını ahlâki, etik bulmuyorum! Söylediklerinin vebali var! Piyasa bozucu etkisi var!
Susmak veya katkı sunmak varken!





15 Aralık 2021 Çarşamba

Analizler-IV (çevre, tavır) 151221:

Tefekkürhane’den...!

ÇEVRE:
1.Çevreye davranmanın bir adabı olmalı. Ki var! İnsan çevreye karşı edepli olmalı!

2."İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu; böylece Allah -dönüş yapsınlar diye- işlediklerinin bir kısmını onlara tattırıyor." (Rum:41)

3."Hoş ve temiz varlıklar, bozuk çevrelerde rahat bulmazlar" Çevre insanı etkiler. O halde çevremizi güzelleştirelim. Yada temiz çevreleri tercih edelim .

4.Sanayi tesisleri çevre dostu olmalı. Ergene gibi derelerde kimyasallar akmasın.

5.İnsan Dünya'yı, çevreyi, sokakları, camiyi, okulu, iş yerini, en az evini temiz tuttuğu kadar temiz tutmalı.

6.Kendi küçük Dünyasında (ev, araba vb) temizlik yapıyorum zannıyla, asıl yeryüzünü (Dünyayı) kirletenler! yani haksızlık edenler! Lütfen elimizden, arabamızdan, evimizden çöp atarak çevremizi kirletmeyelim-2017.

7. Maalesef nereye gitseniz öyle, çöp atılmamış kuytu yer yok, çöp evler artıyor. Çare eğitim, sıkı denetim ve belki de gıda da plastik yasağı-2016.

8. "Herkes kapısının önünü süpürse, kentler tertemiz olur"u yanlış anlamışız, zira kapı önündeki çöpü sokağa süpürüyoruz-2016.

9.Çevreyi, atıklarıyla, çocuk beziyle, kutuyla, şişeyle, atık ev eşyalarıyla, çöple kirleten insan; gaflettedir ve ne iş yapıyorsa yapsın yaptığı her bir işi, düzgün yapmama ihtimali yüksektir.

10.Çevreyi kirleten insan; nasıl iyi çocuk yetiştirir, nasıl temiz ekmek yapar, nasıl temiz ürün üretir, nasıl dürüst olur? Zira başkasının görmediği sırada, yaptığı her bir iş, çevreye yaptığı, davrandığı gibi değil midir?

11.Çevreyi kirleten insan "gaflettedir" "uyandırmak" lazım. Zira yaptıklarını başkası görmüyorsa da ilahi kayıtlarda hepsi vardır, ve yaptıklarından mesul olacaktır.

12.Çevre temizliği konusunda yapılabilecekler var! Misal kamu spotu, aile ve okul eğitimleri, kendi kirlilikleri ile yüzleştirme, temizlik bilinci oluşturma, çevre temizliği genel müdürlüğü kurma, bu konuda etkin STK'lar kurma, vb.

13.Çevre temizliği konusunda acil tedbir alınması lazım. Ülkenin neresine giderseniz gidiniz, bir yeşillik, bir çeşme, bir orman, bir mesire alanı, vb çöpten ve atıklardan geçilmiyor.

Bu konuda ulusal düzeyde bilinç oluşması lazım. Maalesef çirkin görüntüler çok fazla!

14.Çevreci, hybrid, yarı elektrikli araçlarda iki motor var ve motor hacmi yüksek olduğundan benzinli veya mazotlu muadillerine göre iki katı vergi ödeniyor. Çevre dostluğunu teşvik için aksi olması gerekmez mi? İncelenmesi ve düzeltilmesi beklentimizdir.

15.Bir kişinin yalnızken çevreye davranışı, evlilik için bir karine olabilir. Çevreye nasıl davranıyorsa karşısındakine de öyle davranacaktır!

16.Ülkenin neresine giderseniz gidin, genele açık her yer çöpten geçilmiyor. Ülke çapında çöp toplama seferberliği yapılmasını öneriyorum!

17.Çöpleri çöp kutularına atmaya başladığımızda, kalkınmaya başladık demektir. Anne-babalar lütfen çocuklarınıza çöplerini çöp kutusuna atmayı öğretiniz.

TAVIR:
18.Her iş yapan, her hizmet sunan, hülasa her davranış sergileyen; nasıl bir muamele ile karşılaşılmak istiyor ise ona göre davranılmalıdır

19.Şimdikiler “Ya olduğun gibi görün, ya da psikoloğa görün... bana görünmede kime görünürsen görün.” diyorlar!

20.Gözlemleyiniz,... üreten insanları ne kadar az insan teşvik ve takdir eder, … ne kadar çok insan da üretmemesi için elinden geleni yapar.

21. Taklidi hayat, tetkiki hayat. Bilgiye, tetkik edenler ulaşır. Araştıran insanda farkındalık oluşur, analiz eder, yapacağına karar verir ve yaptığını bilerek yapar.

22. Cömertlik, sekiz güzel huy daha doğuran, cahilini dahi cimri alimden üstün kılan. Tecrübe ve bilgi paylaşımında da, maddi ve manevi cömertlik.

23.Hayatımızda da isteklerimiz ile doğru olanı, arz ve talep eğrileri gibi makul yerde kesiştirmeye bakmak lazım! 

24.Arasıra uzayı seyretmek ve tefekkür etmek gerekir! Dünya uzayda nokta kadar, insan da Dünyada nokta kadar yer kaplamaz!

25. İnsan, vakur olmalı, kibirli değil. (Vakur: Ağırbaşlı, onurlu.) (Kibir: Kendini beğenme, başkalarından üstün tutma, büyüklenme, benlik, gurur) -2014.

26. İnsanlar ... sosyal medya üzerinden sosyalleşme(me)nin zirvesinde!

27.Stratejik küçük ihmaller, muvazaalı yapılan işlerle aynı sonuçları doğurur. Onun için işinizi iyi yapın ve önemli noktaları ihmal etmeyin!

28.Herkes yalandan nefret ediyor ve sadece doğruları söylüyor iddiasında, peki kim söylüyor ki muhatabı bu kadar şikayetçi yalandan!

29.Bir hadise oldu mu ilk önce çözüm olarak "ıslah etmek" değil de, niçin "yasaklamak" sunuluyor? Oysa, bu kolaycılıktır, öneri yokluğudur, çözüm üretememektir! Yasaklamak son çare olmalıdır!

30.Herkes birbiriyle arkadaş ve arkadaşlar en çok birbirinden şikayet ediyorsa, herkesin kendi kendisini sorgulama zamanıdır, başkasını değil!-2014.

31.Sanılanın aksine, düşük performans, bir işi "yapamamaktan" değil "yapmamaktan" kaynaklanır!

32.Kim ne kadar kendisidir, ne kadar başkasıdır? Kendi düşüncesi, davranışı, istekleri midir? Yoksa çevre veya başkalarının istekleri midir?

33. Kalabalık içinde yalnızlıklar ve yüzü düşenler çoğaldı mı? 

34.İnsanımız; “laf” (üretme) konusundaki gayret ve maharetini işinde gösterse, galiba ihracat zirve yapar, Ülke de hepten kalkınır gibi.

35.Kim özgür? Onca arazi varken, üstelik dünya parayla, niçin modern hapishanelere (şehir, site, apartman, vb) gönüllü hapsoluyoruz.

36.Gençler maaşlı işe koşuyor! Oysa üretime, girişime, yatırıma koşmalı. Ve kaliteli, reel üretimler olmalı. 

37. Herhangi bir erki elinde bulunduranlardan, en son muhatap olduğunuz işlemde; hangi tip insanla karşılaştınız, çözüm odaklımı? sorun odaklımı?

Çözüm odaklı ise en azından teşekkürle destekleyelim… sorun odaklı ise çözüm odaklı olunması gerektiğini hatırlatalım!

38.Bir erke/güce/makama/servete dayanan kişi, tek doğrunun kendinde olduğunu sanıyor! Dinlemiyor bile, özgüven patlaması mı yaşanıyor? Oysa asgari nezaket gerekir!

39.Uçaktan “Ankara’ya” bakıyorsun, bozkırın ortası, düşünüyorsun semt hırsıev hırsı, yer hırsı, öyle anlamsız kalıyor ki, bütünü görünce, yukarıdan bakınca!

40.Uçaktan İstanbul, yeşili ve mavisi öyle güzel ki, bazı yerleri binadan çökecek gibi, bazı yerler ise ormandan çalınmış gibi, duygulanıyorsunuz!

41.Nüfusumuzun 1/3 ü obez, 1/3 ü şişman imiş. Çare de, en güzel diyet de, Peygamberimizin (SAV) beslenme ile ilgili sünnetleridir.

42.Herkes işiyle uğraşmalı, 28 Şubat bunun acı bir tecrübesidir. Maliyeti yüksek olmuştur. Vebali olan çoktur.

43.Sıla-ı rahimi terk etmemek gerekir... ömürdür, berekettir!

44.Garip bir durum;... olan - olmayan, istediğine kavuşan - kavuşamayan, ... Herkes bir şeylerden şikayetçi, ...oysa çare şükürde iken!-2014.

45.“Rabbim, iyiyi kötüden doğruyu yanlıştan ayıracak akıl ve muhakeme gücü; İyilik ve doğrulukla muamele etmeyi nasip eylesin.”




12 Aralık 2021 Pazar

İttihatçılar (İTC, İTF) 121221:

İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC)’ni (sonraları İttihat ve Terakki Fırkası-İTF) kuran tıbbiyeli askerler ve daha sonra dahil olan askeri öğrenciler, askerler ve diğerleri; iktidara geldiklerinde, iktidara gelmeden önce eleştirdikleri ne varsa, hepsini kendileri yaptılar!

Komitacılık yaptılar, darbe yaptılar, diktatörlük yaptılar, adam astılar, kazanmak için “eli sopalı seçim” yaptılar, padişaha haber vermeden ülkeyi savaşa soktular, savaşı kaybettiler!

Koca imparatorluğu, iktidarda kaldıkları altı yıl gibi kısa bir sürede darmadağın ettiler, sonra da partilerini fesh ederek üç yöneticisi de ülkeyi terk ettiler.

Diğerleri kimisi Anadolu’da başlayan harekata katıldı, kimisi katılmadı veya katılamadı, kimisi yargılandı, kimisi idam edildi kimisi hapis aldı.

Belki içlerinde iyi niyet taşıyorlardı, veya taşıyanlar vardı. Ama liyakat olmayınca iyi niyet yetmiyor, yetmedi de. Üzüldüğüm bir husus okul kitaplarında bu konuların ana fikir itibariyle okutulmuyor olması.

Belki de, İTC ni kuran tıbbiyeli doktorlar ve daha sonra başta askerler olmak üzere katılanlar, siyaset yerine kendi mesleklerini geliştirmek, ülkenin imarı ve kalkınması için çaba gösterseler idi, ülke ve toplum için daha iyi ve hayırlı iş yapmış olurlar idi. Onlar olmasa farklı olurmuydu? bilemeyiz ama çok acıya, zarara sebebiyet verdiler, telafi de edemediler. 

İTC ve ittihatçıların dönemi, bize; liyakat, ehliyet ve önceliklerin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha göstermektedir.

Aşağıda İTC hakkında derlenen bazı bilgiler yer almaktadır!
...
İttihat ve Terakki Cemiyeti, sonraları İttihat ve Terakki Fırkası (Birlik ve İlerleme), Osmanlı İmparatorluğu'nda İkinci Meşrutiyet'in ilanına önayak olup 1908-1918 yılları arasında kısa kesintilerle devlet yönetimine egemen olan, 21 Mayıs 1889 yılında kurulmuş bir siyasal hareket ve iktidar partisidir.
...
İttihatçılar, kendilerinden önce gelen Genç Osmanlılar kuşağının devamıdır; kendilerinden "Jön Türkler" diye de bahsedilir. Ancak "Jön Türkler" ifadesi yalnızca ittihatçıları değil dönemin diğer muhalif kesimlerini de kapsar.
...
Kurucuları: İttihad-ı Osmanî Cemiyeti, 21 Mayıs 1889 tarihinde Askeri Tıbbiye'nin bahçesinde toplanan İbrâhim Temo’nun öncülüğünde Abdullah Cevdet, İshak Sükûtî ve Mehmed Reşid adındaki dört talebe ile ve sonradan onlara katılan Hüseyinzade Ali Bey, Konyalı Hikmet Emin Bey, Cevdet Osman, Kerim Sebatî, Mekkeli Sabri Bey, Selanikli Nazım Bey, Şerafettin Mağmumi, Giritli Şefik tarafından kuruldu.
...
İdeolojisi: Meşrutiyetçilik, İlericilik, Merkeziyetçilik, Osmanlıcılık (1913'e dek), Türkçülük (1913'ten sonra), İslamcılık
...
İngiltere Dışişleri Bakanlığı Doğu Masası yetkililerinden George Kidston'un 21 Aralık 1918 tarihli raporunda "...bu gizli yapının Masonluğu İtalya'dan getiren ve Selanik Locasının başlıca kurucusu bulunan Carrasco (Karasu) ile çok sıkı ilişkisi olduğunu" bildiriyordu. Birinci hücrenin birinci üyesi İbrahim Temo oldu. Cemiyet toplantılarını her Cuma farklı yerlerde sürdürdü.
...
Cemiyetin, Haziran 1889'da Edirnekapı dışındaki bir bağda, bağ bekçisi Aluş Ağa'nın başkanlığında 12 kişinin katılımı ile gerçekleşen bir toplantı "İnciraltı Toplantısı" veya "On İkiler Toplantısı" olarak anılır.
...
29 Ekim 1907 tarihinde Mustafa Kemal de arkadaşı Ali Fethi Okyar'in ısrarı ile 322 numaralı üye olarak derneğe girdi.
...
Merkezi Selanik'te bulunan 3. Ordu'nun gerçekleştirdiği 1908 Devrimi'ni Selanik'te bulunan İTC merkez komitesi organize etti. İTC’nin hareketi, çetecilik yoluyla yönetimi ele geçiren ilk hareket olarak tarihe geçti.
...
1909 kongresine Trablus delegesi olarak katılan Mustafa Kemal, siyasetle uğraşanların ise askerlik görevini bırakması gerektiğini söyledi. Sadece daha önceki kongrede aynı fikri savunmuş olan Kâzım Karabekir destekledi. Bu tarihten sonra Mustafa Kemal siyaseti 1919 yılına kadar bırakmış, sadece askerlikle ilgilenmeye başlamıştır.
...
İTC iktidarına karşı 1909’da "31 Mart Vakası" olarak bilinen ayaklanma Selanik'ten gelen askerî birlikler tarafından bastırıldı ve cemiyet eskisinden daha güçlü bir şekilde iktidara yerleşti. II. Abdülhamid tahttan indirildi. Yerine getirilen V. Mehmed Reşad, iktidarın elinde bir kukla olmaktan ileri gidemedi. Ağustos 1909'da yapılan Kanun-ı Esasi değişikliğiyle siyasi güç, meclisin tekeline alındı.
...
Şubat 1912'de yapılan meclis seçimleri, yaşanan şiddet olayları ve yolsuzluklar nedeniyle tarihe sopalı seçim olarak geçti ve hemen her yerde İTC adayları kazandı. 1912 yılında İktidar oldular.
...
Darbe: 23 Ocak 1913 tarihinde Enver Bey öncülüğünde silahlı bir grubun Bâb-ı Âli'de toplantı halindeki hükûmeti basması, Harbiye Nazırı Nâzım Paşa'yı öldürmesi ve sadrazam Kâmil Paşa'nın kafasına silah dayayarak istifaya zorlaması ile İttihat ve Terakki, askerî darbe ile iktidarı ele geçirdi.
...
Fırka reisi Said Halim Paşa sadrazamlığında kapsamlı bir diktatörlük yönetimi kuruldu. Mahmud Şevket Paşa suikastı ile ilgili görülen 24 kişi idam edildi, cemiyete muhalif 250 dolayında kişi Sinop'a sürüldü; muhalif gazeteler kapatıldı.
...

İttihat ve Terakki Fırkası (İTF) bir iktidar partisi olarak yönetimde bulunduğu dönemde milliyetçi ve batı yanlısı bir siyaset izledi.
...
Kimi kitaplarda ittihatçıların, Osmanlı Devletinin “adalet ve kadılık” esasına dayalı eksenini “asker ekseni”ne çevirdiği de yazılıdır.
...
1914 seçimlerini ezici bir şekilde kazanan parti, Almanya ile askeri bir yakınlaşma başlattı.
...
Cemiyetin üst yönetimi ile Almanya arasında 2 Ağustos 1914 tarihinde hükûmete ve padişaha haber vermeden imzalanan ittifak antlaşması sonucunda Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı'na Almanya safında katıldı.
...
Savaş sırasında Talat Paşa sadrazamlığa getirildi. Harbiye nazırı ve başkomutan Enver Paşa'nın komutasındaki ordunun savaşın ilk aylarında Sarıkamış'ta, daha sonra ise Süveyş'te ve Irak'ta ağır yenilgiler alması ve Enver Paşa'ya yakınlığıyla tanınan İaşe Nazırı Topal İsmail Hakkı Paşa'ya atfedilen büyük mali yolsuzluklar rejimi yıprattı.
...
I. Dünya Savaşı'ndaki yenilginin kesinleşmesinden sonra Talat Paşa hükûmeti 8 Ekim 1918 tarihinde istifa etti. 1 Kasım'da yapılan olağanüstü kongrede İTC kendini feshederek "Teceddüd Fırkası" adıyla yeni bir parti kurulmasına karar verdi.

Enver, Talat ve Cemal Paşa, 1 Kasım'ı 2 Kasım 1918 tarihine bağlayan gece Alman torpidobotu R-1 ile İstanbul'dan ayrılarak 3 Kasım 1918 tarihinde Sivastopol'a ulaştı.
...
Sevr Antlaşması, I. Dünya Savaşı sonrasında İtilâf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu hükûmeti arasında 10 Ağustos 1920'de Fransa'nın başkenti Paris'in 3 km batısındaki Sevr banliyösünde bulunan Seramik Müzesi'nde imzalandı.

Paris'te barış şartlarını öğrenen Ahmet Tevfik Paşa, İstanbul'a gönderdiği telgrafta barış şartlarının "devlet mefhumu ile kabil-i telif olmadığını" (devlet kavramı ile bağdaşmadığını) bildirerek görüşmelerden çekildi. Bunun üzerine 21 Haziran'da İtilaf Devletleri Türk milletinin direnişini kırmak için, İzmir'de bulunan Yunan kuvvetlerini Anadolu içlerine sürmeye karar verdi. Balıkesir, Bursa, Uşak ve Trakya kısa sürede Yunan ordusu tarafından işgal edildi.

Ege'deki işgaller üzerine 22 Temmuz'da İstanbul'da toplanan Saltanat Şurası, Paris'e Sadrazam Damat Ferit Paşa başkanlığında ikinci bir heyet göndermeye karar verdi. Şura'da yaşananlar günümüzde hâlâ tartışılmaktadır.

Nutuk'ta bu toplantıda Vahdettin'le ilgili “Sevr Muahedesi'ni bizzat ayağa kalkmak suretiyle kabul etmiştir.” denilmektedir. Saray Başmabeyincisi Lütfi Simavi'ye göre ise Vahdettin açılış nutkunu okuduktan sonra başkanlığı Damat Ferit Paşa’ya bırakarak salonda durmamış, çıkıp gitmiştir.

Sadrazam Tevfik Paşa’nın oğlu İsmail Hakkı Okday'ın anlatımı ise şöyledir:

“Nihayet Sevr’i kabul edenler ayağa kalksın denildi. Damat Ferid Paşa bu sırada Padişah’ın salonu terk etmesi için işaret verdi. Vahdettin dışarı çıktı, yandaki odaya geçti. Padişah ayağa kalkınca da salondakiler Hünkâr'a bir saygı eseri olarak ayağa kalktılar. Kendisini bu suretle selamladılar. Öyle ki, bu ayağa kalkışın Sevr’in kabulü anlamına mı geldiği, yoksa Padişah’a hürmeten kıyam mı edilmiş olduğu açık olarak belirmedi. Hatta Ayan'dan Topçu Feriki Rıza Paşa, ‘Biz Padişaha hürmeten ayağa kalktık, Sevr’i kabul ettiğimizden değil’ diye haykırarak Damat Ferid’in oyununu açıkça protesto dahi etti.”

Kimi tarihçiler bu olayı, şûrâda oy hakkı olmayan padişahın oylama yapılması çağrısı yapılınca dışarı çıkması, fakat Damat Ferit'in olayı oldu bittiye getirmesi olarak yorumlamaktadır.

Antlaşma 10 Ağustos 1920 Salı günü imzalandı.

Müttefik Devletler; Britanya, Fransa, İtalya, Japonya, Ermenistan, Belçika, Yunanistan, Hicaz Krallığı, Polonya, Portekiz, Romanya, Sırp, Hırvat ve Sloven Krallığı, Çekoslovakya ile mağlup Osmanlı İmparatorluğu arasında imzalandı. ABD Osmanlı İmparatorluğu ile savaşmadığı, SSCB ise henüz Milletler Cemiyeti üyesi olmadığı için imza atmadılar.

Osmanlı heyeti: Sadrazam Damat Ferit Paşa, eski Maarif Nazırı (millî eğitim bakanı) Bağdatlı Mehmed Hâdî Paşa, eski Şura-yı Devlet (Danıştay) reisi Rıza Tevfik Bey ve Bern Sefiri Reşat Halis Bey.
...
Milli Mücadele kadrolarının büyük bölümü eski İttihatçılardan oluştu. Başta Mustafa Kemal olmak üzere Rauf, Fethi, Kâzım Karabekir, İsmet (İnönü), Celal (Bayar), Adnan (Adıvar), Şükrü, Rahmi, Çerkes Reşit, Çerkez Ethem, Bekir Sami, Yusuf Kemal, Celaleddin Arif, Ağaoğlu Ahmet, Recep (Peker), Şemsettin (Günaltay), Hüseyin Avni, Ziya Hurşit Beyler gibi milliyetçi liderlerin tümü eski İTC kadroları ve hatta Teşkilat-ı Mahsusa görevlileri idiler. İttihatçı hareketin basın ve propaganda sözcülerinden Ziya Gökalp, Mehmet Emin (Yurdakul), Mehmet Akif (Ersoy), Celal Nuri (İleri), Yunus Nadi (Abalıoğlu), Falih Rıfkı (Atay), Velid Ebüzziya ve diğerleri Milli Mücadele'nin de savunuculuğunu üstlendiler.
...
Mustafa Kemal, Mayıs 1921’de taraftarlarını Müdâfaa-i Hukuk Grubu etrafında topladı. Muhalifler de Mustafa Kemal’in salahiyetlerinin sınırlandırılması için İkinci Grubu kurarak yanıt verdi. Bir yandan da Enver Paşa Anadolu’ya gelmek için uğraşıyordu ancak Karadeniz’de Milliyetçilerce engellendi. Yunan zaferi 5 Ağustos 1921’de Mustafa Kemal’e olağanüstü yetkiler tanıyan sürece kaynaklık etti. 23 Ağustos – 15 Eylül arasında Sakarya Meydan Muharebesi Mustafa Kemal’in liderliğini teyit ettirdi.
...
Mudanya Mütârekesi, Kurtuluş Savaşı'nın sonunda 11 Ekim 1922 imzalandı. Osmanlı İmparatorluğu bu mütarekeyle beraber hukuken sona erdi.
...
Birinci Meclis’in son toplantısında, 15 Nisan 1923’te, Hıyanet-i Vataniye Kanunu kabul edilerek Dokuz Umde dışında siyaset yapmak fiilen yasaklandı. Bu kapsamda İzmir Suikastı yargılamalarının İTC'ye uzanan siyasi yönü vurgulanır.”
Kaynaklar: “https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0ttihat_ve_Terakki
İTTİHAT ve TERAKKÎ CEMİYETİ - TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr)







11 Aralık 2021 Cumartesi

Analizler-III (kalkınma) 111221:

Tefekkürhane’den...!

1. Ülkenin kalkınmasının önünde bilerek, yani çıkar çatışmasına girerek veya bilmeyerek, yani liyakatsiz olduğu için engel olanlar var! Bunları üretim sürecine katmak gerekiyor.

Kalkınma için formülüm: a) insana yatırım, b) yargı reformu c) vergi reformu d) üretimle büyümedir.

Kurum ve kuruluşlar da tam kapasite ile çalışmalı ve verimli olmalı, bireyler de kendi kendilerini istihdam etmeyi isteyecek verimlilikte çalışmalıdırlar.

Kalkındıktan sonra pek çok problem kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

2.Her insan liyakat ehli olmadığı ve yapmaya çalıştığı, işgal ettiği; her işten, her görevden, her makamdan bir adım geriye çekilsin lütfen Çünkü kalkınmamız gerekiyor

3.Toplum ne ise tüm kurumlar onun türevidir. Yasaması da, yargısı da, yürütmesi de, silahlı güçleri de! Niçin farklı sonuçlar bekliyoruz! 

4.Kalkınmak için, tüccarından, esnafından, elitinden, işçisinden, çiftçisinden, patronundan, bürokratından, memurundan, hocasından, yargıcından, siyasetçisinden, askerinden hülasa hem kim olursa olsun, tüm beyinlerdeki üretime karşı olan direnci kırmak, üretmeyen ama öyle zanneden insanları mutlu körlüklerinden uyandırmak, üretimin yolunu açmak, üretmek ve ürettirmek lazım!

5.“Kendi ülkesini ve insanlarını hor görerek bazı ülkeleri veya insanların överek kalkınmış bir toplumun tarihi yazmaz”. Kalkınma olan problemleri çözerek, çalışarak, üreterek sağlanır. Birilerine hayranlık ifadeleriyle değil!

6.Yetkili olmak, yeterli olmak değildir, her yaptığı doğru demek değildir, her yaptığı başarılı demek değildir? Onun için yöneticilik ateşten gömlektir! Kalkınmak için yetkiyle liyakatın bir arada olması şarttır!

7.Kamil, yetişkin, ağırbaşlı, kemale erişmiş, olgun insan; her her ortamı güzelleştirirsığ insan ise, en güzel ortamı dahi bozar, kavgalı hale sokar! Kemalatı, yani insanın bilgi ve ahlak güzelliği bakımından olgunluğunu artırmaya, manevi kalkınmaya öylesine ihtiyaç var ki! 

8.Bırakabilmek kültürü kalkınmışlık göstergesidir.
Eğer bir insan artık alanında üretemiyor, verimli olamıyorsa, mutlu körlüğe kapılmadan bırakabilmeli ve bırakmalı, yenilere yol açmalı.
Bu alan velev ki siyaset, bürokrasi STK başkanlığı, kooperatif başkanlığı, muhtarlık ve benzeri ne olursa olsun. Bunu sağlamak için de kalkınmak şart, zihinsel dönüşüm şart, insana yatırım şart!

9.Kendisine saygısı olan insan bir şeyler üretir, zira imkanı olduğu halde üretmeyen ve sürekli başkalarının ürettiklerinden veya gölgesinden geçinenler bir nitelikli gizli işsizdir!

10.Sadece şikayet etme katkı sun! Hayatını ona, buna, devlete, yöneticilere, kurumlara, amire, memura, eşe, dosta, komşuya, çocuğa, ebeveyne vb kızmakla geçirenler; bırakın bunları, şikayetlerinizi bitirmek istiyorsanız bir işin ucundan tutun, mesela iyi bir çocuk yetiştirmeye bakın, iyi bir insan olmaya bakın!

11.Ne oldu bize? Ticaret yapanlar stokçuluk yapıyor, taksici kısa mesafede yolcu almıyor turistleri çarpıyor, ticaret erbabı türlü bahane ile zam yapıyor, nerede kaldı ahilik nerede kaldı ticaret ahlakı? Maalesef ticari yozlaşma had safhada! Manevi kalkınma şart!

12.Ülkede (ve dünyada), yakın gelecekte inşaat sektöründen tarım, gıda ve hayvancılık sektörüne doğru bir yatırım kayması olacağını düşünüyorum, bekliyorum.

13.Ağzıyla kuş tutanları dahi eleştirecek olanlar var! “yok ağzına çok açtı”, “yok kuşu şurasından tuttu” diye. Zalimliktir bu! Oysaki yapılan takdire şayan bir iştir!

14.Kamuoyunun ve özellikle iş arayanların gündemini kamuya atanma talepleri değil proje ve icatlar işgal etmelidir. Kalkınma bunu gerektirir.

15.Rabbim her günümüzü Elhamdülillah bugünkü görev, vazife ve yapılacak işlerimi kolaylıkla ve tam manası ile yerine getirdim” diyebileceğimiz bir gün eylesin!

16.Cuma günleri, vaaz ve hutbelerde yapılan uyarılar, hayata ve uygulamaya niçin tam olarak yansımıyor? Problem cuma hutbelerinde mi güncel konulara mı değinmiyor? Yoksa hutbe ve vaazlar can kulağıyla mı dinlenmiyor?

17.İşe girmek veya iş kurmak için 80 takla atanlar, işe girdikten veya iş kurduktan sonra vatandaşa 80 takla attırmaya kalkıyorlar, yapmayınız! Zihinsel dönüşüm şart!

18.Kendi problemini çözmek için gerekli gayreti göstermeyen insanın, bu gayreti başkasından beklemesi ne kadar gerçekçidir, ne kadar doğrudur? Belki de çözüm insanın kendi gayretindedir.

19.Samimiyet testi: Hangi avukatı tercih edersiniz veya sizce iyi avukat hangisidir size davayı kazandıranı mı yoksa adaleti tesise çalışanı mı? Keza hangi muhasebeciyi tercih edersiniz, size bütün yasal vergileri ödeteni mi yoksa en az vergi ödeteni mi?

20.Hiçbir zaman önemini yitirmeyecek yatırım alanları; insan, tarım ve hayvancılık.

21.İnsanlar ihtiyaçları ile yetinseler, ne bu kadar huzursuz ve mutsuz olurlar, ne de Dünyada bu kadar kargaşa yaşanır?

22.İşe giden herkes; mesainin kaç saatini işle uğraşarak geçirdim? Bunun çıktısı ne oldu? Ne ürettim? Benim işe gelmemin üretme bir katkısı var mı? Yoksa sadece maliyet mi yüklüyorum? Gibi soruları kendisine sormalıdır.




9 Aralık 2021 Perşembe

Analizler-II (ahlak, etik) 091221:

Tefekkürhane'den...!

1.Ahlak empatiyi gerektirir!
Her çalışan, kendisine, şu soruyu sormalıdır; "Acaba ben işveren olsam kendimi veya kendim gibi çalışan birini işe alır mıydım?"

Her işveren de kendisine şu soruyu sormalıdır; “Acaba ben bir çalışan olsam, kendime, çalışanlara davrandığım gibi davranılmasını ister miydim?”

2.Görünmeyen işçiliği, görünen işçilik kadar özenerek yapan insanın ticari ahlakı tekemmül etmiştir.

3.Kalkınmak için; üretmek isteyenlerin bu isteklerini destekleyen toplumsal yaklaşım olmalı. Çözüm odaklı yaklaşanlarla birlikte hareket etmek, üretmektir!

4.Yönetici, etik liderlik yapmaktan sorumludur, etik ilkelere aykırı personel davranışına duyarsız kalan amir de aynı şekilde sorumludur..

5.Etik, ahlak; vicdan terazisidir, vicdan aynasına bakmaktır, vicdanıyla yüzleşmektir. Sıkça tartmak, bakmak, yüzleşmek gerekir.

6.İktisat başta olmak üzere her bilim, kendi ahlakıyla birlikte okutulmalıdır. Çünkü; İktisat bilimine göre talep arttıkça fiyat artar ve bu artış devam eder durur, yeter ki talep olsun. Bilimin sadece maddi yönünü okuyan/okutan fiyatın artması gerektiğini savunur da savunur. Halbuki manevi/ticari ahlak boyutunu da okuyan/okutan ve farkında olan ancak fiyatın makul ölçüde artması gerektiği savunulabilir. Bu sebeple her bilim ahlakı ile birlikte okutulmadır.

7.Tüketim de kendi "tüketim ahlakı" çerçevesinde yapılmalıdır. İmkanı olan herkes sınırsız tüketim hakkına sahip değildir. Tüketimin "ihtiyacı kadar olan" çerçevede kalması, en azından üretimle orantılı olması ve abartılı olmaması beklenir.

8.Çalışarak elde edilen kazançla, çalışmadan elde edilen kazancın (rant, hava parası, ikramiye vb) aynı kefeye konulması, ikisinden de aynı oranda vergi alınması ne kadar doğru? Adalet, ahlak ne der?

9. Nüans: Kanunlar önünde herkes eşittir. Peki, herkes kanunlar önünde eşit midir? (2015)

10.Yük: Tekerleği çevirenler ile tekerleğe yapışıp, tekerlekle dönenlerin (tekerleği çevirdiğini zannedenler) farkında olunmalı. 
Zira ilk gruptakiler yükü paylaşırken, ikinci gruptakiler sadece yük bindirir.(2015).

11.Kalite ve talep: Sanılanın aksine kalite ve talep çoğu zaman ters orantılıdır. Ancak buna rağmen, kaliteyi talep etmekten, ürkmemek, korkmamak gerekir (2015).

12.Liyakat, göz ardı edilmemeli. Zira kritik durumlarda çok önem kazanır... her durumda ve her alanda liyakat olmalı.

13.Kamuda ve özel sektörde, "yapılmasa da olur" cinsinden işler ayıklanıp, terk edilmelidir.

14.Çalışılması gereken öncelikli dört alan; 1)insana yatırım, 2)yargı reformu, 3)vergi reformu, 4)üretimle büyüme.

15. Kurum, şirket ve kişilerin, iletişim bilgileri, ulaşılmayı engelleyecek değil, ulaşmayı ve iletişimi ağlayacak cinsten olmalı...

16. Batı ve terör: Dünya'daki terör olaylarına bakıldığında, insan sormadan edemiyor. Sahi! Batı, terör konusunda ne kadar samimi? "Batı terörü mü istemiyor, yoksa terörü Batı'da mı istemiyor?".

Zira 2014'te terör eylemlerin yüzde 78'i; Afganistan, Irak, Nijerya, Pakistan ve Suriye'de gerçekleşmiş.... ancak terör Batıda olunca gündem oluyor.

17.İnsan ve ahlak düzelirse her şey düzelir, bunda ailenin ve öğretmenlerin payı önemlidir. Öğretmenler günü kutlu olsun.

18.Çevrenizde düzgün insanlar vardır. Sözleri senettir, size kıymet verirler, sizi severler, size inanırlar. Onları kaybetmeyin, aynısını beklerler, siz de yapın.

19.Halbuki insanın "uzun ömrü", içinde yaşadığı andır. O anı da güzel ahlakla süslemek gerekir.

20.Sözcüklerin ağızdan çıkması konuşmak değildir, dinleyen kulak olmadıktan sonra. Ve bu günümüzün önemli problemidir.

21.Bir İskandinav mağazası ki, İsveç'in tüm ev eşyası ve aksesuarlarıyla hıncahınç dolu. Bizde ise kafeler. Sanki üretenler ile oturanlar "doluluk oranında" yarışıyor.

22.Meşguliyet: Kime sorarsanız sorun, genelde cevabı; işinin yoğun olduğu yönündedir. Ancak meşguliyet, her zaman üretmek değildir. Bu sebeple, bu meşguliyetin bir çıktısı var mıdır? Ona bakmak lazım (2016).

23.Ahlak ve sürdürülebilirlik: İçinde ahlak olmayan hiç bir yapı, sağlam ve sürdürülebilir değildir (2016).

24.Kalkınma için ihtiyacımız olan; güzel ahlak ve dürüstlüğü barındıran üretimdir.

25.Sistem; sadece üretenleri denetleyen değil, üretmeyeni de sorgulamalı ve üretime katılmasını da sağlamalı.

26.Kendi fikri olmayanlar, başkaları ile oyalanır durur. Kah över, kah söver!

27.Bir işi/görevi bırakma yada devretme vakti gelmiştir, ama bazı insan bunun farkında olmaz, "mutlu körlük" içindedir.

28.Fetih; iman ve ilmin ortak eseridir. İnsanlığın gönüllerinin de fethi için, benzer samimi faaliyetleri, bu gün için de dileriz. 

29.Mobbing zalimliktir. Zalimlik te mobbing! (2015)

30.Maske: Geliniz; maske takarak, hayatı sahte bir güzellikle süsleme çabası yerine, maskesiz hayatı güzelleştirelim, bu yönde gayret sarf edelim (2016).

31.İsim ve Ünvan ilişkisi: Kariyer bir meslekte çalışmaya başlayan kişi ünvanı ile tanınır, kişi tanınmak için bu ünvanından da yararlanır. Ancak en geç on yıl sonra -olumlu yönde- ismi ünvanının önüne geçmemiş ise ve ismi sadece unvanına bağlı kalmış ise o kişinin başarılı olduğunu söylemek zordur (2016).
(Not: muhtelif tarihlerde alınmış notlarımızdan derlemedir #an)




7 Aralık 2021 Salı

Değerler ekonomisi modeli! (öneridir) 071221:

Değerler ekonomisi modeli1 çerçevesinde hareket ederek, fiyat artışları, döviz kuru ve altın fiyatlarındaki artış önleyebilir, piyasadaki belirsizlik önlenir, dengede kalması sağlanır ve kalkınma (insana yatırım, yargı ve vergi reformu ve üretimle büyüme modeli ile) hamlesi kesintisiz devam ettirilebilir. Nasıl mı?  

Bir konuda, bir işte, kötülerle mücadele etmek bir yöntemdir. Ama iyileri çoğaltmak ve iyilerin de işin bir ucundan tutması da başka bir yöntemdir.

Bu günlerde her şeyin fiyatı yüzde yüzlere varan bir artış yaşanıyor. Temel gıdalarda, raflardaki en küçük ürünlerde, kira, emlak, konut araçlarda, döviz ve altında, fiyatlar arttıkça artıyor.

Şöyle bir psikolojik fiyat artışı da var. Bakıyor herkes fiyat arttırıyor, kendisi de bir fiyat artışı yapıyor, maliyet artışı olsa olmasa da, ya da hammaddeyi aynı fiyata temin etse de etmese de. Bu işin psikolojik yanı, "psikolojik enflasyon".

Ekonomik saldırı da gündeme geliyor ve böyle bir saldırı var ise maalesef her şeye zam yapanlar da, zam yapmak suretiyle bu saldırıya bilerek veya bilmeyerek, doğrudan veya dolaylı olarak yardım ediyor. Peki biri zam yapmasa ne olur? Batar, denilebilir. Ama bir ikisi yapmaz ise sayıları çoğalırsa batmaz ve piyasa dengesini bulur saldırılar da amacına ulaşamamış olur.

Stokçuluk yapanlar, karaborsacılığa heveslenenler var ise, depolama, dağıtım işi yapan herkes töhmet altında! Bunlardan birileri çıkıp “ben depolarımdaki malları şu fiyattan satışa çıkarıyorum” diye ilan etsin! Sosyal medyadan duyursun, belki daha az kar eder veya yine sürümden kazanır ve bak diğerlerinin malları ellerinde nasıl patlıyor!

Tüketici de bir sakin olsun! Fiyatı artan, raflarda olmayan bazı malları (çok zorunlu değilse) bir süre almasın! Piyasa dengesini bulana kadar sabırlı olsun!

Dövizle işi yoksa, altınla işi yoksa zorunlu haller dışında tasarruf vb amaçlarla döviz ve altın almasın!

Bir ekonomik kurtuluş savaşı verilecek ise piyasalar dengesini bulana kadar, üretimden tüketim sürecindeki herkes işin bir ucundan tutsun, biraz fedakarlık yapsın, en azından yangına körükle gitmesin!

Herkesten olumlu davranış sergilemesi beklenemez ama üretim-tüketim sürecindeki iyilerin, ticaretteki iyilerin, ticari ahlak sahiplerinin devreye girmesi beklenir.

Şimdi değilse veya şimdiki hallerde değilse ne zaman! İşte iyilik yapma fırsatı! İşte ticari ahlakı gösterme fırsatı! İşte ahlaklı ve basiretli ticaret erbabı gibi davranma fırsatı! Alın size cesareti gösterme fırsatı!

Alın size DEĞERLER EKONOMİSİ MODELİNE geçme fırsatı!

Üretici, ithalatçı, aracı, toptancı, dağıtıcı, perakendeci, ihracatçı, tüketici, ticaret erbabı vb tüm ekonomik birimlerdeki iyileri, üretim, ticari ve tüketici ahlak sahiplerini göreve çağırıyorum. İyiler de cesur davransın! Değerler ekonomisinin bir ucundan tutsun!

Diğerleri yani stokçuluk yapan, keyfi zam yapan, piyasa dengelerini bozucu faaliyetlerde bulunanlar hakkında da gereği yapılsın, yanlarına kâr kalmasın lütfen!

Bir “kalkınsak”! bu tür durumlar yaşanmayacaktır! Bunlar kalkınma öncesi sancılardır (saldırılardır)! Kalkınırsak kurtuluruz, kalkınamaz yine sekteye uğrarsa eski durumlara dönülür, maazallah!

Değerlerin hakim olduğu bir ekonomi modeli yani değerler ekonomisi dileklerimle...

(Not: Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir).

1"Değerler ekonomisi modeli; üretim-tüketim sürecinde tüm ekonominin ahlaki değerler çerçevesinde işlediği, sahtecilik, stokçuluk, karaborsacılık, ve tefeciliğin olmadığı, üretimin , kalitenin, verimliliğin, dayanışma ve kanaatkarlığın ön plana çıktığı, ihtiyaç kadar tüketimin olduğu bir ekonomi modelidir." (Ali Nural)


6 Aralık 2021 Pazartesi

Sehiv Secdesi 061221:

Sehiv Secdesi (Namazdaki bazı kusurları telâfi etmek için yapılan secde.)

Sözlükte “namazın rükünlerinden biri” anlamındaki secde kelimesiyle “yanılma, unutma, dalgınlık” gibi mânalara gelen sehv kelimesinden oluşan sehiv secdesi (secdetü’s-sehv) terim olarak namazdaki belirli eksiklik, fazlalık veya yanlışlıkları telâfi etmek amacıyla yapılan iki secdeyi ifade eder.
Hadislerde ve fıkıh eserlerinin namaz bölümlerinde “sücûdü’s-sehv” veya “secdetâ es-sehv” şekillerinde de geçer.
Namazın gereklerini yerine getirme konusunda kişinin âzami dikkat ve titizliği göstermesi esas olmakla birlikte Hz. Peygamber, beşer olmanın tabii bir sonucu olarak namaz esnasında meydana gelen bazı eksiklik ve yanlışlıkların sehiv secdesi yapılarak telâfi edilebileceğini bildirmiş (Müslim, “Mesâcid”, 94), bu hususta ashabına örnek uygulamalar göstermiştir.
Namazdaki bazı fiillerin hükmünü belirten terimler konusunda özellikle Hanefîler’le diğer üç mezhep arasında farklılık olması yanında bu fiillerle ve sehiv secdesiyle ilgili delillerin değerlendirilmesinde görüş ayrılıkları bulunduğundan mezheplerin sehiv secdesini ele alışlarında farklılıklar vardır.

Sehiv Secdesini Gerektiren Durumlar. Bunları mezheplere göre şöylece özetlemek mümkündür:

Hanefî Mezhebi.
1. Rükünlerden birini tekrar etmek; birden fazla rükû, ikiden fazla secde yapmak gibi.
2. Rükünlerden birini öne almak veya geciktirmek. Meselâ rükûda iken kıraat rüknü eda edilmeden rükûa gidildiği hatırlanırsa kıyama dönülüp kıraat tamamlandıktan sonra tekrar rükûa gidilir ve bu durumda sehiv secdesi yapılır. Ayrıca bir rükün eda edecek kadar bir süre tereddüt gösterme veya düşünme sebebiyle ara verme, yani sonraki rüknü bu kadar geciktirme sehiv secdesini gerektirir.
3. Kılınan rek‘at sayısında tereddüt yaşamak. Zaman zaman bu durumla karşılaşan kimse ağır basan kanaatine (zann-ı gālib) göre, böyle bir kanaat oluşmamışsa kesin olarak kıldığını bildiği en az miktarı esas alıp namazın geri kalan kısmını tamamlar ve her iki durumda da sehiv secdesi yapar. Böyle bir durumla ilk defa veya çok nâdir karşılaşan kimse ise namazını yeniden kılar.
Mâlikî ve Şâfiî mezhepleriyle Hanbelî mezhebinde bir görüşe göre konuyla ilgili hadis gereğince (Buhârî, “Ṣalât”, 31; Müslim, “Mesâcid”, 89) -ilk defa meydana gelip gelmemesi ayırımı yapılmaksızın- kesin biçimde hatırladığı kısmı esas alıp eksik kısmı tamamlar ve ardından sehiv secdesi yapar. Konuyla ilgili başka rivayetlere dayanan (Zeylaî, II, 173) Hanefîler ise belirtilen durumları ayırt eder.
Hanbelî mezhebinde diğer bir görüşe göre imam olarak namaz kıldıran kimse zann-ı gālibini esas alırken münferid namaz kılan kimse kesin bilgiye göre hareket etmek zorundadır.
4. Selâm vermesi gerekirken yanılarak ayağa kalkmak. Bu durumu fark eden kişi henüz secdeye varmamışsa hemen oturur ve selâm verdikten sonra sehiv secdesi yapar; eğer secdeye varmışsa o rek‘atın ardından bir rek‘at daha kıldıktan sonra sehiv secdesi yapar. (Yanlışlıkla kalkılan rekâtın secdesi yapılmışsa buna bir rekâtın eklenmesi, nafile namazların çift sayılı rekâtlar şeklinde kılınmasının meşru olmasından dolayıdır (İbn Nüceym, el-Bahr, II, 112).DİYK) Böyle bir durum cemaatle namazda meydana gelirse cemaat imama uymaz ve ayağa kalkmaz. İmam secdeye varmadan oturursa cemaatle birlikte selâm verip sehiv secdesi yapar; secdeye varırsa cemaat imamı beklemeden selâm verir, imam ise bir rek‘at daha kılar.
5. Vâcibi1 terketmek. Meselâ Fâtiha veya Fâtiha’dan sonra Kur’an’dan bir miktar okuma (zamm-ı sûre) vecîbesini yerine getirmemek, birinci ve ikinci oturuşlarda Tahiyyat duasını okumamak, rükû ve secdeyi ta‘dîl-i erkâna riayet etmeden yapmak sehiv secdesini gerektirir. Ebû Yûsuf’a göre ta‘dîl-i erkân farz olduğu için terkedilmesi halinde namaz fâsid olur.

Mâlikî Mezhebi.
1. Namazın müekked sünnetlerinden birini veya müekked olmayan sünnetlerden en az ikisini terketmek. Müekked sünnetler Fâtiha’dan sonra en az bir âyet okumak, açık okunması gereken yerde açıktan, gizli okunması gereken yerde gizli okumak, rükû ve secdeye eğilip kalkarken alınan tekbirleri (intikal tekbirleri) söylemek, rükûdan kalkarken “semiallahü li-men hamideh” demek, birinci ve ikinci oturuşlarda Tahiyyat duasını okumak ve her iki teşehhüd için oturmaktır.
2. Namazın mahiyetine dahil olsun olmasın namazı bozmayacak kadar az bir fiil ilâve etmek. Meselâ rükû ve secde gibi bir rüknü fazladan yapmak, rek‘at sayısına ilâvede bulunmak, çok az bir şey yemek, çok az konuşmak gibi durumlarda sehiv secdesi yapmak gerekir.
3. Kaç rek‘at kıldığında tereddüt etmek (yk.bk.).

Şâfiî Mezhebi.
1. Namazın “eb‘âz” diye isimlendirilen müekked sünnetlerinden birini terketmek. Bunlar ilk oturuş, ilk oturuştaki Tahiyyat duasını tam okumak, kunut yapmak, kunut için ayakta durmak, kunutun sonunda Hz. Peygamber’e ve ailesine, teşehhüdden sonra Hz. Peygamber’e salavat getirmektir.
2. Kaç rek‘at kıldığında tereddüt etmek (yk.bk.).
3. Kasten yapıldığında namazı bozan şeyi yanılarak yapmak; kısa rükünleri çok uzatmak, çok az konuşmak, çok az bir şey yemek, bir rek‘at fazla kılmak gibi.
4. Sözlü bir rüknün yerini değiştirmek; Fâtiha’nın tamamını veya bir kısmını teşehhüd oturuşunda tekrar etmek, Fâtiha’dan sonra Kur’an’dan bir miktar okuma vecîbesini kıyam dışında bir rükünde yerine getirmek gibi.
5. Kunut, teşehhüd gibi muayyen eb‘âz sünnetlerinden birini yapıp yapmadığında tereddüt etmek.

Hanbelî Mezhebi.
1. Namazda belirli hususların eksik kalması.
2. Namazda belirli fazlalıkların bulunması.
3. Namazın gereği olan bazı fiillerin yapılıp yapılmadığında tereddüde düşülmesi. Hanbelî mezhebinin bu hususlardaki yaklaşımı Şâfiî mezhebine oldukça yakındır.

Sehiv Secdesinin Hükmü. Belirtilen sebepler bulunduğunda sehiv secdesi yapmak Hanefî mezhebine göre vâcip, Şâfiî ve Mâlikî mezheplerine göre sünnettir; ancak bazı Mâlikîler namazda eksiklik hallerinde sehiv secdesi yapmanın vâcip olduğu kanaatindedir. Hanbelî mezhebinde sehiv secdesinin vâcip olduğu görüşü tercih edilmekle birlikte sünnet ve bazı durumlarda mubah olduğuna dair görüşler de bulunmaktadır. Hanefî mezhebinde, cuma ve bayram namazlarında cemaatin çok kalabalık olması ve sehiv secdesi yapmanın karışıklığa meydan verme ihtimalinin bulunması durumunda bu secdenin terkedilmesi câiz hatta evlâ görülmüştür. Bir namazda sehiv secdesini gerektiren durumlar birden fazla olursa hepsi için bir defa sehiv secdesi yapmak yeterlidir.

Sehiv Secdesinin Namazdaki Yeri ve Şekli. Sehiv secdesi Hanefî mezhebine göre selâmdan sonra, Şâfiî mezhebine göre selâmdan önce, Mâlikîler’de namazdaki bir eksiklik sebebiyle ise selâmdan önce, fazlalık sebebiyle ise selâmdan sonra, hem eksiklik hem fazlalık sebebiyle ise selâmdan önce yapılır; Hanbelîler’e göre selâmdan önce veya sonra yapılabilir.

Hanefîler’e göre sehiv secdesinin yapılışı şöyledir: Namazın sonundaki oturuşta Tahiyyat ve Salli-Bârik duaları okunduktan sonra iki tarafa selâm verilir, sonra arka arkaya bilinen şekliyle iki defa secde yapılır, oturulup Tahiyyat duası okunur, ardından iki tarafa selâm verilerek namazdan çıkılır. Sağ tarafa selâm verildikten sonra hemen sehiv secdesi yapılması ve Salli-Bârik dualarının sehiv secdesinden sonraki oturuşta okunması yönünde de görüşler vardır; bu ikinci uygulama özellikle cemaatle kılınan namazda imam için daha uygun bulunmuştur. Cemaatle namazda imam sehiv secdesini gerektiren bir yanlışlık yaparsa onunla birlikte cemaat de bu secdeleri yapar; imama uyanın yaptığı yanlışlıklardan dolayı sehiv secdesi gerekmez. Birinci rek‘attan sonra imama uyan kimse (mesbûk) hangi rek‘ata yetişmiş olursa olsun imamla birlikte sehiv secdesini yapar; imamın sehiv secdesini gerektirecek yanlışı yaptığı sırada mesbûkun ona uymuş olup olmaması önemli değildir. Eğer kaçırdığı rek‘atları tek başına kılarken sehiv secdesini gerektiren bir yanlışlık yaparsa mesbûkun ayrıca bu secdeleri yerine getirmesi gerekir.

Son dönemde sehiv secdesi hakkında yapılan çalışmalardan bazıları şunlardır: M. Sâlih el-Useymîn (bk. bibl.); Âdil Reşâd Guneym, Delîlü’l-muṣallî fî muʿâleceti aḫṭâʾi’s-sehv fi’ṣ-ṣalât (baskı yeri yok, 1406/1986); Abdullah b. Muhammed b. Ahmed et-Tayyâr, Sücûdü’s-sehv fî ḍavʾi’l-Kitâb ve’s-Sünneti’l-muṭahhara (Riyad 1416/1996); İbrâhim Abdülazîz Bedevî, Sebebü sücûdi’s-sehv ve maḥallühû fi’ṣ-ṣalât (Kahire 1998).

Kaynak: SEHİV SECDESİ - TDV İslâm Ansiklopedisi (islamansiklopedisi.org.tr)

1Namazın Vâcipleri. Hanefî fıkıh âlimlerinin terminolojisine göre vâcip kabul edilen hususların bir kısmı fakihlerin çoğunluğuna göre farz, bir kısmı da sünnet olarak nitelendirilmiştir. Bazı hususlarda ise üç mezhep arasında farklı görüşler söz konusudur. Hanefîler’e göre namazın vâciplerinden birini unutarak terkeden ya da geciktiren kimsenin sehiv secdesi yapması vâciptir. Vâciplerden birinin kasten terkedilmesi durumunda ise namazın yeniden kılınması gerekir. Hanefî mezhebine göre namazın başlıca vâcipleri şunlardır: 1. Namaza Allahüekber gibi tekbir ifade eden bir cümle ile başlamak (diğer üç mezhebe göre farzdır). 2. Namazların bütün rek‘atlarında Fâtiha sûresini okumak (fakihlerin çoğunluğuna göre farzdır). 3. Farz namazların ilk iki rek‘atında, vâcip ve nâfile namazların her rek‘atında Fâtiha sûresinden sonra Kur’an’dan bir miktar okumak (çoğunluğa göre sünnettir). 4. Farz olan kıraati ilk iki rek‘atta yerine getirmek. 5. Fâtiha sûresini Kur’an’dan okunacak âyetlerden önce okumak. 6. Secdede alınla birlikte burnu da yere koymak. 7. Üç ve dört rek‘atlı namazlarda ikinci rek‘atın sonunda oturmak. 8. Namazların ilk ve son oturuşlarında teşehhüdde bulunmak. 9. Namazın sonunda sağ ve sol tarafa selâm vermek (çoğunluğa göre farzdır). 10. Farz olan fiilleri sırayla yapmak. 11. Farz olan fiili geciktirmemek. 12. Ta‘dîl-i erkâna riayet etmek (Hanefîler’den Ebû Yûsuf’a ve diğer mezheplere göre farzdır). (Kaynak;TDV İslam Ansiklopedisi)


5 Aralık 2021 Pazar

Sosyal Karne (öneridir)! 051221:

Sosyal karne önerisi...
Tüm seçilmiş ve atanmışlar ki bunlar;
-Cumhurbaşkanı ve yardımcıları,
-siyasi parti (iktidar ve özellikle muhalefet) genel başkan ve yardımcıları,
-bakan ve yardımcıları,
-milletvekili,
-belediye başkanı ve yardımcıları,
-bürokrat (sivil, asker, vd),
-yargı mensupları,
-vali ve yardımcıları,
-kaymakam,
-muhtar,
-yönetici,
-STK başkanı ve yardımcıları,
-akademisyen, eğitici, öğretici 
-vb.
...
TÜM bu seçilmiş ve atanmışlar ile bu görev, vazifelere talepli olan her birinin;
-icraatlarını, yani ne yapıp yapmadıklarını,
-ve bunlardan vaatte bulunanların vaatleri ile bunların gerçekleşme durumlarını,
-geçmişte yaptıkları işler ve görevler (başarı veya başarısızlıkları) dahil hali hazırdaki görevlerindeki verimlilik ve performans durumlarını,
-aynı işte önceki görev yapanların performansları ile kıyaslamasını/ölçülmesini,
sağlayacak bir TABLO (SOSYAL KARNE, VERİMLİLİK KARNESİ, PERFORMANS KARNESİ) geliştirip bu tablo/karne üzerinden analiz/değerlendirme yapılmasını öneriyorum.
...
Bu Tablo (Sosyal Karne) ile kimin ne yapıp yapmadığı, liyakatı, sözünde durma, güvenilirlik, iş yapma ve üretme, yönetme, lider kabiliyeti ve kapasitesi gibi niteliklerine bakılabilecek ve ölçülebilecek ve değerlendirme yapılabilecektir!
Böyle bir değerlendirme rekabeti de getirecek, seçme ve atamalarda liyakatlilerin tercih edilmesi kolaylaşacak ve bu da kalkınmayı sağlayacaktır!
Toplumun yararına olan budur, yani kalkınmadır!
Aksi durum şansa kalmıştır!
Liyakatsiz olursa, toplum için zaman kaybı ve sadece maliyettir!
#sosyalkarne


İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet ed...