19 Ekim 2021 Salı

İhya (İhyâ-u ulûmi’d-dîn)-İmam Gazali 181021

İmam Gazali'nin İhyası:
Elhamdülillah...
İmam Gazali1’nin dört ciltlik muhteşem “İhyâ-u ulûmi’d-dîn2” isimli eserini okumayı bu gün (18.10.2021) tamamladım. Yaklaşık bir buçuk yıl önce başlamıştım. Rabbim okuduklarımızla amel etmeyi nasip eylesin (Amin).
...
Bu ve benzeri eserlerin, hayatı bilerek yaşamak için, hayatın en başında okunması ve okutulması gerektiğini düşünüyorum. Eserde işlenen konular bir takım tercihlerde bulunmadan önce bilinmesi gereken konular. Misal, bir iş yapayım ama nasıl bir iş? Bir kazancım olsun ama nasıl bir kazanç? İlim, tamam ama nasıl bir ilim? Keza evlilik, kaza ahlâk, keza akıl ve aklı kullanma, akıldan yararlanma, keza ibadet, keza makam, keza şöhret, keza davranış, keza kul hakkı gibi... pek çok konularda dikkate alınacak kriterlere cevap bulabiliyorsunuz.
...
Kitabın müellifi Gazali 1048 de doğmuş, 1111 yılında vefat etmiş. Çok yönlü bir alim. Fıkıh, mantık, kelam, felsefe, tasavvuf ve ahlak konusunda pek çok eseri var. Müthiş zeki bir insan. Tabi üreten her verimli insan gibi İmam Gazali ve İhyâ-u ulûmi’d-dîn eseri de eleştirilere maruz kalmış. Bu eleştirilere gerekli cevaplar, birinci cildin girişinde verilmiş.
...
İhyâ-u ulûmi’d-dîn’in her bölümünde; önce o konuyla ilgili âyet ve hadislere, daha sonra islam âlimlerinden nakillere yer verilmiş. Bunu idrak etmek için, bu gün dahi bir konuyla ilgili ayet ve hadislere ulaşabilmek için bilgisayardan yararlanıyor ve o şekilde (süzdürerek) ulaşabiliyor olduğumuzu belirtmek yeterli olacaktır sanırım.
...
“İhyâ-u ulûmi’d-dîn” dört ciltten ve her cildinde 10 kitap olmak üzere ve toplam 40 kitaptan oluşuyor.
Birinci cildi 1.040 sayfa, ikinci cildi 906 sayfa, üçüncü cildi 879 sayfa, dördüncü cildi 998 sayfa olmak üzere toplam 3823 sayfadan oluşuyor.

Eserde işlenen konular:
Birinci cildinde; ilim, akıl, itikat, temizlik, namaz, zekat, oruç, hac, kuran tilaveti, zikir, geceleri ihya,
İkinci cildinde; yemek, nikah, kazanç, helal, haram, ulfet (dostluk), uzlet, yolculuk, sema, emri bil maruf (iyiliği emretmek), nehyi anil münker (kötülüklerden sakındırmak), nübüvvet,
Üçüncü cildinde; kalp, ahlak, şehvet, dilin afetleri, hased, dünya, mal sevgisi, mevki ve şöhret sevgisi, kibir, gurur,
Dördüncü cildinde; tevbe, şükür, havf ve reca (korku ve ümit), fakr ve zühd, tevekkül, muhabbet, rıza, niyet, ihlas, sıdk, kontrol ve muhasebe, tevekkül, tefekkür, fikir, ölüm, cenaze, cehennem ve cennet,
gibi konular işlenmiş hem de çok detaylı bir şekilde.
...
Gazali “İhyâ-u ulûmi’d-dîn”de bazı konuları çok güzel örneklerle çok net bir şekilde açıklamış.
Uzun gelen bazı konular olduğu gibi, okumaktan bırakılamayan, ertesi güne kalmış ise bir an önce devam edilmek istenen konular da var.
...
İhyâ-u ulûmi’d-dîn ve benzeri eserlerin hayatımızın ilk safhalarında okutulmamasını bir kayıp, ama hiç okumamasını daha büyük bir kayıp olarak görüyorum. Okunması mutlaka önerilir. Çocuklara ailede, aile de olmuyorsa okulda, orada da okutulmuyorsa dışarıdan temin edilerek okunması ve okutulması inanç, ahlak, değerler, sağlıklı bir toplum açısından son derece fayda sağlayacaktır.
...
Gazalinin el ile yazdığını okumaktan üşenmemek gerekir. Faydalarının umulanın çok üzerinde olacağını söyleyebilirim. Allah ondan razı olsun. Rabbim ilmimizi arttırsın, öğrendiklerimizle amel etmeyi nasip eylesin. Hamd Rabbimize, salatü selam Peygamberimizedir. 
Selam ve dua ile...

1(Hüccetü’l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed el-Gazzâlî et-Tûsî (ö. 505/1111). Eş‘arî kelâmcısı, Şâfiî fakihi, mutasavvıf, filozoflara yönelttiği eleştirilerle tanınan İslâm düşünürü)

2Bedir Yayınevi İstanbul 1985

Gazzâlî’nin İḥyâʾının en eski nüshalarından biri olan Muḫtaṣarü’l-İḥyâʾın ilk ve son sayfaları (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 1675) (Kaynak:İslam Ansiklopedisi)

Gazzâlî’nin türbesi – Tûs/İran (Kaynak: İslam Ansiklopedisi)




17 Ekim 2021 Pazar

Kul hakkı (İhya'dan) 171021

İhya'dan kul hakkına ilişkin notlar:

Kıyamet günü dünyada yapılan zulüm ve haksızlıkların hak sahiplerine iadesi vardır. 

Şunu bilmiş ol ki, mizan tehlikesinden ancak dünyada kendisini hesaba çekip ölçülü hareket eden ve işlerini şeriat ölçüsüne vuran kurtulur. 

Nitekim Hz. Ömer; "hesaba çekilmeden kendinizi muhasebe edin ve amelleriniz tartılmadan onları tartın" demiştir. 

Nefsini muhasebe, ölmeden evvel her günahtan nasuh tövbesi ile tövbe etmek, noksanlıklarını tamamlamak, farzları kaza etmek ve kul haklarını ödeyip, eli, dili ve su-i zan ile kime ne gibi kötülükte bulundu ise ondan helallik alıp gönlünü hoş etmek de mümkündür. İşte böyle davranan yarın hesap görmeden cennete girer.

Şayet kul haklarını ödemeden ölürse hasımları etrafını alır kimi elinden, kimi yakasından ve kimisi de boynundan yapışır ve;

"-biri, bana haksızlık ettin,
-diğeri, bana sövdün,
-diğeri, benimle alay ettin,
-başka birisi, beni çekiştirdin,
-ötekisi, benimle iyi komşuluk yapmadın,
-bir değeri, alışverişte beni aldattın, hile yaptın, pahalı sattın, malının kusurunu benden gizledin, malının değerinde yalan söyledin,
-aç olduğumu bildiğim halde ve sende var iken beni yedirmedin,
-zulme uğradığımı gördüğün halde, beni koruma imkanım var iken yardım etmedin"

diyerek hepsi sana sıkı sıkı sarılır ve sen de şaşırır kalırsın. Öyle olur ki ömrün boyunca müşterek çalıştığın veya çalıştırdığın herkesin sende hakkı olur. Ya gıybet, ya hıyanet veya hakaretten sende bir hakkı olur. Artık onlardan kendini kurtarmanın imkan yok. Ancak acaba Rabbimden bir yardım gelir mi diye düşünürsün.

Dünyada insanlar hakkında dedikodu edip, onların haklarını yiyenler, yarın ilahi adalet karşısında, müflis, fakir, aciz korkak ve Hakkı reddetmekte muktedir olmadığı halde hiçbir mazeret göstermeden Allah huzurunda bu duruma düşen ne kadar acıklıdır. 

İşte o vakit onların hakları karşılığı olarak, ömür boyunca zahmet çekerek yapmış olduğu ibadetleri, mükafatları alınır ve hak sahiplerine hakları nispetinde verilir

Kullara zulüm; mallarını almak, onlara dil uzatmak, namuslarını dokunmak, kalplerini kırmak, sohbet ve muaşerette onlara kötülük yapmak gibi şeylerdir. 

Kul ile Allah arasındaki kusurlara gelince en çok bağışlanması umulan bu kusurlardır. 

Kim bu gibi haksızlıklar yapmış, sonra da tövbe etmiş ve hak sahipleri ile helalleşmesi mümkün olmamışsa, kısas günü için sevaplarını çoğaltmalı, tam bir ihlas ile gizli olarak Allah'a ibadette bulunmalıdır ki belki bu sayede Allah'a yaklaşır da kul hakları için hazırladığı ibadetler de Allahû Teala'nın lütfuna uğrar.
(Kaynak; İmam Gazali-İhya).







14 Ekim 2021 Perşembe

Fonlayan ve Fonlananlar 141021

Bir işi gerçekleştirmek için olması gerekenlerden biri de ekonomik güçtür.

Bir seyahat, bir faaliyet, bir toplantı yapmak veya bir dernek, bir parti kurmak, ekonomik gücü gerektirir. Kurduktan sonra, sürdürmek için de yine bir ekonomik güç gereklidir. 

Hatta Ülke olarak bir ekonomik gücünüz yoksa, savaş dahi yapamaz ve sürdüremezsiniz!

Terör örgütlerine açıkça destek veren, silah yardımı yapan, onlarla müttefik gibi hareket eden “taa uzaktaki ülkeler”in, Ülke aleyhine olan, Ülke içerisinde yaşanan veya yaşanması muhtemel olayları destekleme ihtimali çok yüksektir. Bu destek çeşitli imkanların sağlanması şeklinde olabileceği gibi yardım, hibe, yatırım, destek vb adlar altında ekonomik, parasal destek yani fonlama şeklinde de olabilecektir.

Ülkenin ilgili kurumları (güvenlik, istihbarat, masak, dernekler masası vb) tarafında yapılacak ön incelemelerde, özellikle dışarıdan çeşitli adlarla destek alan kurum ve kişiler risk havuzunda atılmalı ve analize tabi tutulmalıdır.

Analiz sonucuna göre, Ülkede Terör örgütlerine destek veren veya verdiği konusunda emareler bulunan tüm dernek, vakıf, siyasi parti, STK gibi kuruluşlar ile şahısların parasal kaynakları incelenmelidir. Özellikle Ülkede terörist faaliyetlerde bulunan kişilerin fon kaynakları mutlaka deşifre edilmelidir. Fonlanan yoksa bu da Ülkenin artısı olacaktır.

Unutmayalım, ekonomik güç olmadan, pek çok faaliyeti yürütmek ve bunu sürdürmek mümkün değildir.




12 Ekim 2021 Salı

Kurum ve Liyakat (Yükselme, Duraklama, Gerileme) 121021

Bürokrasi, belediye, siyaset, stk, şirket, apartman, site, kooperatif gibi bir kuruma;
-Liyakatli birileri gelir, çalışır çabalar, cefa çeker, işleri düzene sokar, kuruma çağ atlatır.
-Sonra hak etmeyen liyakatsiz birileri gelir, sadece o iyi halin sefasını sürer, kurumu duraklatır, hatta geriletir.
Yazık eder!

Bilmediği, anlamadığı, geliştirmeyi bilmediği ve bu sebeple bulunmayı hak etmediği ve yine bu sebeple bulunmaması gereken bir yerde bulunan insan sıkıntı yaratır. Bu durum o yere, o işe ve muhataplarına da zulümdür.

Bürokrasiden bir örnek. Bir kurumda bir ekip kurumun bu gün ve geleceğini çok iyi dizayn eder, günlük işleri en iyi işler hale getirir, gelecek için yeni projeler devreye sokar. Mevzuat iş ve işlemleri sadeleştirip basitleştirir. Etkinlik ve verimliliği arttırır. Hemen hemen kurumun tüm çarklarını işler hale getirir. Dünya ile rekabet edecek hale getirir.

Ancak oluşturulan algılarla, lobi veya çeşitli faaliyetlerle gelen, hemen hemen her şeye engel olan, takoz olan birileri, bu koltuklara gelince, tıpkı mirasyedi gibi geçmişte oluşturulan işleyişten bir süre geçinir. İlave hiçbir şey katmadığı için sistem kendi halinde bir süre işler. O ekip olmasa da işleyeceği kadar işler. Kurum, duraklama, hatta gerileme dönemine girer.

Belediyeden bir örnek. Diyelim Belediye Başkanlığı. Adam kentin trafiğini çözmüş, park, bahçe ve yeşil alanla donatmış, yollar açmış, hava kirliliğini çözmüş, kente hakikaten çağ atlatmış.

Algılarla gelen bir başkan, bırak kent için bir çivi çakmayı, park ve bahçelerin bakımını dahi yapamaz. Sadece günlük işleri yürütmeye çabalar. Tam bir duraklama dönemidir, hatta gerileme dönemidir.

Siyasetten bir örnek. Üretmeye başlamış bir sistemi algılarla baltalamaya çalışan, herhangi bir projesi olmayan, tüm sermayesi mevcudu kötülemek, geriye dönüş olan partilerin iktidar olduğunu düşünün. Her şey tersine döner. Çarklar durur. Üretimsizlik tekrar başlar. Bu dışa bağımlılığı arttırır. Bu bağımlılık bağımsız politika izlenmesini de engeller. Ülke duraklama ve gerileme dönemine girer.

Örnekleri, STK başkanlığı, şirket yönetimi, kooperatif yönetimi, hatta apartman yöneticiliği gibi çeşitli alanlarla ilgili çoğaltmak mümkündür.

Bu duraklama ve gerileme dönemi, ya liyakatsizlerin kurumları mahvedene kadar ya da liyakatli birilerinin toparlamasına kadar devam eder.

Dolayısıyla atamayla gelenler için atayanların, seçimle gelenler için seçenlerin, tercihlerinde mutlaka ama mutlaka yukarıdaki örneklerde belirtilen durumları göz önünde bulundurmaları kendilerinin lehinedir. Yine atanan veya seçilenin de liyakat ehli olmadığı veya başarılı olamadığı işi, görevi bırakması kendi lehinedir.

Zira bunun vebali, aldığını hak etme, maliyeti, ileride ise hesabı var!




10 Ekim 2021 Pazar

Esirgediğimiz Bazı Davranışlar101021

Bazımızın, hayatımızın tam içindeki, en yakınımızdaki, ana, baba, kardeş, eş, çocuk, arkadaş gibi yakın çevremizden esirgediği, buna mukabil hayatımızın dışındakilere cömertçe sunduğu davranışların bazıları;

-hal ve hatır sormak,
-sevgi ve merhamet,
-muhabbet,
-kadirşinaslık (değerini bilmek),
-dayanışma,
-ziyaret,
-nezaket,
-güler yüzlü olmak,
-kibar konuşmak,
-anında ve güzel cevap vermek,
-bakımlı gözükmek,
-yardım etmek,
-işine koşturmak,
-cömert olmak,
-takdir etmek,
-teşekkür etmek,
-özür dilemek.
...
Peki niçin esirgiyoruz? 
Esirgemeyelim. Üzerinde tefekkür ederek, gereğini yapalım ve güzel davranışlarda cömertlik sergileyelim!



Eskilerde ki Misafirlikler 091021

Eskilerde ki Misafirlikler 091021:
Misafir berekettir, kendi rızkıyla gelir, senin rızkını da arttırır derlerdi eskiler.

Eski misafirlikler bana hoş ve güzel sohbetleri hatırlatır.

Misafir geleceği zaman ikramda aşırıya kaçılmaz, misafire en büyük ikramın güler yüz, tebessüm ve tatlı söz olduğu hususu hayat bulurdu.
...
Taa eskilerde, Togaje'de, eve bir misafir geldiği bir "hey" veya bir "hoy" sesiyle öğrenilirdi.

Kapıdan duyulan bu ses üzerine genellikle misafir içeri buyur edilirdi, çok nadir de olsa kapıya iki sandalye çıkarılır ev müsait olunca misafirler içeriye alınırdı.

Gece vakti misafirlerin gelmesi halinde müsait olmama gibi bir durum söz konusu olmazdı. Herkes müsait olurdu.

Amca, hala, dayı gibi yakın akrabalar, bısım veya yakın komşular, gece oturması için sık sık birbirini ziyaret ederlerdi. Misafirler gelir gelmez hemen çay demlenir, bardakların sesinden hazırlık yapıldığı anlaşılırdı.

Misafirliğe gidilen ev sahibi şehirden gelmiş ise ilave ikramlar olurdu. Bu ikramlar mevsimine göre değişir; portakal, elma, üzüm gibi meyveler ya da bisküvi, leblebi, lokum gibi kuru gıdalar olurdu

Tabii asıl ikram ev sahibesinin, çörek, bal peynir gibi yiyecekler olurdu.

Sohbetler gece boyu sohbetler sürer, bazılarının uyuklama belirtisi (şhaugo) göstermesi dağılma vaktinin geldiğini gösterirdi.

Misafirler, güzel dualar ve tekrar gelinmesi temennileri ile uğurlanırdı.
...



5 Ekim 2021 Salı

Yönlendirme ve Algılara Dikkat! 051021

İnsan, her zaman, algı ve yönlendirmelerle  karşı karşıya kalabilmektedir!

Yönlendirme araçları, film, dizi, haberler, sosyal medya, fısıltı gazetesi gibi çeşitli iletişim kanalları aracılığıyla olabilir.

Yönlendirme şekli, doğrular üzerinden, yalanlar ile, algılar ile olabilir.

Dağarcığı zayıf veya boş olan, sorgulamayan, analiz etmeyen bir beyin bu yönlendirmelere kolaylıkla uyabilir, inanabilir.

Yönlendirmeler doğru ve gerçek ise ne âlâ, ama ya değilse!

Maalesef tarih boyunca gerçek olmayan yönlendirmeler çokça olmuş, günümüzde de devam ediyor.

Misal, bir film izliyorsunuz. Filimdeki bir iki kişiye zarar gelmemesi veya o bir iki işinin ölmemesi için onlarca, yüzlerce insan öldürülür, köyler kasabalar yok edilir, ama kimse o öldürülen insanlara acımaz, hatta düşünmez bile. Oysa ki onlarınki de can, onların da belki anne ve babaları, eşleri, çocukları yani aileleri var, onların ki de hayat, onlarında ruhları var, onlar da acıyı hisseder, onların da yakınları var!

İşte bunları izleyiciye düşündürmeyen, yönetmenin kurguladığı yönlendirme ve oluşturduğu algıdır.

Bu yönlendirme ve algılar, hayatın her alanında, insanın olduğu her yerde karşımıza çıkabiliyor. Bu duruma göre bir arkadaşlıkta, bir ticari ortaklıkta, evlilikte, siyasette, ülke düzeyinde, dünya ölçeğinde olabiliyor.

Mesela, dünyanın yönetiminde söz sahibi olan güçlü ülkeler de, tıpkı film yönetmenleri gibi, yaptıkları işgalleri, darbeleri, katliamları, haksızlıkları, adaletsizlikleri, tarihi eser hırsızlıklarını, sömürüyü, çıkardıkları iç karışıkları, huzursuzlukları perdeleyecek yönlendirmeler yapabiliyor, yalan ve algı oluşturabiliyorlar. Irak’ın işgali buna en basit örnektir.

Keza bürokrat, siyasi, stk başkanı veya başka herhangi bir alanda etiket taşıyan, topluma ve insanlığa faydalı herhangi bir faaliyeti olmayan, topluma sadece yük ve maliyet yükleyen bazı kişilerin başarılıymış gibi reklamının yapılması da aynı film örneğinde olduğu gibi pazarlayanların algı çalışması, yönlendirmesidir.

Aman dikkat!

Hayat boyunca yönlendirme ve algılara kanmamak için, hangi alanda olursa olsun, o konuyu bilgimizden yararlanarak veya bilgi sahibi değilsek o konu hakkında yeterince bilgi edinerek ve o bilgilerden yararlanarak (o konuyu) akıl ve mantık süzgecinden geçirmeliyiz. Aksi takdirde aklımız da bize hesap sorar!







Birlik olmak (Kendi Tarafında Olmak) Çok mu Zor? 081215

Geçenlerde Müfid Yüksel’in bir paylaşımını gördüm. “Osmanlı-Rus, 93 Harbi'nde Plevne Cephesinde, Her İki Taraftaki Çerkes Askerleri İle İlgili İlginç Bir Arşiv Belgesi”. Tercümeyi kendisi yapmış.
Gerek bu Belge, gerek son okuduğum bir kitapta, gerekse de Kafkas-Rus savaşlarını anlatan kitaplarda da benzer hikayelerin varlığı, insana; başkalarına taraf olarak bir birlerine karşı nasıl savaşırlar?, birbirlerine nasıl silah çekebilirler? sorularını sorduruyor.
Ama bakıyorsunuz, günümüzde de değişen pek bir şey yok aynı durum söz konusu gibi. O’cu bu’cu olarak bu gün yapılanlar da çok farklı değil. Acımasızca bir hırpalama yaşanıyor, kim adına başkaları adına. Kim kaybediyor? Kendi olamayanlar.
Birlik olmak, birbiriyle savaşmaktan daha mı zor? Veya biri biriyle savaşmak, birlik olmaktan daha mı kolay?.
Herkesin kendi tarafında olması için, birlik olması için; şimdilik aklıma gelen daha fazla; diplomasi, konuşma, samimiyet, güven, sevgi, saygı diyorum.


“TELGRAFNÂME
An: Plevne İla: Yıldız Sarây-ı Hümâyunu
No: 138
Fi 5 Ağustos 1293
Mâbeyn-i Hümâyun Başkitâbet-i Celîlesine
İşbu cum’a günü asâkir-i muâvene-i Çerâkise’den müretteb çıkarılan keşif kolu evvelâ Rusya’nın bir bölük süvârisine tesâdüfle biraz muhârebe ve çarpıştıkdan sonra bunları ilerideki pusularına çekmek üzere Ruslar ric’at gösterdiklerinde çerkes dahi tâkib ederek pusuda bulunan bir bölük dahi çıkmış ise de edilen ateşe dayanamayıp ric’atle daha ilerlerinde bulunan bir bölük süvârileriyle dahi birleşip tekrar harbe başladıklarında olunan ateş ve edilen hücuma mukâvemet edemeyerek münhezimen firâr eylediklerinde bir müddet tâkib ile Çerkeslerin ordugâha avdetlerinde Ruslar diğer yoldan dolaşıp ordugâha yakın mahalde çerkeslerin önlerine çıkarak Çerkes lisânı üzere tekellüme başladıklarında bunları Çerkes zannıyla mühimsememişler ise de biraz tekarrüblerinde düşman olduklarını anlayarak hemen üzerlerine etdikleri şiddetli hücumlarında birkaç neferini tepeleyip diğerlerinin her biri bir tarafa firâr eyledikleri ve bu mukâvemetde düşmandan otuz-kırk kadar telefât ile bir iki misli mecrûh vukûbulduğu gibi yedi-sekiz re’s k... ve bir mikdâr tüfenk ve yağmurluk iğtinâm edildiği ve Çerkeslerden dahi bir şehîd ile iki yaralı vukûbulduğu arz olunur. Fermân...
Fi 5 Ağustos 1293
Bende: Osman
Latin Harflerine Aktaran: Müfid Yüksel”



30 Eylül 2021 Perşembe

Sosyal ahlâk! 300921

Bir insan ortak alanlara ve bu alanlardaki eşyalara kasten niçin zarar verir?
Misal, bir insan ortak alanlardaki;
-ağaç dallarını,
-musluk saplarını,
-sifon basacağını,
-elektrik düğmesini,
-spor aletini,
-kapıları,
-kamelyayı,
-ve benzerlerini,
niçin kırar, tahrip eder, bozar, çizer, çöplüğe çevirir? 
Bunu ona yaptıran nedir? 
Yetişkinse niçin yapar? 
Çocuk ise niçin öğretilmez?
Kendi evinde yapmadığı kesin!
...
Hukuki ve vicdani açıdan bakalım:
...
Hukuki açıdan; Kanunlarda (TCK, KMK vd) bu tür zararların tazmini konusu düzenlenmiş. Keza alt düzenlemelerde de, misal site yönetim planlarında, bizzat kat maliki veya kiracısı veya çocukları tarafından kasten veya kazara verilen bu tür zararların tazminini öngörüyor.
...
Vicdani açıdan ise kasten veya kazara verilen bu tür bu zararların tazmin edilmemesi kul hakkına girer.
...
O halde bizzat veya kiracı gibi yararlanıcılar yada çocuklarımız tarafından bilerek veya bilmeyerek,, kazara yada kasten verilen hasarların tazmin edilmesi hukuken ve vicdanen bir gerekliliktir.

Herhangi bir hasar verilmemesi ise en doğru olanıdır.
#sosyalahlâk





28 Eylül 2021 Salı

Selamlaşma! 280921

Selamlaşma! 280921:

Selam vermek, selam almak, selamlaşma nasıl olmalıdır?

Selam vermek sünnet, almak ise farzdır. Selam verirken, selamın sünnet olduğunu düşünmeli ve o kimseye dua etmeye niyet etmelidir!

Selam; Müslümanların karşılaştıklarında birbirlerine sağlık ve esenlik dilemeleri anlamında bir terimdir.

Selamın sözlükte tanımı: "Bir kimseyle karşılaşıldığında, birinin yanına gidildiğinde veya yanından uzaklaşıldığında kendisine söz ve işaretle bir nezaket gösterisi yapma, esenleme, merhaba." (TDK) şeklindedir.

Merhaba; Bolluk, rahatlık, huzur ve âfiyet temennisi içeren bir selâmlama sözüdür.

Merhabanın sözlükte tanımı: "Geniş ve mamur yere geldiniz, rahat ediniz, günaydın, hoş geldiniz` anlamlarında bir esenleşme veya selamlaşma sözü" (TDK) şeklindedir.

İslamî uygulamada selamlaşma, taraflardan birinin diğerine “Selamün aleyküm” (selâm, esenlik ve güven sizin üzerinize olsun) demesi; diğerinin ise, Ve aleyküm selâm” (Sizin üzerinize de selâm, esenlik ve güven olsun) şeklinde cevap vermesi ile gerçekleşir.

Kur’an-ı Kerim’de, “Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı ile karşılık verin.” (Nisa, 4/86) buyurulmuştur.

Selama misliyle karşılık vermek, “Selamün aleyküm” diyene “Ve aleyküm selam şeklinde; “Selamün aleyküm ve rahmetullah” diyene ise “Ve aleyküm selam ve rahmetullah” şeklinde cevap vermekle olur.

Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden olan selâm kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de kırk kadar âyette geçer.

“Evlere girdiğiniz zaman kendinize selâm verin” (en-Nûr 24/61) âyeti, evde kimse olmasa da evine giren kişinin kendi kendine selâm vermesi gerektiği şeklinde yorumlanmıştır (İbn Kesîr, VI, 94-95).

Hadislerde, selamlaşmanın; sevgiyi arttırdığı, hayır ve bereket getirdiği, insanı Allah’a yaklaştırdığı, selam vermeyenin cimri olduğu belirtilmiştir.

Selâmlaşmanın asıl amacı karşılıklı sevgi, dostluk, iyi niyet ve güzel dileklerin açıklanmasıdır.

Namaz kılmak, Kur’an okumak, tefekküre dalmış olmak, hutbe dinlemek, ilimle uğraşmak, yemek yemek ve defi hâcette bulunmak gibi durumlar selâm almaya engel teşkil ettiği için onlara selâm verilmemelidir; verildiği takdirde selâmı almamanın bir sorumluluğu yoktur (İbn Âbidîn, I, 618).

Müslüman olmayan kimselere "selâmün aleyküm" ifadesiyle selâm vermek doğru bulunmamıştır.

Lugat kitaplarında "merhaba" sözünün bir kimsenin misafiri karşılarken, “Buyur, evimiz senin için geniş ve rahat bir yer olacak, burada dostluk bulacaksın, kendini rahat hisset” anlamında bir selâmlama tabiri olduğu, ayrıca, “Allah sana bolluk ve rahatlık, huzur ve âfiyet versin” mânasında dua olarak da kullanıldığı belirtilmektedir.

Tarih boyunca birçok gelenekte sözlü ve fiilî selâm biçimleri süregelmiştir.

Hindu geleneğinde iki avuç göğüs hizasında birleştirilerek baş hafifçe öne eğilir ve “namaskar” veya “namaste” denilerek selâm verilir (Encyclopedia of Religion, XII, 8060). Hinduizm’de Tanrı Brahman’ın insanların göğsünde ve başında bulunduğuna inanıldığından bu hareketle, “Ben senin içindeki Tanrı’ya boyun eğiyorum, seni seviyor ve saygı duyuyorum” demek istenir.

Küreselleşme ve sekülerleşmenin etkisiyle günümüzde giderek geleneksel dinî selâmların yerini bu içerikten arındırılmış selâmlar almaktadır. Bazan da bir kültüre veya inanca ait selâm şekillerinin diğer kültürlere geçtiği görülmektedir. Her ne kadar dinî içeriği azalsa da selâm ifadelerine yerleşmiş olan ulûhiyyetle ilgili bazı kelimeler varlığını sürdürmektedir. Nitekim Fransızca’daki “adieu” (Allah’a ısmarladık), İspanyolca’daki “adios” (Tanrı’yla beraber git) ve İngilizce’deki “good-bye” (God be with you-Tanrı seninle olsun) gibi dinî içerikli selâmlar günümüzde de kullanılmaktadır (Encyclopedia of Religion, XII, 8060).
(Not: Diyanet kaynaklarından -özellikle İslam Ansiklopedisinden- yararlanılmıştır).




27 Eylül 2021 Pazartesi

Sultan II Abdülhamid Han Hakkında Bir İtiraf (270921):

Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında Dahiliye Nazırlığı yapmış Servet-i Fünun edebiyatçılarından Ahmet Reşit bey (1955'te vefat etmiştir) muhalif olduğu Abdülhamit Han hakkında hatıratında şu itiraflarda bulunmuştur:

"Sultan Abdülhamid Han yorulmaz denilecek kadar çalışkan, örnek alınacak derecede takva sahibiydi. Son derece dindardı.

Sultan Abdülhamid Han esaslı bir siyaset mihveriydi. Zekası ve melekesi sayesinde tahttan indirilmesi, ne kadar Devletin mevcut şartlarını muhafazaya muvaffak olduğu, HAL'inden sonra çökmeye başlayan koca bir imparatorluğun 10 sene içinde bugünkü hale gelmiş olması ile sabittir.

Sultan Abdülhamid Han hakikaten halîm çok sabırlı pek merhametliydi. Birçok ahvalde göstermiş oldu sakinliği, temkinli ve kendisine mahsus olan tevazu sadece bilinmiş değil, inkar edilmiş faziletlerindendir.

Tahta oturmasından saltanatının ilk yarısına kadar 16 sene, memlekette ilim ve teknikte hasıl olan terakkinin ne kadar büyük olduğunu anlamak için bir misal verelim:

Meşrutiyet ilan olunduktan sonra Abdülhamid Han tahttan indirildi. Gazetelerde umumi ıslahat ve ilim ve tekniğin gelişmesine dair sütün sütün yazılar yazıldı. Her zaman olduğu gibi "şöyle olacak, böyle yapacak, oluyor yapılıyor" yolunda vaatler bol bol sarf edildi hatta oldu, yapıldı denildiği de işitildi.

Lâkin meşrutiyeti kazandığımızdan beri 3-4 sene geçmişti. Bir gün o sırada Maarif Nazırı olan Abdurrahman Şeref efendiye, Mekteb-i Mülkiye'nin ne halde olduğunu sordum: "Sizin talebeliğiniz zamanındaki hali şöyle bir tarafa bırakalım;  mekteb-i, Haşım Paşa'nın Maarif Nazırlığı esnasında mertebesine yükseltebilmek için, belki 20 sene çalışmak lazım" dedi.

Mâniler ortadan kalktığı halde olunan şey avdet etmemiş bilakis daha ziyade uzaklaşmış demekti." 

Bu olay, günümüzde, algı operasyonu yapan liyakatsiz siyasetçilerin de, bir şekilde iktidar olurlar ise bir şey yapmayacaklarının tecrübesidir. 

Tefekkür etmek ve dikkat etmek gerekir!




7 Eylül 2021 Salı

"Adıye Kültürü"

"Adıye Kültürü" isimli kitabımızın tanıtımını yapan KAFFED'e, çalışmayı yapan Yemuz Nevzat Tarakçı'ya çok teşekkür ediyorum.

Kitabın faydalı olması ve yenilerine vesile olması dileğiyle. 

6 Eylül 2021 Pazartesi

Sivas Nasıl Kalkınır? (Şehirlere Rol Model) (09.12.16):

Sivas Nasıl Kalkınır? (Şehirlere Rol Model) (09.12.16)

Makalenin tamamı "Hayatın İçinden Analizler" isimli kitabımızda yer almaktadır. 








29 Ağustos 2021 Pazar

Osmanlı İmparatorluğunda Seçimler ve Meclisler 290821

Osmanlı da seçim yapıldı mı, kaç seçim yapıldı, meclis var mıydı? Kısa bilgilendirmeler içermektedir. Maalesef okul tarih kitaplarında bu konular okutulmamıştır. Bundan sonraki okul tarih kitaplarına konulması ve okutulması, okutulan tarih konusunda sonradan yaşanabilecek hayal kırıklıklarına engel olacaktır.

Aşağıda monarşi ve meşrutiyet tanımlarından sonra seçimlere ilişkin bilgilere yer verilmiştir.

Monarşi; bir hükümdarın devlet başkanı olduğu bir yönetim biçimidir. Bu hükümdar, Türkçede han, kağan, hakan ile başka dillerden geçmiş kral, imparator, şah, padişah, prens, emir gibi çeşitli adlar alabilir. Bir monarşiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran en önemli özellik, devlet başkanının bu yetkiyi yaşamı boyunca elinde bulundurmasıdır.

Parlamenter monarşi: Kral devletin simgesi olarak kalır, ancak yürütme yetkisini bir hükûmete bırakır; hükümet de halk tarafından seçilmiş bir millet meclisinin kararlarına uymaya zorunludur. Hollanda, Danimarka, Birleşik Krallık, Japonya, İsveç ve Belçika'da durum böyledir

Meşrutiyet: Hükümdarın yetkilerinin anayasa ve halk oyuyla seçilen meclis tarafından kısıtlandığı yönetim biçimi. Daha genel ifadesiyle; meşrutiyet, bir hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan yönetim biçimidir. Arapça şart kökünden türemiş olan meşrutiyet 19. asırdan itibaren Osmanlı Devleti'nde meclisli saltanat-hilafet anlamında kullanılmıştır.

I. MEŞRUTİYET: Namık Kemal, Ziya ve Mithat Paşalar'ın önderliğinde 23 Aralık 1876'da ilan edilmiştir.

I. Meclis-i Mebusan: 1877 Mart-Haziran Osmanlı Meclis-i Mebusanı veya I. Meclis-i Mebusan, Türk tarihinde halk oylarıyla seçilen ilk meclistir. 18 Mart - 28 Haziran 1877 tarihleri arasında görev yaptı.

18 Mart 1877'de çalışmalarına başlayan meclisin üyeleri, vilâyet, liva ve kazaların idare meclisleri üyeleri arasından seçildi. Seçilmek için 25 yaş esas alınması, ayrıca seçilebilmek için, az çok emlâk sahibi olmak şartı konmuştu. Seçimlerin sonucunda, her vilâyet belirtilen sayıdaki mebus seçerek İstanbul'a gönderemedi. Tunus, Mısır, Romanya, Sırbistan ve Karadağ mebus göndermedi. İç işlerinde serbest olan bu vilayetler mebus göndermeye kendilerini mecbur hissetmedi. 69 üyesi Müslüman, 46 üyesi gayrimüslim olmak üzere 115 üyeden oluşan ilk Meclis-i Mebusan'ın başlıca özelliği, imparatorluk içine yayılmış çeşitli etnik gruplardan (Türk, Arap, Kürt, Laz, Ulah, Arnavut, Boşnak, Rum, Ermeni, Bulgar, Yahudi vb.) oluşmasıydı. Meclis 28 Haziran 1877'de dağıldı.

II. Meclis-i Mebusan: 1877-1878 Osmanlı Meclis-i Mebusanı veya II. Meclis-i Mebusan Osmanlı Meclis-ı Umumisi'nin alt kanadı olan Meclis-i Mebusan'ın II. dönemidir. Meclis, 13 Aralık 1877 - 14 Şubat 1878 tarihleri arasında görev yaptı.

13 Aralık 1877'de toplandı. Bu dönem mebusları da aynen birincide olduğu gibi seçilerek gelmişlerdir. Mebus sayısı 56'sı müslim, 40'ı gayrimüslim olmak üzere 96’ya düşmüştür. Başkanlığa İstanbul mebusu Hasan Fehmi Efendi, ikinci başkanlığa Hovhannes Efendi getirildi. 1877-1878 tarihleri arasında yaşanan Türk-Rus savaşı, 93 Harbi dolayısıyla II. Abdülhamit tarafından tatil etmiştir. 30 yıl süren tatil sonunda hayatta kalan iki Âyan üyesi 1908'de toplanan meclise dahil edilmiştir. Hatta bu dönemin tatil dönemi olduğu, çıkarılan kanunlara "kanuniyeti sonradan teklif olunmak üzere" kaydıyla "kanun-u muvakkat" ibaresinin ilave olunmasından da anlaşılmaktadır.

II. MEŞRUTİYET: 24 Temmuz 1908'de Kanun-ı Esasi'nin yeniden yürürlüğe konması İkinci Meşrutiyet döneminin başlangıcı sayılır. Bu dönem, 11 Nisan 1920 tarihine kadar sürmüştür.

III. Meclis-i Mebusan: 1908-1912 Osmanlı Meclis-i Mebusanı veya III. Meclis-i Mebusan, Osmanlı Meclis-ı Umumisi'nin alt kanadı olan Meclis-i Mebusan'ın II. dönemidir. 17 Aralık 1908 - 18 Ocak 1912 tarihleri arasında görev yaptı.

II. Abdülhamid döneminin sonunda, 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet'in ilanıyla, aynı yılın Kasım ve Aralık aylarında mebus seçimi yapıldı. Ahrar Fırkası ve İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin katıldığı seçimlerde, İttihat ve Terakki çoğunluğu sağladı ve 17 Aralık 1908’de (Rumî takvime göre 4 Kânunuevvel 1324) 3. Meclisi Mebusan açıldı. Bu Meclis, 31 Mart Olayı ve II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesi sonrasında Mayıs 1909’da Kanuni Esasi üzerinde değişiklikler yaparak padişahın ve Ayan Meclisinin yetkilerini daralttı, kendi yetkilerini arttırdı. 1911’de tek bir mebusluğu ilgilendiren, ancak siyasi yankıları yüksek olan bir ara seçim yapıldı.

III. dönem Meclis-i Mebusanı'nda 142 Türk, 60 Arap, 25 Arnavut, 23 Rum, 12 Ermeni (bunlara 4 Taşnak ve 2 Hınçak mensubu dahildi), 5 Yahudi, 4 Bulgar, 3 Sırp, 2 Ulah ve 1 Asuri (Dawud Bey Yusufani, Musul Vilayeti) mebus bulunmaktaydı. İdeolojik altyapısı dönem içinde şekillenmeye devam edecek olan İttihat ve Terakki Fırkası yaklaşık 60 mebusun desteğine sahipti.

IV. Meclis-i Mebusan: 1912 Nisan-Ağustos Osmanlı Meclis-i Mebusanı, II. Meşrutiyet döneminin ikinci Meclis-i Mebûsan'ı padişahın birincisini 18 Ocak 1912'de feshetmesi ve yapılan seçimlerden sonra, 18 Nisan 1912'de toplandı. Bu Meclis, 5 Ağustos 1912'de, içte ve dışta siyasi ortamın gerginleşmesi nedeniyle Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın önerisi ile Padişah V. Mehmed Reşad'ın irade-i seniyesi uyarınca feshedildi. Balkan Savaşları nedeniyle seçime gidilemedi ve sıkıyönetim ilan edildi.

Bu seçim Türk Parlamento Tarihi'nin ilk erken genel seçimidir. Hem iktidar hem de muhalefet büyük bir sertlikte kampanya sürecini yürütmüşlerdir. Kolluk güçlerinin ile İttihat ve Terakki üyelerinin oy kullanmaya gelen seçmen kitleleri üzerinde baskı, yıldırma, caydırma ve hatta şiddete varan eylemleri olmuştur. Hürriyet ve İtilaf Edirne Mebus Adayı Rıza Tevfik’in dövülmesi olayıyla bu durum açığa çıkarmıştır. Bu bağlamda 1912 seçimleri, devrin muhalifleri tarafından "dayaklı" veya "sopalı" seçim olarak isimlendirilmiştir. İttihat ve Terakki'nin ezici bir çoğunlukla kazandığı 1912 Seçimleri, pek çok açıdan itiraz ve eleştirilerin odağı olmuştur. Seçimler adil, eşit ve güvenilir bir zemine oturmadığından Türk Parlamento Tarihi'nin ilk hileli seçimler olarak kabul edilmiştir. Sonuçta, 1912 Seçimleri sonrası Meclis-i Mebûsan’ında oluşan yeni tablo muhalefeti tam manasıyla sindirmiş, İttihat ve Terakki mecliste tam hakimiyet kurmuştur.

V. Meclis-i Mebusan: 1914-1918 Osmanlı Meclis-i Mebusanı, Bâb-ı Âli Baskını sonrası 1914'te tek parti düzeninde seçime gidildi ve V. Meclis-i Mebûsan 87 sandalyenin tamamını İttihat ve Terakki kazandı. Bu Meclis I. Dünya Savaşı boyunca görev yaptı.

VI. Meclis-i Mebusan: 1920 Osmanlı Meclis-i Mebusanı ya da VI. Meclis-i Mebusan, 12 Ocak - 18 Mart 1920 tarihleri arasında görev yapan son Osmanlı Meclis-i Mebûsanı'dır. 16 Mart 1920'de İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesi nedeniyle 18 Mart'ta çalışmalarını sonlandırdı. Bu meclisteki mebusların büyük bölümü 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da açılan Büyük Millet Meclisi'ne katıldı.

12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplanan son Osmanlı Meclisi Mebusanı'nda Mustafa Kemal Paşa Meclis Başkanlığına seçilmedi. Hatta Müdafaa-i Hukuk Grubu yerine de Felah-ı Vatan Grubu kuruldu.

Sivas Kongresi kararlarının görüşülmesi sırasında Mustafa Kemal Paşa'ya bağlı genç mebusların baskısıyla Kongre kararları onaylandı. 17 Şubat 1920'de oybirliği ile altı maddelik Misak-ı Millî’yi kabul etti. Bu maddelerin önemlisi şüphesiz Hatt-ı Mütareke dahil ve haricindeki Türklerle meskun toprakları bölünmez bir bütün olarak kabul eden I. Maddedir.

İtilaf Devletleri Misak-ı Milli'nin kabul edilmesinden sonra, Sevr Antlaşması'nı Osmanlı hükûmetine kabul ettirmek amacıyla 16 Mart 1920'de İstanbul’u resmen işgal ettiler. Meclis buna rağmen 18 Mart'ta son bir kez daha toplandı. Bu son oturumda da çalışmalara ara verildi. Meclis İtilaf Devletleri tarafından basılınca, padişah tarafından 11 Nisan'da dağıtıldı.

III. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM): Yeni Büyük Millet Meclisi'ne delege seçmek için 1920 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nda genel seçimler yapıldı. Seçimleri İtilaf Kuvvetlerin işgalini protesto eden milliyetçi yerel gruplardan oluşan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti domine etti.

İstanbul işgal edildikten sonra, Türk Milli Hareketi lideri Mustafa Kemal, 19 Mart'ta il idarelerine ve ordu komutanlarına telgraf göndererek Büyük Millet Meclisi seçimleri yapmalarını istedi.

Seçimlerden sonra, yeni Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920'de Ankara'da, başkan Mustafa Kemal liderliğinde bir araya geldi.”




22 Ağustos 2021 Pazar

Ustalık, İş Ahlâkı, İşini İyi Yapmak 220821:

Ustalık, İş Ahlâkı, İşini İyi Yapmak 220821:

Biraz daha dikkat,
biraz daha işe yoğunlaşma,
biraz daha liyakat,
biraz daha işini iyi yapmak,
biraz daha iş ahlakı,
biraz daha empati
pek çok iş ve imalatın eksik veya hatalı yapılmasını önler!
...
Misal; bir ev düşünün;

"Pencerelerde silikon yapılmamış yerler var, dışarıdan yapmak mümkün değil, yağmur yağınca içeri su giriyor!

Silikon yapılırken dikkatli yapılsa, silikonsuz yer kalmayacak su sızmayacak idi.

Banyoda iki su gideri var, ama su ikisine de gitmiyor!

Bir terazi ile meyil verilse giderler tam iş görecekti.

Duş kabini su sızdırıyor, eksik silikon var!
Biraz sabır ve dikkatle silikon yapılsa sızma olmayacaktı.

Dış kapı tam yerine oturtulmamış, hava akımı var!

Kapı kasasına oturtulmuş olsa, tam kapanacak kapıdan rüzgar esmeyecek ve ıslık çalmayacaktı.

Dış kapı ayarsız, ana kilitler çalışmıyor!
Kapı ayarları yapılsa tüm kilitler çalışacak ve kilitlenecekti.

İnşaat artıkları akıllı muslukların kafasını karıştırıyor, sıcak soğuk su karışıyor!
Tesisat döşenirken inşaat artıklarına dikkat edilse böyle bir problem yaşanmayacaktı.
-..."
Bu örnekleri, üretici, müfettiş, memur, dr, avukat, yargıç, asker, şoför, öğrenci, öğretmen, esnaf, tüccar, imalatçı, sanayici, tiyatrocu, yazar, sporcu, profösör, asker, polis, siyasetçi, yönetici, bankacı, işçi, işveren, çaycı, aşçı kim ne iş yapıyorsa, ona uyarlayabiliriz.
...
Önce yapılan işi sevmek veya sevdiği işi yapmak ve yapılan işe yoğunlaşmak ve dikkat gerekir.
...
Sonra o işi öğrenmek gerek, o işin uzmanı olmak gerek, ehliyet, liyakat kazanmak gerek.  
...
Usta veya uzman olmak da yetmez. O ustalığı veya uzmanlığı işe yansıtmak gerek. Yani iş ahlakı gerek. 
..
O işi yaparken ustalık veya uzmanlık yanında iş ahlakının da devrede olması, o işi kendine yapıyor gibi yapmak, empati yapmak da gerekir.
...
Ayrıca işini layıkıyla, tam yapmak, kazancını hak etmektir. Kazancını helal kılmaktır. Güzel dua almaktır. Tercih edilir olmaktır. Sürdürülebilir (şirket) olmaktır.
...
Rabbim işimizi iyi yapmayı nasip eylesin.
Rabbim işini iyi yapanların sayısını arttırsın.
Rabbim her bir işimizi, uzmanına ve ahlâklısına düşürsün.
#ustalık #uzmanlık #işahlakı



19 Ağustos 2021 Perşembe

Afganistan 190821:

Afganistan 190821:
Afganistan 40 milyon nüfuslu, rakımı yüksek, kurak, müslüman bir ülke.
Tarihte Makedon İskender’in işgal ettiği ve oradan evlendiği yazılır.
İngilizler de işgali denemişler. Ruslar da ve son olarak Amerikalılar da.
Uğradığı saldırılar, iç çatışmalar ve işgaller kalkınmasına engel olmuştur.
Afganistan halklarının, işgalcilerin verdikleri zararlar kadar kendilerine zarar vereceklerini düşünmüyorum. Bekleyip, izleyip, göreceğiz.
Afganistan’a karşı ön yargılı olmamak lazım.
Afganistan'ın yeniden inşası, savaşın izlerinin silinmesi, huzur ve refaha kavuşması için destek olunması gerekir. Afganistan’ı işgal için sadece ABD bir trilyon dolar para harcamış keşke kalkınmaya harcasaydı.
Afganistan’ı işgal girişiminde bulunan ülkelerin, şayet “savaş tazminatı” veya “işgal tazminatı” ödeselerdi, ödemeleri gereken tazminat kadar bir miktarı Afganistan’a ödemeleri gerekir.
Dünya ülkelerinin ve Birleşmiş Milletlerin de Afganistan'a benzer desteklerinin olması mülteci akınlarını da engelleyecektir.
Afganistan halklarının kendi geleceklerini belirleme hakları vardır. En kısa sürede huzura kavuşması dileğimizdir.

Not: Aşağıda Basında yer alan Rus işgali, Amerikan işgali, insan kaybı, uyuşturucu ve katliamlara ilişkin bazı bilgilere yer verilmiştir.
...
RUS İŞGALİ:
Sovyetler Birliği, 1979'da Afganistan'daki Marksist hükûmetin isteğiyle işgal etmiş, kukla bir hükümet kurdurdu. Buna tepki gösteren yerel güçler, Batı ülkelerinin de desteğiyle SSCB'ye karşı bir silahlı mücadele başlatmışlar ve pek çok bölgede egemenlik sağlayacak düzeyde başarı göstermişlerdir. Tüm bu yıpratıcı mücadele SSCB'nin içinde bulunduğu zor ekonomik durumu daha da ağırlaştırmış ve SSCB'nin dağılmasıyla sonuçlanacak olaylara büyük bir etki yapmıştı. Moskova 1989'da ordusunu geri çekti ve Taliban (talebeler) güçlendi.
...
ABD İŞGALİ:
Amerika Birleşik Devletleri'nde yapılan 11 Eylül saldırılarının sorumlusu olarak ilan edilen El-Kaide'nin bu bölgede yerleştiği iddiaları, Taliban rejiminin bu olaya müdahale etmemesi ve kaynak sağladığı iddiasıyla ABD ve koalisyon güçleri tarafından işgal edilmiş, Taliban yönetimden uzaklaştırılmıştır. ABD 20 yıl boyunca Afganistan'da kalmıştır. Şubat 2020'de ABD ve Taliban, "Afganistan'a barış getirmek için" bir anlaşma imzaladı. ABD 2021 yılı ağustos ayı itibari ile çekilmiştir. Bir araştırmaya göre Afganistan'daki savaşın ABD'li vergi mükelleflerine maliyeti 1 trilyon dolar olmuştur.
...
İNSAN KAYBI:
Afganistan'da 2 bin 300 ABD askeri öldü, 20 binden fazlası da yaralandı. Diğer ülkelerden de yüzlerce asker hayatını kaybetti veya yaralandı.
Afgan kolluk kuvvetlerinden 60 bin kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
2009'da Birleşmiş Milletler hayatını kaybeden sivillerin sayısını düzenli bir şekilde tutmaya başladığından beri çatışmalarda 111 bin sivilin öldüğü ya da yaralandığı tespit edildi.
...
UYUŞTURUCU:
2000'de, Taliban afyon üretimine yasak getirdi ve bu da uyuşturucu mafyasının afyon üretiminde %90'a varan bir düşüşe sebep oldu. 2001'de Amerikan işgalinden sonra, afyon üretiminde gözle görülür bir artış yaşandı. 2005'te, Afganistan tekrar dünyanın 1 numaralı afyon üreticisi konumuna geldi.
...
BASINDA YER ALAN BAZI KATLİAM HABERLERİ:

12 Mart 2012: Afganistan'da Amerikan askeri katliam yaptı: 16 ölü. Afganistan'ın Kandahar ilinde pazar günü üssünden ayrılan bir Amerikan askeri 9'u çocuk 16 Afgan sivili öldürdü. Olay Afganistan'da geniş tepkiye yol açtı, ABD başkanı Barack Obama üzüntüsünü dile getirdi.
...
25 Avustralya askeri 39 Afganistanlı sivili savaşa alıştırma babından keyfi olarak öldürmüşler. Bir özür diliyorlar, yetiyor (mu?).
...
3 Nisan 2018'de Afganistan'ın Kunduz vilayetindeki bir medreseyi hedef alan ABD, 100'ün üzerinde eğitmen, öğrenci ve sivili katletti, onlarcasını da yaraladı. Dünya kamuoyu ve basını, her katliamda olduğu gibi bu vahşi katliamı da görmezden geldi.
...
İngiliz askerlerin Afganistan'da işlediği katliamın videosu kayıp!
Seyfullah Yar, 2011'de köylerine giren SAS biriminin ailesini vurup öldürdüğü sırada 19 yaşındaydı. 2017'de baskını araştırmak için Kabil'e gelen Britanyalı askeri müfettişlere başından geçenleri anlatırken, o esnada ellerinin kelepçeli olduğunu; babasından, erkek kardeşinden ve iki erkek kuzeninden uzaklaştırıldığını söyledi. Afgan genç sonrasında silah sesleri duyduğunu ve İngilizler olay yerini terk ettiğinde yakınlarının kurşunlarla delik deşik olmuş cesetleriyle karşılaştığını anlattı.
Afganistan'da SAS biriminin gerçekleştirdiği savaş suçuna dair soruşturma, delillerin yitirilmesi ve tanıkların sessiz kalması nedeniyle sekteye uğrarken, iddiaların hedefindeki timin suçunu ortaya koyduğu kaydedilen bir videoysa kayıplara karıştı.
İngiliz operatörlerin 2011-2013 döneminde gerçekleşen onlarca cinayete Afgan özel kuvvetlerini de bulaştırmak için görev raporları üzerinde tahrifat yaptığı sonucuna vardı.
...
Hollanda'nın Trouw gazetesine konuşan Afganistan'ın Uruzgan bölgesinde görev yapmış emekli asker Servie Hölzken, 2007'de Taliban sığınağı diye saldırdıkları evlerde muhtemelen Afgan sivilleri katlettiklerine dair ifşaatta bulundu.
...
Afganistan’da katliam 300 ölü (2007): ABD ordusunun öncülüğündeki koalisyon kuvvetleri sivillerin üzerine bomba yağdırdı. Amerikan komutasındaki koalisyon kuvvetlerinin Helmand eyaletinde sivil katliama neden olduğu bildirildi. Bölge halkı, Laşkar Gah’ın kuzeyinde yer alan Bagran’ın uzak bölgesinde düzenlenen hava saldırılarında çok büyük sayıda can kaybı olduğunu söyledi. Bölge halkı, gazetecilere ve yerel yetkililere, bombardımanda 200-300 sivilin öldüğünü yüzlerce kişinin de yaralandığını bildirdi.
...
Amerika ve batı medyası Amerika ve NATO’nun Afganistan’daki katliam sayısını sansürlemektedirler. Temmuz 2005 tarihinde Amerika hava saldırısı sırasında kadın ve çocuklardan oluşan 17 Afganlı sivil öldürüldü.
...
Alman İstatistik ve veri sitesi Statista’nın yayınladığı bir tablo Afganistan’daki sivil katliamlarının trajik boyutunu gözler önüne seriyor. Tabloda Afganistan’da öldürülen sivil başına değişik ülkelerin ödediği tazminat miktarları gösteriliyor. İtalyan hükûmeti, askerlerinin öldürdüğü her bir Afgan sivil için 13.500 dolar öderken en az ödemeyi 2.400 dolar ile Hollanda yapıyor.
...
Taliban tarafından yapılan açıklamada "2019 yılında ABD ve Kabil hükümeti güçleri Afganistan'da 5 bin 423 sivili öldürdü, 3 bin 284 sivili yaraladı, 102 cami, 11 dini mekan, 18 okul, 20 klinik, 1650 ev, 1719 dükkan ve 881 aracı tahrip etti."
...


17 Ağustos 2021 Salı

Aşure günü (10 Muharrem):

Geliniz 10 Muharrem aşure günü vesilesiyle bazı güzel şeyler yapalım, mesela;
İlmihali, hâl ilmini öğrenelim,
Hal ilmini hayatımıza uygulayalım,
Oruç tutalım,
Ahlâkımızı güzelleştirelim,
Sadece dışımızı değil,
İçimizi de güzelleştirelim,
Dilimizi de güzelleştirelim,
Güler yüzlü olalım
Selamlaşalım
Samimi olalım,
Dürüst olalım,
İşimizi iyi yapalım,
Çalışalım,
Üretelim,
İyilik yapalım,
Haramlardan kaçınalım,
Yalan söylemeyelim,
Gıybet, dedikodu yapmayalım,
Kibir, hırs ve hasedi terk edelim,
Tefekkür edelim,
Şükredelim,
Dua edelim,
Sabredelim,
Aklımızı kullanıp,
Sevgiyle hareket edelim.
Birlik olalım,
Dirlik bulalım!
#alinuralca



15 Ağustos 2021 Pazar

Medeniyet kurmak ve yaşatmak 150821

Medeniyet kurmak ve yaşatmak 150821:
Kendi inancımıza ve kültürümüze uygun bir medeniyet kurmak için;
-beden ve akıl tembelliğini terk etmek,
-taklitçilikten kurtulmak,
-bağımsız olmak,
-çalışmak,
-üretmek,
-maddi ve manevi olarak kalkınmak,
gerekir.
...
Medeniyeti yaşatmak için ise;
-bu işleri sürekli hale getirmek,
-medeniyeti hayatın her alanına yansıtmak,
-dinamik olmak,
-medeniyeti sürekli geri beslemek, ileri taşımak 
gerekir.
#medeniyetkurmak
#medeniyetiyaşatmak




13 Ağustos 2021 Cuma

Kurnazlık! 130821

Zeki ve kurnaz kelimeleri genelde beraber kullanılır. 

Zeki; "anlama, kavrama yeteneği olan, zekâsı olan, zeyrek" anlamındadır.

Kurnaz ise "kolay kanmayan, başkalarını kandırmasını ve ufak tefek oyunlarla amacına erişmesini beceren, açıkgöz, hin, sinsi, hilekar" kimsedir. 

Saflık  veya masumluk ise iyi niyeti de barındıran, kurnazlığın zıt anlamlısı kelimelerdir.

Bu sebeple kurnaz geçinenler dürüstlüklerin azlığından ve tevessül ettiği basit hilelerden dolayı toplumda çok sevilmezler

Kurnazlar kendi kurdukları samimiyetsiz dünyaları ile kendilerini cezalandırmışlardır. Zira kurnaz kendi yaptıklarını her zaman kendisine yapılacağı kaygısı ile yaşar!

Kurnazlık yapmak bütün akıllı insanların potansiyelinde olan bir haldir.

Fakat erdemli olanlar kurnazlığa tenezzül etmezler.

Kurnazlık bir kabiliyet değil, ahlaki bir durum, bir tercihtir.

Misal; yalan söyleyerek kurnazlık yapanlar, kendini ahlaklı ve akıllı zannetmesin! Ahlaklı akıllılar sadece yalan ve kurnazlığa tenezzül etmiyorlar. 
...
Akıl (düşünme, kavrama, anlama yetisi),
...
Akıllı (doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırabilme yeteneği olan, aklını iyi ve yolunca kullanmasını bilen, aklı olan, doğru düşünen, sağduyulu),
...
Ahlak (insanın doğuştan getirdiği ya da sonradan kazandığı birtakım tutum ve davranışların tümü, kişide huy olarak bilinen nitelik; iyi ve güzel olan nitelikler).








8 Ağustos 2021 Pazar

Ankara Kuzey Yıldızı Camii ve Külliyesi 080821:

Ankara Kuzey Yıldızı Camii ve Külliyesi 080821:

Güzel bir camii ve külliye. Cami 3000 kişi kapasiteli külliye kısmında 100 kadar kubbe saydık, iki üç katlı olduğunu düşünürsek yüzlerce bedestan yani dükkan olarak kullanılabilecek yer yapılmış.
Hali hazırda bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar dükkan çalışıyor diğerleri kiralamayı bekliyor.
...
Güzel bir külliye fakat ziyaretçilerin özellikle çöp konusunda gerekli ihtimamı gösterdiklerini düşünmüyorum.
Dikkat çeken çöpler; düşürülmüş/atılmış dondurmalar, dondurma kapları ve ambalajları, sigara izmariti, dolu veya boş pet şişeler, kırılmış soda şişeleri, maskeler ve bırakılmış çöp torbaları.
...
Burayı ziyaret eden insanların belli bir kültüre sahip inançlı insanlar olduğunu düşünürsek çöp konusunda gerekli bilince sahip olduklarını ve gerekli hassasiyatı gösterdiklerini düşünmüyorum.
...
Oysa inançlarına uygun olarak, çevreyi kirletmemeleri, aksine temizlemeleri ve kirletenleri uyarmaları gerekir.
Çok üzücü bir durum, bunun üzerinde durulması ve çözülmesi gerektiğini düşünüyorum!
...
Kendinize, çocuğunuza veya torununuza vb kime dondurma alıyorsanız lütfen kabını çöpe atın, bir yere oturun yiyin sonra gezin, yerlere atmayın, düşürmeyin, düsürdüyseniz geri alın, su şişelerini kuytulara değil çöp kutusuna atın, eğer elinizden düşmüş dolu şu şişesi ise onu da bir zahmet atın çöp kutusuna veya suyunu bir çiçeğe bir ağacın dibine döküp boşunu çöp kutusuna atın, öylece bırakmayın. Her yerde kulenin her basamağı sigara izmaritinden geçilmiyor. İzmaritleri yerlere atmayınız.
...
Yetkililer bu gibi yerlerde sigara içme alanları oluşturun lütfen
...
Ya o maskeler, ya sahip çıkın, düşmüş ise yerde bırakmayıp çöp kutusuna atın lütfen.
Kırık soda şişeleri ve oraya buraya yazılmış yazılar ayrı bir çirkinlik.
...
Kısaca çöp olayı, ister mütedeyyin ister muhafazakar, ister batıcı ister sucu ister bucu olsun, Ülkede çözülmesi gereken bir problem. Bir eğitim konusu!
...
Külliyenin bir an önce hayata geçmesi hayat bulmasını diliyorum! Hakikaten güzel bir yer!
Bir diğer dileğim, çöp konusunda bilinç ve temiz bir çevre!





6 Ağustos 2021 Cuma

İki kitap 060821:

İki kitap 060821.

İki kitabımızın örnek baskıları elimize ulaştı. Kitapların bu aşamaya gelmesini sağlayan, tarafımıza ulaştıran kıymetli hemşerimiz Yavuz Selim Pinarbaşi'na, Kityay ailesine, emeği ve katkısı olan herkese teşekkür ediyorum.

1."Hayatın İçinden Analizler"
İnsanlar hayatlarında pek çok tecrübe edinir, tespit ve gözlemlerde bulunabilir, öneriler sunabilirler. İşte bu kitap­ta, kişiler, aile, kamu-özel tüm kurumlar dahil, hayata dair pek çok konuya ilişkin gözlem, tespit, de­ğerlendirme, analiz ve öneriler yer almaktadır.
Kitabı okuyan herkesin kendinden kesitler bulacaktır.

2."Adıye Kültürü"
Bu kitapta, yazarın Adıye olarak adlandırdığı Kuzey Kafkas Halkla­rının, sosyal yaşantılarının temeli­ni oluşturan evlilik, düğünler ve aile ile ilgili değerlendirmeleri, Adıye­lerin geleceklerine ilişkin bazı tes­pitleri, Anadolu’da bir Adıye köyü olan Togaje’deki Adıye Kültürüne ait örnekler ile sade hayatı ve kari­yer konusunda önerileri yer almak­tadır.
Faydalı olması dileğiyle.

Not: Kitaplar internet üzerinden temin edilebilir.



4 Ağustos 2021 Çarşamba

Sosyal medyada fitne ve fesat işiyle uğraşanlara 260816

Sosyal medyada fitne ve fesat işiyle uğraşanlara 260816:

Makalenin tamamı "Hayatın İçinden Analizler" isimli kitabımızdadır.




İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet ed...