20 Ekim 2020 Salı

Ön Yargılar (Ezber, kalıplaşmış, kopya yaklaşımlar) 201020:

İnsan insandır. Okumuşu, okumamışı, yaşlısı genci, erkeği kadını, unvanlısı unvansızı, etiketlisi etiketsizi, zengini fakiri, milliyeti, ne olursa olsun, her birinin nasıl tepki vereceği de hiç belli olmuyor. 
... 
Bir kızgınlık bir kızgınlık belki sebebini kendisi de bilmiyor. Ama, söylenen şeylerin, belli grupların ortak ağzı olduğu kesin: Böyle olur muymuş, herkes fakirleşmişmiş, sakallı sakallı tipler artmışmış, falanca yere atananın tipi de nasılmış, işe girmek için sakallı olmak gerekiyormuş, gazeteciler hapse atılıyormuş, bir kaç özgür kanal varmış, onlar da sık sık kapatılıyormuş, vb.
... 
Bu söylemleri irdeleyelim. 
... 
İnsanların refahı arttı mı? Arttı. Çalışamayan insanlardan bir şekilde maaş almayan (emeklilik, bakım, yaşlılık, ihtiyaç vb) insan kaldı mı? Kalmadı. Kaldı ki kendisin geliri (emeklilik, ticari kazanç vb) katlansa bu eleştirileri değişecek mi? Hiç zannetmiyorum. Refahyol hükümetinde, rahmetli Erbakan’a, 28 Şubatı, maaşlarını nerdeyse bir kat attırdığı kurum mensupları yaşatmadı mı? Yani yazımıza konu olanın da derdi başka, istediği kadar refahı artsın söylemi değişmeyecek. Bir önyargı söz konusu. 
... 
Başkasının tipini eleştirenin kendi tipinde bir üstünlük mü var? Yok. Allah (cc) insanları farklı tiplerde yaratmış. Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek en azından hoşgörülü olmak gerekir. Sakal olayına gelince insanın tercihidir. Sakala karşı çıkan ve bir milliyet için bunu neredeyse ölçü kabul eden bu şahsın tüm ataları sakallı idi. Sakallı veya sakalsız olmak milliyeti belirlemiyor, en azından traşlı olmak üstünlük belirtisi değil. Tıraş olmak farz mı veya sünnet mi? Değil. Kaldı ki insan sakal uzatabileceği gibi kesebilir de. Sorsan niçin tıraş olduğunu bilmiyor, niye bıyıklı, niye sakalsız? Belki de taklidi bir tercih. İşe girmek için sakal yeterli olsa idi, iş arayan bu kadar sakallı genç olur muydu? İşte çalışan bu kadar sakalsız insan da olur muydu? Olmazdı. 
... 
Gazetecilik yapan bir suç işlerse bu şahıs suçtan muaf mı? Hayır, muaf değil. O halde mesleği yada unvanı ne olursa olsun herkes işlediği suçun cezasını çekmelidir. Zira yasalar önünde herkes eşit. Hele hele senelerce süren terör olaylarına bulaşmışsa! 
... 
Keza bazı yerli ve bazı yabancı basın yayın kuruluşlarının Türkiye uzantıları, güya muhalefet yapıyorum kisvesi altında sürekli olarak toplumda huzursuzluk, olumsuzluk oluşturacak genelde kaynağı belli gerçek dışı haber ve programlarla algı oluşturuyorsa, davranışlarını yasalar çerçevesine çekmek için tedbir uygulamak gayet doğaldır. Tavsiyem adeta aynı ağızdan, tek merkezden sufle alarak yayın yapan bu kanallar dışındaki kanalların da zaman zaman izlenmesidir. 
... 
Mutlaka bir sistemde aksayan ve eleştirilecek yönler vardır. Ama bunu insanları hakir görüp hakaretler yerine akıl ile, adilane yapmak gerekir. Bakınız, bu tür insanların görmediği veya görmek istemediği yada farkında olmadığı olumlu durumların bir kaçını zikredelim. 
-Hızlı karar alabilen ve uygulayan bir sisteme Başkanlık sistemine geçilmiştir. 
-Kırk yılı aşkın süredir savunmada kalınan terör örgütünün yerine kadar gidilmiş, terör faaliyetleri bitirilme aşamasına gelinmiştir, 
-Savunma hizmetlerinde yerli üretimlerle (tank, iha, siha üretimleri, uçak gemisi ve uçak üretimi projeleri) önemli başarılara imza atılmıştır. Bu başarıların Suriye’de, Irak’ta, Libya’da ve bölgede çok önemli kazanımları olmuştur. 
-Dış politikada önemli başarılar elde edilmiştir. Bu durum her alanda kendini göstermektedir. Türkiye dünyada görüşüne başvurulan bir ülke durumuna gelmiştir. 
-Sağlık alanında çok büyük değişimler yaşanmış ve başarılar elde edilmiştir. DSÖ tarafından covidle mücadelede örnek gösterilen bir ülke durumundadır. 
-Pek çok alanda dış bağımlılık azalmıştır. 
-Yerli gemi ve denizaltılar yapılmış, yerli otomobil fabrikası temeli atılmıştır. 
-Ulaşım sektörü ve hizmetler sektöründe çok büyük mesafeler kat edilmiştir. 
-... 
Mutlaka eleştirilecek ve iyileştirilecek hususlar vardır. Mesela; 
-Sistemin, bütün kurumların durumlarının gözden geçirilerek Başkanlık sistemine uygun hale gelmeleri/getirilmeleri bir ihtiyaçtır. 
-Maddi ve manevi alanda kalkınmak şarttır. 
-Verimlilik, performans, liyakat gibi hususlara daha çok önem verilmelidir. 
-...ve saire. 
... 
Ama bütün bunları görmezden gelip, kişilerin dış görünüşlerine inançlarına göre değerlendirmek de ne oluyor? Demokrasi ve özgürlükten bahsedip, kendi inancının gereği olarak yaşamak isteyenlere karşı, bu hazımsızlık, bu hoşgörüsüzlük, bu bağnazlık, bu sığlık nedir? 
...
Bırakınız Allah aşkına, aklınızı düşünmeye açınız, gözleme açınız, başınıza alınız, bağımsız olarak tefekkür ediniz, bu ezberleri ve önyargılarınızı bozunuz. Olanı biteni birilerinin oluşturduğu arka plan, arka fon, algılar gibi görmeyiniz, aynı haber kaynaklarından verilen sufleleri sorgulayınız. Zira dışardan bakınca pek çok aklın tek merkeze bağlılığı çok açık görülüyor. Bu söylemler bir araya gelmesi mümkün olmayanlar tarafından kelimesi kelimesine aynen söyleniyor ve tekrarlanıyorsa, görmek için belki de önlerine döşenen raya ve raydakilere bakmaları yeterli olacaktır. 
... 
İnsanın yaşı, tecrübesi, unvanı ne olursa olsun; hayatın ve halinin ilmini (ilmihalini) bilmesi, ona göre davranması çok daha şık, çok daha güzel ve insana daha çok yakışıyor. O halde manevi alanda aklen, fikren kalkınmak gerekiyor. 
... 
Selam ile... #zihinseldönüşümşart #akıl #akletmekşart





9 Ekim 2020 Cuma

Yapısal değişimler gerçekleşti mi? 091020:

Başkanlık sistemine geçeli iki yılı geçti (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, referandum:16 Nisan 2017, seçim; 24 Haziran 2018, uygulamaya geçiş: 10 Temmuz 2018). Peki Başkanlık  Başkanın estirdiği olumlu rüzgarla mı işliyor, yada gerçekleşen yapısal değişimler ile mi? 
... 
Başkanlık sistemi Başkanla, Başkanın rüzgarıyla başarılı bir şekilde işliyor gibi. 

Özellikle bazı bir kaç alandaki başarılar ki bunlar, terörle mücadele, sağlık alanındaki atılımlar ve covidle mücadele, savunma sanayindeki atılım, dış politikadaki başarı, enerji konusundaki atılımlardır. Bu alanlardaki başarılar başarılı olmayan alanları da ihmal edilebilir hale sokmaktadır. 
... 
Peki başkanlık sistemine paralel olarak, sistemde de yapısal değişimler gerçekleşti mi? 
Yargı reformu, vergi reformu tamamlandı mı? 
Sürdürülebilir bir büyüme modeline geçebildik mi? 
Ya yasama faaliyetleri? 
Eğitim? 
Yürütme ayağında sistem ve kurumlar tıkır tıkır işliyor mu? 
Vatandaş memnuniyeti nedir? 
Tekeri çeviren kaç kişi? 
Tekere yapışanlar kaç kişi? 
Verimlilik, performans, liyakat ne durumda? 
... 
Bu ve benzer soruları da dikkate alarak, sistemde/kurumlarda yapısal reformların gerçekleşip gerçekleşmediğinin muhasebesi yapılmalıdır. Neticeye göre aksayan yönlerde gereği yapılmalı ve sağlıklı bir sistem kurulmalıdır. Verimlilik, performans, liyakat, üretim, imalat, teknoloji, konularında da atılımlar sağlanmalıdır. 
... 
Bir hikaye vardır. Hani yasalar ile prensin durumuna göre vatandaşın durumunu değerlendiren bir hikaye. Dört durumda vatandaşın durumunu özetler; 
1) Sistem iyi, prens de iyi ise durum ala, 
2) sistem kötü prens iyi ise idare eder, 
3) sistem iyi prens kötü ise yine idare eder,
 4) sistem kötü prens te kötü ise durum vahimdir. 
...
Yapısal değişimlerin yapılarak, sağlıklı ve verimli işleyen bir sistemin kurulması bir ihtiyaçtır. 




8 Ekim 2020 Perşembe

Her gemiye binenler 081020:

Mavi boncuk dağıtırlar.
Herkesle muhabbetleri vardır.
SM da herkesle arkadaştırlar.
Her paylaşımı ilk onlar beğenir.
SM ya ilk girenlerle ilk onlar arkadaş olur.
Siyaha siyah diyeni de siyaha beyaz diyeni de beğenirler.
Çevreci ile çevreci, baltacı ile baltacıdırlar.
Herkese karşı tatlı dillidirler
Herkesi memun edecek bir sözleri vardır.
Her reklam fotoğrafının ön safındadırlar.
Ama iş icraata gelince kaybolurlar.
Hatta unuttururlar kendilerini,
Taki kendilerini kendileri hatırlatana kadar.
...
Oysa, samimiyetine,
Ne ürettiğine,
Davranışlarının çıktısına,
İnsanlara, insanlığa ve topluma katkısına ... bakmak gerekir.

#samimiyet #samimiyetsizlik






25 Temmuz 2020 Cumartesi

12 Temmuz 2020 Pazar

Saksağanlar, güvercinler ve kediler 120720

Ben saksağanları (Adıyebze; kance), eşiyle birlikte, belli bir bölgeyi mesken edinen ve orada hayatını idame ettiren, genelde sakin ama olabildiğince fırsatçı, göç etmeyen, özellikle yavrulama zamanında yavrularını tehlikede hissettiklerinde saldırganlaşan ve sesleriyle ortalığı ayağa kaldıran, her şartta hayatta kalmayı başaran, çevreye uyum sağlayan, zeki hayvanlar olarak bilirim. Geçmişte tavuk civcivlerini kaçırdıklarını, çökelek torbalarını deldiklerini, kurutulan peynirleri çalmalarını bilirim. Keza aldığım iki ördek yavrusu ve iki civcivi kaşla göz arasında kaçırdıklarına, kamelyaya bırakılan yumurta kolisini ustaca hemen nasıl deldiklerine de şahit oldum.

Güvercinler ise gruplar halinde yaşar, çekingen, ürkek ama çevreye uyum sağlayan hayvanlar. Geçenlerde dikkatimi çekti, süs havuzundan su içmek için dahi bir kaç pike yaptıktan sonra konuyorlar, üstelik havuzun her tarafına değil belli bir yerine ve suyu dahi yalınız değil grup halinde içiyorlar, en ufak bir seste yada sebepsiz yere aniden havalanıyorlar. Çevrede bir kedi gördüm ondan veya saksağanlardan çekindikleri için en güvenli yeri seçtiklerini düşünüyorum.

Bir sabah, saksağanların o bildik, kızgın, tiz ve gürültücü sesleri dikkatimi çekti. Terasa çıktığımda bir güvercinin boğaz kısmının parçalandığını gördüm. Bizi gören saksağanlar terası terk ettiler ve akşama kadar ne kendilerini gördüm ne de seslerini işittim. Seslerini de genellikle sabahın erken vakitlerinde duyuyorum. Bu güvercine de muhtemelen ya yuvalarının yanına konduğu veya bir şekilde tehdit olarak algıladıkları için saldırdıklarını düşündüm.

Bu sırada terasta bir kaç güvercin daha gördüm. Yaklaştıkça kaçışlarından uçamadıklarını ve henüz yavru olduklarını anladım. Muhtemelen çok yakın bir yerdeki yuvalarından uçma denemesi yaptılar, tekrar kalkış yapamadılar ve öylece kaldılar. Gerek bu kuşları beslemek için terasa daha fazla çıkar olduk. Bir süre sonra, yem atıp kuşları yalınız bırakınca fazlaca güvercinin toplanıp yemleri anında bitirdiklerini fark ettim. Daha sonra, yavru güvercinler daha iyi beslenip güç kazansınlar düşüncesiyle, yemlerini bitirinceye kadar beklemeye başladım. Bunda haklı çıktım, bir kaç gün içinde birinin uçup gittiler. Sadece birisinin uçması bir hafta kadar süre aldı.

Bu arada güvercinleri gözlemleme imkanı oldu. Yem verildiği zaman çevredeki güvercinlerin bunu nasıl haber alıp veya anlayıp geldiklerini çözemedim. Yavru güvercinlerin rüzgarlı ve hatta yağmurlu gecelerde dahi birbirlerine sokulmak yerine ayrı ayrı köşelerde beklemelerine de bir anlam veremedim. Bununla birlikte bir tek yarma (yem) tanesini dahi bırakmadan yemelerini ve uçma denemelerini izlemek zevkliydi.

Unutmadan, saksağanlar bu yavrulara hiç ilişmediler ve saldırı teşebbüsleri dahi olmadı. Güvercinler ve saksağanlar barış içinde yaşıyorlar. Aksi bir durumla karşılaşmadım.

"Daha sonra anladım ki, saksağanların güvercinler saldırdığı yönündeki düşüncem doğru değilmiş, büyük bir yanılma, saksağanlar güvercinlere kesinlikle saldırmıyorlar! Tam aksine bir güvercin veya kuş ölüsü gördüklerinde toplanıp, dakikalarca gürültü çıkarıyorlar belki ağıt yakıyorlar! Yaşam alanlarında bir kedi belirdi mi ona da aynı tepkiyi gösteriyorlar.

Zira bir kedinin havuzdan su içmeye gelen bir güvercini, sinsice avladığını görünce, terastaki güvercinin de bir kedi tarafından yaralandığını ve bu halde kurtulup terasta öldüğü kanaatine vardım. Saksağanlar de muhtemelen sinsi bir şekilde yaklaşıp kuşları avladığı için kedilere karşı bu kadar tepkililer."

(Not/düzeltme: Bu yazıyı ilk kaleme aldığımda saksağanların güvercinlere saldırdıkları şeklinde yanlış bir düşünceye kapılmıştım, oysa sonraki gözlemlerin saksağanların kesinlikle güvercinlere saldırmadıklarını ama herhangi bir kuş öldüğü zaman onun için toplanıp tiz sesler çıkardıklarını gösterdi. Saksağanlara özür borcum var! Kendilerinden özür diliyorum.)















5 Temmuz 2020 Pazar

Ağzımızın tadını bozmayın! 050720:

1.Karpuz: İnternette “iyi karpuz nasıl seçilir?” haberlerini görmüştük, bu haberlerde gördüğümüz seçme yöntemlerine güvenerek; sapı, şekli, rengi, sesi vb gözeterek ve marketteki ürünler daha iyi olur düşüncesiyle bir marketin manav bölümünden bir karpuz seçtik, seçtik diyorum bizim delikanlıya da tıklattırdım fikrini aldım. Lakin dilim dilim dilince ve tadınca, karpuzda karpuz tadı olmadığını ve hatta “karpuz dokusu” dahi olmadığını fark ettik. Çekirdekler belli belirsiz, sanki zorla kırmızılaştırılmış. Bildiğiniz kelek karpuz. Biz mi seçemedik, tüm karpuzlar mı öyleydi bilmiyorum. Ama karpuz, karpuz değildi. Üreticisinden, kabzımalına, marketine, perakendecisine kadar herkesin vebali var. Böyle malları piyasaya vermeyin!

2.Kavun: Bu kez “mahalle pazarındaki ürünler iyi olur, daha tazesi vardır, pazar esnafı da kazanmalı” düşüncesiyle, pazardan bir kavun alalım derken, satıcının “ben her hafta buradayım, bana dua edeceksin, kavunlarım çok güzel” ısrarıyla iki kavun aldık. Almaz olaydık. Bildiğin lastik gibi, sabun gibi. Aynı marketten aldığımız karpuz gibi, tatsız tuzsuz bir şey. Kavunun kokusu, rengi ve şekli güzel ama kavun tadı ve dokusundan eser yok. Yazıktır günahtır. Bu tür ürünleri piyasaya sürmeyin!

3.Kiraz: Market olmadı, pazar olmadı, yol kenarında pikabıyla satış yapan asıl imalatçısından şöyle güzel bir kiraz alalım dedik. Ankara’nın bir ilçesinin adını yazmışlar, satıcılar başka bir ilçeden geliyormuş, güvendik kiraz aldık. Ama galiba kiraz işinde de yanıldık. Zira kirazın çok beklediğini, tazeliğinin kalmadığını, pek de köy kirazı gibi olmadığını eve gelince anladık. Aynı gençlerden kayısı ve dut ta aldık. Kayısılar Iğdır’ın imiş. Kayısı ve dut fena değildi.

Satıcı gençler güvenimizi yıktı. Muhtemelen üretici değiller, birilerinden aldıkları ürünleri satıyorlar. Dikkat etmek gerkiyormuş.

Bu durum bana Ulus'taki iş yerinde (çok katlı sarı bina şimdi yıkıldı) anlatılan bir hikayeyi hatırlattı. Zatın biri Kayseri’den pastırma getirerek satıyormuş, en azından öyle zannediliyormuş. Ama işin aslı öyle değilmiş. O zat pastırmaları binanın hemen yanıbaşındaki Ulus halinden alıp satıyormuş. Sonra güya biri farketmiş. Doğrumu yanlış mı bilmem ama kiraz satıcıları da bana biraz öyle gibi geldi. Yapmayın! Etmeyin!, üç beş kuruş için insanların güvenlerini zedelemeyin, buna değmez!

4.Ben ürettiğimi/sattığımı tüketmiyorum! Kendince zeki ve uyanık bazı üretici ve/veya satıcılardan duyduğum bir husus var, muhtemelen sizler de duymuşsunuzdur. O da şudur; “Ben bunları üretiyorum/satıyorum ama kendim yemiyorum, kendi yiyeceğimi özel üretiyorum”. Bilmiyor ki kendisinin başkalarına yaptığını, başkaları da kendisine yapıyor. Kendisi domates üretirken/satarken yaptığını, patlıcan üreten/satan da kendisine yapıyor. Artı işin bir de vebali var, öbür tarafı var, değer mi buna?

5.Kalitesiz ürünler piyasaya sürülmesin: Ülkemiz bir tarım ülkesi ve çok çeşitli meyve sebze yetişiyor. Ağız tadıyla bir meyve yiyemiyecekmiyiz? Satıcılar güya kaliteye dikkat çekmek için “ihraç malı bunlar veya ihraç artığı bunlar” derler ya, ihracatı da yapılsın ama ihracatı yapılanın aynısı iç piyasaya da sürülsün, yada ihraç edilemeyecek vaziyette olanlar da iç piyasaya sürülmesin.

6.Güveni kaybetmeyelim: Geçmiş yıllarda bir inceleme dolaysıyla, aslında güven anlamında son derece üzücü şöyle bir olaya şahit olmuştum. Bir ilçemizden bir ülkeye kiraz ihracatı yapılıyordu. Kirazı ithal eden yurtdışındaki şirketin elemanları o ilçeye geliyor, ilaçlama, hasat ve paketleme vb aşamalarda hazır bulunuyorlarmış! Ne kadar acı değilmi, ne kadar vahim! Nerede güven, nereye gitti? Veya bazı ürünler niçin bazı ülke kapılarından geri dönüyor ya da zor kabul ediliyor. Geliniz üretim aşamasında güveni kaybettirecek uygulamalardan sakınalım.

7.Papucu dama atılacaklar, ödül verilecekler: Hiç kimse kendi yiyemeceği bir meyveyi, bir sebzeyi, bir ürünü piyasaya sunmamalı, ihraç etmemeli. Ahlak, ticari ahlak bunu gerektirir. Üretimden tüketim sürecine kadar kim yanlış yapıyorsa tümünün pabucu dama atılmalı. Bunu da üyesi oldukları oda, dernek, birlik gibi STK’lar yapmalı. Aksi takdirde kısa vadede kazançlı görünse de uzun vadede kalıcı olunamaz, sürdürülebilir bir durum değildir. Uzun soluklu bir üretici, satıcı firma olmak isteyen herkes kaliteyi gözetmelidir.

Bunun yanısıra kaliteli, lezzetli ürün üretenler ise ödüllendirilmelidir.

8.Tedbir, kontrol beklentisi: Tarım Bakanlığımız, odalar, birlikler, STK’lar veya diğer ilgililer, piyasaya sürülecek meyve ve sebzelerin kaliteli, lezzetli olması konusunda tedbirler alması temenni ve beklentimizdir. Belki bu konuda Dünyaya da örnek olunabilir..

9.Talebimiz: Ağız tadıyla tüketilebilecek, sağlıklı ve güvenilir meyve, sebze ve sair ürünlerin üretilmesidir.




4 Temmuz 2020 Cumartesi

Kaliteli hizmet 040720:

Pek çoğumuz hizmet alıyoruz, 
Bazılarımız ise hizmet sunuyor. 
Peki hizmet sunanlar sundukları hizmetten, hizmet alanlar aldıkları hizmetten memnunlar mı? 
... 
Bir kamu kuruluşu, Orman Genel Müdürlüğü, iştigal alanı ile bir konu konuşmak istedik. Ekim 2020 de yıl devirecek ancak henüz ilerleme sağlayamadık. İletişim kanalları kapalı. Ulaşmak imkansız. Geriye sadece CİMER kalıyor. Yazışmalarımız devam ediyor. Bir kurum kendi iştigal konusu ile ilgilenmeyecek ise o kurum niçin var? Memnun değilim. 
... 
Bir başka kamu kuruluşu, Tapu Genel Müdürlüğü randevulu sistem ve SMS ile bilgilendirmeler iyi idi. Sadece bekleme yeri ve süresi konusunda sıkıntı gördüm. İyileştirilebilir. Döner sermaye parası tahsil ediliyor. Niçin? Tüm kurumlardan döner sermaye parası tahsili kalkmalı. 
... 
Pek çok kuruluşun iletişim bilgileri ulaşılabilir değil. E-posta adresleri de öyle. Orman Genel Müdürlüğü buna örnek. Çağrı merkezi ve ulaşılabilir bir santral memuru görevlendirilebilir. ASKİ beyaz masa dışında, diğer iletişim bilgileri ulaşılabilir değil. 
... 
Nüfus idaresinden adres işlemleri için e-devlet üzerinden hizmet alamadık. Yeni iskan olduğu için idareye gitmek zorunda kaldık. İşlem çok kısa sürdü. Ama e-devlet üzerinden alabilirdik. 

Kurum ve kuruluşlar hizmetlerini mümkün olduğunca e-işlemlere taşımalılar. E-devlete taşınan hizmetleri de aksaklık vermeden işletmeliler. Aksi takdirde amaç hasıl olmuyor ve dahi ekstra maliyet yüklüyor. 
... 
Pek çok kurum veya şirket insanın güvenini suistimal ediyor. Bir taşıma şirketi ile anlaştık. Sözleşme imzalamadık. Taşıma için geldiklerinde yeni pazarlık, eşya sığmadı diye yeni pazarlık, ekstra para almak için türlü kurnazlıklar ile kurumsal şirketlerden pahalı iş yapıyorlar ve karşılığında berbat bir hizmet, büyük hasar veriyorlar. Kaldı ki eşyalar hasar görmesin diye vinçli asansör kullanıldığı halde. Siz siz olun bu tür şirketleri araştırın ve mutlaka sözleşme imzalayın. Referanslarına mutlaka bakın. 
... 
Temizlik şirketi fena değildi. En azından görünen kirleri temizlediler. Kalıcı olanlar (boya lekesi vb) tekrar ortaya çıkıyor. 
... 
Ev üreten bazı müteahhitler veya satan kişiler de, evde ortaya çıkan aksaklık ve eksiklikler yada hatalı üretimler için maalesef asgari düzeyde ilgi ve alaka yok. Çözüm bulmak size kalıyor. Bir hizmet üretiliyorsa eksiksiz teslim edilmeli, değil mi? 
... 
Kurumlar da, su, internet açma ve/veya nakil karşılığı ücretlerini unutmuyorlar. 
... 
Ben inanıyorum ki ister kamu sektörü olsun, ister özel sektör olsun sunulan bu hizmetlerin kalitesi arttırılabilir, aksaklıklar giderilebilir. Gerek hizmet sunanlar, gerek hizmet alanlar, sundukları veya aldıkları hizmetten manevi haz alıyorlarsa o hizmette kalite giderek daha da artar. Bu ise sunulan hizmetin, uzun soluklu ve sürdürülebilir olmasını sağlar. Unutmayalım maddi ve manevi alanda kalkındıkça, hizmet kalitesi de artacaktır.
... 
Kaliteli insan, kaliteli iş, kaliteli hizmet, kaliteli ürün ve kaliteli hayat demektir.
Kaliteli hizmet ise, uzun soluklu olmak demektir.
Kaliteli hayat dileklerimle...

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.
1.Kaliteli Programlar (haber, güncel, film, dizi, komedi, yapım vb) İstiyoruz 050319
2.Kaliteli Hayat 121017
3.Vakti kaliteli kullanmak 090717










27 Mayıs 2020 Çarşamba

Sağlıklı Aile Kampanyamız (Bir Sosyal Deney) 270520:

Evlilik konusunda bazı araştırmalarımız dolayısıyla, bu konudaki gelişmeleri izlemeye çalışıyoruz. Bu çerçevede aile kurma ve aile olarak kalma konusunda sıkıntılar yaşandığı gözlemlenmektedir. Dağılan aileler veya ailelerin nasıl dağılacağına ilişkin yapılan düzenleme yada çalışmaların daha fazlasının, sağlıklı aileler kurulması yönünde yapılması gerektiği düşünülmektedir. 

Bu sebeple, mevzuatta aile kurumuna zarar veren, daha doğrusu aile kurumunu zayıflatan, boşanmaları teşvik eden düzenlemelerin Aile Bakanlığı tarafından gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi amacıyla change.org da, 28.04.2020 tarihinde;sağlıklı ailelerle sağlıklı topluma” başlıklı bir kampanya başlattık (https://www.change.org/p/aile-bakanlığı-sağlıklı-ailelerle-sağlıklı-topluma). 
...
28.04.2020 tarihli kampanya metnimiz şöyleydi:

Son zamanlarda evlilik aleyhine söylemler, evlilik dışı yaşantılar ve boşanmalar artmıştır. Sağlıklı bir toplum ancak sağlıklı ailelerle oluşturulabilir. Dolayısıyla aile müessesini zedeleyen yasal düzenlemelerin (örneğin, 6284 sayılı yasa, buna ilişkin sözleşmeler) gözden geçirilmesi gerektiği düşünülmektedir.” 

Bu metni e-posta, Messenger, WhatsApp, telefon mesajı ile yakın uzak pek çok arkadaşımıza özel olarak gönderdik. Facebook, Twitter, WhatsApp gruplarımızda paylaşımlar yaptık. Yeterli imzaya ulaşamadık. 
...
Cahnge.org sitesinin uyarısıyla bu defa, aşağıdaki metni 04.05.2020 tarihinde yukarıda belirttiğim kanallarla pek çok kişiye tekrar ilettik: 

“Evlilikleri zorlaştıran, boşanmaları teşvik eden düzenlemeler toplumunun geleceğine de olumsuz etki etmektedir. 
Çünkü evlilikler biterse, aile biter, aile biterse çocuk biter, çocuk biterse; dil de biter, kültür de biter, toplum da biter. Emekli bekarlar çoğalmasın, bu konuda herkesin sorumluluğu ve yapabileceği şeyler var. Bu konuda daha çok FARKINDALIK. 
Kaldı ki "Birbirini sevenler için nikâh kadar güzel bir şey görülmemiştir!" (H.S.).” 
...
Aslında bu bizim için sosyal bir deney de oldu!

İlginçtir, bu konuda şikayet eden arkadaşlarımız dahi kampanyayı imzalamadı, sosyal medyada, aileye saldırı var diyen veya aile kaygısı olan yada olması gereken arkadaşlar da kampanyayı imzalamadı. Tanımayanlar için tedirginlik olabilir, ama ya bilenler, tanıyanlar! 

Kampanyayı yakın çevremizden duyarlı bir kaç kişi, bir kaç arkadaş ve tanımadığım bir kaç kişi olmak üzere toplam on dokuz kişi imzaladı. Onlara çok teşekkür ediyorum. Allah razı olsun. Her birine duyarlılıkları için teşekkür mesajı yollamaya çalışacağım. 

Galiba, çokça şikayet eden ama çözüm için bir öneri ve desteği de vermeyen bir toplumuz! Belki bunun da sebepleri de vardır, bilemiyoruz. Ama yazıyı okuyanlar geri dönüş yaparlarsa öğrenebiliriz ve bundan memnuniyet de duyarız. 

Ben yine bir hatırlatma yapayım, siz, siz olun bir iş yapacağınız zaman önce Allah (cc)’a sonra kendinize güvenin, katkı sağlayan olursa ne ala!

Biz yine de başlattığımız kampanyayı ilgililere ilettik: @ailevecalisma @tcbestepe. Bir kez daha ileteceğiz. İlgili Bakanlıkça dikkate alınması ve çözüm üretilmesi beklentimizdir. İnşallah biz yine çalışmalarımıza devam etmeye çalışacağız. 



24 Mayıs 2020 Pazar

Hatim Duası 190520

Hatim Duası 190520: Demirözü, Togaje'lilerin okuduğu hatimlerin (57 hatim) duası.



6 Mayıs 2020 Çarşamba

Son yıllarda sekülerlik arttı mı?060520

Son yıllarda sekülerlik arttı mı?060520: 
Bir iddia “son yıllarda sekülerlik1 arttı”. Peki gerçekten son yıllarda sekülerlik arttı mı? Yoksa bu iddia bir algı operasyonu mudur? 
Son yıllardan önceki yıllarda sekülerlik ne durumdaydı? 
On yıl öncesi veya ondan önceki yılları düşünün. 
O dönemlere ait kitapları okuyun. 
...
Şahit olduğumuz dönemde, selam vermek almak, Allah demek, maşallah, inşallah ve benzeri İslam'ı kelimeleri kullanmak zımmen yasaktı. Kullanıldığında karşıdaki boş boş tepkisiz bakardı. 
Kılık kıyafet, başörtü, kamusal alan yasaklamasını hatırlayınız. 
Namaz kılmak yine zımmen yasaktı. 
Sınavlar, belli toplantılar özellikle cuma saatine denk getirilirdi. 
Resmi yemeklerde alkollü içki içmeyenlerin çetelesi tutulurdu. 
Oruç tutanlar sigara dumanı altında bırakılırdı. 
...
Yani on yıllardan önceki yıllarda İslam'ı yaşamak zorlaştırılıyordu, belki sekülerler ve dolayısıyla sekülerlik zirvedeydi. 
Senelerce ülke kalkınmasına hiç bir katkısı olmayacak şekilcilikle uğraşıldı, ürünler hatta davranışlar ya batıdan ithal edildi veya batı taklit edildi. 
İnsanların enerjisi; yatırım, çalışma, üretme, verimlilik, kalkınma gibi konulara harcansa idi, belki de Ülke kalkınması çoktan gerçekleştirilebilirdi. 
Üretmek isteyene de ürettirilmedi, onun yerine batıdaki üreticilerin temsilcisi olmak ve ithalat tercih edildi. Bu yolla belli aileler zengin oldu ama ülke kalkınamadı. Bu da ayrı bir yazı konusudur. 
...
Peki son on yılda ne oldu? 
Son on yılda görünen veya görünmeyen bazı yasaklar kalkıp serbestlik gelince İslam'ı layıkıyla yaşayanların yanı sıra, dininin gereklerini yaşamak isteyenlerin sayısı da arttı. Öğrenebildiği kadarıyla da yaşamaya başladı. Camiler kalabalıklaştı, cumalar da öyle. Kuranı Kerimi öğrenenler arttı. Hac ve özellikle umre ziyaretleri arttı. Namaz kılan, oruç tutan, zekat verenler arttı. Kısaca İslam'ı yaşayanlar ve yaşamak isteyenlerin sayısı arttı. 
Ülkede inanç serbestliği artınca İslam dışı diğer dinler hatta ateistler dahi daha rahat hareket eder oldu ve hatta dernek dahi kurdular. 
İslam'ı yaşayan veya yaşamak isteyen birileri bir hata yapınca, bunu tüm müslümanlara mal edercesine; "aaa bak muhafazakarlar neler yapıyor? nasıl yaşıyor? nasıl giyiniyor?" gibi nasılları çoğalttılar. 
Bu hatalar veya tamamen uydurulmuş yakıştırmalar, yani algı çalışmaları ve operasyonlarını içeren paylaşımlar, birilerince, mahreçleri belli yerlerden servis edildi, halen ediliyor. 
İslam düşmanları veya inanç ve değerlerine yabancılaşmış birileri de, bunlara, mal bulmuş mağribi gibi sarılıyor. Güya İslam'ı yıpratacaklar. İşin garibi muhalefet yapan bazı muhafazakar gruplar da, saldırının kendi inançlarına olduklarının bilincinde olmadan veya olarak bu servisleri memnuniyetle kabul ettiler ve etmekteler. Tam bir gaflet örneği.
...
Herkesi eleştirip ben iyiyim demekle iş olmuyor, sınanınca ancak iyi olup olmadığı anlaşılır, tıpkı dağdaki derviş gibi. Üreteni eleştirip ben iyiyim diyen ve bırak üretmeyi hiçbir proje dahi sunamayanlaradır sözüm.
... 
Sonuç olarak dinini, yani islamı yaşayanların, yaşamak isteyenlerin sayısı arttı, araştırıyorlar ve dinlerini yeniden öğreniyorlar, olan biten budur. 
Selametle...

1(Not: Seküler;“laik yaşama ait, dinden bağımsız olan”dır. Laiklik:“devlet ile din işlerinin ayrılığı, devletin, din ve vicdan özgürlüğünün gerçekleşmesi bakımından yansız olması”dır TDK Sözlüğü).







5 Mayıs 2020 Salı

Sıkıntıda ve varlıkta insan (050520)

Bakınız, Meâric Suresinin 19, 20 ve 21 inci ayetleri, sıkıntılı veya varlıklı halde olan insanın davranışlarını ne güzel tarif ediyor.

Ayet mealleri:Gerçekten insan pek tahammülsüz bir tabiatta yaratılmıştır (19). Başına bir fenalık geldi mi sızlanır durur (20). Ama ona bir nimet nasip olursa kendisinden başkasını yararlandırmaz (21).”

Tefsir: “Tahammülsüz” diye çevirdiğimiz helû‘ kelimesi sözlükte “sabırsız ve bir şeye aşırı derecede düşkün” anlamlarına gelen bir sıfat olup tamahkârlık, tatminsizlik, acelecilik, sabırsızlık, tahammülsüzlük, yılgınlık ve sızlanma gibi insanların tabiatında var olan bazı olumsuz özellikleri ifade eder. 

20 ve 21. âyetler bu zaafı şöyle açıklamaktadır: 

Başına yoksulluk, hastalık, korku vb. bir sıkıntı geldiğinde sızlanır, feryat eder ve ümitsizliğe kapılır. 

Zenginlik, sağlık, güvenlik gibi nimet ve imkânlara kavuştuğunda ise bencilleşir, cimrileşir!  

Eriştiği nimetleri Allah’ın bir lutfu olarak değil, kendi kudret ve gayretiyle elde ettiği varlık olarak değerlendirir!

Ne Allah yolunda harcamada bulunur ne de insanlara yardım eder.

(Meâric: yükselme dereceleri, yükselme vasıtaları anlamına gelir)
(Kaynak: Meal ve Tefsir, DİD Kuran Yolu).



İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet ed...