29 Mart 2025 Cumartesi

CAMİ ADABI ve "MESCİTLERDEKİ MÜNKERLER" 290325:

Bu yazımızda "cami adabı ve camide karşılaşılan bazı hoş olmayan tavırlar" ile İmam Gazali'nin İhyası'nda yer bulan "mescitteki münkerler"e iki başlık altında yer verdik. 

Her mekanın kendine özgü ve kuralları vardır, bunların kimisi yazılıdır kimisi yazılı değildir. Bu çerçevede camide bulunmanın ve cami de ibadet etmenin bir adabı vardır. Dinimiz İslam'a göre Allah'ın evleridir buralar. Temiz olması, temiz tutulması bakımlı olması gerekir. Huşunun, huzurun yok edilmemesi gerekir. Bunları yok edecek davranışlardan kaçınılması gerekir. Orada görev yapanların görevlerinin hakkını vermeleri gerekir. 

I. Camilerdeki davranışlarla ilgili bazı gözlemlerimiz:
1-Caminin içinde Kur'an okunuyor vaaz veriliyor ama içeride bir kaç kişi var, caminin bahçesinde sohbetler gruplar çokça, oysa nasiplenmek gerekir sevap biriktirmek gerekir. 

2-Caminin içinde elbiseye yapışmış çamur ve benzeri şeyler temizleniyor, saçlar bıyıklar sakallar caminin içinde sürekli elle kurcalanıyor, tabii ki göze batmasa da halılara bir şeyler dökülüyor. Elde tesbih veya zikirmatik taşınması bunlarla meşgul olması daha hoştur.

3-Cami içinde ibadet edenler varken sohbet yap yapanlar oluyor ve bu ibadet yapanların dikkatini mutlaka bozuyor.

4-Bazıları çocuk ve/veya torunlarını camiye getirip adeta "saldım camiye mevlam kayıra" anlayışı ile tamamen serbest bırakılıyor. Bunlar camide ibadet edenlerin tabii ki huzurunu bozuyor. 

5-Cami bahçesinde sigara içiliyor, bazısı sigarayı söndürüp üzerine sinmiş ve nefesi ne bulaşmış sigara kokusu ile camiye giriyor. Bu kokular ise yanında durduğu kişi ve kişileri rahatsız ediyor.

6-Sarmısaklı ve bu türden yemek yiyip camiye gelenler yine yanına durduğu kişileri çok kötü rahatsız ediyor. Bu konudaki hadisi uygulamak gerekir. Nane, karanfil vb çiğnenmesi denenebilir.

7-Neredeyse tüm camilerdeki halılar, safların düzgün olmasını sağlayacak şekilde, ayakla durulacak ve secde konulacak yerler bellidir. Ancak sünnet namazlarda her nedense bazıları secde konulacak yerler durup namaz kılmaktadırlar. Halılardaki belli edilmiş yerlerin gözetilmesi, yani ayakta durulacak ve secde edilecek yerlere dikkat edilmesi daha yakışandır. 

8-Caminin önemli bir kısmı dolmuş iken sonradan gelip safları yara yara en öne gidenler cemaati rahatsız etmektedir. Şayet on safta durmayı çok önemsiyorsa erken gelmesi, aksi takdirde ilk boş yerde durması daha şıktır. 

9-Özellikle cuma günleri  en ön safta farz namazını kıldıktan sonra safları yara yara camiden çıkma çabası cemaati rahatsız etmektedir. Eğer camiden erken çıkma niyeti varsa en ön safta değil en arka saflarda yer alması daha şıktır.

10-Camiye çok dar kıyafetler veya rüku secde ederken vücudunu gösterecek şekilde kıyafetler giyilmesi de göz huzurunu bozmaktadır. Cami için uygun kıyafetlerin giyilmesi bu konudaki hadislere uyulması gerekir.

11-Çıplak ayakla veya çok temiz olmayan çoraplarla veya ıslak çoraplarla veya ıslak ayaklarla veya üstü ıslanmış kıyafetlerle camiye girilmesi hoş görüntü vermemektedir.
 
12-Cami içerisindeki yaslanılabilecek yerlere yaslanarak ayaklarını uzatacak şekilde camiye gireni çıkanı gözler türdeki bazı oturuş şekilleri hoş bir görüntü vermemektedir. Huşuyla ve yayılmadan oturup zikir çekilmesi tesbih çekilmesi dua edilmesi daha hoş bir görüntü verir.

13.Cami içinde esnerken veya öksürürken ağzını kapatmak nezaket gereği ve yanında mendil bulundurmak da ihtiyaçtandır.

II.İmam Gazali'nin İhya'sında mescidlerde münker olarak sayılmış hususlar:

"Münker" kelimesi sözlükte "bilinmeyen, tanınmayan, kabul edilmeyen, çirkin, kötü, yadırganan şey" demektir. Münker marufun yani iyiliğin zıddıdır. Dini bir kavram olarak da Allah'ın razı olmadığı, İslamın çirkin, kötü, suç, günah ve haram olarak bildirdiği davranışları ifade eder. (diyanet .gov.tr).

"1- Yanlış ve eksik namaz kılmak. Mescidlerde özellikle rükû', itidal, secdeler ve secdeler arasındaki oturuşta da tuma'nine yapmayanlara şâhid olunur. (İtidal, rukûdan sonraki kalkış hâlidir. Tuma'nine, biraz durmaktır. Hanefî mezhebine göre tuma'nine sünnettir.). Halbuki Şafiî mezhebine göre namazın bu yerlerinde tuma'nine rükündür ve onun terk edilmesiyle namaz bozulur. Bu sebeple, namazı bu şekilde eksik kılan Şâfiîleri uyarmak ve bilgilendirmek vaciptir.

2- Kıbleye yanlış durmak.

3- Gerek namazın içinde ve gerekse onun dışında Kur’ân'ı yanlış okumak.

4- Namaz kılanın beden veya elbisesinde necaset bulunması.

5- Ezan ve kamet lâfızlarını mânayı bozacak şekilde çok uzatmak.

6- "Hayye ale"lerde göğsünü kıbleden çevirmek.

7- Sabah ezanını şafaktan önce okumak. ALLAH Rasûlü döneminde sabah için iki ezan okunurdu. Bilâl (ra) bunu şafaktan önce, ÂbdULLAH İbni Ummi Mektûm (ra) da, şafak söktükten sonra okurdu. Ancak çevredeki ashâb, bunların seslerini tanıdıkları için, sahur yemek ve namaz kılmak vakitlerini karıştırmazlardı. Her yerde şartlar bu şekilde oluşmadığı için, şafaktan önce ezan okumak oruç ve namaz konusunda karışıklık ve yanlışlıklara sebep olabilir.

8- İmam ve hatiplerin devamlı olarak siyah cübbe (veya sarık) giymeleri. Siyah renkli şeyler giymek haram değildir. Ancak evlâ olan, bu şeyleri giymemektir. ALLAH yanında renklerin en sevimlisi beyaz renktir. Siyah renk ise manen karamsarlığı, maddeten de kirliliği ifade eder.

9- Va'z ve hutbe'de günahlara karşı cür'et kazandıracak tarzda konuşma yapmak. Bazı konuşmacılar sadece ALLAH Teâlâ'nın geniş olan affını anlatırlar. Halbuki, ALLAH Teâlâ’nın kendisi hem affından, hem de azabından birlikte bahsetmiştir. Kur'ân-ı Kerim'in başından sonuna kadar rahmet ve azap âyetleri birlikte zikredilmişlerdir. ALLAH Teâlâ, kendisini de şöyle tanıtmıştır: "Kullarıma haber ver ki, ben mağfiret ve merhamet sahibiyim, azabım da en çok elem veren azaptır." (Hicr, 51). Bu sebeple, yalnızca ALLAH Teâlâ'nın rahmetini anlatmak eksik bir anlatımdır. Bu eksik anlatım kalplerdeki azap korkusunu azaltmak suretiyle günahlara karşı rağbeti arttırır. Bazı konuşmacılar da, ALLAH Teâlâ'ya cennet ümidi ve cehennem korkusuyla değil, O'nun zâtı için ibadet edilmesi gerektiğini telkin ederler. Bu telkin de yanlıştır. Çünkü halkın büyük kısmı ALLAH Teâlâ'ya O'nun zâtı için ibadet edebilecek seviyede değildirler. Bu seviye ilim ve amelde ilerlemiş kâmil müminlerin seviyesidir. Bu müminler cennet ve cehennemin üstünde ALLAH Teâlâ'nın azametini ve ibadete liyâkatini görürler ve O'na bu şekilde ibadet ve kulluk ederler. Bu sebeple, bu seviyede olmayan halkın büyük çoğunluğunun kalbindeki cennet ümidi ve cehennem korkusu da silinirse, bu insanlar artık rahatlıkla günah işleyip itaatsızlık yapabilirler. Bunlara bu yolu açmak ise vebaldir. Esasen bu yöntemi çoğunlukla zındıklar kullanırlar. Gizli din düşmanı olan zındıklar, halkı açıkça günah işlemeye davet edemedikleri için, suret-i haktan görünerek aynı sonuca ulaştıran bu yöntemi kullanırlar. Bu yöntem, aynı zamanda ALLAH ve Rasûlü’nün kullandıkları yöntemi hafife almak ve beğenmemektir. Çünkü ALLAH ve Rasûlü, insanları cennet ümidi ve cehennem korkusuyla da itaate davet etmişlerdir. 

(İslâm sevgi dinidir, onun için korku yerine ALLAH Teâla'yı sevmek gerektiği yolunda yapılan telkinler de yanlıştırlar. Çünkü Kur’ân-ı Kerim'de müminlerin ALLAH Teâlâ'yı sevmeleriyle ilgili toplam dört âyet varken (Bakara, 156; Al-i İmrân; 31, Mâide; 54, Meryem, 96), O'ndan korkmaları gerektiğini bildiren ve bunu emreden yüzlerce âyet mevcuttur. Kaldı ki, ALLAH Teâlâ’dan korkmayıp yalnızca O'nu sevmek yeterli olsaydı, O'nu en çok seven, O'nun bütün emirlerini yerine getiren ve günahlardan da tamamıyla masum olan meleklerin korkmamaları câiz olacaktı. Halbuki, ALLAH Teâlâ, meleklerin kendisinden korktuklarını dikkat çekici üsluplarla anlatmıştır. Onun için kim ne dediğini iyi bilmelidir.)

10- Genç erkeğin yalnızca kadınlara namaz kıldırması, Kur'ân okuması ve va'z etmesi. Bunlar da münker işlerdir. Çünkü böyle ortamlarda kötü duygular iyi duygulardan daha fazla uyanırlar.

11- Erkek ve kadınların aynı yerde perdesiz ve birbirlerini görecek bir şekilde namaz kılmaları. Peygamberimiz, kadınlar için evde ve tek başına namaz kılmanın onu mescitte cemaatle kılmaktan daha hayırlı olduğunu söylemiş, fakat bununla birlikte, mescide gitmelerini de menetmemiştir. Fakat, ondan sonraki dönemde Hz. Aişe (ra)’a, kadınları mescide gitmekten menetmiş ve, "ALLAH Rasûlü yeni şartları görseydi, o da menederdi." (Müttefekun aleyh) demiştir.

12- Tecvid kurallarını tatbik etmeyen kimselerin mescitte aşir okumaları.

13- Cuma günleri mescid avlusunun pazar yerine çevrilmesi. Bu durum, haram olmamakla birlikte, mescid giriş ve çıkışında cemaatin dikkatinin dağılmasına ve ibadet huşuunun bozulmasına sebep olur.

14- Çiğ soğan ve sarımsak yemiş kimselerin, bulaşıcı hastalık ve nezle taşıyanların ve her hangi bir şekilde cemaatin huşuunu bozan bir hâli olanların cemaate katılması. Peygamberimiz, "Soğan ve sarımsak yemiş kimseler, cemaatimize yaklaşmasınlar." buyurmuştur.

15- Yeri kirleten ve cemaatin huzurunu kaçıran sarhoş, deli ve çocukların mescide girmeleri. Ancak, büyükleriyle birlikte olan çocuklara bir ölçüde müsamaha göstermek evlâdır."







28 Mart 2025 Cuma

ÇOCUKLAR ve EĞİTİM 280325:

Çocuklar geçici dünya hayatının süsleridir. 
"Mal ve çocuklar geçici olan dünya hayatının süsleridir. Bâki kalan sâlih ameller ise ALLAH katında sevap yönünden de, ümit bağlama  yönünde de daha hayırlıdırlar." (Kehf, 46)

Peki geçici dünya hayatının süsleri olan çocuklarla ilgili olarak nasıl bir tutum bir davranış içinde olmalıyız? 

Çocuklarla ilgili bir uyarı yapıldığında çevreden genellikle çocuklar sevilmiyor anlamını çağrıştıracak sözler söylenir. Esasında bu sevmemekle alakalı değildir herkes çocukları sever herkes oğlunu, kızını, torununu sever. 

Uyarı, çocuğun, huzuru bozacak veya uygun olmayan yada başkalarını rahatsız edecek veyahut başkalarının haklarını ihlal eden davranışlar sergilemesi gibi hallerde yapılır. Aslında bu uyarılar çocuğu eğitmekle görevli anne babanın bazı sorumlulukları yerine getirmediğinin göstergesidir.

İnsan sevdiği ama huzurunu kaçıran pek çok şeyle bir arada olmak istemez!

Çocuğun doğumundan yetişkinliğine kadar anne babanın vazifeleri, yapmaları gerekenler, sorumlulukları ilmihal kitaplarında geniş olarak yer almaktadır. Onlardan yararlanılabilir.

Biz bu yazımızda önce bir genel bakış, akabinde İmam Gazali'nin İhyasından bazı alıntılar ve en sonunda çocuklara ilişkin muhtelif yıllarda aldığımız notlara yer verdik.

I-Genel Bakış:
Yakın zamanlarda ailelerin, anne erkil veya baba erkil değil de, çocukların bütün isteklerinin karşılandığı çocuk erkil bir aile yapısına doğru gidişi kanaatını uyandıran gözlemleriz de bu konuya değinmemizde etkili oldu.

Eğitim, sözlükte; "çocukların ve gençlerin toplum yaşayışında yerlerini almaları için gerekli bilgi, beceri ve anlayışları elde etmelerine, kişiliklerini geliştirmelerine okul içinde veya dışında, doğrudan veya dolaylı yardım etme; terbiye şeklinde, talim ise öğretim olarak" tanımlanmıştır.(TDK). Genellikle eğitim (terbiye) ile öğretim (talim) karıştırılmaktadır. 

Çocuk eğitiminde (ki eğitimin sözlükteki anlamının da terbiyedir) iki yöntemden bahsedilir. 

İlki; çocuklara bilmesi gereken asgari bilgileri, haklarını, görevlerini, sorumluluklarını sınırlarını öğreterek yetiştirilmesi. 

İkincisi ise; çocuğun serbest bırakılarak, neredeyse her istediğini yapılarak her istediği karşılanarak neredeyse hiç fren konulmadan yetiştirilmesi.
 
Günümüzde daha çok ikinci durumla karşılaşıyoruz. Neredeyse çocuklar frensiz yetiştiriliyor, adeta ne isterlerse o istekleri yerine getiriliyor, nasıl davranmak istiyorsa o şekilde davranmasına izin veriliyor da bu doğru bir yetiştirme tarzı mıdır? 

Eğitilmeyen, terbiye edilmeyen hiçbir şeyin geleceği parlak olmaz. Bu çocuk için de geçerlidir. İstediği gibi davranmasına izin verilen çocuk, başkalarının hakkına riayet etmeyecektir. Çünkü başkalarının hakkının da olduğunu düşünmeyecektir. Tüm çocukların böyle yetiştiğini düşünün, ilk karşılaşmalarında mutlaka bir çatışma yaşanacaktır. Frensiz yetişen çocuk, önce anne babası, kardeşleri ve akrabalarıyla, daha sonra okulda, daha sonra sokakta, evlenirse eşiyle ve bulunduğu ortamda bu çatışmayı kuvvetli şekilde yaşayacaktır. Şayet kendi sınırlarını ve başkalarının haklarını gözetmez ise kısa sürede de bunun bedelini muhtemelen çok acı bir şekilde veya çok büyük bir şekilde ödemesi muhtemeldir. Bakınız sokaklara, en ufak bir olayda maalesef bıçak çekilmekte, sonucu düşünülmeyen işler yapılmaktadır. Oysa ki eğitimli olsa, sadece konuşacaklar, hoşgörü olacak, empati olacak, hakkı gözetecek, böyle bir olay muhtemelen yaşamayacaktır. Eğitim terbiye bu açıdan son derece önemlidir.

Geçmişte Ankara'da bir ilçede lise müdürü bir arkadaşım, eğitimle ilgili birkaç yazı yazdığım için olsa gerek, "ya okula gelip bizim öğrencilerin ebeveynleri ile bir konuşsanız bir sohbet programı olsa" demişti? Zira okuldaki problemli çocukları ebeveynleri zamanında eğitmediği için belli ki ailesiyle problem yaşıyor ve yap(a)madıkları eğitimi okula, öğretmenlere havale ediyorlar. Okulda öğretmenler de bu eğitimi vermeye çalışıyor ama o problemli çocuklar almayı reddediyor, hatta eğitim alanları da olumsuz yönde etkiliyorlar. Maalesef istenmeyen kişi durumuna düşen bu gençler, kızgınlığını şinkaf ederek ve şiddetle dışarıya yansıtmaya başlıyor. Bu sebeple bunlar, sokakta da problem yaşıyor, kazasız belasız bir iş sahibi olup bir de evlilik yaparlarsa, işte de evde de problem yaşıyorlar. Sonraki hayatlarında maalesef huzur olmuyor. 

Bu olumsuz durumların yaşanmaması için çocuğun doğumundan itibaren eğitilmesi terbiye edilmesi gerekir. 

Yani çocuğun eğitiminde iki yöntemden ilk yöntemin uygulanması çocuğun geleceği için daha doğrudur. Bu eğitimin nasıl yapılacağı anne babanın sorumlulukları neler olduğu ilmihal kitaplarında, çocuk eğitimi ile ilgili kitaplarda detaylı olarak yer almaktadır. Bunlardan yararlanılması önerilir. 

Anne baba çocuğa ilk eğitimi verdiği takdirde örneğin evinde ailesini ve çevresini rahatsız edecek şekilde hoplayıp zıplamayacaktır, bağırıp çağırmayacaktır, sokağa çıktığında kontrolsüz tavırlar sergilemeyecektir, camiye gittiğinde cami adabına uyacak annesinin veya babasının yanında namazını kılacak veya onları taklit edecektir, orada koşturarak veya bağırarak huzuru bozmayacaktır. Keza Kütüphaneye gittiğinde sessiz olunmasını gerektiğini bilecektir, misafirliğe gittiğinde sınırlarını bilecektir. Okul öncesi eğitime gittiğinde veya okulda yine sınırlarını bilecektir. Böyle bilmesi gereken asgari ilmihal bilgilerini, davranış kurallarını, adab-ı muaşeret kurallarını, empati yapmayı öğrenen çocuk evinde okulda sokakta çevresinde önceki örnekte olduğu gibi istenmeyen durumlarla karşılaşmayacaktır. Yetişkinliğinde de eşi, işi ve çevresiyle barışık bir hayat yaşayacaktır. 

Camiden bir örnek verelim. Camiye bazı çocuklar getiriliyor ki, namaz esnasında huzuru bozacak tek bir hareketi yok, hatta tavırlarıyla bazı yetişkinlerden de öndeler. Maşallahları var. 

Ama bazı erkek ve hatta kız çocukları (!) getiriliyor ki namaza durduğu anadan itibaren selam verene kadar huzuru bozacak her türlü davranışı sergiliyorlar. Üstelik onu camiye getiren anne baba ve dede yada bir büyüğü tarafından da tek bir uyarı yapılmadığı haller oluyor. Bu şekilde davranan çocuk uyarılmaya görsün "çocuk bu yapacak, çocuk caminin neşesidir, çocuk camiye gelmesin mi?" türünden tepki verenler ortaya çıkıyor. Hatta bazı hocalar güya tribünlere şirin gözükmek havasında efendim "camiden çocuk sesi eksik olmasın" nakaratını tekrarlıyorlar. Biz de diyoruz ki; "camilerde çocuk sesi değil çocuklar eksik olmasın edebiyle adabıyla orada daim olsunlar, hafız çocuklar gibi olsunlar, orada müezzinlik yapan çocuklar gibi olsunlar, edebiyle, adabıyla olsunlar, camiye gelip sadece gürültü yapan ve cemaati huzursuz eden türden davranış sergilemesinler."

Zira bakınız İmam Gazali İhyası'ndayeri kirleten ve cemaatin huzurunu kaçıran sarhoş, deli ve büyüklerinin gözetiminde olanlar hariç çocukların mescide girmelerini mescitlerin münkerleri arasında saymıştır.

Tabii ki kimse çocuk camiye getirilmesin veya gelmesin demiyor, ama namaz kılanın tedirgin edecek davranışlar ki; önünden, yanından koşturmayacağı veya çarpmayacağı yada bağırmayacağı gibi camii adabı öğretilerek getirilsin veya gelsin. Hatta ilk verdiğimiz örnek çocuk gibi devranlarla camiler dolsun taşsın, kimsenin bir diyeceği olmaz.

Kütüphaneye götürülen çocuğa orada gürültü yapılmayacağı nasıl öğretiliyorsa veya orada nasıl gürültü yapması engelleniyorsa, aynı şekilde camiye getirilen çocuğa da camide huzuru bozacak davranışların yapılmayacağı, yani  cami adabı öğretilerek getirilmesi veya camide huzuru bozacak davranışlarının engellenmesi gerekir. Aksi vebaldir, belki de kul hakkıdır!

II-Aşağıda İmam Gazalinin İhyasından, çocuklara, çocuk yetiştirmeye, ana babanın yapması gerekenler vb konularda çok özet  bazı alıntılara yer verilmiştir.

"İslam'a göre korunması gereken beş şey; din, akıl, can, mal ve nesil güvenliğidir. Anne baba bu durumun farkında olarak sağlıklı nesiller yetiştirmekten sorumludur.

Bir hadis-i şerifte peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: "Kişi ailesinin, eş ve çocuklarının çobanıdır. Çoban gibi, bunların hakikî sahibi olan ALLAH Teâlâ önünde sorumludur." (Müttefekun aleyh). 

"Bu sorumluluk gereğince, kişi ailesine, eş ve çocuklarına yeteri kadar helâl nafaka temin etmek, onları din ve ahlâk konusunda bilgilendirmek ve davranışlarını bu ölçüler içinde takip ve kontrol etmek zorundadır."

"Rivayete göre kıyâmet gününde eş ve çocuklar, erkeği ALLAH Teâlâ'ya şikâyet edip şöyle  derler: "RABBİMİZ! Bu adamdan hakkımızı al. Çünkü o, bilmediklerimizi bize öğretmedi ve bizi haramla besledi."

"ALLAH Teâlâ Kur’ân-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur: "Ey iman edenler! Kendinizi ve aile fertlerinizi ateşten koruyun." (Tahrim, 6) Bu âyetin emrine göre, erkek, kendi canı gibi, eş ve çocuklarını da ateşe müstahak edici küfür ve günahlardan korumaya çalışmakla yükümlüdür."

"Erkeğin, eş ve çocuklarına akîde ve ibadetle ilgili dinî bilgiler kazandırması vaciptir. Çünkü ALLAH Teâlâ, "Kendinizi ve aile fertlerinizi cehennem ateşinden koruyun!" (Tahrim, 6) buyurmuştur. Burada emredilen koruma da, her şeyden evvel, gerekli olan dinî bilgileri kazandırmakla olur."

"Çocuklarını güzel bir terbiye ile büyütmek edeptendir. "Çocuklara güzel bir edep kazandırmak ve  onlara güzel bir isim koymak, anne ve babaların üzerindeki haklarındandır." (Beyhakî)." 

"Yeri kirleten ve cemaatin huzurunu kaçıran sarhoş, deli ve çocukların mescide girmeleri mescitlerin münkerlerindendir. Ancak, büyükleriyle birlikte olan çocuklara bir ölçüde müsamaha göstermek evlâdır."

"Bil ki, çocukların eğitimi en önemli ve öncelikli işlerdendir. Çocuğa doğru bilgiler verip güzel huylar kazandırmak ve bu yolla onun kalite ve derecesini yükseltip kendisini dünya ve ahiret mutluluğuna erdirmek anne ve babanın, öğretmenlerin ve diğer sorumluların kaçınılmaz görevidir."

Çocuk yetiştirilmesi, eğitimi ve terbiyesi şu  ana konuları içerir:
1- Onu helâl gıda ile beslemek. 
2- Çocukta akıl nuru parlamaya başladığı andan itibaren ona doğru, iyi ve güzel davranışlar ve alışkanlıklar kazandırmaya çalışmak.
3- Ara sıra sofrada yalnız ekmek bulundurarak her zaman çeşitli yemeklerin gerekli  olmadığı dersini vermek.
4- Çocuğu etkilemekte emsal göstermenin  büyük rolü bulunduğu için, onun yanında terbiyeli  ve iyi huylu çocukları övmek ve kendisini de onlar gibi olmaya teşvik etmek.
5- Çocuğa terbiyeli arkadaşlar temin etmek.
6- Ona Kur’ân-ı Kerim okutmak, yaşı  ilerledikçe dinî ve ahlâkî kitapları okumaya teşvik etmek.
7- Onu edep dışı telkinler yapan kitaplardan vb den uzak tutmak. 
8- Doğru ve güzel bir iş yaptığı zaman sevinç ve memnuniyetini ona açıkça göstermek.
9- Kötü veya yanlış bir iş yaptığı zaman önceleri eğitici ve yumuşak sözlerle bu ve benzeri işleri yapmaması gerektiğini söylemek ve bu işlerin doğru olan alternatiflerini göstermek. 
10- Çocuğu hayra teşvik ve şerden çekmek için onun psikolojik özelliklerine göre yöntem uygulamak. 
11- Çocuğu mümkün mertebe sade, sert ve haşin bir hayat tarzına alıştırmak.
12- Çocuğa mütevâzi olmayı, sahip olduğu şeylerle diğer çocuklara karşı gösteriş yapmamayı, paylaşılabilen şeyleri onlarla paylaşmayı, arkadaşlarıyla iyi geçinmeyi, onlardan bir şey istememeyi öğretmek.
13- Büyüklere saygıyı, onlar için ayağa kalkmasını, onların yanında ayaklarını üst üste atmamasını, onlar konuşurken dinlemesini, onlara hizmet etmesini tembih etmek.
14- Özellikle kız çocuklarının kısa elbiseler giymelerine müsâade etmemek. 
15- Yedi yaşından itibaren ona namaz kıldırmak ve her Ramazanda birkaç gün oruç tutturmak.
16- Sadaka vermek gibi hayırları ona yaptırmak ve bu suretle onu bu işlere alıştırmak.
17- Meşru olmayan işlere karşı onda şiddet derecesinde nefret ve iğrenme hâsıl etmek.
18- Çocuğa çalışmayı sevdirmek, fakat kalbine para sevgisinin girmesine mâni olmak." (İhya-İmam Gazali).

III-Çocuklara ilişkin bazı notlarımız:

2024:
1.Gölbaşı Hacılar'da yolun ortasına oturmuş bir çocuk görünce yavaşladık uyardık kalkmadı! Geçerken su dolu pet şişeyi aracın altına uzattı, kazaya ramak kaldı, korna ile tepki koyunca kaçtılar! Lütfen çocuklara asgari görgü ve emniyet kurallarını öğretelim!

2.Tedbir lütfen! “Başıboş köpekler dehşet saçtı! 5 yaşındaki çocuk ağır yaralandı” (basından).

3."Narin" ile ilgili, basın ve medyanın, haber dışında tartışma programları vb şekilde, olay tarihinden itibaren durmadan sürekli olarak yaptığı yayınları sağlıklı bulmuyorum!

Onun gibi niceleri varken!

4. Tüm çocuklar için adalet...!

Terör örgütü PKK'nın kaçırdığı çocuklarına kavuşmak isteyen ailelerin (376 aile), 3 Eylül 2019'da HDP il binası önünde başlattığı oturma eylemi, altıncı yılına girdi. 55 aile, evladını terör örgütünden kurtardı.

5.Bu yozlaşmanın önüne geçilmeli! Sağlıklı aileler kurulmalı! Sağlıklı çocuklar yetiştirilmeli! Sağlıklı bir nesil sağlıklı bir toplumdur! (Alkol, istismar-Sıla Bebek) 

"Anneyi eğitirsen toplumu eğitmiş olursun" (La ederi).

2023:
6.Bir tatil yerindeki bir caminin orta yerinde, YIRTILMIŞ Kur'an-ı Kerim, elifbalar ile karşılaştık! Baktık ki üst katta bir çocuk işbaşında! Uyardık, çevreden müdahale 'camiye alışsınlar", cevap "eyvallah ama, EDEPLE, cami ADABIYLA alışsınlar".

7."Çocuklarınıza edep ve terbiye verin, onların edep ve terbiyesini güzelleştirin" (İbn Mace).

8.Çocuklara utangaçlık, korku, kendini noksan görme, kıskançlık ve öfkelenmekten kurtaracak TERBİYE vermek gerekir.

9. Sükunet ve sebat, edebi cesaret, kahramanlık, sürekli çalışma, idrak, olgunluk, sevgi, yumuşak huyluluk, hoşgörülük ve sakin hareketi KAZANDIRMAK gerekir.

10.İlk okullarda ay öncesinden başlayan gürültülü kutlama hazırlıklarına son verilse! Mahalle okulunda her türlü müzikle yapılan bu provalar hiç bitmiyor! (29 Ekim, 10 Kasım, 23 Nisan, 19 Mayıs vb). Çocuklar gerçek mana da eğitim alsın!

2022:
11.İyi bir eğitim alan çocuk hayatı boyunca topluma faydalı, katkı sağlayan, yük bindirmeyen ve kalkınmayı sağlayan bir fert olurken, eğitilmeyen veya iyi eğitilmeden yetiştirilen çocuğun ise hayat boyunca topluma yük bindiren, zarar veren bir fert olma ihtimali yüksektir.

12.Gülün (Afrikalı) çocuklar... Zalimlere, sömürgeci emperyalistlere karşı, neşeniz ve ümidiniz hiç kaybolmasın çocuklar.

2021:
13.Çocuk eğitiminde; ailesi, okulu ve çevresi, 
-ne çok aldırmaz bir tutum içinde,
-ne de sadece yasaklayan ve ayıplayan bir yaklaşım içinde olmalı,
-"eğitici ve yol gösterici bir yaklaşım" sergilenmelidir!
Yani çocuğunuza ne efendi olun, ne de köle!

14.Kanada’da 800’den fazla çocuğun daha öldüğü (öldürüldüğü) ortaya çıktı!

2020:
15."Almanya'da 2019 yılında 112 çocuk öldürüldü, her hafta 2 çocuk hayatını kaybetti, yıl boyunca çoğunluğu kız binlerce çocuk istismara maruz kaldı!" (Basından)

16.Aileler dikkat. Edepli çocuklar yetiştirilmeli, yetişmeli. Şiddet uygulayan kız çocukları ve aileleri de rehabilite edilmeli.

2019:
17.MEB de neler oluyor?
-Sosyal bilgiler kitabında İsrail alfabesinin Uygur alfabesiymiş gibi basılması,
-okul müdürlerinin gereksiz nutukları,
-mazallah putçuluğu çağrıştırabilecek bu uygulamalar.
-amaç dünyaya yön verecek çocuk yetiştirmek olmalı
(Tek kelimeyle rezalet... Öğretmenin kirli şovuna dahil edilen küçücük çocuklar Mustafa Kemal Atatürk'e secde ettirildi! http://bit.ly/32OaJCg)

2016:
18.Aşkın işini boşaltmayın. Eş, çocuk, kedi, köpek, arkadaş vs, herkese AŞKIM diye hitap etmeyin.

19."Öncelikli yatırımın (bebek-çocuk-genç-yetişkin) insana ve güzel ahlaka yapılması dileğiyle"

20.Zorunlu misafirler, Suriyeli çocuklar...En kısa sürede Ülkelerine dönmelerini ve bahtlarının güzel olmasını dilerim.

21.Kalemle, yazıyla, silahla, bombayla, politikayla, destekle ... acıya sebep olanlar, çocuklar bu acının içinde olmamalı. Huzur sadece Batılı çocuklara değil tüm çocuklara da lazım.

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilen örnek yazılar ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/  blog adresindedir.
1.KATKI 101124
2.Dünyanın izlediği soykırım 201024
3.Eğitim yolu ile kalkınmanın esasları kitabından bir kaç not 010624
4.Aile üzerine 161022
5.Eğitim 140122
6.İnsana yatırım 030122
7.Sosyal ahlâk! 300921
8.Hayatın Hâl ilmi Nedir? Niçin Bilmemiz Gerekiyor? 081220



12 Şubat 2025 Çarşamba

Terk edilmeli! 120225

Toplumda huzuru ve adaleti bozan, kaliteyi düşüren ve terk edilmesi gerektiğini düşündüğümüz bazı davranış ve olgular:

-Akıl tembelliği,

-Algı çalışmaları,

-Batı hayranlığı,

-Boş (siyasi) tartışmalar,

-Darbe hevesi ve destekçiliği,

-Davaların uzun sürmesi,

-Elitçilik,

-Enflasyon,

-Empatisizlik,

-Gerçeklerle yüzleşme korkusu,

-Heykelcilik,

-Hırsızlık,

-İslam düşmanlığı,

-Kaos girişimleri,

-Keyfi zamlar,

-Kibir, hırs, hased,

-Kirlilik (gürültü, çevre vb),

-Kurnazlık,

-Liyakatsizlik,

-Magandalık,

-Mutlu körlük,

-Özgüvensizlik,

-Sürekli şikayetlenme,

-Şımarıklık,

-Şükürsüzlük,

-Tamahkarlık,

-Terör,

-Toplum mühendisliği,

-Üretimsizlik,

-Yalan tarih okutmaları,

-Yalancılık.

-...



27 Ocak 2025 Pazartesi

26 Ocak "Dünya Gümrük Günü" (26.01.2024):


"26 Ocak Dünya Gümrük Günü" vesilesiyle, Gümrük Teşkilatımıza iki önerimiz ve beklentimiz. 

A) Önerilerimiz:

1.Kızıldeniz ve/veya Süveyş krizlerine ve denizyolu taşımacılığına alternatif olan "Türkiye-Çin Kara İpek Yolu Projesi (2008)" hayata geçirilmesi.

2.TIR'larımızın yakıldığı yıllarda önerilen ve gündeme getirilen "Bağdat Demiryolunun" yük taşımacılığında çok daha etkin kullanılması.

B) Beklentimiz:

Uzun vadede; bölgesel düzeyde, Karadeniz, Akdeniz, kara ve demir ipek yolu güzergah ve bölgelerinde, kolaylaştırıcı, basitleştirici, sadeleştirici örnek ve öncü faaliyetler yürütmesidir.

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.

1.Kara İpek Yolu Hayata Geçirilmelidir! 120622
2.Harita 091121
3.Türkiye-Çin Kara İpek Yolu 151220
4.YOLCULARIN EŞYA İTHAL HAKLARI 300516
5.TAKRİR VE ELÇİLİK MEKTUBU ARASINDAKİ FARKLAR (040816).
6.Gümrük Kapısı mı? Hudut Kapısı mı? Sınır Kapısı mı? 300416
7.Göktaşları ve Gümrükçülük 19.11.15
8.4458 SAYILI GÜMRÜK KANUNU-AÇIKLAMALI. (Şubat 2015)



17 Ocak 2025 Cuma

Zamlara "Standart Oran" Önerisi! 170125

Aşağıda piyasa istikrarını etkileyen muhtelif oranlara yer verilmiştir. 

Bu oranların farklı farklı uygulanmasının, enflasyon fırsatçılarına da fırsat verdiği düşünülmektedir.

Bu sebeple, yeniden değerleme oranı (YDO) dahil, geleceğe yönelik yapılan/yapılacak TÜM ZAMLARA; aynı oranda, STANDART, yani ENFLASYON BEKLENTİSİ ORANI uygulanabilir.

Bu zam oranları çeşitliliği ve farklılıkları, ilgili yasalarda gerekli değişiklikler yapılarak giderilebilir. 

Piyasadaki enflasyon fırsatçıları da daha kolay denetlenip, kontrol altına alınmış olur. 

Böylelikle piyasada fiyat istikrarı daha kolay sağlanır.

Piyasa istikrarını etkileyen bazı oranlar:

-2024 Yeniden Değerleme Oranı............: %43,90.
-2024 enflasyon oranı.............................: %44,38,
-2025 enflasyon beklentisi......................: %27,10.
-2025 emekli zammı (memur).................: %11,54.
-2025 emekli zam oranı (SSK,Bağkur)...: %15,75.
-2025 Ocak kira azami zam oranı...........: %58,51
-2025 Özel okul azami zam oranı...........: %54,80
-2025 marketlerin zam oranı her fırsatta.: %5,10,15,20,...
-...



20 Kasım 2024 Çarşamba

HİCRET 201124:

Bu yazıda hicret konusu ele alınmıştır. Sözlük tanımı yanında İslami bir terim olarak hicretin anlamı, hicretin bitip bitmediği, gayrimüslim ülkelerde yaşayan müslümanların durumu, gayrimüslim ülkelere hicretin yapılıp yapılamayacağı, yapılabilecekse hangi hallerde yapılabileceği, Habeşistan hicreti, çalışmak, okumak vb üzere yurtdışına gidenlerin durumu, hicrette niyetin önemi, kalben hicret vb sorularına cevaplar aranmıştır. Ulaşılan bilgilere aşağıda çok özet olarak yer verilmiştir. İsteyen daha geniş bilgilere kaynakçalardan ulaşılabilirler. 

Hicretin sözlükteki iki anlamı; “ göç ve "İslam takviminde tarih başı sayılan Hz. Muhammed (SAV) in Mekke'den Medine'ye göç etmesi” şeklindedir.

I-GENEL OLARAK HİCRET:

Hicret “kişinin herhangi bir şeyden bedenen, lisânen veya kalben ayrılıp uzaklaşması” demektir. 

Terim olarak genelde gayri müslim ülkeden (darülharp) İslâm ülkesine göç etmeyi, özelde ise Hz. Peygamber’in ve Mekkeli müslümanların Medine’ye göçünü ifade eder.

Mutasavvıflar bu kavramı hem haramları terkedip kötülüklerden uzaklaşmak, hem de “nefsi terbiye etmek maksadıyla yolculuğa çıkmak” veya “kalben ve zihnen halkı terketmek” anlamında kullanmış, seyrüsülûk dedikleri mânevî yolculuğu da bir çeşit hicret saymışlardır (Reşîdüddîn-i Meybüdî, I, 58).

Kur'an'ı Kerim'deki âyetlere dayanarak hicretin bütün peygamberlerin hayatında yer aldığı söylenebilir; Hz. İbrâhim (el-Ankebût 29/26), Hz. İbrâhim’le beraber Filistin’e kadar bu hicrete katılan Hz. Lût (Hûd 11/80-81; el-Hicr 15/65), Hz. Şuayb (el-A‘râf 7/88), Hz. Mûsâ (Yûnus 10/90; Tâhâ 20/77-78; eş-Şuarâ 26/52-67) ve Hz. Peygamber ve kendisine inananlar da daha önceki peygamberler ve ümmetlerinin âkıbetine mâruz kaldılar.

Amcası Ebû Tâlib tarafından himaye edildiğinden kendisi bu tür eziyetlere uğramamakla beraber ashabının başına gelenlere son derece üzülen ve işkenceleri engellemeye de gücü yetmeyen Resûl-i Ekrem bir grup müslümanın Habeşistan’a gitmesine izin verdi. (Bunlar orada kalıcı olmadılar geri döndüler)

İslâm âlimleri bu devrede Medine’ye hicretin farz, daha sonra oradan ayrılmanın ise haram olduğu görüşüne varmışlardır. İslâmiyet güç kazanıp, müslümanların bulundukları bölgelerde kendilerine yapılan baskılar ortadan kalktıktan ve dinin esaslarını kolayca öğrenme imkânı doğduktan ve nihayet Mekke fethedildikten sonra hicret bir zorunluluk olmaktan çıkarılmıştır.

II- GAYRİMÜSLİM BİR TOPLUM İÇİNDE İSLAMİYET'İ KABUL EDENLERİN VEYA DÜŞMAN İSTİLASINA UĞRAYAN İSLAM ÜLKESİNDEKİ MÜSLÜMANLARIN HİCRET AÇISINDAN DURUMU:

Konuyu Kur'an ayetleri ve Peygamberimizin uygulamaları ışığında tartışan İslam alimleri, Mekke dönemine benzer şartların oluştuğu gayrimüslim bir ülkede bulunan Müslümanların veya yeni Müslüman olan kimselerin bulundukları yerde dini yaşama imkânı bulamıyorlarsa İslâm ülkesine göç etmelerinin farz olduğu, yaşlılar ve hastalar gibi göç etmeye güç yetiremeyenlerin bundan müstesna olduğu (Nisa 4/98, 99), öte yandan baskı ve zulüm bulunmadığı hâllerde ise ibadet etme, aile kurma, çocuklarına dini öğretme ve helal kazanç elde etme imkânı bulabiliyorlarsa orada kalabilecekleri söylenmiştir.

Hicret karşılaşılan güçlükler sebebiyle bir yerden diğerine göç etmek kadar, Allah’ın emirlerine uyma ve yasaklarından kaçınma şeklindeki özüyle de önem kazanmaktadır. “Gerçek Müslüman, elinden ve dilinden bütün Müslümanların (insanların) emin olduğu kişidir. Gerçek muhacir de Allah’ın yasaklarından uzak duran kimsedir” (Buhârî, “Îmân”, 7; Müslim, “Îmân”, 71) mealindeki hadis, hicretin nihaî gayesini ve gerçek ruhunu ifade etmesi bakımından dikkat çekicidir.

Gayrimüslim bir ülkede bulunan Müslüman azınlıkların kendidinî ve kültürel kimliklerini koruyarak güven ve barış içinde yaşayacakları şartları oluşturmak, Müslüman ülkelerde bulunanların da İslâm’ı yaşama konusunda karşılaştıkları zorlukları aşmaya çalışmak şeklinde bir sorumluluğu bulunmaktadır.

Hicretin zorluklar karşısında pasif bir kaçış değil; İslâm’ı öğrenme, yaşamak için yeni imkânlar arama ve yeni şartlar oluşturma yolunda etkin bir çaba olması, onu maddi ve manevi mücadele anlamında cihat kavramıyla bütünleştirmektedir. 

Ameller niyete göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Resûlü için hicret ederse hicreti Allah ve Resûlünedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir” (Buhârî, “Bed’ül-vahy”, 1) hadis-i şerifi ise bütün ibadet ve davranışlarda olduğu gibi hicretin de sadece Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla yapıldığı takdirde makbul olacağını vurgulamaktadır.”
TÜBİTAK ANSİKLOPEDİ (Prof. Dr. Casim Avcı)

III-HİCRET VE İSLAM TARİHİNDEKİ YERİ:

“Hicret” bir beldeden diğerine iş bulma veya daha iyi yaşam şartlarına kavuşma vb. gibi bir göç hareketi değildir. Zira Hz. Peygamber hicreti "göçebe olmayan (yerleşik) bir kimse için felaketlerin en büyüğü" olarak tavsif eder. (Nesai, Sünen, Bey’at, 12 (4172) c.7 s. 144)

Belki “Hicret”; dini yaşamak, yaşatmak, neşretmek ve yeni bir İslam topluluğu oluşturmak ve oluşan bu toplumu sayıca çoğaltarak koruma ve destekleme hareketidir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.) ashabını hem hicrete teşvik etmiş hem de hicret etmeyenler hakkında müeyyide getirmiştir. Bu sebeple de hicret "her inanan kimseye" FARZ” ilan edildi.

Hz. Peygamber (s.a.): "Bir müşrik, Müslüman olduktan sonra hicret edip müşriklerden ayrılmadıkça Allah onun hiçbir amelini kabul etmez" (Sanani, Subulu’s-Selam, 4/ 85) buyurdu. Bu hususu te'yid eden Kur'an-ı Kerim: "...İman edip de hicret etmeyenlere ise, hicret edecekleri zamana kadar, sizin onlara hiçbir şey ile velayetiniz yoktur..." der. (Enfal, 8/72)

Mekke’nin fethiyle birlikte Rasulullah Mekke ve havalisinden Medine'ye olan hicreti ilga etti. (Müslim, İmaret 20 (1863) c.2 s.1488; Nevevi, Şerhu Müslim, 13/ 8).

Ancak umumi manada hicret devam etmektedir. Zira Mekke Fethi'nden sonra, hicret, belli bir hâdise değil, bir kavramdır. Her an, her yerde ve her asırda kıyamete kadar baki kalacak bir mananın kavramsal ismi olmuştur. Öyle bir kavram ki, ferdî bazda, dini yaşayışı arama, umumi manada da, dini takviye ve kurtarma gibi iki mühim hakikati içinde barındırdığı için son derece övülerek, imandan sonra en faziletli amel derecesine yükseltilmiştir.. O dereceye ulaşmak ve ondan bir pay alabilmek için sahabeden bazıları araya şefaatçiler koymuşlardır. Fakat bu Peygamberimizce kabul edilmemiştir. "Hakiki muhacir, Allah'ın yasakladığı şeylerden kaçan, onları terk eden kimsedir." (Buhari, Sahih, İman, 4 c.1 s. 8-9;). Diğer bir hadisinde "Hicret ikidir, biri kötülüklerden hicret, diğeri de Allah ve Resulü'ne hicrettir" buyurmuştur. (İbnu’l-Esir, Usdu’l-Gabe, Daru’l-Fikr, Beyrut 1994, c. 4 s 47).

Aynı mana başka rivayetlerde daha farklı ifadelerle tebliğ ve te'yid edilmiştir: "Hakiki muhacir, hata ve günahları terk edendir." (8 İbnu Mace, Sünen, Fiten, 2 (3934) c.2 s. 1298).

"Hakiki muhacir, Allah'ın üzerine haram kıldığı şeyleri terk edendir" (Ebu Davud, Sünen, vitir, 12 (1449) c. 2 s. 146; Müsnedi İmam Ahmed, 3/ 412).

Hicret, herkes için her zamanda ve her mekanda mümkün ve vakidir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v. ) şöyle buyurmuşlardır: Füdeyk Ebu Beşir ez-Zebîdî (r.a.) Resulullah'a gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! İnsanlar zannediyorlar ki, hicret etmeyen helak olmuştur, (bu doğru mu?)" diye sorar. Resulullah şu cevabı verir: "Ey Füdeyk! Namazı kıl, zekatı ver, kötülüklerden hicret et, ondan sonra yeryüzünde de dilediğin yerde otur!". (İbnu’l-Esir, Usdu’l-Gabe, Daru’l-Fıkr, Beyrut 1994, c.4 s 47).
(Tahir Tural-DİYK Üyesi)

IV-BİR FETVA:

Soru: Bir Müslümanın, Müslüman olmayan ülkede yaşaması caiz midir?

Cevap: Müslümanın, Müslüman olmayan ülkeye gidip orada yaşamasının câiz olması, İslâmî sorumluluklarını yerine getirmesi, gayri müslimlerin âdet ve alışkanlıklarından uzak kalması şartına bağlıdır.

Şayet bulunduğu yerde İslâmî örf ve ananelerini rahatça yaşıyor, ibadet ve mükellefiyetlerini kolayca yerine getiriyorsa, çevresine örnek oluyor, İslâm'ın güzelliğini gösteriyor demektir. Bu takdirde bulunduğu yerde kalması, örnek hayatını devam ettirmesi câizdir.

V. İSLAM HUKUKU BAKIMINDAN GAYRİMÜSLİM ÜLKELERE HİCRET :

Mekke’nin fethiyle Arap Yarımadası’nda tam bir hakimiyet kuran Müslümanlar için artık hicret bir zorunluluk olmaktan çıkmıştır. Bundan sonra hicret, dâru’l-harbda bulunan ve çıkmaya gücü yeten Müslümanların oradan ayrılarak dâru’l-İslama göçmeleri şeklinde anlaşılmıştır. Bu anlamda hicretin kıyamete kadar devam edeceği konusunda ulema ittifak etmiştir. (el-Mevsuatü’l-fıkhiyye (mv.f.), “Hicret” md., XLII, 184; Ahmet Özel, “Hicret”, TDV İslam Ansiklopedisi, (DİA), XVII, 464.).

Dolayısıyla bulundukları yerde inançlarını açığa vuramayanların, dinin emirlerini gereği gibi ifa edemeyenlerin bütün bunları yapabileceği bir yerin bulunması durumunda güç yetirebiliyorsa oraya hicret etmeleri farzdır. Güç yetirebildikleri halde bulundukları yerde kalmaları ise haramdır. “İman edip de hicret etmeyenlere gelince, onlar hicret edinceye kadar sizin onlara hiçbir şeyle velâyetiniz yoktur.” (Enfâl 8/72) mealindeki ayetle, imkânları olduğu halde hicret etmeyenleri kınayan "Allah’ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!" (Nisa 4/97) ayeti buna işaret etmektedir. Diğer taraftan “gücü yetenlerin farzları yerine getirmeleri bir zorunluluk olmakla birlikte farzların kendisiyle tamamlanabileceği şeyler de farzdır.” (Ebu Hamid Huccetülislam Muhammed b. Muhammed Gazzalî, el-Müstasfa min ilmi’l-usul, Beyrut: Dâru’n-nefais, 2011, I, 204) kaidesi gereği bulunduğu yerde farzları yerine getirmeyen kimse için bu imkânın olduğu yere hicret etmek farz olur.

Hicretin gayesini dikkate alarak gayrimüslim ülkelere hicreti meşru kılabilecek sebepleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1. Gayrimüslim ülkelere hicreti mubah kılabilecek durumların başında zaruretler gelir. Dini, canı, malı, nesli ve aklı koruma gibi zaruri veya zaruret menzilesinde sayılabilecek hâcî maslahatlar söz konusu olduğunda bir Müslüman, Müslümanlarla fiili harp halinde bulunmayan küfür diyarına gidebilir. Bu gibi durumlarda “Zaruretler kendi miktarınca taktir olunur.” (Mecelle-i Ahkâmi Adliyye, haz. Ali Himmet Berki, Hikmet Yayınları, İstanbul, 1982, md., 21) külli kaidesinin önemli bir sınırlandırıcı ilke olduğu gözden ırak tutulmamalıdır. Ayrıca böyle bir hicretin meşruiyeti “Bir özür için caiz olan şey, o özrün zevaliyle bâtıl olur.” (Mecelle, md., 23) ilkesi gereği zorunlu durumların varlığıyla sınırlıdır. Bu zorunlu durumların başında Ebu Hanife’nin de hicret için işaret ettiği “güven ve emniyet” durumunun kalmaması gelmektedir. Nitekim bulunduğu ülkede, baskı ve zulüm sebebiyle canı, malı ve dini hayatı tehdit altında olan kişi için hicretin bir zorunluluk olduğu aşikârdır.

2. Birinci maddede belirtilen gerekçenin devamı olarak zorunlu durumlarda gayrimüslim bir ülkeye gitmenin meşruiyeti gidecek başka bir İslam ülkesinin bulunmamasına bağlıdır.

3. Gayrimüslim bir ülkeye hicreti meşru kılacak en önemli sebeplerden biri de İslâm’ı tebliğ etmek olsa gerekir. Ama bu görevin yapılabileceğinden emin olunmalıdır.

4. Her ne kadar tam olarak ne kastedildiği fukaha tarafından ifade edilmemiş olsa da “dinin izhar edilmesi” küfür diyarına göçün veya orada ikametin meşru bir gerekçesi olabilir. Zira dinin izhar edilmesinden sadece namaz ve oruç gibi ibadetlerin serbestçe yapılabilmesi anlaşılabileceği gibi ezanın okunması ve namazın cemaatle kılınması ya da daha geniş manada İslam hukukunun uygulanması da anlaşılabilir. (Bkz. Arangül, “Gayrimüslim Hâkimiyeti Altında Yaşamanın Fıkhî Açıdan İmkânı Üzerine”, s. 451-452.)

5. Müslüman toplumların kalkınmasını sağlamak amacıyla modern bilim ve teknolojiyi öğrenip İslam ülkesine taşımak için bu ülkelere gitmenin yalnızca mubah değil bütün ümmetin maslahatı için aynı zamanda gerekli olduğu da açık bir gerçektir. Ancak böyle durumlarda “Zarar-ı ammı def için zarar-ı has ihtiyar olunur.” (Yani: Genel zararı önlemek için özel zarara katlanmak tercih edilir(Mecelle, md., 26) ve “Zarar-ı eşed zarar-ı ehaf ile izâle olunur.” (Yani: Bir zarar, derece olarak daha hafif olan zarar ile giderilir.(Mecelle, md., 27) kaideleri dikkate alınmalı ve maslahatın varlığından ve mefsedete (bozulmaya sebebiyet veren, fesat ve zarar içeren) göre daha baskın olduğundan emin olunmalıdır.

6. Dinî, siyasî ve askerî birtakım maslahatları sağlamak, ticarî ilişkileri geliştirmek, iş ve çalışma imkânları bulmak da böyle bir hicretin meşru gerekçesi olabilir. (Selkînî, el-Hicretü ve ahkâmuha, s. 192-193.)

7. Hicret eden kişi, kendisinin ve beraberindeki aile efradının gittiği yerde fitneye düşme, gayrimüslimlerin inanç ve adetlerinden etkilenme, itikadının ve ahlakının bozulması gibi tehlikelerden emin olmalıdır. (Selkînî, el-Hicretü ve ahkâmuha, s. 192-194-195.).

Nihayetinde bütün bu gerekçeleri bir hicret sebebi kılacak unsurun ise kişinin niyeti olduğu da unutulmamalıdır. Yani her ne gerekçeyle hicret etmiş olursa olsun kişi bu durumun geçici olduğunu bilmelidir. Çünkü asıl olanın kişinin kendi vatanında Müslümanlarla birlikte yaşamasıdır.
(Dr.Ahmet EKŞİ):

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ 
blog adresindedir.
1.Göç, göçmen, sürgün, mülteci, muhacir...230423
2.Sürgün-1864 (Özür, Tazminat ve Hakların İadesi) 270522
3.Göçün geride bıraktıkları! 050721
4.Sürgün (Kafkas) sonrası analizi ve yapılabilecekler 2015-2016



10 Kasım 2024 Pazar

KATKI 101124:

Hayata olumlu bir katkımız olsun diye, "katkı" ile ilgi bazı notlarımız, gözlem, tespit ve önerilerimizi bu yazımıza konu ettik. Yazıda "katkı"  kelimesini "bir işin yapılmasına, gerçekleşmesine emek, bilgi, para vb. ile katılma; yardım, pay" anlamında kullandık. Olumlu yöndeki tüm çabalar ile olumsuz olan hal tavır ve davranışları önleyecek çabaları da kastettik. Toplum olarak genelde şikayet eden ama, çözüme katkı sunmaktan imtina eden bir toplumuz! Bunu tersine çevirmek herkesin yararınadır. Bunun için de "katkı" sunmak istedik.

2024:
1.İnsanlık ve savaş suçu işleyen İsrail'e karşı Güney Afrika Cumhuriyetinin cesur ve onurlu çıkışını takdir ediyorum. Desteklenmelidir, katkı verilmelidir, insanlık ve savaş suçu işleyenler mutlaka cezalarını çekmelidirler.

2.Olaylara; makro açıdan analitik yaklaşarak, araçtan çöp atmayarak, piknik yerlerini çöpe boğmayarak, çöpleri çöp kutusuna atarak, kalkınma yönünde; çalışarak, maddi, manevi, fikri vb her alanda üreterek, hoşgörü yanında nezaketi koruyarak, Ülkeye Bir Katkım Olsun.

3.Olumlu olmak, olumlu düşünmek ve olumlu bakış açısının, insana katkı sağladığını, kendisini ve çevresini pozitif kıldığını, insanın kalkınmasını, gelişmesini ve ilerlemesini sağladığını unutmayalım.

4.Çalışan, üreten, çabalayan, eser ortaya koyanlara bir kulp bulanlar; lütfen siz de bir şeyler üretin, bir çabanız, bir faydanız, kalkınmaya olumlu bir katkınız olsun.

5.Çevrenizdeki olaylara; yapıcı ve çözüme katkı sunan tepkiler verin. Çevrenizdeki olumlu olaylara destek tepkileri verin. Böylece olumlu davranışlar ve olumsuz davranışlardan fazla olsun.

6.Belediyeler; güvenli, kaliteli ve konforlu toplu taşımacılığa öncelik vermelidirler. Bu tercih trafik ve park problemine de katkı sağlar. Ancak maalesef normal zamanda arıza veren, kaza yapan, yanan; yağmurda ilk aksayan toplu taşıma araçları olmaktadır.

2023:
7.İnsan muhasebesini yapmalıdır; işgal ettiği her koltuk ve her makama veya taşıdığı her unvan ya da etikete KATKI mı sunuyor, yoksa MALİYET mi yüklüyor? Katkı sunmalıdır.

8.Mazlumun yanında, zalimin karşısındayız! Orantısız savaşa hayır! Savaşa değil çözüme katkı sunmak gerekir!

9.Hal, tavır, söylem, eylem ve davranışlarımız; Ülkeye, topluma, dünyaya, insanlığa "bir KATKI sunsun".

10.Rabbim, çalışan, üreten ve kalkınmaya katkı sunanların yâr ve yardımcısı olsun, yalan, algı ve mandacı zihniyete fırsat vermesin!

11.Ülke akademisyenlerden; keşif, icat, katkı bekler! "2022'de akademisyen sayısı:184.702. Bunların 32.185'i profesör, 20.144'ü doçent, 41.484'ü doktor öğretim üyesi, 38.392'si öğretim görevlisi, 52.497'si araştırma görevlisi olarak çalışıyor." (Kynk:YÖK).

12.Ülkeye, Ülkenin sağladığı imkanlar ile edindiği zihni ve maddi sermayeyi alarak Ülkeyi terk edenler değil, çalışarak üreterek Ülkeyi güzelleştirme çabasında olan beyinler lazım. Zira onların gayreti kalkınmaya gelişmeye refaha katkı sağlar, terk edenlerin değil!

13.Suriye iç savaşında çokça eleştirdiğim Türkiye'nin TV'lerini Gazze konusunda tebrik etmem gerekir, gerçeklerin ortaya çıkasında katkıları vardır.

14.İş hayatında; çalışmak, üretmek, katkı sunmak, ortaya ürün çıkarmak amaç olmalı, istihdam olmak, bir iş, şirket sahibi olmak, bir etiket almak vb... ise araç olmalıdır!

15.İş sahibi olan herkes, "ben, bu gün ne ürettim, ne katkı sundum, ne fayda sağladım, kazancımı hakkettim mi?" gibi soruları kendisine sormalı ve cevaplar olumsuz ise olumluya çevirmeye bakmalıdır!

Misal; üretmeyen iş sahipleri, gizli işsizler, çalıştıkları (!), yönettikleri (!), kuruma katkı değil sadece maliyet yüklerler,

İşe gidip, bir işin ucundan tutar gibi yapıp hiç iş üretmeyenlerin katkıları sıfırdır, aslında gerçek manada hak edişleri de sıfırdır!

16.Maalesef deprem felaketinde de; katkı sunmayanlar, yalan söyleyenler, algı oluşturanlar, ihmali olanlar, suçlular da aynı şeyi yapıyorlar, yani sadece suçluyorlar!

17.Özlemimdir; "kalkınmış insan", "kalkınmış toplum", "kalkınmış devlet" ve buna herkes katkı sunabilir, sunmalıdır da!

18.İnsan öncelikle kendisini, kendi varlığına katkıda bulunan şeyleri sever.

19.Din sadece akıl ve zihin ile anlaşılmaz. Onun anlaşılmasında kalbin de büyük katkısı ve payı vardır (İhya).

20.Sivas'ta iki üniversite bulunmaktadır; Cumhuriyet Üniversitesi ile Bilim ve Teknoloji Üniversitesi. Özellikle saha çalışmaları ile ülkeye ve Sivas'a katkı sunmaları beklenir.

21.Maddi ve manevi kalkınmayı tamamladığımızda, emperyalistlerin, ABD'nin, Batı'nın bu tür oyunları artık işlemeyecek, terör örgütleri de kalmayacak herkes aklıselim dairesinde işiyle uğraşacak kalkınma ve refaha katkı sağlayacaktır.

22.AB’nin oyalayıcı tutumunun ülkenin kalkınmasına olumlu ve tetikleyici katkısı olmasını dilerim.

23."Mülteci istemiyoruz!" diye bağıran bu konuda Akdeniz'i mezarlık haline sokan AB ülkelerinin de katkı sunmaları beklenir!

24.Ülkeye hiç bir katkısı olmayacağı çok açık olan insanları, sürekli gündemde tutan ve alternatif gibi sunan güçlere, "her halde dalga geçiyorlar" diyerek kızıyorum! Ama bu dayatmaya inanan kitleyi görünce de üzülüyorum!

25.40 yıldır devam eden terörün bitirilmesinde önemli katkısı olan İHA SİHA"lar ile JÖH ve PÖH'ün bağlı olduğu kurumların hedef seçilmesi manidardır!

26.Altılı muhalefetin yapmak istediği, 2018 de yaptığının aynısı! Yani plan ve proje vb ile yarışarak değil de, rakibine kaybettirerek kazanmak derdinde! Bu tavır doğru değil! Ülkeye ve topluma bir katkısı olmaz! Doğrusu aday, proje, programla, yapacaklarınla yarışmaktır!

27.Hazırlık (proje) olmayınca kimin aday olduğu da çok önemli değil, çünkü önce sağlam temel lazım. Kaldı ki, kazansalar dahi, korkarım sadece sermayeden yiyecekler, ülkeyi kalkındıracak refaha götürecek katkı sunacak çabaları görülmeyecek! Aynı bazı belediyeleri gibi!

28.Muhalefet proje üretemiyor, çoğu zaman toplumun değerleriyle çatışıyor, kalkınmaya katkı sağlayacak ciddi bir çıkışları olmuyor, vizyon yok. Böyle giderse belki iflas! hatta konkordato! Olabilir!

29.Kendi çabası, gayreti, vizyonu, liyakati ile değil de, rakibinin bir şekilde devreden çıkması ile ipi göğüsleyen, yarışı başarılı bir şekilde kazanmış sayılmaz, kazansa dahi kalkınmaya bir katkısı olmaz. İnanarak, proje üretmek, çalışmak, yorulmak gerek.

30.Sürekli algı oluşturmak ve bunun gerçek olmadığı ilgililerce ispatlanınca, yeni algılarla bunu sürekli tekrarlamak, siyaset yapmak değildir, doğru da değildir! Bezdiricidir! Algıların kimsenin refah artışına da bir katkısı yoktur!

31.Dün aynı kapı aparatı için üç ayrı satıcının verdiği fiyatlar; 75 tl, 30 tl ve 150 tl. Bu kadar fark olmaz, fiyatlarda keyfilik devam ediyor! Piyasa istikrarı için satıcılar da katkı sunmalı! Kimse kendi ayağına sıkmamalı!

32.Piyasanın istikrara kavuşmasına katkısı olan ticaret erbabına ödül, plaket ve yatırım, vergi ve işlemlerinde kolaylıklar getirilerek vb şekillerde teşvik edilmesi piyasayı düzeltici ve istikrarı sağlayıcı etkiler sağlayacaktır.

33.Ülkeye pek çok eser kazandıran ilmi siyaset dehası Sultan Abdülhamid'i kim sevmez? Biz üretenleri, ülkeye katkı sunanları severiz.

2022:
34.İlk milli firkateyn suya indi. Katkısı olan herkesten Allah razı olsun. Bu güne kadar niçin üretilmedi? Oysa ürettikçe kalkınırız.

35.Ülke kalkınırsa, bu gün gündem olan ve topluma katkı sağlamayan pek çok konu (slogan, dizi, film, parti, STK, vb) kendiliğinden ortadan kalkacaktır. O halde geliniz gayretimiz, maddi ve manevi alanda kalkınmayı tamamlamak yönünde olsun.

36.İyi bir eğitim alan çocuk hayatı boyunca topluma faydalı, katkı sağlayan, yük bindirmeyen ve kalkınmayı sağlayan bir fert olurken, eğitilmeyen veya iyi eğitilmeden yetiştirilen çocuğun ise hayat boyunca topluma yük bindiren, zarar veren bir fert olma ihtimali yüksektir.

37.Kafkas cumhuriyetleri kendi aralarındaki sosyal, ekonomik ve kültürel ilişkileri en ileri düzeye taşımalıdırlar. Tüm Kafkas kökenliler de bu ilişkilerin kurulmasını engelleyecek, kurulmuş ilişkileri zedeleyecek söylemlerden kaçınmalıdırlar. Tam aksine bu ilişkileri arttırmaya katkı sunmalıdırlar.

38.Ev hanımları, ekonomiye, işe gidip iş üretmeyen veya gizli işsizlerden çok daha fazla katkı sağlıyorlar.

39.Ailede huzursuzluk söz konusu olduğunda eşler veya aile üyeleri tepki veya yaptırım yada ilgiyi başka şeylere yöneltme cinsinden bazı davranışlar sergilerler. Bu davranışlar huzura katkı sağlamadığı gibi huzursuzluğun artmasına da sebebiyet verir.

40.İnsanlar yapabileceklerini değil, yetki ve erki başkasında olan konuları, yani kendilerinin yapamayacakları konuları konuşuyorlar! Kalk bir ağaç dik! İki bitki yetiştir! İş üret! Bir katkı sun!

41.Her üretim, yatırım ve kalkınma hamlesine, muhalefet veya muhaliflik yapanların şunu anlaması lazım; Ülkenin birinci önceliği (maddi ve manevi olarak) kalkınmadır. Ona katkı verelim, herkesin yararınadır!

42.Sadece Cumhurbaşkanı ve bir kaç bakan değil, tüm bakanlar, milletvekilleri, bürokratlar ve muhalefet ülkenin kalkınması için çalışmalı, üretmeli, katkı sunmalı! İktidar ve muhalefette de; eyyamcı, çalışmayan, ehil olmayan ve üretmeyenler ise liyakat ehli ile değiştirilmeli!

Topluma sadece maliyet yükleyen ve herhangi bir katkı sunmayan, hayatın her alanındaki (sanat, siyaset, bilim, akademi, spor, bürokrasi vb)   eyyamcı (günü gün eden, üretmeyen) insanlara prim verilmemesi, dolaylı da olsa kalkınmaya bir katkıdır.

43.Kurumlarda (kamu, özel, banka, KİT, İDT vb), "fonksiyonel olmayan", "yönetim kurulu üyelikleri" ve "üyeleri" gözden geçirilmelidir. Fonksiyonel olmayan, üyelikler lağvedilmelidir. Kuruma hiç bir katkısı olmayan, konu ile ilgili liyakati olmayan üyeler de üyeliklerden alınmalıdır.

44.Tüm ekonomi aktörleri (tacir, tüccar, üretici, tüketici vb), ekonomi ile ilgili tüm çevreler (bakan, bürokrat, akademisyen vb), enflasyonun düşürülmesi için çaba göstermeli ve çözüme katkı sunmalıdırlar!

45.İyi insan, suya sabuna dokunan ve adaleti tesis edenlerdir, hakkı gözetenlerdir, işini iyi yapanlardır, işleri iyi yaptıranlardır, ülkenin ve toplumun kalkınmasına katkı sağlayanlardır, işin bir ucundan tutanlardır.

46.Pek çok akademisyenin, ekonomistin paylaşımına bakıyorum, çözüm ve ülkenin önünü açacak bir öneri içermediği gibi, olumlu da değil! Klasik ezber tekrarı; faizi yükselt gibi! Oysa hepimizin derdi kalkınmayı tamamlamak için bir katkı sunmak olmalıdır!

47.Isparta Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, milli mücadelede önemli katkıları olmuş bir cemiyettir. Karar Defteri 1919 da tutulmaya başlanmıştır. İşgal aleyhinde mitingler düzenlemiş protestolar çekmişlerdir.

48.Gerçek tarihi bırakıp algı üzerinden, "dar anlamda paslaşma ve sataşmalar" topluma katkısı olmayan kısır bir döngüdür, mutlu körlüktür, “kendi çalar kendi oynar” cinsinden.

49.Kendisine, ailesine ve topluma katkısı sınırlı ve hatta sıfıra yakın olan insanların; ülkeyi, İslam'ı, insanlığı, dünyayı vb kurtarmaya dair fikir ve paylaşımları hayret verici! 

Oysa iktisat bilimi “Kişi Kalkınırsa Ülke Kalkınır” diyerek bu konuda uyarı yapmış!

50."Adıye Kültürü" isimli kitabımızın tanıtımını yapan KAFFED'e, çalışmayı yapan Yemuz Nevzat Tarakçı'ya, imza günü düzenleyen "Şamil Eğitim ve Kültür Vakfı"na, "Şimali Kafkas Derneği"ne, okuyuculara, katkı sunan herkese çok teşekkür ediyorum. Kitabın faydalı olması ve yazacaklara vesile olması dileğiyle.

51.Biri bir şey yapsın da eleştireyim anlayışını terk et! Sen de bir şey üret, bir katkı sun.

52.Macron sen kendi ülkenle ilgilen, mesela; Fransızların refahını arttıracak projeler geliştir. Avrupa Birliğinin gelişmesine katkı sun. Savaş ekonomisine değil, barışa ve dünya ticaretini arttırmaya kafa yor.

53.Üniversitelerimizi iyileştirmeyi öneririm, böylece, biz talebe göndereceğimize dışarıdan binlerce talebe gelir. Zira Tanzimat'tan beri dışarıya talebe gönderiliyor ve kalkınmaya katkısı konusunda fayda/maliyet analizi yapılmalı!

54.Her bir şeyi bahane ederek, İslam'a ve Müslümanlara saldıran Ülkenin diğer insanları, siz neye inanıyorsunuz? Yanlış hedef seçiyor ve konuları saptırıyorsunuz! Şikayetiniz hangi işle ilgili ise ona yönelin, çözümüne bir katkı sunun!

55.Maalesef, bürokraside ve siyasetteki bazı insanlar, gündüz yanan lambalar gibidir. Topluma hiç bir katkı sağlamazlar sadece enerji(nizi) tüketirler. Şayet arıza var mı, işe yarar mı diye deneniyorsa süreyi kısa tutmak gerekir!

56.Türkiye, Pakistan ve Afganistan üçlü toplantısı, başta Afganistan olmak üzere bölgedeki barışı temin etmeye katkı sağlayacaktır. Çünkü BM etkisiz kalıyor.

57.Barış, kardeşlik ve dostlukların geliştirilmesi, insanlığın huzuruna katkı sağlar. Dürüst ve samimi yönetimlerle dünya barışının temini zor değildir. "Dünya Barış Günü."

58.Sosyal medyada bazı kıt akıllıların yapacağı en doğru şey "ya olumlu bir katkı sunmaları, ya da susmalarıdır." Aksi halde zarar veriyorlar.

2021:
59.İşimizi en iyi şekilde yaparsak kalkınmaya katkı sağlamış oluruz.

60.Coğrafi keşiflerde bulunan ülkeler keşfettikleri yerlere insanlık adına bir katkıları olmamıştır. Tam aksine keşfettikleri topraklar üzerinde yaşayan insanlara huzursuzluk ve zulüm götürmüşler, yağmalamışlar, altınlarını almışlar, insanları katletmişler ve köleleştirmişlerdir.

61.Muhalefet proje üretmiyor! Toplumun değerleriyle çatışıyor, kalkınmaya katkı sağlayacak ciddi bir çıkışları yok, vizyon geniş değil!

62.Hayatımızdaki boş işleri, boş konuşmaları terk edelim! Zira bize, hiç kimseye ve hiç bir şeye bir katkısı yoktur!

63.Sadece şikayet etme, katkı sun! Hayatını ona, buna, devlete, yöneticilere, kurumlara, amire, memura, eşe, dosta, komşuya, çocuğa, ebeveyne vb kızmakla geçirenler; bırakın bunları, şikayetlerinizi bitirmek istiyorsanız bir işin ucundan tutun, mesela iyi bir çocuk yetiştirmeye bakın, iyi bir insan olmaya bakın!

64.İşe giden herkes; mesainin kaç saatini işle uğraşarak geçirdim? Bunun çıktısı ne oldu? Ne ürettim? Benim işe gelmemin üretme bir katkısı var mı? Yoksa sadece maliyet mi yüklüyorum? Gibi soruları kendisine sormalıdır.

65.Piyasadaki olumlu gelişmelere rağmen, haberlerde veya tartışma programlarında (çoğu ekonomist) negatif yorum yapanların, bu tavırlarını ahlâki, etik bulmuyorum! Söylediklerinin vebali var! Piyasa bozucu etkisi var! Susmak veya katkı sunmak varken!

66.Merhum Necmettin Erbakan, dönemdaşlarına göre çok daha fazla bilgi, proje yüklüydü. Maalesef onun üretim faaliyetleri de, ülkede yerli üretimi her zaman engelleyen ama görünmeyen lobilerce, laiklik bahane edilerek engellendi. Yine de yerli üretime çok katkısı oldu, Rabbim rahmet eylesin.

67.Bazı paylaşımlar sürekli başkalarına endeksli, kendisinden bir katkı yok. Tıpkı, hiç vergi ödemeden tümünü yansıtan tüccar gibi.

68.İş hayatında; ne kadar rahat olduğu, ne kadar az iş yaptığı vs gibi üretimsizliklerle değil, ne kadar iş, katkı, fayda sağladığıyla övünmeli insan.

Aldığını hak etmeli, hak etmediğini almamalı. Esasında alınan ve alınmaması gerekip alınan her bir ücretin, keza yapılan ve yapılması gerekip yapılmayan her bir işin sorumluluğu var! Sorumluluk ateşten gömlektir! Hesabı var! Vebali var!

2020:
69.Ben yine bir hatırlatma yapayım, siz, siz olun bir iş yapacağınız zaman önce Allah (cc)’a sonra kendinize güvenin, katkı sağlayan olursa ne ala!

70.Bir insana iyi diyebilmek için onun insanlara, insanlığa ve topluma olumlu katkısına ... bakmak gerekir.

71.Senelerce ülke kalkınmasına hiç bir katkısı olmayacak şekilcilikle uğraşıldı, ürünler hatta davranışlar sadece ya batıdan ithal edildi veya batı taklit edildi.

72.İlgili tüm taraflara tasarrufun, kaynağın üretime gitmesini sağlayacak bir model, yapı oluşturmaları içim çağrı yapıyorum: “Bu konuda ÜNİVERSİTELERİMİZ'İN (iktisat, ekonomi, yatırım, işletme vb fakülte ve bölümleri), İKTİSADİ STK'larının (TOBB ve üyeleri, KESK ve üyeleri gibi), DÜŞÜNCE KURULUŞLARI'nın da katkı sağlaması beklenir.”

73.Kalkınmaya katkı sunan, hizmetleri ile ön plana çıkan belediye başkanları tercihimdir.

74.Otuz yıldır çözülemeyen Karabağ sorunu çözülünce, Macron niye ortaya çıkmaya çalışıyor? Ayrıca Minsk grubu Karabağ konusunda şimdiye kadar ne yaptı, çözüme ne katkı sundu?

75.Üniversiteler daha fazla sahaya inmeli ve toplumun hayatına, gelişmesine, kalkınmasına daha fazla katkı sunmalıdırlar. Çok şey tekrar ve güncel olmayan teorik bilgiler veriliyor gibi. Durağan değil, araştırmacı ve dinamik üniversiteler kalkınmaya katkı sağlar.

2019:
76.Yapımcılar, senaristler, oyuncular vb yanı sıra, seyirciler ve izleyiciler de tv yapımları konusunda sorumlu davranmalı, maddi ve manevi kalkınmaya katkı sağlamalıdırlar.

2017:
77.Çevre ve ailelerin yapıcı katkı sunmaları evlilikleri kolaylaştıracaktır.

78.Fazladan alınan her evin, her dairenin betonlaşmaya katkı sağladığını unutmayın!

2016:
79.
Hızlı kalkınma ve gelişme için bırakabilme kültürünü yerleştirmeliyiz! STK başkanları, siyasiler vb. işgal ettikleri koltuklara artık bir katkı sunmuyorlar ise bırakabilmeli, usandırmamalı. Bıraka(bile)nlar ise bilgileriyle ağabeylik yapmalı, tecrübeleriyle katkı sunmalıdırlar.

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ 
blog adresindedir:

1.İŞ HAYATI, 200823
2.Analizler-III (kalkınma) 111221
3.Sağlıklı Aile Kampanyamız (Bir Sosyal Deney) 270520






İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet ed...