13 Ocak 2021 Çarşamba

Evliliğin Hal-İlmi 130121

Günümüzde evliliklerle ilgili gündemi, sağlıklı evliliklerin nasıl başlaması ve kurulması gerektiğinden ziyade, biten evlilikler ve boşanmalarda izlenecek prosedürlerin işgal ettiğini görüyorum. Önceliğin sağlıklı evlilik kurmaya verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü sağlıklı evlilikler ne kadar artarsa boşanmalar da o kadar azalacaktır. Zira bir iş ne kadar doğru başlarsa o kadar doğru neticelenir, keza ne kadar yanlış başlarsa yanlış neticelenme ihtimali yüksektir.

Bu sebeple evlilik öncesi yapılan iki hatadan bahsedip, akabinde evliliğin hal-ilmi çerçevesinde hareket edilmesi önerisini getireceğim.

Bu hatalardan ilki, evlilik öncesi yapılan abartılı maddi talepler ve/veya harcamalar, ikincisi ise eş adaylarından sadece birinin mutluluğunun aileyi mutlu edeceği beklentisidir.

İlk hata; evlilik öncesi veya sırasında yapılan abartılı maddi harcamalardır. Evlilikte “harcama kadar söz söyleme hakkım var.” düşüncesinin hayat bulması ve bu düşüncenin evlilikte eşlerin ilişkilerini olumsuz etkilemesi ihtimal dahilindedir.

Bu olumsuzluğun önüne geçmek akla gelen ilk tedbir, evlilik öncesi eş adaylarının istekleri yada istek olmasa da yapılan gönüllü harcamaların makul düzeyde tutulmasıdır.

Kaldı ki “Evlenmenin en hayırlısı, en kolay ve külfetsiz olandır” hadisi de bunu işaret etmektedir.

İkinci hata; eş adaylarının ikisinin ve dolayısıyla ailenin değil de eş adaylarından birinin genellikle bayanların isteklerinin karşılanması halinde evlilikte huzurun yakalanacağı algısının oluşturulmasıdır.

Harcama ve tüketmeyi teşvik eden bu materyalist yaklaşımda talepler; 1)beni eğlendirsin, güldürsün, espritüel olsun, 2)beni gezdirsin, havalı mekanlara götürsün, 3)pahalı hediyeler ve bir iki üç .. taşlar alsın, 4)sürekli sürprizler yapsın, 5)şusu busu, makamı, havası, etiketi, gücü vb olsun, 6)... 100)... 1000)...ne istediğimi bilmiyorum ama bilmediğim isteğimi de karşılasın... vesaire vesaire şeklinde sıralanır.

Sonu gelmez bu isteklerin tümünün yerine getirilmesi mümkün ve sürdürülebilir değildir. Yerine getirilenler de istenilen huzuru getirmez. Çünkü bu yaklaşımda, bir taraf ihmal edildiği gibi, evliliğin manevi yönü neredeyse tamamen ihmal edilmektedir, eksiktir.

Evliliğin hal-ilmi/ilmihali: Bu ve benzer pek çok hata, evliliğin hal-ilmi, yani evliliğin ilmihali çerçevesinde engellenebilir. Evlilik öncesi evliliğin hal ilmini bilmek ve ona göre hareket etmek bir avantajdır, bilinçli ve dolayısıyla sağlıklı bir evlilik yapma ihtimali artacaktır.

Zira evliliğin hal ilmi, makul olmayı, dengeyi ve sadece maddeyi değil manayı gözetmeyi, daha yetişme çağında bu konularda donanımlı olmayı, gönlü akılla kontrol etmeyi, evlilik çağında sağlıklı tercihte bulunmayı, evliliğin sadece maddi olarak değil ve manevi olarak inşa etmek gerektiğini, evlilikteki sınırları, hak ve yükümlülükleri, sorumlulukları ve evlilik hayatının nasıl sürdürüleceğini öğretir.

"Nasıl iyi bir eş olunur"un öğretilmesi ve öğrenilmesi evliliğin geleceğinin güvencesidir. Hatta bunlara nasıl iyi bir anne, nasıl iyi bir baba, nasıl iyi bir aile olunurun, nasıl iyi bir komşu olunurun vb nin ilave edilmesi, bunların da öğretilmesi ve öğrenilmesi fevkalade olur.










3 Ocak 2021 Pazar

Müslümanın Bilmesi Gereken 54 Farz 030121

Müslümanın Bilmesi Gereken 54 Farz 030121:
Farz; Allah’ın kesin olarak yapılmasını ve yerine getirilmesini istediği, yapılması kesin delillerle sabit olan emirlerdir.
Müslüman alimlerin, her müslümanın öğrenmesi, inanması ve tabi olması gereken farzlardan seçtiği 54 adet farz:
1- Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inanmak ve Onu hiç unutmamak.
2- Helalinden yiyip içmek.
3- Abdest almak.
4- Her gün vakti gelince, beş vakit namaz kılmak.
5- Hayzdan, nifastan ve cünüplükten gusletmek.
6- Kişinin rızkına, Allahü teâlânın kefil olduğuna inanmak.
7- Helalinden temiz elbise giymek.
8- Hakka tevekkül ederek çalışmak.
9- Kanaat etmek.
10- Nimetleri için, Allahü teâlâya şükretmek (nimetlerini emrolunan yerlerde kullanmak).
11- Kaza ve kadere razı olmak.
12- Belalara sabretmek (isyan etmemek).
13- Günahlardan tevbe etmek.
14- Allah rızası için ihlasla ibadet etmek.
15- İslam düşmanlarını düşman bilmek.
16- Kur'an-ı Kerimi dört delilden biri bilmek (Dört delil: 1- Kuran, 2- Sünnet,3- İcma 4- Kıyas).
17- Ölüme hazırlanmak, yani farzları yapıp haramlardan kaçarak imanla ölmeye çalışmak.
18- Allahü teâlânın sevdiğini sevip, sevmediğini sevmemek ve bundan kaçmak. (Buna Hubb-i fillah ve buğd-i fillah denir.)
19- Ana babaya iyilik etmek.
20- Gücü yetenlerin, imkanı nispetinde dinin emirlerini yaymaya çalışması (Marufu emir ve münkeri nehy etmek).
21-Akrabayı ziyaret etmek.
22- Emanete hıyanet etmemek.
23- Daima, Allah’tan korkarak, haramlardan, şımarıklık ve azgınlıktan sakınmak.
24- Allah’a ve Resulüne itaat etmek. (Yani her şeyi İslamiyet’e uygun yapmak)
25- Günahtan kaçıp, ibadet ile meşgul olmak.
26- Müslüman amirlere itaat etmek.
27- Âleme ibret nazarıyla bakmak.
28- Allahü teâlânın varlığını tefekkür etmek.
29- Dilini haram, fuhuş olan sözlerden korumak.
30- Kalbini dünyanın faydasız şeylerinden, zararlı isteklerinden temizlemek.
31- Hiç kimseyi alay etmemek.
32- Harama bakmamak.
33- Hep sözüne sadık olmak.
34- Kulağını fuhuş söz ve çalgıdan korumak.
35- İlim öğrenmek, farzları ve haramları öğrenmek.
36- Tartı, ölçü aletlerini, doğru olarak kullanmak.
37- Allahü teâlânın azabından emin olmayıp daima korkmak.
38- Allahü teâlânın rahmetinden, ümidini kesmemek.
39- Müslüman fakirlerine zekat vermek ve yardım etmek.
40- Nefsin haram olan isteklerine uymamak.
41- Aç olanı Allah rızası için doyurmak, Allah rızası için yedirip içirmek.
42- Yetecek kadar rızık (yiyecek, giyecek ve ev) için çalışmak.
43- Malının zekatını, ürünlerinin uşrunu vermek.
44- Âdetli ve lohusa halinde bulunan hanımı ile ilişkide bulunmamak.
45- Kalbini günahlardan temizlemek.
46- Kibirli olmaktan sakınmak.
47- Yetim çocuğun malını korumak.
48- Genç oğlanlara, şehvete sebep olacak durum ve hareketlerden uzak durmak.
49- Beş vakit namazı vaktinde kılıp, kazaya bırakmamak.
50- Allahu tealaya şirk koşmamak.
51- Zinadan kaçınmak.
52- Alkollü içki içmemek.
53- Boş yere yemin etmemek.
54- Haksız yere, zulümle yani gayrimeşru olarak başkasının malını almamak. Kul hakkından korkmak. (En önemli kul hakkı ve azabı en çok olan, akrabasına ve emri altında olanlara emr-i maruf yapmamak, bunlara din bilgisi öğretmemektir. Bid'at sahibinin, Ehl-i sünnet itikadını değiştirmesi, dini, imanı bozması da böyledir.)










Müslümanın Bilmesi Gereken 32 Farz 030121

Müslümanın Bilmesi Gereken 32 Farz 030121:
Farz; Allah’ın kesin olarak yapılmasını ve yerine getirilmesini istediği, yapılması kesin delillerle sabit olan emirlerdir.
Her müslümanın bilmesi gereken otuz iki (32) farz;
a.İmanın şartı: Altı (6)
b.İslamın şartı: Beş (5)
c.Namazın farzı: Oniki (12)
ç.Abdestin farzı: Dört (4)
d.Guslün farzı: Üç (3)
e.Teyemmümün farzı: İki (2)
olmak üzaere toplamı 32 adettir.

a.İmanın şartları 6’dır;
1- Allahü teâlânın varlığına ve birliğine inanmak.
2- Meleklerine inanmak.
3- Allahü teâlânın indirdiği Kitaplarına inanmak.
4- Allahü teâlânın Peygamberlerine inanmak.
5- Ahiret gününe inanmak.
6- Kadere, yani hayır ve şerlerin (iyilik ve kötülüklerin) Allahü teâlâdan olduğuna inanmak.

b. İslamın şartları 5’tir;
7- Kelime-i şehadet getirmek.
8- Namaz kılmak.
9- Zekatını vermek.
10- Ramazan ayında her gün oruç tutmak.
11- Gücü yetenin ömründe bir kere hac etmesidir.

c. Namazın farzları 12’dir;
(Bunların 6’sı dışında 6’sı da namazın içindedir.)
A- Dışındaki farzları altıdır. Bunlara şartları da denir.
12- Hadesten taharet (abdest almak).
13- Necasetten taharet (pis şeylerden temiz olmak).
14- Setr-i avret (avret yerlerini örtmek).
15- İstikbal-i Kıble (kıbleye yönelmek).
16- Vakit (namazın vaktinin girmiş olması).
17- Niyet (namaza niye etmek).

B- İçindeki farzları da altıdır. Bunlara rükün denir.
18- İftitah veya Tahrime tekbiri (başlangıç tekbiri).
19- Kıyam (ayakta durmak).
20- Kıraat (Ku’ran okumak).
21- Rüku (eğilmek).
22- Secde (alnını yere koymak).
23- Ka’de-i ahire (son oturuş).
Bazı âlimler, iftitah tekbirinin, namazın dışında olduğunu söylemişlerdir. Bunlara göre, namazın şartları 7, rükünleri ise 5 olmaktadır.

ç. Abdestin farzları 4’tür;
24- Abdest alırken yüzü yıkamak.
25- Elleri dirsekleri ile birlikte yıkamak.
26- Başın dörtte birini mesh etmek.
27- Ayakları topukları ile birlikte yıkamak.

d. Guslün farzları 3’tür;
28- Ağzı yıkamak.
29- Burnu yıkamak.
30- Bütün bedeni yıkamak.

e.Teyemmümün farzları 2’dir;
31- Niyet etmek.
32- İki elin içini temiz toprağa sürüp, yüzün tamamını mesh etmek.
Tekrar elleri temiz toprağa vurup, önce sağ ve sonra sol kolu mesh etmek.
Teyemmümün farzı üçtür diyenlere göre, bu son ikisi, iki ayrı farz olarak söylenir. 




1 Ocak 2021 Cuma

Üretim düşmanları 010121:

Bu tür zihniyet her yerde olabiliyor. 

Ben bu zihniyete "üretim düşmanları" diyorum. 

Bunlar en çok üretimden çekinir, korkarlar ve siz ürettikçe çıldırırlar. 

İsterler ki hiç bir şey yapmayın! üretmeyin! başarmayın!

Bu zihniyete çevrenizde de, iş yerinde de karşılaşabilirsiniz.
 
Mesela bürokratik hayatımızda da rastlardık;
 
-iyi bir iş proje ile iyi bir şeyler şeyler yapmak isterseniz engellenmek istenilir,
 
-yaparsınız, üretirsiniz, kurarsınız, kötülenir,
 
-işletmeye açarsınız, işlemesi engellenmeye çalışılır,
 
-ağzınızla kuş tutsanız olumlu bir şey duymazsınız, duyamazsınız.

Bu tür zihniyetle etkili mücadele yöntemini; "daha çok çalışmak, üretmek, yeni fikir ve projeleri hayata geçirmek, o zihniyetin aklına dahi gelmeyecek işleri başarmak" olarak bulmuştum.

O halde bu zihniyette olanlara en güzel cevap ve bu zihniyetle en güzel mücadele yöntemi; her zaman üretmek, yeni proje ve fikirler ile daha güzel işler başarmak olacaktır.

20 Aralık 2020 Pazar

Merkel’i Kim, Niçin Parlatır! 201220:

Merkel’i Kim, Niçin Parlatır! 201220: 
ABD'da haftalık yayın yapan Time dergisinin şeçtiği “yılın kişisi” ülkemizde niçin gündem oluyor? Bilmiyorum. Listeye bakınca yıllar itibariyle Amerika başkanları hep seçilmişler. Dergi 1938 de Hitler’i 1939 ve 1942 de Stalin’i iki kez seçmiş, 2016 da Trump’ı, 2020 de Biden ve Harrisi yılın kişisi seçmiş. Yani birbirlerini ağırlayıp durmuşlar, aralara da birilerini serpiştirmişler. 

Time Dergisi 2015 de "yılın kişisi" seçtiği Sn Merkel (ikinci sırada ISIS terör örgütünün lideri Ebubekir El Bağdadi, Üçüncü sırada ABD'de Cumhuriyetçilerin tartışmalı başkan adayı Donald Trump) Ülkemizde  geçmişte zaman zaman veya şimdilerde niçin gündeme getiriliyor bilmiyorum. 
(https://www.dw.com/tr/merkel-yılın-kişisi/a-18908789)

Dergi kapağında Merkel'in seçimini, “Özgür Dünyanın Başbakanı‘ başlığıyla duyurmuş ve Yunanistan'ın iflasına karşı mücadelede, sığınmacı krizinde ve Paris'teki terör saldırıları sonrasında kararlı politikalar izlediği belirtilen, Euro ve Ukrayna krizlerindeki tutumu övülen Merkel'in kişiliğinde insancıllık, iyilik, hoşgörü gibi değerler olduğu, Almanya'nın büyük gücünün tahrip yerine, kurtarmak için nasıl kullanılabileceğini gösterdiği gibi ifadelere yer verilmiş. 

Ülkemizde özellikle sosyal medyada Merkel için güzellemeler yapanlar var! Niçin, ne oldu da tekrar gündeme geliyor? Ne yaptı da gündeme geliyor? Kim gündeme getiriyor? Bunların cevabını tam olarak bilmesek te birazda Batı hayranlığı veya ezikliği ile gündeme getirildiği de anlaşılmıyor değil.
Peki Sn Merkel Time dergisinin belirttiği gibi işler mi yaptı? Bir bakalım. 

A.Önce cevabı “hayır” olan icraatlarının bazısına bakalım: 
Suriye’deki iç savaşı mı (2011-...) engelledi? Hayır. 
Suriyelilerin mülteci hale gelmesine mi engel oldu? Hayır. 
Mültecilere yardımda mı bulundu? Hayır. (AB söz verdi taahüdünü yerine getirmedi). 
Avrupa'ya giden mültecilere sağlıklı kamplar mı yaptı? Hayır. 
Mültecileri ülkesine mi aldı? Hayır (belki seçmece bir miktar). 
Mültecilere ülkesinin kapısını mı açtı? Hayır (Belki iflas eden Yunanistan'a mültecilere engel olması karşılığı yardım etmiş olabilir. Tıpkı Türkiye'ye taahhüt ettiği gibi-yerine getirilmedi). 
Basında, Avrupa’da kaybolduğu belirtilen onbin kadar mülteci çocukla ilgili adım mı attı? Hayır. 
Avrupa dışında terör olaylarına karşı adım mı attı? Hayır (Sadece AB de terörün olmamasına çaba harcadılar, Dünyanın diğer taraflarındaki terör hadiseleri umurlarında olmadı). 
Türkiye’den Almanya'ya kaçan teröristleri iade mi etti? Hayır. 
15 Temmuz darbe girişimine ilk anda karşı mı çıktı? Hayır. 
Brexiti mi engelledi? Hayır. 
Kırım’ın Rusya tarafından ilhakına engel olabildi mi? Hayır. 
Dünyanın dört bir tarafından bir şekilde Almanya'ya getirilen(!) tarihi eserleri, ait oldukları ülkelere mi iade etti? Hayır. 
Geçmişte sömürge olarak kullandıkları ülkelerden özür mü diledi? Tazminat mı ödedi? Hayır, Hayır. 
Namibya soykırımı dolayısıyla özür mü diledi? Hayır. 
Almanya'daki ırkçı saldırı olaylarını mı çözdü veya engelledi? Hayır, hayır. 
... 
B.Şimdi de cevabı “evet” olan icraatlarının bazısına bakalım: 
Türkiye’yi AB üyeliği konusunda sürekli oyalayıp engel çıkardı mı? Evet. 
Türkiye’ye savunma sanayi konusunda yaptırım çabasında oldu mu? Evet. 
Ucu Avrupa’ya dokunmayan çatışma, kriz ve terör olaylarına seyirci kaldı mı? Evet. 
Güya liderliğini yaptığı AB'nin Dünya barışına katkı sunmada içi boş bir balon olduğu anlaşıldı mı? Evet. 
Türkiye’nin bağımlı ve özellikle Batı’ya bağımlı kalması konusunda elinden geleni yaptı mı? Evet. 
Türkiye aleyhinde faaliyet gösteren teröristlere kucak açtı mı? Evet. 
... 
AB nin ve hatta Dünyanın daha iyi yönetilmesine ihtiyaç olduğu kesin. Bütün bunlar ortada iken Merkel nasıl dünyanın başbakanı olarak sunular? Niçin parlatılır? 
Ülkemiz kalkındıkça, elde edilecek refahtan bu ülkede yaşayan herkesin pay alacağı, Dünya daha adil yönetildikçe insanların daha huzurlu olacağı kesin.
Yaptıklarına bakarsak Merkel'in böyle bir derdi ve vizyonu olduğunu sanmıyorum!




15 Aralık 2020 Salı

Türkiye-Çin Kara İpek Yolu 151220

Türkiye imkanlarını ve potansiyelini bazı konularda yavaş da olsa kullanmaya başlamıştır. 

Vizyoner bakışı olanlar tarafından çeşitli konularda projeler başlatılmakta, bazıları başarıya ulaşmakta, bazıları kesintiye (bir işte bir süre için yer alan duraklama) uğramakta, bazıları ise akamete (sonuca ulaşamama durumu, sonuçsuz kalma, sonuçsuzluk) uğramaktadır. 

"Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi"nin işleri hızlandırdığı açıktır.

04 Aralık 2020 Demiryolu ihracat katarı "Demir İpek Yolu" ile Türkiye'den Çin'e hareket etti. Sevindiren ve heyecanlandıran bir uygulama. Devamının gelmesi ve gelişmesi beklenir. 

Zira bazı ülkeler bu gelişmelere ve güzergaha pek sıcak bakmıyor. Maalesef ülke içinden birileri de bilerek veya bilmeyerek onların ekmeğine yer sürercesine yola çıkan trenin aslında hareket etmediği şeklinde haberler yaptılar. Neyse ki TCDD #ÇinTreniNerede etiketiyle konum atarak bu algı operasyonunu çürüttü. En son konumu Almatı idi. Kazasız belasız hedefine ulaşmasını dileriz.

Türkiye’nin uluslararası karayolu taşımacılığında hatırı sayılır bir TIR filosu vardır. AB üyesi ülkelerinin Türk tırlarının geçişlerine sınırlama getirdiği yıllarda, Türk Gümrük İdaresinin öncülüğünde, bu filonun alternatif güzergahlarda da taşımacılık yapabileceği konusu değerlendirilmiştir. Bu çerçevede doğu ve batı arasında karayolu taşıma güzergahı olan kara ipek yolunun tekrar canlandırılabileceği ortaya çıkmıştır.

O yıllarda Türkiye’den Çine kadar uzanan güzergahta bulunan ülke gümrük idaresi başkanları ve/veya temsilcileri ile toplantılar yapılmış, güzergah haricinden Japonya gibi ülkelerde katılım sağlamışlardır.

Türkiye-Çin arasında kara ipek yolu taşımacılığının süresi, maliyeti, güvenlik, hız, ülke geçişlerindeki işlem adet ve süreleri vb zayıf ve güçlü yönleri, deniz taşımacılığına göre avantaj veya dezavantajları, kara ipek yolunun devamı yani Amerika kıtasına uzatılması gibi pek çok husus bu kara ipek yolu tercihini etkileyecektir. Bunların her birisi ayrı bir çalışma konusudur.

Tarih boyunca ipek yolunda izlenen çeşitli güzergahlar olmuştur. Bu güzergahlar deniz ve kara bağlantılı olduğu gibi, sadece kara yolu, yada deniz yolu güzergahları şeklinde de olabilmiştir.

Bu projelerde İran kenarda durmaktadır. İran'ın katılmaması halinde;
Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Afganistan, Çin,
Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan, Kazakistan, Çin,
Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Çin,
şeklinde veya başka alternatif güzergahlar söz konusu olabilir.

Türkiye-Çin arasında “Kara İpek Yolu”nun hayata geçirilmesi, güzergah üzerindeki tüm ülkelere ve ilişkili olduğu ülkelere pek çok avantajlar sağlayacağı açıktır. Bunların bir kaçı şöyle sıralanabilir:

1.Öncelikle güzergah üzerindeki güvenlik azami sağlanmış olacaktır. Bu bölgesel çatışmaları ve güvenlik problemlerini de yok edecektir.

2.Güzergah üzerinde ülkeler arası geçişlerde, pasaport ve gümrük işlemlerini kolaylaştıracak bir model geliştirilmesi zorunludur. Gümrük kapılarının standart bir yapı ve uygulamaya geçmesi önemlidir. Bu ise güzergahta imarı sağlayacaktır. Uygulamada ise “ortak gümrük kapısı modeli”, “tek mühür modeli” gibi uygulamalar mükerrer işlemleri önleyecektir. İşlemleri hızlandıracak ve rekabet için avantajlar sağlayacaktır.

3.Güzergah üzerindeki ve bağlantılı tüm ülkelerde ticaret artacaktır. Ticarete konu olan mal çeşidi artacaktır. Bu ise beraberinde refah artışını da getirecektir.

4.Ülkemizin TIR filoları ise AB dışında alternatif güzergahlara yönelme imkanına kavuşacaktır.

5.Ülkemiz gönül coğrafyasında ticaret, taşıma, bayındırlık, yol, yatırım gibi çeşitli alanlarda yatırım yapma imkanı yakalayacaktır.

Türkiye-Çin arasında "Kara İpek Yolu”nun da en kısa sürede hayata geçirilmesi dileğiyle.












13 Aralık 2020 Pazar

Üretene Pozitif Ayırımcılık! 13.12.2013:

Makalenin tamamı "Hayatın İçinden Analizler" isimli kitabımızdadır.








8 Aralık 2020 Salı

Hayatın Hâl ilmi Nedir? Niçin Bilmemiz Gerekiyor? 081220:

Hayatın her bir aşamasının, her bir tercihin, her bir işin, her bir davranışın yani hayatın kendisinin bir “hal ilmi” yani “ilmihali” vardır. Bu hal ilminin asgarisini öğretmek, öğrenmek ve uygulamak gerekir. Zira pek çok tercih, davranış, iş, işlem bu hal ilmi ile anlam kazanır. Hayata bu ilke ve kurallara göre başlayabilmek, sürdürebilmek ve sonlandırabilmek pek çok avantajlar sağlar; hataları önler, sağlıklı değerlendirme, sağlıklı adımlar atma, sağlıklı iş yapma ve sağlıklı bir hayat imkanı sağlar. 
... 
Öğrenme çağındaki her insana asgari ilmihal bilgisi öğretilmelidir. İnsan bilmedikleri ile değil bildikleri ile hayata başlamalıdır. İleriki dönemlerde bu ilmi pekala arttırabilir. 
... 
Ne olduğunu, niçin yaratıldığını, inancını, inancının gereklerini, sakınması gerekenleri, gözetmesi gerekenleri, kararlarında esas alacağı ölçüleri bilen insan, hayatı bilerek yaşamaya başlar ve öyle sürdürür. Aksi durum pek bilinçli olmayan bir hayat tarzı getirebilir. 
... 
Doğum, hayat ve ölüm döngüsünde, doğan çocuk için ilk öğreticisi anne-babasıdır. Anne babaların hal ilmini çocuklarına öğretmesi ve bilmiyorlar ise öğrenmelerine vesile olmaları beklenir. 
... 
Hal ilmi, ilimle uğraşmayı, tercih edilecek meslek ve işleri, kazancın temiz olmasını, aile ve çocuklara haram kazançtan korumayı, çocukları dünya ve ahiret hayatına en güzel en helal şekilde hazırlamayı, erdemli yaşamayı öğretir. 
... 
Hal ilmi, yetişme çağında maddi ve manevi olarak donanımlı olmayı, evlilik çağında sağlıklı tercihte bulunmayı, evliliğin sadece maddi olarak değil ve manevi olarak inşa etmek gerektiğini öğretir. Zira manevi inşa, eş adaylarının evliliğin ilmihalini bilmesidir. Ki buna göre tercihte bulunması ve evlilikte sınırlarını, hak ve yükümlülüklerini, sorumluluklarını bilerek evlilik hayatını sürdürsün. Nasıl iyi bir eş olunurun öğretilmesi ve öğrenilmesi evliliğin geleceğinin güvencesidir. Hatta bunlara nasıl iyi bir anne ve baba olunurun, nasıl iyi bir komşu olunurun vb nin ilave edilmesi, bunların da öğretilmesi ve öğrenilmesi fevkalade olur. 
... 
Hal ilmi, iyi olmayı, samimi olmayı, güzel ahlaklı olmayı, işini ihsanla ve liyakatle yapmayı, üretici olmayı öngörürür. Tembelliği ve hileli davranışları hoş görmez. 
... 
Hal ilmi sağlam itikatli olmayı, iyi niyeti ve güzel ameli öngörür. 
... 
Hal ilmini başına koymaz isek tercihlerimiz, sahip olduklarımız, icraatlarımız, davranışlarımız kısaca hayatımızı ifade eden her bir şeyin anlamsız yani sıfır olma riski vardır. 
...
O halde geliniz hangi yaşta olursak olalım, hayatın hal ilmini, yani ilmihalini öğrenmeye başlayalım ve öğrenelim ki ömür sermayesini iki dünyamızı da kazanacak şekilde kullanabilelim. 



























24 Kasım 2020 Salı

Üretim alanında (doğrudan) nasıl yatırım yapılabilir?241120:

Tasarrufları yatırım ve üretime kanalize edecek, sağlıklı ve güvenilir, devlet kontrolünde bir model geliştirilmesine ihtiyaç var! 

Zira kooperatifçilikle ülkede bir türlü iyi örnekler ortaya konulamadı, tarım kooperatifleri fiyatlamada etkili değil, yolsuzluğa bulaşmayan yapı kooperatifi yok gibi, yurtdışından toplanan paralarla kurulan fabrikalar maalesef battı ve iyi sınav veremediler! Borsa henüz çok ulaşılabilir değil, küçük tasarrufçu kaybeden oluyor!

Bu olumsuzlukların en başlıca sebebi İNSAN unsuru! Liyakatsizlik, güç ve makam hırsı, ahlaki zafiyetler, yozlaşma gibi olumsuzluklar; maalesef yeterli maddi kaynak olsa dahi sürdürülebilirliği sağlamıyor. Belki de ÖNCELİKLİ SERMAYE liyakat, ahlak ve profesyonellik  olmalı!

İlgili tüm taraflara tasarrufun, kaynağın üretime gitmesini sağlayacak bir model, yapı oluşturmaları içim çağrı yapıyorum:

-Diyelim çokça insanın çok olmayan ama bir araya gelince epeyce tutara ulaşan parası var, "ÜRTİM ALANINDA YATIRIM" yapılmak isteniyor. Nasıl yapacaklar?

-Faiz, arsa, borsa, ev, altın, otomobil, döviz dışında devlet kanalıyla güvenilir yol gösterici YATIRIM DANIŞMANLIĞI geliştirilmesi bir ihtiyaç değil mi?

-Bu tür tasarrufların reel üretimde değerlendirilmesini sağlayacak BİR MODEL GELİŞTİRİLMESİNE varsa TANITILMASINA ihtiyaç var.

-Bu konuda ÜNİVERSİTELERİMİZ'İN (iktisat, ekonomi, yatırım, işletme vb fakülte ve bölümleri), İKTİSADİ STK'larının (TOBB ve üyeleri, KESK ve üyeleri gibi), DÜŞÜNCE KURULUŞLARI'nın da katkı sağlamalı beklenir.

-DEVLET KONTROLÜNDE güvenilir böyle bir modelin, önemli bir kaynak, yatırım ve dolayısıyla üretime dönüşme potansiyeli çok yüksektir.



20 Ekim 2020 Salı

Ön Yargılar (Ezber, kalıplaşmış, kopya yaklaşımlar) 201020:

İnsan insandır. Okumuşu, okumamışı, yaşlısı genci, erkeği kadını, unvanlısı unvansızı, etiketlisi etiketsizi, zengini fakiri, milliyeti, ne olursa olsun, her birinin nasıl tepki vereceği de hiç belli olmuyor. 
... 
Bir kızgınlık bir kızgınlık belki sebebini kendisi de bilmiyor. Ama, söylenen şeylerin, belli grupların ortak ağzı olduğu kesin: Böyle olur muymuş, herkes fakirleşmişmiş, sakallı sakallı tipler artmışmış, falanca yere atananın tipi de nasılmış, işe girmek için sakallı olmak gerekiyormuş, gazeteciler hapse atılıyormuş, bir kaç özgür kanal varmış, onlar da sık sık kapatılıyormuş, vb.
... 
Bu söylemleri irdeleyelim. 
... 
İnsanların refahı arttı mı? Arttı. Çalışamayan insanlardan bir şekilde maaş almayan (emeklilik, bakım, yaşlılık, ihtiyaç vb) insan kaldı mı? Kalmadı. Kaldı ki kendisin geliri (emeklilik, ticari kazanç vb) katlansa bu eleştirileri değişecek mi? Hiç zannetmiyorum. Refahyol hükümetinde, rahmetli Erbakan’a, 28 Şubatı, maaşlarını nerdeyse bir kat attırdığı kurum mensupları yaşatmadı mı? Yani yazımıza konu olanın da derdi başka, istediği kadar refahı artsın söylemi değişmeyecek. Bir önyargı söz konusu. 
... 
Başkasının tipini eleştirenin kendi tipinde bir üstünlük mü var? Yok. Allah (cc) insanları farklı tiplerde yaratmış. Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek en azından hoşgörülü olmak gerekir. Sakal olayına gelince insanın tercihidir. Sakala karşı çıkan ve bir milliyet için bunu neredeyse ölçü kabul eden bu şahsın tüm ataları sakallı idi. Sakallı veya sakalsız olmak milliyeti belirlemiyor, en azından traşlı olmak üstünlük belirtisi değil. Tıraş olmak farz mı veya sünnet mi? Değil. Kaldı ki insan sakal uzatabileceği gibi kesebilir de. Sorsan niçin tıraş olduğunu bilmiyor, niye bıyıklı, niye sakalsız? Belki de taklidi bir tercih. İşe girmek için sakal yeterli olsa idi, iş arayan bu kadar sakallı genç olur muydu? İşte çalışan bu kadar sakalsız insan da olur muydu? Olmazdı. 
... 
Gazetecilik yapan bir suç işlerse bu şahıs suçtan muaf mı? Hayır, muaf değil. O halde mesleği yada unvanı ne olursa olsun herkes işlediği suçun cezasını çekmelidir. Zira yasalar önünde herkes eşit. Hele hele senelerce süren terör olaylarına bulaşmışsa! 
... 
Keza bazı yerli ve bazı yabancı basın yayın kuruluşlarının Türkiye uzantıları, güya muhalefet yapıyorum kisvesi altında sürekli olarak toplumda huzursuzluk, olumsuzluk oluşturacak genelde kaynağı belli gerçek dışı haber ve programlarla algı oluşturuyorsa, davranışlarını yasalar çerçevesine çekmek için tedbir uygulamak gayet doğaldır. Tavsiyem adeta aynı ağızdan, tek merkezden sufle alarak yayın yapan bu kanallar dışındaki kanalların da zaman zaman izlenmesidir. 
... 
Mutlaka bir sistemde aksayan ve eleştirilecek yönler vardır. Ama bunu insanları hakir görüp hakaretler yerine akıl ile, adilane yapmak gerekir. Bakınız, bu tür insanların görmediği veya görmek istemediği yada farkında olmadığı olumlu durumların bir kaçını zikredelim. 
-Hızlı karar alabilen ve uygulayan bir sisteme Başkanlık sistemine geçilmiştir. 
-Kırk yılı aşkın süredir savunmada kalınan terör örgütünün yerine kadar gidilmiş, terör faaliyetleri bitirilme aşamasına gelinmiştir, 
-Savunma hizmetlerinde yerli üretimlerle (tank, iha, siha üretimleri, uçak gemisi ve uçak üretimi projeleri) önemli başarılara imza atılmıştır. Bu başarıların Suriye’de, Irak’ta, Libya’da ve bölgede çok önemli kazanımları olmuştur. 
-Dış politikada önemli başarılar elde edilmiştir. Bu durum her alanda kendini göstermektedir. Türkiye dünyada görüşüne başvurulan bir ülke durumuna gelmiştir. 
-Sağlık alanında çok büyük değişimler yaşanmış ve başarılar elde edilmiştir. DSÖ tarafından covidle mücadelede örnek gösterilen bir ülke durumundadır. 
-Pek çok alanda dış bağımlılık azalmıştır. 
-Yerli gemi ve denizaltılar yapılmış, yerli otomobil fabrikası temeli atılmıştır. 
-Ulaşım sektörü ve hizmetler sektöründe çok büyük mesafeler kat edilmiştir. 
-... 
Mutlaka eleştirilecek ve iyileştirilecek hususlar vardır. Mesela; 
-Sistemin, bütün kurumların durumlarının gözden geçirilerek Başkanlık sistemine uygun hale gelmeleri/getirilmeleri bir ihtiyaçtır. 
-Maddi ve manevi alanda kalkınmak şarttır. 
-Verimlilik, performans, liyakat gibi hususlara daha çok önem verilmelidir. 
-...ve saire. 
... 
Ama bütün bunları görmezden gelip, kişilerin dış görünüşlerine inançlarına göre değerlendirmek de ne oluyor? Demokrasi ve özgürlükten bahsedip, kendi inancının gereği olarak yaşamak isteyenlere karşı, bu hazımsızlık, bu hoşgörüsüzlük, bu bağnazlık, bu sığlık nedir? 
...
Bırakınız Allah aşkına, aklınızı düşünmeye açınız, gözleme açınız, başınıza alınız, bağımsız olarak tefekkür ediniz, bu ezberleri ve önyargılarınızı bozunuz. Olanı biteni birilerinin oluşturduğu arka plan, arka fon, algılar gibi görmeyiniz, aynı haber kaynaklarından verilen sufleleri sorgulayınız. Zira dışardan bakınca pek çok aklın tek merkeze bağlılığı çok açık görülüyor. Bu söylemler bir araya gelmesi mümkün olmayanlar tarafından kelimesi kelimesine aynen söyleniyor ve tekrarlanıyorsa, görmek için belki de önlerine döşenen raya ve raydakilere bakmaları yeterli olacaktır. 
... 
İnsanın yaşı, tecrübesi, unvanı ne olursa olsun; hayatın ve halinin ilmini (ilmihalini) bilmesi, ona göre davranması çok daha şık, çok daha güzel ve insana daha çok yakışıyor. O halde manevi alanda aklen, fikren kalkınmak gerekiyor. 
... 
Selam ile... #zihinseldönüşümşart #akıl #akletmekşart





9 Ekim 2020 Cuma

Yapısal değişimler gerçekleşti mi? 091020:

Başkanlık sistemine geçeli iki yılı geçti (Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, referandum:16 Nisan 2017, seçim; 24 Haziran 2018, uygulamaya geçiş: 10 Temmuz 2018). Peki Başkanlık  Başkanın estirdiği olumlu rüzgarla mı işliyor, yada gerçekleşen yapısal değişimler ile mi? 
... 
Başkanlık sistemi Başkanla, Başkanın rüzgarıyla başarılı bir şekilde işliyor gibi. 

Özellikle bazı bir kaç alandaki başarılar ki bunlar, terörle mücadele, sağlık alanındaki atılımlar ve covidle mücadele, savunma sanayindeki atılım, dış politikadaki başarı, enerji konusundaki atılımlardır. Bu alanlardaki başarılar başarılı olmayan alanları da ihmal edilebilir hale sokmaktadır. 
... 
Peki başkanlık sistemine paralel olarak, sistemde de yapısal değişimler gerçekleşti mi? 
Yargı reformu, vergi reformu tamamlandı mı? 
Sürdürülebilir bir büyüme modeline geçebildik mi? 
Ya yasama faaliyetleri? 
Eğitim? 
Yürütme ayağında sistem ve kurumlar tıkır tıkır işliyor mu? 
Vatandaş memnuniyeti nedir? 
Tekeri çeviren kaç kişi? 
Tekere yapışanlar kaç kişi? 
Verimlilik, performans, liyakat ne durumda? 
... 
Bu ve benzer soruları da dikkate alarak, sistemde/kurumlarda yapısal reformların gerçekleşip gerçekleşmediğinin muhasebesi yapılmalıdır. Neticeye göre aksayan yönlerde gereği yapılmalı ve sağlıklı bir sistem kurulmalıdır. Verimlilik, performans, liyakat, üretim, imalat, teknoloji, konularında da atılımlar sağlanmalıdır. 
... 
Bir hikaye vardır. Hani yasalar ile prensin durumuna göre vatandaşın durumunu değerlendiren bir hikaye. Dört durumda vatandaşın durumunu özetler; 
1) Sistem iyi, prens de iyi ise durum ala, 
2) sistem kötü prens iyi ise idare eder, 
3) sistem iyi prens kötü ise yine idare eder,
 4) sistem kötü prens te kötü ise durum vahimdir. 
...
Yapısal değişimlerin yapılarak, sağlıklı ve verimli işleyen bir sistemin kurulması bir ihtiyaçtır. 




8 Ekim 2020 Perşembe

Her gemiye binenler 081020:

Mavi boncuk dağıtırlar.
Herkesle muhabbetleri vardır.
SM da herkesle arkadaştırlar.
Her paylaşımı ilk onlar beğenir.
SM ya ilk girenlerle ilk onlar arkadaş olur.
Siyaha siyah diyeni de siyaha beyaz diyeni de beğenirler.
Çevreci ile çevreci, baltacı ile baltacıdırlar.
Herkese karşı tatlı dillidirler
Herkesi memun edecek bir sözleri vardır.
Her reklam fotoğrafının ön safındadırlar.
Ama iş icraata gelince kaybolurlar.
Hatta unuttururlar kendilerini,
Taki kendilerini kendileri hatırlatana kadar.
...
Oysa, samimiyetine,
Ne ürettiğine,
Davranışlarının çıktısına,
İnsanlara, insanlığa ve topluma katkısına ... bakmak gerekir.

#samimiyet #samimiyetsizlik






25 Temmuz 2020 Cumartesi

12 Temmuz 2020 Pazar

Saksağanlar, güvercinler ve kediler 120720

Ben saksağanları (Adıyebze; kance), eşiyle birlikte, belli bir bölgeyi mesken edinen ve orada hayatını idame ettiren, genelde sakin ama olabildiğince fırsatçı, göç etmeyen, özellikle yavrulama zamanında yavrularını tehlikede hissettiklerinde saldırganlaşan ve sesleriyle ortalığı ayağa kaldıran, her şartta hayatta kalmayı başaran, çevreye uyum sağlayan, zeki hayvanlar olarak bilirim. Geçmişte tavuk civcivlerini kaçırdıklarını, çökelek torbalarını deldiklerini, kurutulan peynirleri çalmalarını bilirim. Keza aldığım iki ördek yavrusu ve iki civcivi kaşla göz arasında kaçırdıklarına, kamelyaya bırakılan yumurta kolisini ustaca hemen nasıl deldiklerine de şahit oldum.

Güvercinler ise gruplar halinde yaşar, çekingen, ürkek ama çevreye uyum sağlayan hayvanlar. Geçenlerde dikkatimi çekti, süs havuzundan su içmek için dahi bir kaç pike yaptıktan sonra konuyorlar, üstelik havuzun her tarafına değil belli bir yerine ve suyu dahi yalınız değil grup halinde içiyorlar, en ufak bir seste yada sebepsiz yere aniden havalanıyorlar. Çevrede bir kedi gördüm ondan veya saksağanlardan çekindikleri için en güvenli yeri seçtiklerini düşünüyorum.

Bir sabah, saksağanların o bildik, kızgın, tiz ve gürültücü sesleri dikkatimi çekti. Terasa çıktığımda bir güvercinin boğaz kısmının parçalandığını gördüm. Bizi gören saksağanlar terası terk ettiler ve akşama kadar ne kendilerini gördüm ne de seslerini işittim. Seslerini de genellikle sabahın erken vakitlerinde duyuyorum. Bu güvercine de muhtemelen ya yuvalarının yanına konduğu veya bir şekilde tehdit olarak algıladıkları için saldırdıklarını düşündüm.

Bu sırada terasta bir kaç güvercin daha gördüm. Yaklaştıkça kaçışlarından uçamadıklarını ve henüz yavru olduklarını anladım. Muhtemelen çok yakın bir yerdeki yuvalarından uçma denemesi yaptılar, tekrar kalkış yapamadılar ve öylece kaldılar. Gerek bu kuşları beslemek için terasa daha fazla çıkar olduk. Bir süre sonra, yem atıp kuşları yalınız bırakınca fazlaca güvercinin toplanıp yemleri anında bitirdiklerini fark ettim. Daha sonra, yavru güvercinler daha iyi beslenip güç kazansınlar düşüncesiyle, yemlerini bitirinceye kadar beklemeye başladım. Bunda haklı çıktım, bir kaç gün içinde birinin uçup gittiler. Sadece birisinin uçması bir hafta kadar süre aldı.

Bu arada güvercinleri gözlemleme imkanı oldu. Yem verildiği zaman çevredeki güvercinlerin bunu nasıl haber alıp veya anlayıp geldiklerini çözemedim. Yavru güvercinlerin rüzgarlı ve hatta yağmurlu gecelerde dahi birbirlerine sokulmak yerine ayrı ayrı köşelerde beklemelerine de bir anlam veremedim. Bununla birlikte bir tek yarma (yem) tanesini dahi bırakmadan yemelerini ve uçma denemelerini izlemek zevkliydi.

Unutmadan, saksağanlar bu yavrulara hiç ilişmediler ve saldırı teşebbüsleri dahi olmadı. Güvercinler ve saksağanlar barış içinde yaşıyorlar. Aksi bir durumla karşılaşmadım.

"Daha sonra anladım ki, saksağanların güvercinler saldırdığı yönündeki düşüncem doğru değilmiş, büyük bir yanılma, saksağanlar güvercinlere kesinlikle saldırmıyorlar! Tam aksine bir güvercin veya kuş ölüsü gördüklerinde toplanıp, dakikalarca gürültü çıkarıyorlar belki ağıt yakıyorlar! Yaşam alanlarında bir kedi belirdi mi ona da aynı tepkiyi gösteriyorlar.

Zira bir kedinin havuzdan su içmeye gelen bir güvercini, sinsice avladığını görünce, terastaki güvercinin de bir kedi tarafından yaralandığını ve bu halde kurtulup terasta öldüğü kanaatine vardım. Saksağanlar de muhtemelen sinsi bir şekilde yaklaşıp kuşları avladığı için kedilere karşı bu kadar tepkililer."

(Not/düzeltme: Bu yazıyı ilk kaleme aldığımda saksağanların güvercinlere saldırdıkları şeklinde yanlış bir düşünceye kapılmıştım, oysa sonraki gözlemlerin saksağanların kesinlikle güvercinlere saldırmadıklarını ama herhangi bir kuş öldüğü zaman onun için toplanıp tiz sesler çıkardıklarını gösterdi. Saksağanlara özür borcum var! Kendilerinden özür diliyorum.)















5 Temmuz 2020 Pazar

Ağzımızın tadını bozmayın! 050720:

1.Karpuz: İnternette “iyi karpuz nasıl seçilir?” haberlerini görmüştük, bu haberlerde gördüğümüz seçme yöntemlerine güvenerek; sapı, şekli, rengi, sesi vb gözeterek ve marketteki ürünler daha iyi olur düşüncesiyle bir marketin manav bölümünden bir karpuz seçtik, seçtik diyorum bizim delikanlıya da tıklattırdım fikrini aldım. Lakin dilim dilim dilince ve tadınca, karpuzda karpuz tadı olmadığını ve hatta “karpuz dokusu” dahi olmadığını fark ettik. Çekirdekler belli belirsiz, sanki zorla kırmızılaştırılmış. Bildiğiniz kelek karpuz. Biz mi seçemedik, tüm karpuzlar mı öyleydi bilmiyorum. Ama karpuz, karpuz değildi. Üreticisinden, kabzımalına, marketine, perakendecisine kadar herkesin vebali var. Böyle malları piyasaya vermeyin!

2.Kavun: Bu kez “mahalle pazarındaki ürünler iyi olur, daha tazesi vardır, pazar esnafı da kazanmalı” düşüncesiyle, pazardan bir kavun alalım derken, satıcının “ben her hafta buradayım, bana dua edeceksin, kavunlarım çok güzel” ısrarıyla iki kavun aldık. Almaz olaydık. Bildiğin lastik gibi, sabun gibi. Aynı marketten aldığımız karpuz gibi, tatsız tuzsuz bir şey. Kavunun kokusu, rengi ve şekli güzel ama kavun tadı ve dokusundan eser yok. Yazıktır günahtır. Bu tür ürünleri piyasaya sürmeyin!

3.Kiraz: Market olmadı, pazar olmadı, yol kenarında pikabıyla satış yapan asıl imalatçısından şöyle güzel bir kiraz alalım dedik. Ankara’nın bir ilçesinin adını yazmışlar, satıcılar başka bir ilçeden geliyormuş, güvendik kiraz aldık. Ama galiba kiraz işinde de yanıldık. Zira kirazın çok beklediğini, tazeliğinin kalmadığını, pek de köy kirazı gibi olmadığını eve gelince anladık. Aynı gençlerden kayısı ve dut ta aldık. Kayısılar Iğdır’ın imiş. Kayısı ve dut fena değildi.

Satıcı gençler güvenimizi yıktı. Muhtemelen üretici değiller, birilerinden aldıkları ürünleri satıyorlar. Dikkat etmek gerkiyormuş.

Bu durum bana Ulus'taki iş yerinde (çok katlı sarı bina şimdi yıkıldı) anlatılan bir hikayeyi hatırlattı. Zatın biri Kayseri’den pastırma getirerek satıyormuş, en azından öyle zannediliyormuş. Ama işin aslı öyle değilmiş. O zat pastırmaları binanın hemen yanıbaşındaki Ulus halinden alıp satıyormuş. Sonra güya biri farketmiş. Doğrumu yanlış mı bilmem ama kiraz satıcıları da bana biraz öyle gibi geldi. Yapmayın! Etmeyin!, üç beş kuruş için insanların güvenlerini zedelemeyin, buna değmez!

4.Ben ürettiğimi/sattığımı tüketmiyorum! Kendince zeki ve uyanık bazı üretici ve/veya satıcılardan duyduğum bir husus var, muhtemelen sizler de duymuşsunuzdur. O da şudur; “Ben bunları üretiyorum/satıyorum ama kendim yemiyorum, kendi yiyeceğimi özel üretiyorum”. Bilmiyor ki kendisinin başkalarına yaptığını, başkaları da kendisine yapıyor. Kendisi domates üretirken/satarken yaptığını, patlıcan üreten/satan da kendisine yapıyor. Artı işin bir de vebali var, öbür tarafı var, değer mi buna?

5.Kalitesiz ürünler piyasaya sürülmesin: Ülkemiz bir tarım ülkesi ve çok çeşitli meyve sebze yetişiyor. Ağız tadıyla bir meyve yiyemiyecekmiyiz? Satıcılar güya kaliteye dikkat çekmek için “ihraç malı bunlar veya ihraç artığı bunlar” derler ya, ihracatı da yapılsın ama ihracatı yapılanın aynısı iç piyasaya da sürülsün, yada ihraç edilemeyecek vaziyette olanlar da iç piyasaya sürülmesin.

6.Güveni kaybetmeyelim: Geçmiş yıllarda bir inceleme dolaysıyla, aslında güven anlamında son derece üzücü şöyle bir olaya şahit olmuştum. Bir ilçemizden bir ülkeye kiraz ihracatı yapılıyordu. Kirazı ithal eden yurtdışındaki şirketin elemanları o ilçeye geliyor, ilaçlama, hasat ve paketleme vb aşamalarda hazır bulunuyorlarmış! Ne kadar acı değilmi, ne kadar vahim! Nerede güven, nereye gitti? Veya bazı ürünler niçin bazı ülke kapılarından geri dönüyor ya da zor kabul ediliyor. Geliniz üretim aşamasında güveni kaybettirecek uygulamalardan sakınalım.

7.Papucu dama atılacaklar, ödül verilecekler: Hiç kimse kendi yiyemeceği bir meyveyi, bir sebzeyi, bir ürünü piyasaya sunmamalı, ihraç etmemeli. Ahlak, ticari ahlak bunu gerektirir. Üretimden tüketim sürecine kadar kim yanlış yapıyorsa tümünün pabucu dama atılmalı. Bunu da üyesi oldukları oda, dernek, birlik gibi STK’lar yapmalı. Aksi takdirde kısa vadede kazançlı görünse de uzun vadede kalıcı olunamaz, sürdürülebilir bir durum değildir. Uzun soluklu bir üretici, satıcı firma olmak isteyen herkes kaliteyi gözetmelidir.

Bunun yanısıra kaliteli, lezzetli ürün üretenler ise ödüllendirilmelidir.

8.Tedbir, kontrol beklentisi: Tarım Bakanlığımız, odalar, birlikler, STK’lar veya diğer ilgililer, piyasaya sürülecek meyve ve sebzelerin kaliteli, lezzetli olması konusunda tedbirler alması temenni ve beklentimizdir. Belki bu konuda Dünyaya da örnek olunabilir..

9.Talebimiz: Ağız tadıyla tüketilebilecek, sağlıklı ve güvenilir meyve, sebze ve sair ürünlerin üretilmesidir.




4 Temmuz 2020 Cumartesi

Kaliteli hizmet 040720:

Pek çoğumuz hizmet alıyoruz, 
Bazılarımız ise hizmet sunuyor. 
Peki hizmet sunanlar sundukları hizmetten, hizmet alanlar aldıkları hizmetten memnunlar mı? 
... 
Bir kamu kuruluşu, Orman Genel Müdürlüğü, iştigal alanı ile bir konu konuşmak istedik. Ekim 2020 de yıl devirecek ancak henüz ilerleme sağlayamadık. İletişim kanalları kapalı. Ulaşmak imkansız. Geriye sadece CİMER kalıyor. Yazışmalarımız devam ediyor. Bir kurum kendi iştigal konusu ile ilgilenmeyecek ise o kurum niçin var? Memnun değilim. 
... 
Bir başka kamu kuruluşu, Tapu Genel Müdürlüğü randevulu sistem ve SMS ile bilgilendirmeler iyi idi. Sadece bekleme yeri ve süresi konusunda sıkıntı gördüm. İyileştirilebilir. Döner sermaye parası tahsil ediliyor. Niçin? Tüm kurumlardan döner sermaye parası tahsili kalkmalı. 
... 
Pek çok kuruluşun iletişim bilgileri ulaşılabilir değil. E-posta adresleri de öyle. Orman Genel Müdürlüğü buna örnek. Çağrı merkezi ve ulaşılabilir bir santral memuru görevlendirilebilir. ASKİ beyaz masa dışında, diğer iletişim bilgileri ulaşılabilir değil. 
... 
Nüfus idaresinden adres işlemleri için e-devlet üzerinden hizmet alamadık. Yeni iskan olduğu için idareye gitmek zorunda kaldık. İşlem çok kısa sürdü. Ama e-devlet üzerinden alabilirdik. 

Kurum ve kuruluşlar hizmetlerini mümkün olduğunca e-işlemlere taşımalılar. E-devlete taşınan hizmetleri de aksaklık vermeden işletmeliler. Aksi takdirde amaç hasıl olmuyor ve dahi ekstra maliyet yüklüyor. 
... 
Pek çok kurum veya şirket insanın güvenini suistimal ediyor. Bir taşıma şirketi ile anlaştık. Sözleşme imzalamadık. Taşıma için geldiklerinde yeni pazarlık, eşya sığmadı diye yeni pazarlık, ekstra para almak için türlü kurnazlıklar ile kurumsal şirketlerden pahalı iş yapıyorlar ve karşılığında berbat bir hizmet, büyük hasar veriyorlar. Kaldı ki eşyalar hasar görmesin diye vinçli asansör kullanıldığı halde. Siz siz olun bu tür şirketleri araştırın ve mutlaka sözleşme imzalayın. Referanslarına mutlaka bakın. 
... 
Temizlik şirketi fena değildi. En azından görünen kirleri temizlediler. Kalıcı olanlar (boya lekesi vb) tekrar ortaya çıkıyor. 
... 
Ev üreten bazı müteahhitler veya satan kişiler de, evde ortaya çıkan aksaklık ve eksiklikler yada hatalı üretimler için maalesef asgari düzeyde ilgi ve alaka yok. Çözüm bulmak size kalıyor. Bir hizmet üretiliyorsa eksiksiz teslim edilmeli, değil mi? 
... 
Kurumlar da, su, internet açma ve/veya nakil karşılığı ücretlerini unutmuyorlar. 
... 
Ben inanıyorum ki ister kamu sektörü olsun, ister özel sektör olsun sunulan bu hizmetlerin kalitesi arttırılabilir, aksaklıklar giderilebilir. Gerek hizmet sunanlar, gerek hizmet alanlar, sundukları veya aldıkları hizmetten manevi haz alıyorlarsa o hizmette kalite giderek daha da artar. Bu ise sunulan hizmetin, uzun soluklu ve sürdürülebilir olmasını sağlar. Unutmayalım maddi ve manevi alanda kalkındıkça, hizmet kalitesi de artacaktır.
... 
Kaliteli insan, kaliteli iş, kaliteli hizmet, kaliteli ürün ve kaliteli hayat demektir.
Kaliteli hizmet ise, uzun soluklu olmak demektir.
Kaliteli hayat dileklerimle...

Konuya ilişkin aşağıda başlıkları verilenler ile diğer yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir.
1.Kaliteli Programlar (haber, güncel, film, dizi, komedi, yapım vb) İstiyoruz 050319
2.Kaliteli Hayat 121017
3.Vakti kaliteli kullanmak 090717










İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet ed...