Üslup! Her bir insanın, sözünde, anlatımında, davranışında, hal ve tavırlarında, bir üslubu, bir tarzı, bir edası vardır. Aslında üslup tüm sosyal yaşantımızda, arkadaşlık, aile, akrabalık, ticaret, siyaset gibi tüm alanlarda, tüm ilişkilerde belirleyicidir, düzenleyicidir.
Üslup önemlidir; tercihe sebeptir, karara sebeptir! Bakınız, üslubun önemini göstermesi açısından; ticaret, evlilik ve vaaz ile ilgili altı örnek!
1).Sümerbank yaklaşımı: Hatırlayanlar bilir, Sümerbank mağazaları vardı. Bir şey almaya gittiğinizde kimse ilgilenmezdi. Belki tekel konumundaki dönemlerinden kalan bir davranış şekliydi. O dönemlerde vatandaş o mağazalara mecburdu, zira başka mağaza yoktu veya varsa da daha pahalı idi. Ama rakipleri çoğalınca üslubunu değiştirmeyen Sümerbank mağazaları diğerleri ile rekabet edemedi.
Yıllar önce sosyalizmden yeni kurtulmuş, bir balkan ülkesindeki devlet mağazasında de benzer intibam oluşmuştu. Mağazaya girip selam verince başını bile kaldırmadan, “nerden geldi bu şimdi?” dercesine isteksiz bir cevap vermişti.
Yimpaş'ta da benzer bir durum sezinlemiştim. Çalışanların üsluplarını görünce bu mağazanın ömrü fazla olmaz demiştim.
Şimdilerde Tarım Marketlerinde benzer durumu görüyorum. Hayatta kalmak ve rekabet etmek istiyorlar ise çalışanlar üsluplarını değiştirmelidirler.
2).Satış sorumlusunun tavrı: Yıllar önce otomobili değiştirmeye karar verdim. Birkaç acente gezdim, fiyatlarına, tiplerine baktım ve kafamda bir karar oluşturdum. Gittiğim bayide yönlendirildiğimiz satış görevlisi kişinin (bir bayandı), ilgisiz, bilgisiz tavırları ve üslubu sebebiyle o bayiden ayrıldım, hemen bir taksiye bindim ve kendimce ikinci en iyi tercihim olan başka bir marka aracın olduğu bayiye gittim ve bir miktarda daha fazla ödeyerek o aracı satın aldım. Satış görevlisinin üslubu tercihimizin değişmesine sebep olmuştur!
3).Sirke, bal: Anonim bir hikayedir. Bal ve sirke satılan iki dükkan yan yanadır. Bal satan dükkan sinek avlarken, sirke satanın dükkanı dolup taşıyor. Bal satan “yahu ben dünyanın en tatlı yiyeceğini satıyorum müşterim yok, komşum sirke satıyor ama müşterisi nasıl bu kadar oluyor” diye düşünür-taşınır, akil birine durumu sorunca, “mübarek sen bal satıyorsun ama yüzün sirke satıyor, sirke satanın ise dili ve yüzü “bal” satıyor” cevabını almış.
4).Çinli satıcılar: Çin seyahatimizde alış-veriş için belli noktalara götürmüşlerdi. Burada dikkatimi çeken tüm sevimliliklerini takınan tezgahtar/satıcı genç kızların neredeyse her müşteriye bir şeyler satmayı başarmaları idi. Orası da sosyalist ama piyasa ve pazarlar sosyalist değil. Çinin ticarette ki başarısında bu yaklaşımın, bu üslubun etkisi olmalı.
5).Eş olmada, evlilikte üslup: Yine Çin’de evlilikte tercih ve hal davranış ve tarzın bu tercihleri nasıl değiştirebildiğine ilişkin bir hikaye anlatmışlardı. Şöyle ki; Çin’in kuzeyinde yaşayan insanlar dolayısıyla bayanlar daha boylu boslu fizikleri düzgün, güneyinde yaşayanlar ise fiziki görünüş olarak çok albenisi olmayanlar insanlarmış. Evliliklerde kuzeyli kızlar tercih edilmeye başlayınca güneyli kızlar da; daha mütebessim, daha hamarat, daha iyi iş, daha güzel yemek yaparak, daha becerikli, daha uyumlu davranışlar sergileyerek rekabete girişmişler ve bu üslupları güneyli kızları tercih edilir hale getirmiş. Üslup, hal, tavır insanı çok daha sevimli ve tercih edilir hale getirebiliyor!
6).Vaaz da üslup: Seneler önce, iki farklı camide, aynı konunun, yani ihlasla namaz kılma konusunun anlatımına şahit oldum, iki anlatımda da üslup farklılığına. Şöyle:
İlk hoca Kocatepe de, çok tatlı bir üslupla, tane tane bağırmadan kızmadan ara sıra tebessüm ederek, konuşan, vaaz eden, ismen bildiğimiz bir insandı. Ki vefat etti Rabbim rahmet eylesin. İnsan dinlerken yorulmuyor, sıkılmıyor, vaktin nasıl geçtiğini bilmiyor. Bu hoca namaz kılmayı anlatıyor, ihlasla kılmak gerektiğine getiriyor. İhlasla kılmak ne demek? Allah'ı görüyormuşcasına, dünyalık tüm düşünceleri elinin tersiyle geriye iterek, tamamen Rabbine yönelerek kılmak demek. Peki böyle namaz kılmak kolay mı veya herkesin kârı mı? Zor tabi. Hoca da bunun farkında. Onun için diyor ki; namazı ne olursa olsun terk etmeyin, Allah’ın emri, farz bir ibadet. Ama ben ihlasla kılamıyorum diye sakın namazı terk etmeyelim, kılmaya devam edelim. Bakarsınız ihlasla iki rekat namaz kılmak ta nasip olur. Ama ihlasla namaz kılmak için namazı kılmaya devam etmek gerekir şeklinde özetliyor.
İkinci hoca Ankara'nın en eski camilerinden birinde vaaz eden, yüzü gülmeyen, ses tonu yüksek, azarlayan tarzda konuşan bir hoca, o da namazı ihlasla kılmayı anlatıyor. İyi niyetinden şüphe yok, ama namazlarınızı ihlasla kılmıyorsanız eğilip kalkmanıza gerek yok, boşa namaz kılıyorsunuz, şeklinde özetliyor.
Bu iki üsluptan hangisi yapıcı, hangisi teşvik edici dersek, ikisinin de niyeti halis olsa dahi, ilk hocanın üslubu tercih edilir. Çünkü namaz kılan insanın ihlasla kılma şansı var, ama hiç kılmayanın böyle bir şansı var mı? Hayır. O halde dışlayıcı değil sevdirici bir üslup daha faydalıdır.
Özetle, üslup, hal, davranış, eda, tarz hayatın her alanında, her aşamasında önemlidir. İfrat ve tefrite kaçmadan orta yol üzere takınılan, içten, samimi ve sevimli bir üslup her zaman avantajdır, tercih sebebidir, faydalıdır, her alanda sürdürülebilirlik sağlar.
"İnsanlara nasıl davranıyorsan sana da öyle davranılır" (Lâ edri)
YanıtlaSil“Üç kişi olduğunuzda, iki kişi üçüncüden ayrı olarak fısıldaşmasın; çünkü bu onu üzer” (İbn Mâce, “Edeb”, 50).
YanıtlaSilKırmadan, dökmeden eleştiri! Bir şeyi hemen eleştirmeye başlamadan önce, gösterilen çaba ve emeğe teşekkür edip, iyileştirilmesi gereken bir husus varsa kibarca hatırlatmak, çok daha YAPICI olur.
YanıtlaSil