12 Şubat 2025 Çarşamba

Terk edilmeli! 120225

Toplumda huzuru ve adaleti bozan, kaliteyi düşüren ve terk edilmesi gerektiğini düşündüğümüz bazı davranış ve olgular:

-Akıl tembelliği,

-Algı çalışmaları,

-Batı hayranlığı,

-Boş (siyasi) tartışmalar,

-Darbe hevesi ve destekçiliği,

-Davaların uzun sürmesi,

-Elitçilik,

-Enflasyon,

-Empatisizlik,

-Gerçeklerle yüzleşme korkusu,

-Heykelcilik,

-Hırsızlık,

-İslam düşmanlığı,

-Kaos girişimleri,

-Keyfi zamlar,

-Kibir, hırs, hased,

-Kirlilik (gürültü, çevre vb),

-Kurnazlık,

-Liyakatsizlik,

-Magandalık,

-Mutlu körlük,

-Özgüvensizlik,

-Sürekli şikayetlenme,

-Şımarıklık,

-Şükürsüzlük,

-Tamahkarlık,

-Terör,

-Toplum mühendisliği,

-Üretimsizlik,

-Yalan tarih okutmaları,

-Yalancılık.

-...



27 Ocak 2025 Pazartesi

26 Ocak "Dünya Gümrük Günü" (26.01.2024):


"26 Ocak Dünya Gümrük Günü" vesilesiyle, Gümrük Teşkilatımıza iki önerimiz ve beklentimiz. 

A) Önerilerimiz:

1.Kızıldeniz ve/veya Süveyş krizlerine ve denizyolu taşımacılığına alternatif olan "Türkiye-Çin Kara İpek Yolu Projesi (2008)" hayata geçirilmesi.

2.TIR'larımızın yakıldığı yıllarda önerilen ve gündeme getirilen "Bağdat Demiryolunun" yük taşımacılığında çok daha etkin kullanılması.

B) Beklentimiz:

Uzun vadede; bölgesel düzeyde, Karadeniz, Akdeniz, kara ve demir ipek yolu güzergah ve bölgelerinde, kolaylaştırıcı, basitleştirici, sadeleştirici örnek ve öncü faaliyetler yürütmesidir.

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.

1.Kara İpek Yolu Hayata Geçirilmelidir! 120622
2.Harita 091121
3.Türkiye-Çin Kara İpek Yolu 151220
4.YOLCULARIN EŞYA İTHAL HAKLARI 300516
5.TAKRİR VE ELÇİLİK MEKTUBU ARASINDAKİ FARKLAR (040816).
6.Gümrük Kapısı mı? Hudut Kapısı mı? Sınır Kapısı mı? 300416
7.Göktaşları ve Gümrükçülük 19.11.15
8.4458 SAYILI GÜMRÜK KANUNU-AÇIKLAMALI. (Şubat 2015)



17 Ocak 2025 Cuma

Zamlara "Standart Oran" Önerisi! 170125

Aşağıda piyasa istikrarını etkileyen muhtelif oranlara yer verilmiştir. 

Bu oranların farklı farklı uygulanmasının, enflasyon fırsatçılarına da fırsat verdiği düşünülmektedir.

Bu sebeple, yeniden değerleme oranı (YDO) dahil, geleceğe yönelik yapılan/yapılacak TÜM ZAMLARA; aynı oranda, STANDART, yani ENFLASYON BEKLENTİSİ ORANI uygulanabilir.

Bu zam oranları çeşitliliği ve farklılıkları, ilgili yasalarda gerekli değişiklikler yapılarak giderilebilir. 

Piyasadaki enflasyon fırsatçıları da daha kolay denetlenip, kontrol altına alınmış olur. 

Böylelikle piyasada fiyat istikrarı daha kolay sağlanır.

Piyasa istikrarını etkileyen bazı oranlar:

-2024 Yeniden Değerleme Oranı............: %43,90.
-2024 enflasyon oranı.............................: %44,38,
-2025 enflasyon beklentisi......................: %27,10.
-2025 emekli zammı (memur).................: %11,54.
-2025 emekli zam oranı (SSK,Bağkur)...: %15,75.
-2025 Ocak kira azami zam oranı...........: %58,51
-2025 Özel okul azami zam oranı...........: %54,80
-2025 marketlerin zam oranı her fırsatta.: %5,10,15,20,...
-...



20 Kasım 2024 Çarşamba

HİCRET 201124:

Bu yazıda hicret konusu ele alınmıştır. Sözlük tanımı yanında İslami bir terim olarak hicretin anlamı, hicretin bitip bitmediği, gayrimüslim ülkelerde yaşayan müslümanların durumu, gayrimüslim ülkelere hicretin yapılıp yapılamayacağı, yapılabilecekse hangi hallerde yapılabileceği, Habeşistan hicreti, çalışmak, okumak vb üzere yurtdışına gidenlerin durumu, hicrette niyetin önemi, kalben hicret vb sorularına cevaplar aranmıştır. Ulaşılan bilgilere aşağıda çok özet olarak yer verilmiştir. İsteyen daha geniş bilgilere kaynakçalardan ulaşılabilirler. 

Hicretin sözlükteki iki anlamı; “ göç ve "İslam takviminde tarih başı sayılan Hz. Muhammed (SAV) in Mekke'den Medine'ye göç etmesi” şeklindedir.

I-GENEL OLARAK HİCRET:

Hicret “kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşması” demektir. 

Terim olarak genelde gayri müslim ülkeden (darülharp) İslâm ülkesine göç etmeyi, özelde ise Hz. Peygamber’in ve Mekkeli müslümanların Medine’ye göçünü ifade eder.

Mutasavvıflar bu kavramı hem haramları terkedip kötülüklerden uzaklaşmak, hem de “nefsi terbiye etmek maksadıyla yolculuğa çıkmak” veya “kalben ve zihnen halkı terketmek” anlamında kullanmış, seyrüsülûk dedikleri mânevî yolculuğu da bir çeşit hicret saymışlardır (Reşîdüddîn-i Meybüdî, I, 58).

Kur'an'ı Kerim'deki âyetlere dayanarak hicretin bütün peygamberlerin hayatında yer aldığı söylenebilir; Hz. İbrâhim (el-Ankebût 29/26), Hz. İbrâhim’le beraber Filistin’e kadar bu hicrete katılan Hz. Lût (Hûd 11/80-81; el-Hicr 15/65), Hz. Şuayb (el-A‘râf 7/88), Hz. Mûsâ (Yûnus 10/90; Tâhâ 20/77-78; eş-Şuarâ 26/52-67) ve Hz. Peygamber ve kendisine inananlar da daha önceki peygamberler ve ümmetlerinin âkıbetine mâruz kaldılar.

Amcası Ebû Tâlib tarafından himaye edildiğinden kendisi bu tür eziyetlere uğramamakla beraber ashabının başına gelenlere son derece üzülen ve işkenceleri engellemeye de gücü yetmeyen Resûl-i Ekrem bir grup müslümanın Habeşistan’a gitmesine izin verdi. (Bunlar orada kalıcı olmadılar geri döndüler)

İslâm âlimleri bu devrede Medine’ye hicretin farz, daha sonra oradan ayrılmanın ise haram olduğu görüşüne varmışlardır. İslâmiyet güç kazanıp, müslümanların bulundukları bölgelerde kendilerine yapılan baskılar ortadan kalktıktan ve dinin esaslarını kolayca öğrenme imkânı doğduktan ve nihayet Mekke fethedildikten sonra hicret bir zorunluluk olmaktan çıkarılmıştır.

II- GAYRİMÜSLİM BİR TOPLUM İÇİNDE İSLAMİYET'İ KABUL EDENLERİN VEYA DÜŞMAN İSTİLASINA UĞRAYAN İSLAM ÜLKESİNDEKİ MÜSLÜMANLARIN HİCRET AÇISINDAN DURUMU:

Konuyu Kur'an ayetleri ve Peygamberimizin uygulamaları ışığında tartışan İslam alimleri, Mekke dönemine benzer şartların oluştuğu gayrimüslim bir ülkede bulunan Müslümanların veya yeni Müslüman olan kimselerin bulundukları yerde dini yaşama imkânı bulamıyorlarsa İslâm ülkesine göç etmelerinin farz olduğu, yaşlılar ve hastalar gibi göç etmeye güç yetiremeyenlerin bundan müstesna olduğu (Nisa 4/98, 99), öte yandan baskı ve zulüm bulunmadığı hâllerde ise ibadet etme, aile kurma, çocuklarına dini öğretme ve helal kazanç elde etme imkânı bulabiliyorlarsa orada kalabilecekleri söylenmiştir.

Hicret karşılaşılan güçlükler sebebiyle bir yerden diğerine göç etmek kadar, Allah’ın emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma şeklindeki özüyle de önem kazanmaktadır. “Gerçek Müslüman, elinden ve dilinden bütün Müslümanların (insanların) emin olduğu kişidir. Gerçek muhacir de Allah’ın yasaklarından uzak duran kimsedir” (Buhârî, “Îmân”, 7; Müslim, “Îmân”, 71) mealindeki hadis, hicretin nihaî gayesini ve gerçek ruhunu ifade etmesi bakımından dikkat çekicidir.

Gayrimüslim bir ülkede bulunan Müslüman azınlıkların kendidinî ve kültürel kimliklerini koruyarak güven ve barış içinde yaşayacakları şartları oluşturmak, Müslüman ülkelerde bulunanların da İslâm’ı yaşama konusunda karşılaştıkları zorlukları aşmaya çalışmak şeklinde bir sorumluluğu bulunmaktadır.

Hicretin zorluklar karşısında pasif bir kaçış değil; İslâm’ı öğrenme, yaşamak için yeni imkânlar arama ve yeni şartlar oluşturma yolunda etkin bir çaba olması, onu maddi ve manevi mücadele anlamında cihat kavramıyla bütünleştirmektedir. 

Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Resûlü için hicret ederse hicreti Allah ve Resûlünedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir” (Buhârî, “Bed’ül-vahy”, 1) hadis-i şerifi ise bütün ibadet ve davranışlarda olduğu gibi hicretin de sadece Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yapıldığı takdirde makbul olacağını vurgulamaktadır.”
TÜBİTAK ANSİKLOPEDİ (Prof. Dr. Casim Avcı)

III-HİCRET VE İSLAM TARİHİNDEKİ YERİ:

“Hicret” bir beldeden diğerine iş bulma veya daha iyi yaşam şartlarına kavuşma vb. gibi bir göç hareketi değildir. Zira Hz. Peygamber hicreti "göçebe olmayan (yerleşik) bir kimse için felaketlerin en büyüğü" olarak tavsif eder. (Nesai, Sünen, Bey’at, 12 (4172) c.7 s. 144)

Belki “Hicret”; dini yaşamak, yaşatmak, neşretmek ve yeni bir İslam topluluğu oluşturmak ve oluşan bu toplumu sayıca çoğaltarak koruma ve destekleme hareketidir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabını hem hicrete teşvik etmiş hem de hicret etmeyenler hakkında müeyyide getirmiştir. Bu sebeple de hicret "her inanan kimseye" FARZ” ilan edildi.

Hz. Peygamber (s.a.): "Bir müşrik, Müslüman olduktan sonra hicret edip müşriklerden ayrılmadıkça Allah onun hiçbir amelini kabul etmez" (Sanani, Subulu’s-Selam, 4/ 85) buyurdu. Bu hususu te'yid eden Kur'an-ı Kerim: "...İman edip de hicret etmeyenlere ise, hicret edecekleri zamana kadar, sizin onlara hiçbir şey ile velayetiniz yoktur..." der. (Enfal, 8/72)

Mekke’nin fethiyle birlikte Rasulullah Mekke ve havalisinden Medine'ye olan hicreti ilga etti. (Müslim, İmaret 20 (1863) c.2 s.1488; Nevevi, Şerhu Müslim, 13/ 8).

Ancak umumi manada hicret devam etmektedir. Zira Mekke Fethi'nden sonra, hicret, belli bir hâdise değil, bir kavramdır. Her an, her yerde ve her asırda kıyamete kadar baki kalacak bir mananın kavramsal ismi olmuştur. Öyle bir kavram ki, ferdî bazda, dini yaşayışı arama, umumi manada da, dini takviye ve kurtarma gibi iki mühim hakikati içinde barındırdığı için son derece övülerek, imandan sonra en faziletli amel derecesine yükseltilmiştir.. O dereceye ulaşmak ve ondan bir pay alabilmek için sahabeden bazıları araya şefaatçiler koymuşlardır. Fakat bu Peygamberimizce kabul edilmemiştir. "Hakiki muhacir, Allah'ın yasakladığı şeylerden kaçan, onları terk eden kimsedir." (Buhari, Sahih, İman, 4 c.1 s. 8-9;). Diğer bir hadisinde "Hicret ikidir, biri kötülüklerden hicret, diğeri de Allah ve Resulü'ne hicrettir" buyurmuştur. (İbnu’l-Esir, Usdu’l-Gabe, Daru’l-Fikr, Beyrut 1994, c. 4 s 47).

Aynı mana başka rivayetlerde daha farklı ifadelerle tebliğ ve te'yid edilmiştir: "Hakiki muhacir, hata ve günahları terk edendir." (8 İbnu Mace, Sünen, Fiten, 2 (3934) c.2 s. 1298).

"Hakiki muhacir, Allah'ın üzerine haram kıldığı şeyleri terk edendir" (Ebu Davud, Sünen, vitir, 12 (1449) c. 2 s. 146; Müsnedi İmam Ahmed, 3/ 412).

Hicret, herkes için her zamanda ve her mekanda mümkün ve vakidir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v. ) şöyle buyurmuşlardır: Füdeyk Ebu Beşir ez-Zebîdî (r.a.) Resulullah'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! İnsanlar zannediyorlar ki, hicret etmeyen helak olmuştur, (bu doğru mu?)" diye sorar. Resulullah şu cevabı verir: "Ey Füdeyk! Namazı kıl, zekatı ver, kötülüklerden hicret et, ondan sonra yeryüzünde de dilediğin yerde otur!". (İbnu’l-Esir, Usdu’l-Gabe, Daru’l-Fıkr, Beyrut 1994, c.4 s 47).
(Tahir Tural-DİYK Üyesi)

IV-BİR FETVA:

Soru: Bir Müslümanın, Müslüman olmayan ülkede yaşaması caiz midir?

Cevap: Müslümanın, Müslüman olmayan ülkeye gidip orada yaşamasının câiz olması, İslâmî sorumluluklarını yerine getirmesi, gayri müslimlerin âdet ve alışkanlıklarından uzak kalması şartına bağlıdır.

Şayet bulunduğu yerde İslâmî örf ve ananelerini rahatça yaşıyor, ibadet ve mükellefiyetlerini kolayca yerine getiriyorsa, çevresine örnek oluyor, İslâm'ın güzelliğini gösteriyor demektir. Bu takdirde bulunduğu yerde kalması, örnek hayatını devam ettirmesi câizdir.

V. İSLAM HUKUKU BAKIMINDAN GAYRİMÜSLİM ÜLKELERE HİCRET :

Mekke’nin fethiyle Arap Yarımadası’nda tam bir hakimiyet kuran Müslümanlar için artık hicret bir zorunluluk olmaktan çıkmıştır. Bundan sonra hicret, dâru’l-harbda bulunan ve çıkmaya gücü yeten Müslümanların oradan ayrılarak dâru’l-İslama göçmeleri şeklinde anlaşılmıştır. Bu anlamda hicretin kıyamete kadar devam edeceği konusunda ulema ittifak etmiştir. (el-Mevsuatü’l-fıkhiyye (mv.f.), “Hicret” md., XLII, 184; Ahmet Özel, “Hicret”, TDV İslam Ansiklopedisi, (DİA), XVII, 464.).

Dolayısıyla bulundukları yerde inançlarını açığa vuramayanların, dinin emirlerini gereği gibi ifa edemeyenlerin bütün bunları yapabileceği bir yerin bulunması durumunda güç yetirebiliyorsa oraya hicret etmeleri farzdır. Güç yetirebildikleri halde bulundukları yerde kalmaları ise haramdır. “İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar sizin onlara hiçbir şeyle velâyetiniz yoktur.” (Enfâl 8/72) mealindeki ayetle, imkânları olduğu halde hicret etmeyenleri kınayan "Allah’ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!" (Nisa 4/97) ayeti buna işaret etmektedir. Diğer taraftan “gücü yetenlerin farzları yerine getirmeleri bir zorunluluk olmakla birlikte farzların kendisiyle tamamlanabileceği şeyler de farzdır.” (Ebu Hamid Huccetülislam Muhammed b. Muhammed Gazzalî, el-Müstasfa min ilmi’l-usul, Beyrut: Dâru’n-nefais, 2011, I, 204) kaidesi gereği bulunduğu yerde farzları yerine getirmeyen kimse için bu imkânın olduğu yere hicret etmek farz olur.

Hicretin gayesini dikkate alarak gayrimüslim ülkelere hicreti meşru kılabilecek sebepleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Gayrimüslim ülkelere hicreti mubah kılabilecek durumların başında zaruretler gelir. Dini, canı, malı, nesli ve aklı koruma gibi zaruri veya zaruret menzilesinde sayılabilecek hâcî maslahatlar söz konusu olduğunda bir Müslüman, Müslümanlarla fiili harp halinde bulunmayan küfür diyarına gidebilir. Bu gibi durumlarda “Zaruretler kendi miktarınca taktir olunur.” (Mecelle-i Ahkâmi Adliyye, haz. Ali Himmet Berki, Hikmet Yayınları, İstanbul, 1982, md., 21) külli kaidesinin önemli bir sınırlandırıcı ilke olduğu gözden ırak tutulmamalıdır. Ayrıca böyle bir hicretin meşruiyeti “Bir özür için caiz olan şey, o özrün zevaliyle bâtıl olur.” (Mecelle, md., 23) ilkesi gereği zorunlu durumların varlığıyla sınırlıdır. Bu zorunlu durumların başında Ebu Hanife’nin de hicret için işaret ettiği “güven ve emniyet” durumunun kalmaması gelmektedir. Nitekim bulunduğu ülkede, baskı ve zulüm sebebiyle canı, malı ve dini hayatı tehdit altında olan kişi için hicretin bir zorunluluk olduğu aşikârdır.

2. Birinci maddede belirtilen gerekçenin devamı olarak zorunlu durumlarda gayrimüslim bir ülkeye gitmenin meşruiyeti gidecek başka bir İslam ülkesinin bulunmamasına bağlıdır.

3. Gayrimüslim bir ülkeye hicreti meşru kılacak en önemli sebeplerden biri de İslâm’ı tebliğ etmek olsa gerekir. Ama bu görevin yapılabileceğinden emin olunmalıdır.

4. Her ne kadar tam olarak ne kastedildiği fukaha tarafından ifade edilmemiş olsa da “dinin izhar edilmesi” küfür diyarına göçün veya orada ikametin meşru bir gerekçesi olabilir. Zira dinin izhar edilmesinden sadece namaz ve oruç gibi ibadetlerin serbestçe yapılabilmesi anlaşılabileceği gibi ezanın okunması ve namazın cemaatle kılınması ya da daha geniş manada İslam hukukunun uygulanması da anlaşılabilir. (Bkz. Arangül, “Gayrimüslim Hâkimiyeti Altında Yaşamanın Fıkhî Açıdan İmkânı Üzerine”, s. 451-452.)

5. Müslüman toplumların kalkınmasını sağlamak amacıyla modern bilim ve teknolojiyi öğrenip İslam ülkesine taşımak için bu ülkelere gitmenin yalnızca mubah değil bütün ümmetin maslahatı için aynı zamanda gerekli olduğu da açık bir gerçektir. Ancak böyle durumlarda “Zarar-ı ammı def için zarar-ı has ihtiyar olunur.” (Yani: Genel zararı önlemek için özel zarara katlanmak tercih edilir(Mecelle, md., 26) ve “Zarar-ı eşed zarar-ı ehaf ile izâle olunur.” (Yani: Bir zarar, derece olarak daha hafif olan zarar ile giderilir.(Mecelle, md., 27) kaideleri dikkate alınmalı ve maslahatın varlığından ve mefsedete (bozulmaya sebebiyet veren, fesat ve zarar içeren) göre daha baskın olduğundan emin olunmalıdır.

6. Dinî, siyasî ve askerî birtakım maslahatları sağlamak, ticarî ilişkileri geliştirmek, iş ve çalışma imkânları bulmak da böyle bir hicretin meşru gerekçesi olabilir. (Selkînî, el-Hicretü ve ahkâmuha, s. 192-193.)

7. Hicret eden kişi, kendisinin ve beraberindeki aile efradının gittiği yerde fitneye düşme, gayrimüslimlerin inanç ve adetlerinden etkilenme, itikadının ve ahlakının bozulması gibi tehlikelerden emin olmalıdır. (Selkînî, el-Hicretü ve ahkâmuha, s. 192-194-195.).

Nihayetinde bütün bu gerekçeleri bir hicret sebebi kılacak unsurun ise kişinin niyeti olduğu da unutulmamalıdır. Yani her ne gerekçeyle hicret etmiş olursa olsun kişi bu durumun geçici olduğunu bilmelidir. Çünkü asıl olanın kişinin kendi vatanında Müslümanlarla birlikte yaşamasıdır.
(Dr.Ahmet EKŞİ):

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ 
blog adresindedir.
1.Göç, göçmen, sürgün, mülteci, muhacir...230423
2.Sürgün-1864 (Özür, Tazminat ve Hakların İadesi) 270522
3.Göçün geride bıraktıkları! 050721
4.Sürgün (Kafkas) sonrası analizi ve yapılabilecekler 2015-2016



10 Kasım 2024 Pazar

KATKI 101124:

Hayata olumlu bir katkımız olsun diye, "katkı" ile ilgi bazı notlarımız, gözlem, tespit ve önerilerimizi bu yazımıza konu ettik. Yazıda "katkı"  kelimesini "bir işin yapılmasına, gerçekleşmesine emek, bilgi, para vb. ile katılma; yardım, pay" anlamında kullandık. Olumlu yöndeki tüm çabalar ile olumsuz olan hal tavır ve davranışları önleyecek çabaları da kastettik. Toplum olarak genelde şikayet eden ama, çözüme katkı sunmaktan imtina eden bir toplumuz! Bunu tersine çevirmek herkesin yararınadır. Bunun için de "katkı" sunmak istedik.

2024:
1.İnsanlık ve savaş suçu işleyen İsrail'e karşı Güney Afrika Cumhuriyetinin cesur ve onurlu çıkışını takdir ediyorum. Desteklenmelidir, katkı verilmelidir, insanlık ve savaş suçu işleyenler mutlaka cezalarını çekmelidirler.

2.Olaylara; makro açıdan analitik yaklaşarak, araçtan çöp atmayarak, piknik yerlerini çöpe boğmayarak, çöpleri çöp kutusuna atarak, kalkınma yönünde; çalışarak, maddi, manevi, fikri vb her alanda üreterek, hoşgörü yanında nezaketi koruyarak, Ülkeye Bir Katkım Olsun.

3.Olumlu olmak, olumlu düşünmek ve olumlu bakış açısının, insana katkı sağladığını, kendisini ve çevresini pozitif kıldığını, insanın kalkınmasını, gelişmesini ve ilerlemesini sağladığını unutmayalım.

4.Çalışan, üreten, çabalayan, eser ortaya koyanlara bir kulp bulanlar; lütfen siz de bir şeyler üretin, bir çabanız, bir faydanız, kalkınmaya olumlu bir katkınız olsun.

5.Çevrenizdeki olaylara; yapıcı ve çözüme katkı sunan tepkiler verin. Çevrenizdeki olumlu olaylara destek tepkileri verin. Böylece olumlu davranışlar ve olumsuz davranışlardan fazla olsun.

6.Belediyeler; güvenli, kaliteli ve konforlu toplu taşımacılığa öncelik vermelidirler. Bu tercih trafik ve park problemine de katkı sağlar. Ancak maalesef normal zamanda arıza veren, kaza yapan, yanan; yağmurda ilk aksayan toplu taşıma araçları olmaktadır.

2023:
7.İnsan muhasebesini yapmalıdır; işgal ettiği her koltuk ve her makama veya taşıdığı her unvan ya da etikete KATKI mı sunuyor, yoksa MALİYET mi yüklüyor? Katkı sunmalıdır.

8.Mazlumun yanında, zalimin karşısındayız! Orantısız savaşa hayır! Savaşa değil çözüme katkı sunmak gerekir!

9.Hal, tavır, söylem, eylem ve davranışlarımız; Ülkeye, topluma, dünyaya, insanlığa "bir KATKI sunsun".

10.Rabbim, çalışan, üreten ve kalkınmaya katkı sunanların yâr ve yardımcısı olsun, yalan, algı ve mandacı zihniyete fırsat vermesin!

11.Ülke akademisyenlerden; keşif, icat, katkı bekler! "2022'de akademisyen sayısı:184.702. Bunların 32.185'i profesör, 20.144'ü doçent, 41.484'ü doktor öğretim üyesi, 38.392'si öğretim görevlisi, 52.497'si araştırma görevlisi olarak çalışıyor." (Kynk:YÖK).

12.Ülkeye, Ülkenin sağladığı imkanlar ile edindiği zihni ve maddi sermayeyi alarak Ülkeyi terk edenler değil, çalışarak üreterek Ülkeyi güzelleştirme çabasında olan beyinler lazım. Zira onların gayreti kalkınmaya gelişmeye refaha katkı sağlar, terk edenlerin değil!

13.Suriye iç savaşında çokça eleştirdiğim Türkiye'nin TV'lerini Gazze konusunda tebrik etmem gerekir, gerçeklerin ortaya çıkasında katkıları vardır.

14.İş hayatında; çalışmak, üretmek, katkı sunmak, ortaya ürün çıkarmak amaç olmalı, istihdam olmak, bir iş, şirket sahibi olmak, bir etiket almak vb... ise araç olmalıdır!

15.İş sahibi olan herkes, "ben, bu gün ne ürettim, ne katkı sundum, ne fayda sağladım, kazancımı hakkettim mi?" gibi soruları kendisine sormalı ve cevaplar olumsuz ise olumluya çevirmeye bakmalıdır!

Misal; üretmeyen iş sahipleri, gizli işsizler, çalıştıkları (!), yönettikleri (!), kuruma katkı değil sadece maliyet yüklerler,

İşe gidip, bir işin ucundan tutar gibi yapıp hiç iş üretmeyenlerin katkıları sıfırdır, aslında gerçek manada hak edişleri de sıfırdır!

16.Maalesef deprem felaketinde de; katkı sunmayanlar, yalan söyleyenler, algı oluşturanlar, ihmali olanlar, suçlular da aynı şeyi yapıyorlar, yani sadece suçluyorlar!

17.Özlemimdir; "kalkınmış insan", "kalkınmış toplum", "kalkınmış devlet" ve buna herkes katkı sunabilir, sunmalıdır da!

18.İnsan öncelikle kendisini, kendi varlığına katkıda bulunan şeyleri sever.

19.Din sadece akıl ve zihin ile anlaşılmaz. Onun anlaşılmasında kalbin de büyük katkısı ve payı vardır (İhya).

20.Sivas'ta iki üniversite bulunmaktadır; Cumhuriyet Üniversitesi ile Bilim ve Teknoloji Üniversitesi. Özellikle saha çalışmaları ile ülkeye ve Sivas'a katkı sunmaları beklenir.

21.Maddi ve manevi kalkınmayı tamamladığımızda, emperyalistlerin, ABD'nin, Batı'nın bu tür oyunları artık işlemeyecek, terör örgütleri de kalmayacak herkes aklıselim dairesinde işiyle uğraşacak kalkınma ve refaha katkı sağlayacaktır.

22.AB’nin oyalayıcı tutumunun ülkenin kalkınmasına olumlu ve tetikleyici katkısı olmasını dilerim.

23."Mülteci istemiyoruz!" diye bağıran bu konuda Akdeniz'i mezarlık haline sokan AB ülkelerinin de katkı sunmaları beklenir!

24.Ülkeye hiç bir katkısı olmayacağı çok açık olan insanları, sürekli gündemde tutan ve alternatif gibi sunan güçlere, "her halde dalga geçiyorlar" diyerek kızıyorum! Ama bu dayatmaya inanan kitleyi görünce de üzülüyorum!

25.40 yıldır devam eden terörün bitirilmesinde önemli katkısı olan İHA SİHA"lar ile JÖH ve PÖH'ün bağlı olduğu kurumların hedef seçilmesi manidardır!

26.Altılı muhalefetin yapmak istediği, 2018 de yaptığının aynısı! Yani plan ve proje vb ile yarışarak değil de, rakibine kaybettirerek kazanmak derdinde! Bu tavır doğru değil! Ülkeye ve topluma bir katkısı olmaz! Doğrusu aday, proje, programla, yapacaklarınla yarışmaktır!

27.Hazırlık (proje) olmayınca kimin aday olduğu da çok önemli değil, çünkü önce sağlam temel lazım. Kaldı ki, kazansalar dahi, korkarım sadece sermayeden yiyecekler, ülkeyi kalkındıracak refaha götürecek katkı sunacak çabaları görülmeyecek! Aynı bazı belediyeleri gibi!

28.Muhalefet proje üretemiyor, çoğu zaman toplumun değerleriyle çatışıyor, kalkınmaya katkı sağlayacak ciddi bir çıkışları olmuyor, vizyon yok. Böyle giderse belki iflas! hatta konkordato! Olabilir!

29.Kendi çabası, gayreti, vizyonu, liyakati ile değil de, rakibinin bir şekilde devreden çıkması ile ipi göğüsleyen, yarışı başarılı bir şekilde kazanmış sayılmaz, kazansa dahi kalkınmaya bir katkısı olmaz. İnanarak, proje üretmek, çalışmak, yorulmak gerek.

30.Sürekli algı oluşturmak ve bunun gerçek olmadığı ilgililerce ispatlanınca, yeni algılarla bunu sürekli tekrarlamak, siyaset yapmak değildir, doğru da değildir! Bezdiricidir! Algıların kimsenin refah artışına da bir katkısı yoktur!

31.Dün aynı kapı aparatı için üç ayrı satıcının verdiği fiyatlar; 75 tl, 30 tl ve 150 tl. Bu kadar fark olmaz, fiyatlarda keyfilik devam ediyor! Piyasa istikrarı için satıcılar da katkı sunmalı! Kimse kendi ayağına sıkmamalı!

32.Piyasanın istikrara kavuşmasına katkısı olan ticaret erbabına ödül, plaket ve yatırım, vergi ve işlemlerinde kolaylıklar getirilerek vb şekillerde teşvik edilmesi piyasayı düzeltici ve istikrarı sağlayıcı etkiler sağlayacaktır.

33.Ülkeye pek çok eser kazandıran ilmi siyaset dehası Sultan Abdülhamid'i kim sevmez? Biz üretenleri, ülkeye katkı sunanları severiz.

2022:
34.İlk milli firkateyn suya indi. Katkısı olan herkesten Allah razı olsun. Bu güne kadar niçin üretilmedi? Oysa ürettikçe kalkınırız.

35.Ülke kalkınırsa, bu gün gündem olan ve topluma katkı sağlamayan pek çok konu (slogan, dizi, film, parti, STK, vb) kendiliğinden ortadan kalkacaktır. O halde geliniz gayretimiz, maddi ve manevi alanda kalkınmayı tamamlamak yönünde olsun.

36.İyi bir eğitim alan çocuk hayatı boyunca topluma faydalı, katkı sağlayan, yük bindirmeyen ve kalkınmayı sağlayan bir fert olurken, eğitilmeyen veya iyi eğitilmeden yetiştirilen çocuğun ise hayat boyunca topluma yük bindiren, zarar veren bir fert olma ihtimali yüksektir.

37.Kafkas cumhuriyetleri kendi aralarındaki sosyal, ekonomik ve kültürel ilişkileri en ileri düzeye taşımalıdırlar. Tüm Kafkas kökenliler de bu ilişkilerin kurulmasını engelleyecek, kurulmuş ilişkileri zedeleyecek söylemlerden kaçınmalıdırlar. Tam aksine bu ilişkileri arttırmaya katkı sunmalıdırlar.

38.Ev hanımları, ekonomiye, işe gidip iş üretmeyen veya gizli işsizlerden çok daha fazla katkı sağlıyorlar.

39.Ailede huzursuzluk söz konusu olduğunda eşler veya aile üyeleri tepki veya yaptırım yada ilgiyi başka şeylere yöneltme cinsinden bazı davranışlar sergilerler. Bu davranışlar huzura katkı sağlamadığı gibi huzursuzluğun artmasına da sebebiyet verir.

40.İnsanlar yapabileceklerini değil, yetki ve erki başkasında olan konuları, yani kendilerinin yapamayacakları konuları konuşuyorlar! Kalk bir ağaç dik! İki bitki yetiştir! İş üret! Bir katkı sun!

41.Her üretim, yatırım ve kalkınma hamlesine, muhalefet veya muhaliflik yapanların şunu anlaması lazım; Ülkenin birinci önceliği (maddi ve manevi olarak) kalkınmadır. Ona katkı verelim, herkesin yararınadır!

42.Sadece Cumhurbaşkanı ve bir kaç bakan değil, tüm bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar ve muhalefet ülkenin kalkınması için çalışmalı, üretmeli, katkı sunmalı! İktidar ve muhalefette de; eyyamcı, çalışmayan, ehil olmayan ve üretmeyenler ise liyakat ehli ile değiştirilmeli!

Topluma sadece maliyet yükleyen ve herhangi bir katkı sunmayan, hayatın her alanındaki (sanat, siyaset, bilim, akademi, spor, bürokrasi vb)   eyyamcı (günü gün eden, üretmeyen) insanlara prim verilmemesi, dolaylı da olsa kalkınmaya bir katkıdır.

43.Kurumlarda (kamu, özel, banka, KİT, İDT vb), "fonksiyonel olmayan", "yönetim kurulu üyelikleri" ve "üyeleri" gözden geçirilmelidir. Fonksiyonel olmayan, üyelikler lağvedilmelidir. Kuruma hiç bir katkısı olmayan, konu ile ilgili liyakati olmayan üyeler de üyeliklerden alınmalıdır.

44.Tüm ekonomi aktörleri (tacir, tüccar, üretici, tüketici vb), ekonomi ile ilgili tüm çevreler (bakan, bürokrat, akademisyen vb), enflasyonun düşürülmesi için çaba göstermeli ve çözüme katkı sunmalıdırlar!

45.İyi insan, suya sabuna dokunan ve adaleti tesis edenlerdir, hakkı gözetenlerdir, işini iyi yapanlardır, işleri iyi yaptıranlardır, ülkenin ve toplumun kalkınmasına katkı sağlayanlardır, işin bir ucundan tutanlardır.

46.Pek çok akademisyenin, ekonomistin paylaşımına bakıyorum, çözüm ve ülkenin önünü açacak bir öneri içermediği gibi, olumlu da değil! Klasik ezber tekrarı; faizi yükselt gibi! Oysa hepimizin derdi kalkınmayı tamamlamak için bir katkı sunmak olmalıdır!

47.Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, milli mücadelede önemli katkıları olmuş bir cemiyettir. Karar Defteri 1919 da tutulmaya başlanmıştır. İşgal aleyhinde mitingler düzenlemiş protestolar çekmişlerdir.

48.Gerçek tarihi bırakıp algı üzerinden, "dar anlamda paslaşma ve sataşmalar" topluma katkısı olmayan kısır bir döngüdür, mutlu körlüktür, “kendi çalar kendi oynar” cinsinden.

49.Kendisine, ailesine ve topluma katkısı sınırlı ve hatta sıfıra yakın olan insanların; ülkeyi, İslam'ı, insanlığı, dünyayı vb kurtarmaya dair fikir ve paylaşımları hayret verici! 

Oysa iktisat bilimi “Kişi Kalkınırsa Ülke Kalkınır” diyerek bu konuda uyarı yapmış!

50."Adıye Kültürü" isimli kitabımızın tanıtımını yapan KAFFED'e, çalışmayı yapan Yemuz Nevzat Tarakçı'ya, imza günü düzenleyen "Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı"na, "Şimali Kafkas Derneği"ne, okuyuculara, katkı sunan herkese çok teşekkür ediyorum. Kitabın faydalı olması ve yazacaklara vesile olması dileğiyle.

51.Biri bir şey yapsın da eleştireyim anlayışını terk et! Sen de bir şey üret, bir katkı sun.

52.Macron sen kendi ülkenle ilgilen, mesela; Fransızların refahını arttıracak projeler geliştir. Avrupa Birliğinin gelişmesine katkı sun. Savaş ekonomisine değil, barışa ve dünya ticaretini arttırmaya kafa yor.

53.Üniversitelerimizi iyileştirmeyi öneririm, böylece, biz talebe göndereceğimize dışarıdan binlerce talebe gelir. Zira Tanzimat'tan beri dışarıya talebe gönderiliyor ve kalkınmaya katkısı konusunda fayda/maliyet analizi yapılmalı!

54.Her bir şeyi bahane ederek, İslam'a ve Müslümanlara saldıran Ülkenin diğer insanları, siz neye inanıyorsunuz? Yanlış hedef seçiyor ve konuları saptırıyorsunuz! Şikayetiniz hangi işle ilgili ise ona yönelin, çözümüne bir katkı sunun!

55.Maalesef, bürokraside ve siyasetteki bazı insanlar, gündüz yanan lambalar gibidir. Topluma hiç bir katkı sağlamazlar sadece enerji(nizi) tüketirler. Şayet arıza var mı, işe yarar mı diye deneniyorsa süreyi kısa tutmak gerekir!

56.Türkiye, Pakistan ve Afganistan üçlü toplantısı, başta Afganistan olmak üzere bölgedeki barışı temin etmeye katkı sağlayacaktır. Çünkü BM etkisiz kalıyor.

57.Barış, kardeşlik ve dostlukların geliştirilmesi, insanlığın huzuruna katkı sağlar. Dürüst ve samimi yönetimlerle dünya barışının temini zor değildir. "Dünya Barış Günü."

58.Sosyal medyada bazı kıt akıllıların yapacağı en doğru şey "ya olumlu bir katkı sunmaları, ya da susmalarıdır." Aksi halde zarar veriyorlar.

2021:
59.İşimizi en iyi şekilde yaparsak kalkınmaya katkı sağlamış oluruz.

60.Coğrafi keşiflerde bulunan ülkeler keşfettikleri yerlere insanlık adına bir katkıları olmamıştır. Tam aksine keşfettikleri topraklar üzerinde yaşayan insanlara huzursuzluk ve zulüm götürmüşler, yağmalamışlar, altınlarını almışlar, insanları katletmişler ve köleleştirmişlerdir.

61.Muhalefet proje üretmiyor! Toplumun değerleriyle çatışıyor, kalkınmaya katkı sağlayacak ciddi bir çıkışları yok, vizyon geniş değil!

62.Hayatımızdaki boş işleri, boş konuşmaları terk edelim! Zira bize, hiç kimseye ve hiç bir şeye bir katkısı yoktur!

63.Sadece şikayet etme, katkı sun! Hayatını ona, buna, devlete, yöneticilere, kurumlara, amire, memura, eşe, dosta, komşuya, çocuğa, ebeveyne vb kızmakla geçirenler; bırakın bunları, şikayetlerinizi bitirmek istiyorsanız bir işin ucundan tutun, mesela iyi bir çocuk yetiştirmeye bakın, iyi bir insan olmaya bakın!

64.İşe giden herkes; mesainin kaç saatini işle uğraşarak geçirdim? Bunun çıktısı ne oldu? Ne ürettim? Benim işe gelmemin üretme bir katkısı var mı? Yoksa sadece maliyet mi yüklüyorum? Gibi soruları kendisine sormalıdır.

65.Piyasadaki olumlu gelişmelere rağmen, haberlerde veya tartışma programlarında (çoğu ekonomist) negatif yorum yapanların, bu tavırlarını ahlâki, etik bulmuyorum! Söylediklerinin vebali var! Piyasa bozucu etkisi var! Susmak veya katkı sunmak varken!

66.Merhum Necmettin Erbakan, dönemdaşlarına göre çok daha fazla bilgi, proje yüklüydü. Maalesef onun üretim faaliyetleri de, ülkede yerli üretimi her zaman engelleyen ama görünmeyen lobilerce, laiklik bahane edilerek engellendi. Yine de yerli üretime çok katkısı oldu, Rabbim rahmet eylesin.

67.Bazı paylaşımlar sürekli başkalarına endeksli, kendisinden bir katkı yok. Tıpkı, hiç vergi ödemeden tümünü yansıtan tüccar gibi.

68.İş hayatında; ne kadar rahat olduğu, ne kadar az iş yaptığı vs gibi üretimsizliklerle değil, ne kadar iş, katkı, fayda sağladığıyla övünmeli insan.

Aldığını hak etmeli, hak etmediğini almamalı. Esasında alınan ve alınmaması gerekip alınan her bir ücretin, keza yapılan ve yapılması gerekip yapılmayan her bir işin sorumluluğu var! Sorumluluk ateşten gömlektir! Hesabı var! Vebali var!

2020:
69.Ben yine bir hatırlatma yapayım, siz, siz olun bir iş yapacağınız zaman önce Allah (cc)’a sonra kendinize güvenin, katkı sağlayan olursa ne ala!

70.Bir insana iyi diyebilmek için onun insanlara, insanlığa ve topluma olumlu katkısına ... bakmak gerekir.

71.Senelerce ülke kalkınmasına hiç bir katkısı olmayacak şekilcilikle uğraşıldı, ürünler hatta davranışlar sadece ya batıdan ithal edildi veya batı taklit edildi.

72.İlgili tüm taraflara tasarrufun, kaynağın üretime gitmesini sağlayacak bir model, yapı oluşturmaları içim çağrı yapıyorum: “Bu konuda ÜNİVERSİTELERİMİZ'İN (iktisat, ekonomi, yatırım, işletme vb fakülte ve bölümleri), İKTİSADİ STK'larının (TOBB ve üyeleri, KESK ve üyeleri gibi), DÜŞÜNCE KURULUŞLARI'nın da katkı sağlaması beklenir.”

73.Kalkınmaya katkı sunan, hizmetleri ile ön plana çıkan belediye başkanları tercihimdir.

74.Otuz yıldır çözülemeyen Karabağ sorunu çözülünce, Macron niye ortaya çıkmaya çalışıyor? Ayrıca Minsk grubu Karabağ konusunda şimdiye kadar ne yaptı, çözüme ne katkı sundu?

75.Üniversiteler daha fazla sahaya inmeli ve toplumun hayatına, gelişmesine, kalkınmasına daha fazla katkı sunmalıdırlar. Çok şey tekrar ve güncel olmayan teorik bilgiler veriliyor gibi. Durağan değil, araştırmacı ve dinamik üniversiteler kalkınmaya katkı sağlar.

2019:
76.Yapımcılar, senaristler, oyuncular vb yanı sıra, seyirciler ve izleyiciler de tv yapımları konusunda sorumlu davranmalı, maddi ve manevi kalkınmaya katkı sağlamalıdırlar.

2017:
77.Çevre ve ailelerin yapıcı katkı sunmaları evlilikleri kolaylaştıracaktır.

78.Fazladan alınan her evin, her dairenin betonlaşmaya katkı sağladığını unutmayın!

2016:
79.
Hızlı kalkınma ve gelişme için bırakabilme kültürünü yerleştirmeliyiz! STK başkanları, siyasiler vb. işgal ettikleri koltuklara artık bir katkı sunmuyorlar ise bırakabilmeli, usandırmamalı. Bıraka(bile)nlar ise bilgileriyle ağabeylik yapmalı, tecrübeleriyle katkı sunmalıdırlar.

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ 
blog adresindedir:

1.İŞ HAYATI, 200823
2.Analizler-III (kalkınma) 111221
3.Sağlıklı Aile Kampanyamız (Bir Sosyal Deney) 270520






20 Ekim 2024 Pazar

Dünyanın izlediği soykırım 201024:

İşgalci İsrail Ekim 2023 den itibaren aralıksız olarak Gazze'yi bombalıyor.

Soykırımcı İsrail bebekleri, çocukları, kadınları, yaşlıları, sivilleri, evleri, okulları, hastaneleri, kiliseleri, çadırları bombalıyor.

Savaş suçu işleyen İsrail yöneticileri bir yıl önce Hamas çocukları yaktı yalanını ortaya attı, daha sonra yaptığı her bombalama da yalanlarını sürdürdü, bol bol manipülasyonlar yaptı, halen yapıyor.

Katliamcı İsrail'e Batılı ülkelerin pek çoğu destek verdi.

İnsanlık suçu işleyen İsrail'e ABD sınırsız destek verdi. Savaş uçaklarını göndererek göz dağı verdi.

İnsanlık değerlerinden uzak İsrail'e en büyük silah yardımını ABD yaptı.

Bebek katili İsrail'e AB de tam destek verdi. Almanya başta olmak üzere pek çok batılı ülke silah satışlarını arttırarak devam ettirdi.

Çocuk katili İsrail'e karşı AB den iki ülke İrlanda ve İspanya sesini yükseltti.

Kadın katili İsrail'e dünya halklarından çok büyük tepkiler gösterildi, eylemler yapıldı, mitingler düzenlendi.

Sivil katliamcısı İsrail'e karşı BM de ezici çoğunlukla kararlar çıktı. Ama en büyük destekçisi ve ortağı ABD’den veto yedi. Veto edilmeyenler uygulanmadı. BM yaptırım uygulamada yetersiz kaldı. 

Anlaşıldı ki BM, ABD'nin kullandığı bir kamuflaj! Onların istemediği kararlar yok hükmünde, askıda, rafta kalıyor. BM adaletli, tarafsız ve fonksiyonel değil, mazlum ve güçsüzlerin lehindeki kararları uygulayamıyor. Revizyona, tarafsız hareket etmeye ve fonksiyonel olmasına ihtiyaç var.

Cami ve kilise bombacısı İsrail'e karşı islam devletlerinden de Türkiye, Katar gibi birkaç ülke dışında ciddi bir ses çıkmadı. Komşuları Mısır, Ürdün, Suriye ile bölge ülkeleri Suudi Arabistan, diğer körfez ülkeleri de öyle. Pek çok batı ülkesinde olan İsrail'e karşı yapılan mitingler bu ülkelerde yapılmadı/yaptırılmadı bile! İslam dünyası aciz, yetersiz kaldı! Oysa boykot dahil yaptırım ve silahlarının namlularını korkak İsrail'e çevirselerdi kolaylıkla bu işgal ve soykırımı durdurabilirlerdi, halen durdurabilirler.

ABD şımarığı İsrail ile İran arasındaki atışmalar ayrı mevzu! İran yıllardır sözle İsrail'i tehdit eder. Ama 40-50 yıldır İsrail'e ciddi olarak zarar verecek bir eylemine şahit olmadık. Belki de İsrail ve destekçisi ABD, yaptıkları işgal ve yaptırımlara İran'ın bu söylemlerini gerekçe yaptılar. İşgalci İsrail ABD desteği ile Tahran'ın merkezinde Lübnan da suikastlar yaptı. Ama bunlara ciddi bir karşılık vermedi. Sadece son (başlıksız) füze atışları demir kubbeyi deldi ama yine İsrail'in canını acıtacak bir yerlere isabet etmedi.

Terörist devlet İsrail'e karşı en etkili atışlar Yemen’den geldi. Onları ayrı bir kenara koymak ve haklarını teslim etmek lazım.

Korkak İsrail askerleri Hamasın askeri kanadı Kassam Tugayları ile savaşmıyor. Yani askerlerle savaşmıyorlar sadece çaresiz, silahsız insanları katlediyorlar. En ufak bir savaşta kaybedeceklerdir. İslam Dünyasının bunu bilmesi lazım. Ve ona göre hareket etmelidirler.
.
Düşünün siyonist bir Yahudi geliyor evinize el koyuyor, bu ev artık benim diyor, ve bu işgalci eşkıyaları da dünyaya “İsrailli yerleşimci” olarak pazarlıyorlar. 
.
Keza "Filistinlilerin yeşerttiği çölü su ve toprak hırsızı İsrailliler yeşertti" diye Dünya’ya pazarladılar.

Oysa Filistinlilere belli bir metreye kadar kuyu açma sınırlaması getirdiler. Örneğin 50 metre sınırlaması var diyelim ve bir Filistinlinin yemyeşil bir bahçesi var ve 50 metreden su çıkıyor. Yanındaki siyonistin biri 60 metre iniyor Filistinlinin suyunu çalıyor. Yani 70-80 yıldır yapılan zulümün haddi hesabı yok! Şimdilerde buna bile zahmet etmiyorlar direk bahçeye el koyuyorlar ve Filistinli aileleri öldürüyorlar. Bunu kim kabul edebilir? Bundan büyük zulüm olur mu?

Soykırımcı İsrail Gazze'lileri oradan oraya sürüyor, giderken bombalıyor, gittikleri yerde bombalıyor, katlediyor, kalanlara ülkenizi bırakın terk edin diyor, tehcir politikası uyguluyor, yıllardır (17 yılıdır) abluka altında tutuyor, gıda ve temel ihtiyaçların girişine izin vermiyor! Dünya bunu izliyor. Oysa tüm Dünya sorumludurlar, bir şey yapmadıklarından dolayı sorumludurlar!

İnsanlık ve savaş suçu işleyen İsrail'e karşı Güney Afrika Cumhuriyetinin cesur ve onurlu çıkışını takdir ediyorum. Desteklenmelidir, katkı verilmelidir, insanlık ve savaş suçu işleyenler mutlaka cezalarını çekmelidirler.

Bu katliam, soykırım, abluka, zulüm işgal durdurulabilir.

Siyonist İsrail; Dünya ülkelerince ve onlar yanaşmıyor ise İslam ülkelerince; ortak tavır, boykot, yaptırım ve nihayetinde askeri operasyonları ile kolaylıkla durdurulabilir. Bunu yapmak için yeteri kadar BM kararı yani gerekçeleri var. 

Belki de eksik olan; iman, cesaret, birlikte hareket, eylem ve bu yönde irade serddemeyen yöneticilerdir. Ama halkları onları da zorlamalıdır. İslam alimleri gerekli fetyayı da verdiler. Nisa suresi 75’inci ayet çok açık değil mi? Beklenen nedir? Sıranın kendilerine gelince mi tepki verecekler? 

Sosyal medyada dahi bir haber kanalına bir yorum yapsanız hemen birkaç siyonist algı ve manipülasyona başlıyor. İslam dünyasından yeterli destek alınıyor mu? derseniz maalesef alınamıyor. Bu tembellik mi, korkaklık mı, ilgisizlik mi? Bilmiyorum. Belki de hepsi! Bu ilgisizlik ve başka konularla boş tartışmaları terk etme zamanı gelmedi mi?

Artık seyretmeyi bırakıp eyleme geçmeye, kağıttan yapılan siyonist kuleyi yıkmanın zamanı gelmedi mi? 

Söylenecek çok söz var ama aciliyeti olan işgalci, soykırımcı, insan hakları ve savaş suçu işleyen siyonist İsrail'in bir an önce durdurulmasıdır. Bunun için müslüman ülkelerin hatta bölge ülkelerinin birer taş atması belki de yeterli olacaktır. Bundan alıkoyan nedir? Kaldı ki şimdi değilse ne zaman?

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ 
blog adresindedir.
1.İslam Dünyasına Sesleniyorum 180224
2.Filistin'de İsrail Zulmü Hep Vardı! 160124
3.GAZZE! 221123
4.İslam'da İnsan Hakları 051123
5.Büyük Filistin Mitingi 281023
6.Artık savaş ilan edilmelidir! 231023
7.Bir belgesel sahnesi ve Filistin'de (Gazze) yaşananlar! 121023
8.Kudüs, Filistin, Gazze, İsrail 081023
9.Savaş ve barış 280123
10.Filistin Sessizliği! 180521, İsrail'e Barış Gücü! 080521, Kudüs...300120, İsrail zulmü 080517
11.Filistin, Dünya ve Batı 200714




19 Ekim 2024 Cumartesi

Delaletten Çıkış Yolu 191024

İmam Gazalinin "Dalâletten Çıkış Yolu" (el-Munkız mine’d-Dalâl) kitabını okuyunca, günümüzde gerçeği aradığını söyleyen, arayış içinde olan, tereddüt içinde kalan, bazı konularda bocalayan kişilerin yaşadıklarına cevap verildiğini gördüm. 

Bu sebeple kitabı önermek istedim. 

Çok akıcı olan kitabı bir kaç günde okudum. 

Gazalinin konuları açıklarken kullandığı akıcı üslup ve verdiği örnekler kitabı adeta bitirmeden bıraktırmak istemiyor.

Gazali, bu kitabına, ilimlerin gayesini ve sırlarını, mezheplerin iç yüzlerini, her şeyi sorgulayarak aslını araştırma zirvesine nasıl ulaştığını anlatacağı belirtilerek başlıyor.

Gazali, gerçeği arayanları; kelamcılar, batîniler, filozoflar ve mutasavvıflar olarak dörde ayırıyor. Bunlarla ilgili araştırmalarını ve ulaştığı sonuçlara, peygamberlik hakikatine ilişkin bilgilere bu kitabında yer veriyor.
.
Gazali kitabında; gençliğinin baharından elli yaşını geçtiği döneme kadar korkak ve çekingen değil her problemin ve her zorluğun üzerine korkusuzca atıldığını, her fırkanın inanç eseslarını incelediğini, her grubun mezhebine ilişkin inceliklerini ortaya çıkarmaya çalıştığını, hiçbir batınıyi onun batiniliğinin, hiçbir zahiriyi onun zahiriliğinin, hiçbir filozofu onun felsefesinin ve içyüzünü öğrenmeden bırakmadığını, karşılaştığı her kelamcının kelami görüşünün ve davasının mahiyetini, her sufinin sufiliğinin sır ve inceliklerini araştırdığını, zahitlerin zühd ve ibadet hayatının özünün ne olduğunu öğrenmeye çalıştığını, Allah’ı inkar edenlerin ve O’na ortak koşanların inkar ve şirk cüretlerinin ardındaki sebebi soruşturduğunu belirtmektedir.

Gazali'nin bütün bu araştırmaları, değerlendirmeleri ve ulaştığı sonuçlar kitapta yer almaktadır.

Önerilir.



15 Ekim 2024 Salı

TARTIŞMA ADABI 151024:

Tartışma ile ilgili aşağıdaki yazı İmam Gazalinin İhya’sından alıntıdır. Yazı iki bölümden oluşmaktadır. İlk başlık: I. "Tartışmak", ikinci başlık ise; II. "Dilin/Konuşmanın afetleri “...4. Âfet: Mücâdele Etmek ve Tartışmak" şeklindedir.

Bu alıntıda tartışmanın nasıl yapılacağına ilişkin bilgiler de yer aldığından, yazının başlığına “Tartışma Adabı” demeyi uygun bulduk.

"I. “Tartışmak”:

Akıllı bir kimse isen, kendini bu âlemde ALLAH Teâlâ'nın huzurunda ve yalnız olarak gör ve önündeki ölümü, kıyâmeti, hesaba çekilmeyi, cenneti ve cehennemi düşün. Bu düşünce ve duygularla ebedî kurtuluşun için çalış; kötüleri ve kötülükleri kendin için örnek alma veya mazeret yapma. Doğru ve hak bildiklerini başkalarıyla tartışmak şeklinde değil, onları kendi hayatında tatbik edip âhirete yönelik faydalarını elde etmek şeklinde değerlendir.

ALLAH Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "Bir kavim gerçekleri yaşamak için değil, başkalarıyla tartışmak için öğrenirse, dalâlete düşer." (Tirmizî). "ALLAH'ın en çok buğzettiği insan, hakka karşı inatçılık eden ve tartışmayı sevendir." (Müttefekun aleyh).

Bu konuda şunlar da söylenmiştir: "Âhir zamanda amel kapısı kapanır, tartışma kapısı açılır." "Size amel sevdirilmiş, fakat bir zaman gelecek ki, insanlara amel yerine tartışmak sevdirilecektir." "Bir topluma aşırı mantıkçılık ve akılcılık verilirse, onlardan amel alınır."

Bu hal, amelin mantık ve akla aykırı olmasından değil, mantık ve aklın amel zannedilmesinden dolayıdır. Halbuki, mantık ve akıl amel değil, amelin araç ve vasıtalarıdır. Sâlih bir zât, tartışmalarıyla bilinen bir zâtı ölümünden sonra rüyada görmüş ve ona, "Bunca tartışmalarından bir yarar gördün mü?" diye sormuş. Ölmüş olan zât, avucunu üfleyerek, "Onların hepsi toz gibi uçup gitti. Bana yarayan şey ise, gece vakti kılmayı âdet ettiğim iki rekât namaz oldu." demiştir.

Din ve akîde konularında muhaliflerle tartışmak, bazen farz-ı kifâye derecesinde önem kazanabilir. Fakat, bu tartışmanın şu veya bu ölçüde yarar sağlayacağına inanmak ve bunu riya, gösteriş ve kendini tatmin gibi hislerden tamamen arındırmak lâzımdır. Faydasız olan veya hissî (nefsanî) sebeplerle yapılan tartışmalar ise, bir çeşit şirretlik, şarlatanlık, huysuzluk ve geçimsizliktir. Bu şekilde yapılan tartışmaların ALLAH için olduğunu söylemek de yalancılık ve münafıklıktır.

"Onlarla en güzel bir şekilde tartış!" âyetiyle (Nahl, 125) din ve akideyi korumak için tartışma emredilmiş, fakat bunun en güzel şekilde yapılması kaydı da konulmuştur.

Tartışmanın "en güzel şekilde" yapılmış olması için dikkat edilmesi gereken bazı hususlar şunlardır:

1- Tartışma farz-ı kifâye olduğu için, bunun farz-ı ayn olan bir vazifeyi engellemesi ve aksatmaması lâzımdır. Bu sebeple, örneğin tartışmayla meşgul olup vakit namazını kaçırmak caiz değildir.

2- O sırada, tartışmadan daha önemli bir farz-ı kifâyenin bulunmaması gerekir. Bu yüzden, örneğin din bilgisini tartışmasız bir şekilde kabul eden ve hatta bunu isteyen bir kimseyi bırakıp bir münkirle tartışmak veya emr-i maruf ve nehy-i münkeri gerektiren bir durumla karşı karşıya iken, bunu görmezlikten gelmek doğru değildir. Çünkü, din bilgisine talip olanı bilgilendirmek, iyiliği emretmek, kötülüğü nehyetmek tartışmaktan daha önemli ve önceliklidir. ALLAH Rasûlü (sa), emr-i maruf ve nehy-i münker'in önemini belirtirken bir sahâbi:

"-Ya Resulullah! Bu görevin terk edileceği bir zaman olacak mı?" diye sordu.

ALLAH Rasûlü (sa):

"-Evet, iyilerinizde gevşeme ve nemelâzımcılık, kötülerinizde aşırılık meydana geldiği, yönetim küçüklerin, bilgi değersiz kimselerin eline geçtiği zaman bu görev terk edilecektir." diye cevap verdi. (İbni Mâce)

3- Tartışan kimsenin, tartıştığı konunun dindeki yerini ve ağırlığını bilmesi lâzımdır. Tartışılan konu bir fıkıh meselesi ise, bunun dört mezhebe göre hükmünü de bilmek gerekir. Çünkü bunu bilmek, tartışmayı gereksiz kılabilir. Bilindiği gibi, mezhepler arasında ufak çapta farklılıklar vardır ve bu farklılıklar hak kabul edilmiştir. Mezheplerle ilgili konularda yapılması caiz olan şey, tarafsız ve iddiasız bir şekilde delilleri araştırmak ve incelemektir. Bunun yolu da, tartışmak ve tatsızlık çıkarmak değildir.

4- Tartışma, hak ve doğru olanı bulmak gayesiyle yapılmalıdır. Bu sebeple, karşı taraf haklı olduğu takdirde, onun haklılığını kabul ve kendisine teşekkür etmek lâzımdır. Ashâb hayatında buna dair çok misâller vardır.

Örneğin, Hz. Ömer (ra), hutbede bir konu hakkındaki görüşünü açıklarken, arka saflardaki bir kadın sesini yükselterek:

"-Hayır, ya Ömer! Falan âyet, senin dediğinin aksini ifade ediyor." dedi. Hz. Ömer, kadının haklılığını anladı ve hiç rahatsızlık duymadan cemaate:

"-İşte duydunuz. Ömer hata etti, kadın isabet etti." dedi

Bir adam, o sırada Halife olan Hz. Ali'ye bir şey sordu. O da konu hakkında bildiği şeyi söyledi. Adam:

"-Hayır, ya Emir'el-Mü’minin! Bunun doğrusu şöyledir." dedi.

Hz. Ali (ra): "-Ben hata ettim, sen isabet ettin. Her bilenin üstünde bir bilen vardır." diye karşılık verdi.

Abdullah İbni Mes’ûd (ra), Küfe valisi olan Ebu Musa el-Eş'arî'nin bir sözünü düzeltti. Bunun üzerine, Ebu Musa cemaate:

"-Aranızda İbni Mes’ûd gibi bir ilim hazinesi varken, bu konularda bana müracaat etmeniz doğru değildir." dedi.

Evet, hakkın ortaya çıkmasını isteyenlerin tutumu bu olmuş ve her zaman da bu olmalıdır.

5- Kendi kalbine musallat olan şeytanla tartışmaya öncelik vermek lâzımdır. Çünkü bu şeytan onun da, hakkın da en büyük düşmanıdır ve kendisi için en yakın tehlikedir. Bu sebeple, kendi içindeki şeytanla tartışmayı bırakıp başkalarıyla tartışan bir kimse, vücuduna giren ve onu ısırıp öldürmek üzere olan yılanı bırakıp başkalarının üzerindeki sinekleri kovmaya çalışan akılsız bir kimse gibidir.

Tartışmanın Afetleri:

Tartışma hakkın ortaya çıkarılması için yapılmaz da kişinin kendi ilmini ve şahsî hünerini gösterme vasıtası yapılırsa, içinde şu âfetleri barındırır:

1- Kibirlenmek ve kendini beğenmek. Riya ve gösteriş için tartışan bir kimse, tartışmada galip geldiği zaman, kibirlenir ve kendini üstün görür. Halbuki, kibir büyük günahlardandır. ALLAH Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "Kalbinde zerre kadar kibir barındıran bir kimse cennete girmez." (Müslim, Tirmizî)

"Kim kendini üstün görürse, ALLAH onu alçaltır." (İbnu Mâce) Bir kısım kurnaz ve hilekâr kimseler, kibre izzet adını verir ve bununla ilmin şerefini korumaya çalıştıklarını söylerler. Bunların bu özürleri kabahatlerinden büyüktür. Çünkü, ALLAH Teâlâ’nın yasakladığı kibre izzet adını veriyor, ALLAH ve Rasûlü’nün övdükleri tevazuu ise zillet sayıyorlar.

2- Kıskançlık. Böyle bir kimse, karşısında güçlü bir rakip görmek istemez. Böyle birisiyle tartıştığı takdirde de onun üstünlüğünden rahatsızlık duyar ve onu kıskanır. Halbuki, haksız kıskançlıklar âfettirler. ALLAH Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "Ateş odunları yediği gibi, kıskançlık da sevapları yer." (Ebu Dâvûd, İbnu Mâce)

3- Kızgınlık ve düşmanlık. Tartışmada yenilen mahûd kişi, onu yenen hasmına karşı kızgınlık ve düşmanlık besler. Halbuki, müslümana karşı bu hisleri beslemek haramdır. Müslüman olmayana karşı da bu nefis için değil, ancak ALLAH için caizdir.

4- Gıybet etmek. Tartışmayı kaybeden taraf, duyduğu kin ve ezikliği yatıştırmak için, diğer tarafı arkasından çekiştirir ve onu küçültmeye çalışır. Yani, onu gıybet eder. Gıybet ise, bilinen günahlardandır. ALLAH Teâlâ, gıybeti ölmüş kardeşinin etini yemeye benzetmiştir. Böylece, o kişi uzun bir süre, böyle bir ölünün etini yiyip durur.

5- Karşısındakinin yenilmesini ve bu sebeple üzülüp gam yemesini can ve gönülden istemek. Halbuki, kendisi için istediği iyiliği müslüman kardeşi için de istemeyen bir kimse, müslümanların ahlâkından uzaktır.

6- Müslümanlar arasında soğukluk ve kopukluk doğması. Halbuki, müslümanlar birbirine karşı yakın ve sıcak olmalı ve birbirini sevmelidirler. İlimleri de, onları birbirinden uzaklaştırmamalı, birbirine yaklaştırmalıdır. İmam Şafiî (ra) şöyle demiştir: "İlim, fazilet ve akıl sahibi insanlar arasında yakınlaştırıcı bir akrabalık türüdür."

7- İlmi amel etmek için değil, tartışmak için öğrenmek. Tartışmayı meslek haline getirenler, âhirette kendilerine yarayan ve sâlih amelleri teşvik eden ilimleri değil, tartışmada başarılarını arttırabilen ilimleri öğrenirler. Böyleleri yaş ve kuru demeden bir sürü malumat biriktirirler. Fakat, bu karışık malumatın onların âhiretine zerre kadar faydası yoktur. Bu kimseler ilimde ileri, fakat amelde herkesten geridirler. ALLAH Rasûlü (sa) şöyle buyurmuştur: "İnsanlar ilim öğrenip ameli terk ettikleri, dilleriyle münafıklık edip kalpleriyle birbirlerine buğzettikleri ve aralarındaki dindarlık bağını kopardıkları zaman, ALLAH Teâlâ onları lanetler ve kulaklarını (hak sesine karşı) sağır, gözlerini de (hak nuruna karşı) kör eder." (Taberânî)

8- Karşı tarafın söylediği ve savunduğu hakkı ve doğruyu kabul etmemek. Halbuki ALLAH Teâlâ, hak ve doğruyu kabul etmemekle kendi zâtına iftira edilmesini aynı derecede göstermiş ve şöyle buyurmuştur: "ALLAH'a iftira eden veya kendisine gelen hakkı yalanlayandan daha zâlim kim vardır?" (En'âm, 21).

9- Tartışmanın giderek asıl gayesinden sapması ve karşılıklı tahkir ve saldırmalara yol açması.

Bu âfetler, ALLAH için değil, dünya ve nefis hesabına va'z eden, irşad yapan ve ilim öğretenlere de bulaşır. Kısacası, ilim, ya sahibini ebediyyen ihya eder, ya da onun ebedî felâketine sebep olur”

....

II.Dilin/Konuşmanın afetleri “...4. Âfet: Mücâdele Etmek ve Tartışmaktır:

Müslümanlar kendi aralarında mücâdele etmek ve tartışmaktan menedilmişlerdir. ALLAH Rasûlü (as) bu konuda şunları söylemiştir:

"Din kardeşinle tartışma, onunla alay etme ve ona yerine getirmeyeceğin sözü verme." (Tirmizî).

"Tartışmayı bırakın. Çünkü tartışmak fayda sağlamaz, zararından da emin olunmaz." (Taberanî).

"Haklı olduğu hâlde tartışmayı terk edene cennetin en yüksek yerinde, haksız iken onu terk edene de cennetin ortasında bir köşk verilir." (Geçti).

"ALLAH Teâlâ’nın putlara tapmaktan ve içki içmekten sonra bana yasakladığı şey tartışmaktır." (Taberanî, Beyhakî).

"ALLAH Teâlâ bir kavmi dalâlete sokarsa, onların kendi aralarındaki mücâdele ve tartışmaları çok ve çetin olur." (Tirmizî).

"Bir kimse haklı da olsa, tartışmaktan sakınmadıkça iman kemâlini kazanmaz ve şaka niyetiyle de olsa yalanı bırakmadıkça iman etmiş olmaz." (Ahmed, İbnu 1729 Ebid-Dünya).

Müslim İbni Yesâr (ra) şöyle demiştir: "Tartışmaktan sakının. Çünkü tartışmak hiddet doğurur. Hiddet ise şeytanın ipidir, insanı onunla oynatır."

İmam Mâlik (ra) şöyle demiştir: "Tartışmak dini savunmak aracı değildir. O sadece kalpleri sertleştirir, inatları koyulaştırır ve müslümanlar arasında kin ve düşmanlığı arttırır."

Bilâl İbni Sa'd (ra) şöyle demiştir: "Bir kimse inatçı, tartışmacı ve kendi fikriyle övünen biri ise onun helâk ve hasarı tamamlanmış demektir."

İbnu Ebi Leylâ (ra) şöyle demiştir: "Bir fikri müzâkere ederken karşındakine, 'Yalan söylüyorsun; sapmışsın.’ gibi kırıcı sözler söyleme." Bu o demektir ki, ilim ve fikir müzâkere eden kimseler sabırlı, nazik, terbiyeli ve iyi ahlâk sahibi olmak zorundadırlar. Barika-i hakikat ancak bu vasıflara sahip olan kimselerin müsâdeme-i efkârından doğar. Tartışmalarda kızmak ve hakaret etmeye kalkmak mağlubiyeti kabul etmek anlamındadır. Çünkü kızmak, çaresizliğin ifadesidir. Kibir za'fı, kızmak da çaresizliği örten örtülerdir. Şöyle denilmiştir: "Tartışan insanın vakar ve mürüvveti düşer; yalan söyleyen insanın inandırıcılığı gider; ahlâkı kötü olanın da zararı önce kendine olur." Müslim İbni Yesar'a, "Niçin kimseyle aran açık değildir?" diye sormuşlar. Kendisi şu cevabı vermiştir: "Çünkü mal için kimseyle kavga etmiyor, fikir için de kimseyle tartışmıyorum."

Nehyedilen ve dolayısıyla sakınılması gereken tartışmanın özellikleri şunlardır: 
1- Kızmak; 
2- Karşı tarafı dinlememek; 
3- Kendi haksızlığını (veya yanlışlığını) kabul etmemek; 
4- Karşı tarafın haklılığını kabul ve tasdik etmemek; 
5- Hakkın (veya doğrunun) ortaya çıkmasını değil, kendi fikrinin doğru çıkmasını istemek. İmam Şafiî (ra) ilmî tartışmalarıyla tanınır. Fakat o hep şunu söylerdi: "Maksadım hakkın ortaya çıkmasıdır. Onu benim veya rakibimin ortaya çıkarması benim için önemli değildir." 
6- Haksız ve yanlış olduğunu bile bile sözü uzatıp durmak; 
7- Kırıcı söz ve üslup kullanmak; 
8- Kibir ve üstünlük taslamak; 
9- Fikir tartışmasını sonunda şahsiyet ve haysiyet kavgasına dökmek; 
10- Karşı tarafın yenilmesine üzülmemek; 
11- Dargın ayrılmak. Bu şekilde tartışmak câiz değildir. Çünkü kendisiyle tartışılan kimse müslüman ise, müslümanlar dinin temel esaslarında anlaşmış vaziyettedirler. Bu sebeple, onların tartışmaları ancak ayrıntılarda olur. Ayrıntılarda ise ictihad etmek câizdir. ictihad etmek ise, ister istemez farklı görüşlerin ortaya çıkmasına yol açar. Onun için bu görüşlerin bir kısmı yanlış bile olsa, onlara karşı yumuşak ve geniş olmak lâzımdır. ALLAH Rasûlü’ne nisbet edilen bir sözde şöyle denilmiştir: "ALLAH o insana merhamet etsin ki, ehl-i kıbleye karşı dilini en yapıcı şekilde kullanır." Kendisiyle tartışılan kimse münafık veya kökten inançsız bir kimse ise, buna sevgi göstermek câiz olmadığı gibi, kendisiyle tartışırken kızmak ve hırçınlık göstermek de câiz değildir. Çünkü ALLAH Teâlâ, "Onlarla en güzel şekilde tartış." (Nahl, 125) buyurmuştur.

En güzel şekilde tartışmak ise, karşı tarafı ikna etmeye çalışmaktır. İkna etmek ise kızmak ve kabalık etmekle değil, delil getirmek ve inandırıcı olmakla olur. 

Hak ve haksızlıkla ilgisi bulunmayan, zararsız ve kişisel yanlışlar için tartışmak hiç bir suretle câiz değildir. Bu türlü yanlışları tartışmak, kendini göstermek niyetine matuf riyakârca bir davranıştır. Riyanın karıştığı hiçbir amel de makbul değildir. Böyle bir durumda, eğer yanlışın sahibi uyarılmaktan hoşlanırsa, gizlice uyarılması tavsiye edilir. Fakat kendisi bundan hoşlanmaz ve hatta tepki gösterirse, ona dokunmamak en iyisidir. Çünkü hem bir kimseyi bir yanlıştan kurtarmak, hem de karşılığında husumet ve soğukluk kazanmak hikmetli bir davranış değildir. Ömer (ra) şöyle demiştir: "İlmi üç şey için öğrenme, üç şeyden dolayı da terk etme. Onu tartışmak, kibirlenmek, riya ve gösteriş yapmak için öğrenme. Onu önemsememekten, cehalete razı olmaktan ve utanmaktan dolayı da terk etme." 

Nehyedilen tartışmanın temelinde biri nefsanî, diğeri hayvanî olan iki his vardır. Birinci his üstünlük taslama hissi, ikincisi ise karşısındakini ezme hissidir. Bu hislere mağlup olan bir kimse, tartışma çıkararak kendi kendisini tatmin etmeye çalışır." (Kaynak. İhyau Ulumi'd Din- İmam Gazali).





İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet ed...