4 Kasım 2021 Perşembe

Batı'nın Afrika'da köle ticareti 031121

Batı Afrika’da Benin Körfezi boyunca devam eden bölge Köle Sahili olarak adlandırılmıştır.

Köleler büyük oranda Yeni Dünya’da Brezilya ve Karayiplere gönderilmekteydiler.

Afrika’da köleler Lagos, Ouidah, Aneho, Granda-Popo, Agoue, Jakin, Porto-Novo ve Badagry limanlarından sevk edilmekteydiler.

Köleler buralara genellikle Alladah, Ouidah gibi Afrika toplulukları, kabile ve krallıklarınca sağlanmaktaydı.

Araştırmalar bölgede 2 ile 3 milyon arasında kölenin alkol, tütün ve tekstil gibi ürünler karşılığında Amerika ve Avrupa’ya satıldığını tahmin etmektedirler.

18. yüzyılda kölelerin %40,55’i İngiliz, %30,89’u Portekiz, %18,06’sı Fransız gemileri tarafından taşınmıştır.

Kölelik 1900 lü yıllara kadar devam etmiştir.

Peki günümüzde kölelik kalkmış mıdır? 

Yoksa değişik versiyonlarla devam etmekte midir?



2 Kasım 2021 Salı

İngiliz Sömürgeciliği 021121

Yazımızda İngiliz sömürgeciliği şu başlıklar altında incelenmiştir:
1.İngiltere, Birleşik krallık, Büyük Britanya,
2.Yönetim,
3.Sistem,
4.Birleşik Krallığının sömürgeleri,
    4.a) Amerika'da,
    4.b) Afrika`da
    4.c) Uzak Doğu, Okyanusya ve Asya`da
5.İngiliz sömürüsü devam ediyor,
    5.a) Deniz aşırı toprakları,
    5.b)Taç toprakları,
    5.c) Kraliçeye bağlı ülkeler,
6. İngiliz muhipler
7.İmtiyazlar.
8.Birleşik Krallığın Yükümlülüğü:

1.İngiltere, Birleşik Krallık, Büyük Britanya1:
İngiltere, Birleşik Krallığı meydana getiren dört ülkeden biridir. Kuzey Atlantik Okyanusu'nda yer alan yaklaşık 100 adet ada İngiltere'ye aittir. Scilly Adaları ve Wight Adası bunlara dahildir.

Birleşik Krallık ya da Büyük Britanya, İngiltere, Galler, İskoçya ve Kuzey İrlanda olmak üzere dört ana ülkeden oluşur.

Büyük Britanya, İrlanda Adası'nın doğusunda yer alan, üzerinde İngiltere, Galler ve İskoçya'nın bulunduğu Birleşik Krallığa bağlı adanın adıdır. Britanya adaları ise İrlanda’nın olduğu adayı da içine alır.

2.Yönetim: Birleşik Krallık, anayasal monarşi altında üniter bir devlettir. Galler, Kuzey İrlanda, İskoçya ve denizaşırı topraklar değişen ölçülerde özerkliğe sahiptir. Kraliçe, Birleşik Krallığın hükümdarı ve devlet başkanının yanı sıra diğer 15 bağımsız ülkenin başkanıdır. Bu 16 ülke bazen "Commonwealth bölgesi" olarak anılır.

3.Sistem: İngiliz sisteminde yasama, yürütme ve yargı eşit seviyede değildir. İngiltere’de güçler ayrılığı ilkesi yerine "güçler kaynaşması" ilkesi mevcuttur. İngiltere’de yargı bağımsızdır ancak yasama ve yürütme birbirinden kesin çizgilerle ayrı değildir. Egemenlik halka değil doğrudan parlamentoya aittir. Parlamento, yani yasama teoride yürütme ve yargıdan daha üst konumdadır.

4.Birleşik Krallığının sömürgeleri:
İngilizler, dünyayı istila etmek konusunda epey başarılı (!) olmuşlardır. İstila hareketi özellikle 17. yüzyılda ağırlık kazanmıştır.

Bu sömürgeler;
4.a) Amerika'da, Kanada (Fransızlardan aldılar.), Bugünkü A.B.D., Belize, Jamaika, Dominica, Guyana, Trinidad ve Tobago, Falkland adaları, Bermuda Adaları.
4.b) Afrika`da; Nijerya, Güney Afrika Cumhuriyeti, Mısır, Sudan, Kenya, Uganda, Tanzanya, Zaire.
4.c) Uzak Doğu, Okyanusya ve Asya`da; Hong Kong, Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda, Fiji idi.

I. Elizabeth (1558-1603) döneminde ön plana çıkan “denize hâkim olanın ticarete hükmedecegi; ticarete hâkim olanın ise dünya zenginliklerine hükmedecegi” görüşünün sömürgeciliğin önemli bir basamağını oluşturduğunu söylemek mümkündür.

1600 yılında İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin kurulması ile İngiltere sömürgeciliği kurumsallaştırmıştır. İngiliz sömürgeciliği 18. Yüzyıl boyunca Amerika ve Doğu ve Güneydoğu Asya’da yoğunlaşmıştır.

Afrika’nın paylaşımı 19. yüzyıl sömürgeciliğinin üzerinde en çok durulan konusu olmuştur. 1882’de Mısır’ı ve 1815’te Malta’yı alan, 1878’de ise Kıbrıs Adası’na yerleşen İngiltere en kıymetli sömürgesi Hindistan’a giden yolun güvenliğinin sağlanmasında önemli bir adım atmış oluyordu.

İngilizler, Portekiz, Hollanda ve Fransızlar ile birlikte Avrupa’da köle ticaretini de yürütmüşlerdir. 18. yüzyılda kölelerin %40,55’i İngiliz, %30,89’u Portekiz, %18,06’sı Fransız gemileri tarafından taşınmıştır.

5. İngiliz sömürüsü devam ediyor:
5.a) Deniz aşırı toprakları: Britanya Denizaşırı Toprakları sırasıyla Anguilla, Bermuda, Britanya Antarktika Toprakları, Britanya Hint Okyanusu Toprakları, Britanya Virjin Adaları, Cayman Adaları, Falkland Adaları, Cebelitarık, Montserrat, Saint Helena,Ascension ve Tristan da Cunha, Turks ve Caicos Adaları, Pitcairn Adaları, Güney Georgia ve Güney Sandwich Adaları ve Kıbrıs adasında Ağrotur ve Dikelya'dır (14 adet).
(1995'te Bermuda, 2002'de Cebelitarık ve 2013'te Falkland Adaları İngiliz egemenliği altında kalmak için oy kullanmış!)
5.b)Taç toprakları; Manş Denizi'ndeki Jersey, Guernsey ve İrlanda Denizi'ndeki Man Adasıdır.
5.c) Kraliçeye bağlı ülkeler: İngiliz sömürge imparatorluğu yıkıldıktan sonra onun külleri üstünde Commonwealth adı verilen bir "İngiliz Milletler Topluluğu oluşmuştur. İngiliz kraliçesi, CW üyesi 15 devletin de kraliçesidir. Bu ülkeler: Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda, Jamaika, Barbados, Bahama Adaları, Grenada, Papua Yeni Gine, Solomon Adaları, Tuvalu, Saint Lucia, Saint Vincent ve Grenadinler, Belize, Antigua ve Barbuda, Saint Kitts ve Nevis, Fiji.

6. İngiliz muhipler: 
Bu kadar ülkeyi sömüren, işgal eden, işgal ettiği her yerdeki yükte hafif pahada ağır her şeyi Londra'ya taşıyan, işgal ettikleri ülkelere sınır ve değer! çizen, sahte tarih yazdıran, krallıkla yönetilen bu ülkeye methiyeler dizen muhiplerine şaşıyorum!

7.İmtiyazlar:
İngilizler işgal ettikleri her Ülkeden önemli (ekonomik) imtiyazlar alarak ayrılmışlar veya bağımsızlık vermişlerdir!
Örnek, ABD, Kanada, Çin, Hindistan, Dünyadaki boğazlar ve kanallar ve/veya bunların yönetimine ilişkin anlaşmalar!
Başka bir örnek: Afyon savaşını kazanan İngilizler Çin ile yaptığı Nankin anlaşması (1842) ile Çin’in Kanton ve Şangay gibi önemli iki limanı başta olmak üzere Amoy, Foochow (Fou-tcheou), Ning-po limanları İngiliz tüccarlarına açılmıştır. Çin Hong-Kong Adası’nı İngilizlere bırakmış; 5 milyon pound savaş tazminatı ödemeyi kabul etmiştir. Anlaşma İngilizlere hiçbir yükümlülük getirmemiştir.
Ve terk ettikleri ülkeler, nedense (?), İngilizlere hiç düşmanlık beslememiştir!
İlginçtir!

8.Birleşik Krallığın Yükümlülüğü:
Birleşik Krallık,
-halen krallığa bağlı deniz aşırı ülkeleri terk etmelidir,
-sömürge haline getirdiği veya işgal ettiği tüm ülkelerden aldığı tüm servetleri ve huzurlarını o ülkelere iade etmelidir.
-o ülkelerden özür dilemelidir.
-o ülkelere tazminat ödemelidir.
...
Sömürünün bitmesi dileğiyle...

1Niçin “Büyük Britanya” dediklerine bir anlam veremiyorum? Toprak ve nüfus olarak büyük değil. Sömürge alanı derseniz o da büyüklük kazandıracak bir meziyet değil.
...
İlgili aşağıdaki yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir
1.18 Mart 2015 Çanakkale Zaferi 180321:
2.Fransız Sömürgeciliği
3.Sömürgecilik
4.Köle ticareti


İngiltere, Birleşik Krallık, B.Britanya


İngiltere'nin sömürgeleri.

İlgitere'nin Denizaşırı Toprakları (Sömürgeleri)






29 Ekim 2021 Cuma

Fransa’nın Sömürgeciliği 301021:

Yazımızda Fransa'nın Sömürgeciliği şu başlıklar altında incelenmiştir.
1.Fransa’nın eski sömürgeleri;
2.Fransız Sömürgeleri Frankı (CFA),
3.Fransa Gittiği Yere Huzur Götürmüyor,
4.Fransa’nın Sömürüsü Devam ediyor,
5.Sömürge vergisi,
6.Fransa’nın denizaşırı toprakları (sömürgeleri)
7.Fransa’nın (Sömürge) İmparatorluk Hayali.

1.Fransa’nın eski sömürgeleri;
Fransız sömürge imparatorluğu 19. ve 20. yüzyılda Britanya'dan sonra Dünya'nın en büyük ikinci sömürge imparatorluğuydu. Yüzölçümü, 1900 ile 1939 yılları arasında 13.500.000 km²ye ulaşmıştır. Bu büyüklük toplam karasal alanının %10'u na tekabül eder.

Bu sömürgeler;
-Amerika'da Kanada (1756-1763 yılları arasında cereyan eden Yedi Yıl Savaşı sonunda İngiltere'ye geçmiştir),
-Afrika'da batıdan doğuya sömürge bölgesi oluşturmuş, (20’den fazla ülke ki bunlar; Benin, Burkina Faso, Gine, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo, Ekvator Ginesi, Gabon,Cezayir, Fas, Tunus ve Cubiti’dir),
-Hint Okyanusu'nda Madagaskar adası, Komorlar denen adalar (Bugün hâlâ bir Komor adası Fransa sömürgesidir),
-Orta doğuda Suriye ve Lübnan,
-Uzak doğuda Fransız Çinhindi ve Vietnam’dır.

2. Fransız Sömürgeleri Frankı (CFA):
Fransa’nın Afrika’daki faaliyetleri ile ilgili Fransız Sömürgeleri Frankı (CFA)’nı 1945 yılından itibaren sömürü aracı olarak kullanmaya devam etmiştir. Afrika’da ilgili devletlerin başındaki yöneticiler CFA’ya karşı en ufak karşı çıkacak olsalar ya kendileri yolsuzlukla suçlanıp hapse atılıyor ya da ülkelerinde karışıklık çıkıyor. Libya’da Kaddafi’nin iktidardan uzaklaştırılmadan önce CFA’ya karşı alternatifler oluşturmaya çalıştığı biliniyor. Fildişi Sahili ve Mali’deki iç karışıklıklar da bu yüzden meydana geldi. Sahel Bölgesindeki terör örgütlerinin bu coğrafyayı kana bulamasının altında da CFA’yı ayakta tutma düşüncesinin olduğu sık sık gündeme getiriliyor. CFA uygulamasının sonuçlarının gerçekten çok acımasız olduğu iddia ediliyor. Benin, Gine Bissau, Ekvator Ginesi, Burkina Faso, Nijer, Mali, Senegal, Togo, Gabon, Çad, Kongo, Kamerun ve Orta Afrika Cumhuriyeti gibi ülkelerin kullandığı CFA bu ülkeleri bitiriyor. CFA ile Fransa, Afrika kıtasında insanların zaten kıt olan kaynaklarını kendi ülkesine aktarıyor.

Nihayet, Batı Afrika Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) üyesi 15 ülke ( Benin, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Gambiya, Gana, Gine, Gine Bissau, Liberya, Mali, Nijer, Nijerya, Senegal, Sierra Leone, Togo ve Yeşil Burun Adaları (Cape Verde)) 2020 yılı temmuz ayı itibarıyla sömürge döneminden kalma 74 yıllık Fransız sömürge parası CFA frangını kaldırarak ortak para birimine geçme kararı aldı.

3. Fransa Gittiği Yere Huzur Götürmüyor:
Fransa’nın gittiği hiçbir bölge huzur yüzü görmüyor. Sömürge dönemi ve bağımsızlık savaşlarında Fransızlar nedeniyle 2 milyondan fazla Afrikalı hayatını kaybetti. Yaralı sayısı bunun çok üstünde. Sadece Cezayir Bağımsızlık savaşında hayatını kaybedenlerin sayısı 1 milyondan fazla.
Fransa, 1994 yılında “sığınmacılar için güvenli bir bölge oluşturmak” bahanesi ile Ruanda’da Turkuaz operasyonu başlattı. Bu operasyon esnasında Ruanda’da meydana gelen katliamda 800 binden fazla Tutsi hayatını kaybetti.

4.Fransa’nın Sömürüsü Devam ediyor:
Fransa 1961’den beri 14 Afrika ülkesinin (Benin, Burkina Faso, Gine-Bissau, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo-Brazzaville, Ekvator Ginesi ve Gabon) ulusal rezervlerini elinde tutuyor.

Böylelikle Fransız hazinesi, Afrika’dan yıllık bazda yaklaşık 500 milyar dolar kazanç ve getiri elde ediyor.

5.Sömürge vergisi:
Fransa bu ülkelerden elde ettiği gelirle uzun süre refah içinde yaşamıştır. Bugün Fransa’nın eski sömürgeleri Benin, Burkina Faso, Gine, Fildişi Sahili, Mali, Nijer, Senegal, Togo, Kamerun, Orta Afrika Cumhuriyeti, Çad, Kongo, Ekvator Ginesi ve Gabon, Fransa’ya hala sömürge vergisi ödemektedir. Ödemek istemeyenlerin ülkelerinde mutlaka ya askeri darbe olmakta, ya iç karışıklıklar çıkmakta ve Fransız askerleri bir şekilde o ülkelere gitmektedir.

6.Fransa’nın denizaşırı toprakları (sömürgeleri):
Fransa'nın 100 ili arasından 4'ü; Fransız Guyanası, Guadeloupe, Martinik ve Réunion denizaşırı topraklardır ve hepsi birlikte Fransa Cumhuriyeti'nin ve aynı zamanda Avrupa Birliği'nin birer parçasıdır. Kıta Fransasında yer alan iller ile eşit durumdadırlar.

26 bölge ve 100 ilin yanı sıra, Fransa Cumhuriyeti'nin 6 adet daha denizaşırı aidiyeti vardır. Bunlar, Fransız Polinezyası, Mayotte, Saint Barthélemy, Saint Martin, Saint Pierre ve Miquelon ile Wallis ve Futuna'dır. Bağımsız bir ülke ile Fransa toprağı arası bir durumda bulunan ve dünyada örneği bulunmayan (sui generis) Yeni Kaledonya, Fransa Güney ve Antarktika Toprakları ve Büyük Okyanus'taki Clipperton Adası da büyük Fransa'yı oluşturan topraklardır. Bu yerler Fransa'nın toprakları olmasına karşın, Fransa'nın üyesi olduğu Avrupa Birliği'nin dışında yer alırlar. Fransa'nın Büyük Okyanus'taki topraklarında para birimi olarak frank kullanımı sürmektedir ve değeri avronunkine göre ayarlanmaktadır. Ancak Avrupa Birliği içine dâhil olan 4 denizaşırı il, frank yerine avro kullanmaya geçmiştir.

7. Fransa’nın (Sömürge) İmparatorluk Hayali:
Batı Afrika'daki birçok devletin resmi dili Fransızca’dır. Fransa, Afrika’da kendisine bağlı sömürge devletler bağımsızlığını kazanmalarına rağmen, onlar üzerindeki kontrolünü asla bırakmamıştır. Günümüzde, Fransa hala eskisi gibi imparatorluk oluşturmak hayalini muhafaza etmektedir.

Kaynakça:
...
İlgili aşağıdaki yazılarımız https://alinural.blogspot.com/ blog adresindedir
1.18 Mart 2015 Çanakkale Zaferi 180321:
2.İngiliz Sömürgeciliği
3.Sömürgecilik
4.Köle ticareti























19 Ekim 2021 Salı

İhya (İhyâ-u ulûmi’d-dîn)-İmam Gazali 181021

İmam Gazali'nin İhyası:
Elhamdülillah...
İmam Gazali1’nin dört ciltlik muhteşem “İhyâ-u ulûmi’d-dîn2” isimli eserini okumayı bu gün (18.10.2021) tamamladım. Yaklaşık bir buçuk yıl önce başlamıştım. Rabbim okuduklarımızla amel etmeyi nasip eylesin (Amin).
...
Bu ve benzeri eserlerin, hayatı bilerek yaşamak için, hayatın en başında okunması ve okutulması gerektiğini düşünüyorum. Eserde işlenen konular bir takım tercihlerde bulunmadan önce bilinmesi gereken konular. Misal, bir iş yapayım ama nasıl bir iş? Bir kazancım olsun ama nasıl bir kazanç? İlim, tamam ama nasıl bir ilim? Keza evlilik, kaza ahlâk, keza akıl ve aklı kullanma, akıldan yararlanma, keza ibadet, keza makam, keza şöhret, keza davranış, keza kul hakkı gibi... pek çok konularda dikkate alınacak kriterlere cevap bulabiliyorsunuz.
...
Kitabın müellifi Gazali 1048 de doğmuş, 1111 yılında vefat etmiş. Çok yönlü bir alim. Fıkıh, mantık, kelam, felsefe, tasavvuf ve ahlak konusunda pek çok eseri var. Müthiş zeki bir insan. Tabi üreten her verimli insan gibi İmam Gazali ve İhyâ-u ulûmi’d-dîn eseri de eleştirilere maruz kalmış. Bu eleştirilere gerekli cevaplar, birinci cildin girişinde verilmiş.
...
İhyâ-u ulûmi’d-dîn’in her bölümünde; önce o konuyla ilgili âyet ve hadislere, daha sonra islam âlimlerinden nakillere yer verilmiş. Bunu idrak etmek için, bu gün dahi bir konuyla ilgili ayet ve hadislere ulaşabilmek için bilgisayardan yararlanıyor ve o şekilde (süzdürerek) ulaşabiliyor olduğumuzu belirtmek yeterli olacaktır sanırım.
...
“İhyâ-u ulûmi’d-dîn” dört ciltten ve her cildinde 10 kitap olmak üzere ve toplam 40 kitaptan oluşuyor.
Birinci cildi 1.040 sayfa, ikinci cildi 906 sayfa, üçüncü cildi 879 sayfa, dördüncü cildi 998 sayfa olmak üzere toplam 3823 sayfadan oluşuyor.

Eserde işlenen konular:
Birinci cildinde; ilim, akıl, itikat, temizlik, namaz, zekat, oruç, hac, kuran tilaveti, zikir, geceleri ihya,
İkinci cildinde; yemek, nikah, kazanç, helal, haram, ulfet (dostluk), uzlet, yolculuk, sema, emri bil maruf (iyiliği emretmek), nehyi anil münker (kötülüklerden sakındırmak), nübüvvet,
Üçüncü cildinde; kalp, ahlak, şehvet, dilin afetleri, hased, dünya, mal sevgisi, mevki ve şöhret sevgisi, kibir, gurur,
Dördüncü cildinde; tevbe, şükür, havf ve reca (korku ve ümit), fakr ve zühd, tevekkül, muhabbet, rıza, niyet, ihlas, sıdk, kontrol ve muhasebe, tevekkül, tefekkür, fikir, ölüm, cenaze, cehennem ve cennet,
gibi konular işlenmiş hem de çok detaylı bir şekilde.
...
Gazali “İhyâ-u ulûmi’d-dîn”de bazı konuları çok güzel örneklerle çok net bir şekilde açıklamış.
Uzun gelen bazı konular olduğu gibi, okumaktan bırakılamayan, ertesi güne kalmış ise bir an önce devam edilmek istenen konular da var.
...
İhyâ-u ulûmi’d-dîn ve benzeri eserlerin hayatımızın ilk safhalarında okutulmamasını bir kayıp, ama hiç okumamasını daha büyük bir kayıp olarak görüyorum. Okunması mutlaka önerilir. Çocuklara ailede, aile de olmuyorsa okulda, orada da okutulmuyorsa dışarıdan temin edilerek okunması ve okutulması inanç, ahlak, değerler, sağlıklı bir toplum açısından son derece fayda sağlayacaktır.
...
Gazalinin el ile yazdığını okumaktan üşenmemek gerekir. Faydalarının umulanın çok üzerinde olacağını söyleyebilirim. Allah ondan razı olsun. Rabbim ilmimizi arttırsın, öğrendiklerimizle amel etmeyi nasip eylesin. Hamd Rabbimize, salatü selam Peygamberimizedir. 
Selam ve dua ile...

1(Hüccetü’l-İslâm Ebû Hâmid Muhammed b. Muhammed b. Muhammed b. Ahmed el-Gazzâlî et-Tûsî (ö. 505/1111). Eş‘arî kelâmcısı, Şâfiî fakihi, mutasavvıf, filozoflara yönelttiği eleştirilerle tanınan İslâm düşünürü)

2Bedir Yayınevi İstanbul 1985

Gazzâlî’nin İḥyâʾının en eski nüshalarından biri olan Muḫtaṣarü’l-İḥyâʾın ilk ve son sayfaları (Süleymaniye Ktp., Hacı Mahmud Efendi, nr. 1675) (Kaynak:İslam Ansiklopedisi)

Gazzâlî’nin türbesi – Tûs/İran (Kaynak: İslam Ansiklopedisi)




17 Ekim 2021 Pazar

Kul hakkı (İhya'dan) 171021

İhya'dan kul hakkına ilişkin notlar:

Kıyamet günü dünyada yapılan zulüm ve haksızlıkların hak sahiplerine iadesi vardır. 

Şunu bilmiş ol ki, mizan tehlikesinden ancak dünyada kendisini hesaba çekip ölçülü hareket eden ve işlerini şeriat ölçüsüne vuran kurtulur. 

Nitekim Hz. Ömer; "hesaba çekilmeden kendinizi muhasebe edin ve amelleriniz tartılmadan onları tartın" demiştir. 

Nefsini muhasebe, ölmeden evvel her günahtan nasuh tövbesi ile tövbe etmek, noksanlıklarını tamamlamak, farzları kaza etmek ve kul haklarını ödeyip, eli, dili ve su-i zan ile kime ne gibi kötülükte bulundu ise ondan helallik alıp gönlünü hoş etmek de mümkündür. İşte böyle davranan yarın hesap görmeden cennete girer.

Şayet kul haklarını ödemeden ölürse hasımları etrafını alır kimi elinden, kimi yakasından ve kimisi de boynundan yapışır ve;

"-biri, bana haksızlık ettin,
-diğeri, bana sövdün,
-diğeri, benimle alay ettin,
-başka birisi, beni çekiştirdin,
-ötekisi, benimle iyi komşuluk yapmadın,
-bir değeri, alışverişte beni aldattın, hile yaptın, pahalı sattın, malının kusurunu benden gizledin, malının değerinde yalan söyledin,
-aç olduğumu bildiğim halde ve sende var iken beni yedirmedin,
-zulme uğradığımı gördüğün halde, beni koruma imkanım var iken yardım etmedin"

diyerek hepsi sana sıkı sıkı sarılır ve sen de şaşırır kalırsın. Öyle olur ki ömrün boyunca müşterek çalıştığın veya çalıştırdığın herkesin sende hakkı olur. Ya gıybet, ya hıyanet veya hakaretten sende bir hakkı olur. Artık onlardan kendini kurtarmanın imkan yok. Ancak acaba Rabbimden bir yardım gelir mi diye düşünürsün.

Dünyada insanlar hakkında dedikodu edip, onların haklarını yiyenler, yarın ilahi adalet karşısında, müflis, fakir, aciz korkak ve Hakkı reddetmekte muktedir olmadığı halde hiçbir mazeret göstermeden Allah huzurunda bu duruma düşen ne kadar acıklıdır. 

İşte o vakit onların hakları karşılığı olarak, ömür boyunca zahmet çekerek yapmış olduğu ibadetleri, mükafatları alınır ve hak sahiplerine hakları nispetinde verilir

Kullara zulüm; mallarını almak, onlara dil uzatmak, namuslarını dokunmak, kalplerini kırmak, sohbet ve muaşerette onlara kötülük yapmak gibi şeylerdir. 

Kul ile Allah arasındaki kusurlara gelince en çok bağışlanması umulan bu kusurlardır. 

Kim bu gibi haksızlıklar yapmış, sonra da tövbe etmiş ve hak sahipleri ile helalleşmesi mümkün olmamışsa, kısas günü için sevaplarını çoğaltmalı, tam bir ihlas ile gizli olarak Allah'a ibadette bulunmalıdır ki belki bu sayede Allah'a yaklaşır da kul hakları için hazırladığı ibadetler de Allahû Teala'nın lütfuna uğrar.
(Kaynak; İmam Gazali-İhya).







14 Ekim 2021 Perşembe

Fonlayan ve Fonlananlar 141021

Bir işi gerçekleştirmek için olması gerekenlerden biri de ekonomik güçtür.

Bir seyahat, bir faaliyet, bir toplantı yapmak veya bir dernek, bir parti kurmak, ekonomik gücü gerektirir. Kurduktan sonra, sürdürmek için de yine bir ekonomik güç gereklidir. 

Hatta Ülke olarak bir ekonomik gücünüz yoksa, savaş dahi yapamaz ve sürdüremezsiniz!

Terör örgütlerine açıkça destek veren, silah yardımı yapan, onlarla müttefik gibi hareket eden “taa uzaktaki ülkeler”in, Ülke aleyhine olan, Ülke içerisinde yaşanan veya yaşanması muhtemel olayları destekleme ihtimali çok yüksektir. Bu destek çeşitli imkanların sağlanması şeklinde olabileceği gibi yardım, hibe, yatırım, destek vb adlar altında ekonomik, parasal destek yani fonlama şeklinde de olabilecektir.

Ülkenin ilgili kurumları (güvenlik, istihbarat, masak, dernekler masası vb) tarafında yapılacak ön incelemelerde, özellikle dışarıdan çeşitli adlarla destek alan kurum ve kişiler risk havuzunda atılmalı ve analize tabi tutulmalıdır.

Analiz sonucuna göre, Ülkede Terör örgütlerine destek veren veya verdiği konusunda emareler bulunan tüm dernek, vakıf, siyasi parti, STK gibi kuruluşlar ile şahısların parasal kaynakları incelenmelidir. Özellikle Ülkede terörist faaliyetlerde bulunan kişilerin fon kaynakları mutlaka deşifre edilmelidir. Fonlanan yoksa bu da Ülkenin artısı olacaktır.

Unutmayalım, ekonomik güç olmadan, pek çok faaliyeti yürütmek ve bunu sürdürmek mümkün değildir.




12 Ekim 2021 Salı

Kurum ve Liyakat (Yükselme, Duraklama, Gerileme) 121021

Bürokrasi, belediye, siyaset, stk, şirket, apartman, site, kooperatif gibi bir kuruma;
-Liyakatli birileri gelir, çalışır çabalar, cefa çeker, işleri düzene sokar, kuruma çağ atlatır.
-Sonra hak etmeyen liyakatsiz birileri gelir, sadece o iyi halin sefasını sürer, kurumu duraklatır, hatta geriletir.
Yazık eder!

Bilmediği, anlamadığı, geliştirmeyi bilmediği ve bu sebeple bulunmayı hak etmediği ve yine bu sebeple bulunmaması gereken bir yerde bulunan insan sıkıntı yaratır. Bu durum o yere, o işe ve muhataplarına da zulümdür.

Bürokrasiden bir örnek. Bir kurumda bir ekip kurumun bu gün ve geleceğini çok iyi dizayn eder, günlük işleri en iyi işler hale getirir, gelecek için yeni projeler devreye sokar. Mevzuat iş ve işlemleri sadeleştirip basitleştirir. Etkinlik ve verimliliği arttırır. Hemen hemen kurumun tüm çarklarını işler hale getirir. Dünya ile rekabet edecek hale getirir.

Ancak oluşturulan algılarla, lobi veya çeşitli faaliyetlerle gelen, hemen hemen her şeye engel olan, takoz olan birileri, bu koltuklara gelince, tıpkı mirasyedi gibi geçmişte oluşturulan işleyişten bir süre geçinir. İlave hiçbir şey katmadığı için sistem kendi halinde bir süre işler. O ekip olmasa da işleyeceği kadar işler. Kurum, duraklama, hatta gerileme dönemine girer.

Belediyeden bir örnek. Diyelim Belediye Başkanlığı. Adam kentin trafiğini çözmüş, park, bahçe ve yeşil alanla donatmış, yollar açmış, hava kirliliğini çözmüş, kente hakikaten çağ atlatmış.

Algılarla gelen bir başkan, bırak kent için bir çivi çakmayı, park ve bahçelerin bakımını dahi yapamaz. Sadece günlük işleri yürütmeye çabalar. Tam bir duraklama dönemidir, hatta gerileme dönemidir.

Siyasetten bir örnek. Üretmeye başlamış bir sistemi algılarla baltalamaya çalışan, herhangi bir projesi olmayan, tüm sermayesi mevcudu kötülemek, geriye dönüş olan partilerin iktidar olduğunu düşünün. Her şey tersine döner. Çarklar durur. Üretimsizlik tekrar başlar. Bu dışa bağımlılığı arttırır. Bu bağımlılık bağımsız politika izlenmesini de engeller. Ülke duraklama ve gerileme dönemine girer.

Örnekleri, STK başkanlığı, şirket yönetimi, kooperatif yönetimi, hatta apartman yöneticiliği gibi çeşitli alanlarla ilgili çoğaltmak mümkündür.

Bu duraklama ve gerileme dönemi, ya liyakatsizlerin kurumları mahvedene kadar ya da liyakatli birilerinin toparlamasına kadar devam eder.

Dolayısıyla atamayla gelenler için atayanların, seçimle gelenler için seçenlerin, tercihlerinde mutlaka ama mutlaka yukarıdaki örneklerde belirtilen durumları göz önünde bulundurmaları kendilerinin lehinedir. Yine atanan veya seçilenin de liyakat ehli olmadığı veya başarılı olamadığı işi, görevi bırakması kendi lehinedir.

Zira bunun vebali, aldığını hak etme, maliyeti, ileride ise hesabı var!




10 Ekim 2021 Pazar

Esirgediğimiz Bazı Davranışlar101021

Bazımızın, hayatımızın tam içindeki, en yakınımızdaki, ana, baba, kardeş, eş, çocuk, arkadaş gibi yakın çevremizden esirgediği, buna mukabil hayatımızın dışındakilere cömertçe sunduğu davranışların bazıları;

-hal ve hatır sormak,
-sevgi ve merhamet,
-muhabbet,
-kadirşinaslık (değerini bilmek),
-dayanışma,
-ziyaret,
-nezaket,
-güler yüzlü olmak,
-kibar konuşmak,
-anında ve güzel cevap vermek,
-bakımlı gözükmek,
-yardım etmek,
-işine koşturmak,
-cömert olmak,
-takdir etmek,
-teşekkür etmek,
-özür dilemek.
...
Peki niçin esirgiyoruz? 
Esirgemeyelim. Üzerinde tefekkür ederek, gereğini yapalım ve güzel davranışlarda cömertlik sergileyelim!



Eskilerde ki Misafirlikler 091021

Eskilerde ki Misafirlikler 091021:
Misafir berekettir, kendi rızkıyla gelir, senin rızkını da arttırır derlerdi eskiler.

Eski misafirlikler bana hoş ve güzel sohbetleri hatırlatır.

Misafir geleceği zaman ikramda aşırıya kaçılmaz, misafire en büyük ikramın güler yüz, tebessüm ve tatlı söz olduğu hususu hayat bulurdu.
...
Taa eskilerde, Togaje'de, eve bir misafir geldiği bir "hey" veya bir "hoy" sesiyle öğrenilirdi.

Kapıdan duyulan bu ses üzerine genellikle misafir içeri buyur edilirdi, çok nadir de olsa kapıya iki sandalye çıkarılır ev müsait olunca misafirler içeriye alınırdı.

Gece vakti misafirlerin gelmesi halinde müsait olmama gibi bir durum söz konusu olmazdı. Herkes müsait olurdu.

Amca, hala, dayı gibi yakın akrabalar, bısım veya yakın komşular, gece oturması için sık sık birbirini ziyaret ederlerdi. Misafirler gelir gelmez hemen çay demlenir, bardakların sesinden hazırlık yapıldığı anlaşılırdı.

Misafirliğe gidilen ev sahibi şehirden gelmiş ise ilave ikramlar olurdu. Bu ikramlar mevsimine göre değişir; portakal, elma, üzüm gibi meyveler ya da bisküvi, leblebi, lokum gibi kuru gıdalar olurdu

Tabii asıl ikram ev sahibesinin, çörek, bal peynir gibi yiyecekler olurdu.

Sohbetler gece boyu sohbetler sürer, bazılarının uyuklama belirtisi (şhaugo) göstermesi dağılma vaktinin geldiğini gösterirdi.

Misafirler, güzel dualar ve tekrar gelinmesi temennileri ile uğurlanırdı.
...



5 Ekim 2021 Salı

Yönlendirme ve Algılara Dikkat! 051021

İnsan, her zaman, algı ve yönlendirmelerle  karşı karşıya kalabilmektedir!

Yönlendirme araçları, film, dizi, haberler, sosyal medya, fısıltı gazetesi gibi çeşitli iletişim kanalları aracılığıyla olabilir.

Yönlendirme şekli, doğrular üzerinden, yalanlar ile, algılar ile olabilir.

Dağarcığı zayıf veya boş olan, sorgulamayan, analiz etmeyen bir beyin bu yönlendirmelere kolaylıkla uyabilir, inanabilir.

Yönlendirmeler doğru ve gerçek ise ne âlâ, ama ya değilse!

Maalesef tarih boyunca gerçek olmayan yönlendirmeler çokça olmuş, günümüzde de devam ediyor.

Misal, bir film izliyorsunuz. Filimdeki bir iki kişiye zarar gelmemesi veya o bir iki işinin ölmemesi için onlarca, yüzlerce insan öldürülür, köyler kasabalar yok edilir, ama kimse o öldürülen insanlara acımaz, hatta düşünmez bile. Oysa ki onlarınki de can, onların da belki anne ve babaları, eşleri, çocukları yani aileleri var, onların ki de hayat, onlarında ruhları var, onlar da acıyı hisseder, onların da yakınları var!

İşte bunları izleyiciye düşündürmeyen, yönetmenin kurguladığı yönlendirme ve oluşturduğu algıdır.

Bu yönlendirme ve algılar, hayatın her alanında, insanın olduğu her yerde karşımıza çıkabiliyor. Bu duruma göre bir arkadaşlıkta, bir ticari ortaklıkta, evlilikte, siyasette, ülke düzeyinde, dünya ölçeğinde olabiliyor.

Mesela, dünyanın yönetiminde söz sahibi olan güçlü ülkeler de, tıpkı film yönetmenleri gibi, yaptıkları işgalleri, darbeleri, katliamları, haksızlıkları, adaletsizlikleri, tarihi eser hırsızlıklarını, sömürüyü, çıkardıkları iç karışıkları, huzursuzlukları perdeleyecek yönlendirmeler yapabiliyor, yalan ve algı oluşturabiliyorlar. Irak’ın işgali buna en basit örnektir.

Keza bürokrat, siyasi, stk başkanı veya başka herhangi bir alanda etiket taşıyan, topluma ve insanlığa faydalı herhangi bir faaliyeti olmayan, topluma sadece yük ve maliyet yükleyen bazı kişilerin başarılıymış gibi reklamının yapılması da aynı film örneğinde olduğu gibi pazarlayanların algı çalışması, yönlendirmesidir.

Aman dikkat!

Hayat boyunca yönlendirme ve algılara kanmamak için, hangi alanda olursa olsun, o konuyu bilgimizden yararlanarak veya bilgi sahibi değilsek o konu hakkında yeterince bilgi edinerek ve o bilgilerden yararlanarak (o konuyu) akıl ve mantık süzgecinden geçirmeliyiz. Aksi takdirde aklımız da bize hesap sorar!







Birlik olmak (Kendi Tarafında Olmak) Çok mu Zor? 081215

Geçenlerde Müfid Yüksel’in bir paylaşımını gördüm. “Osmanlı-Rus, 93 Harbi'nde Plevne Cephesinde, Her İki Taraftaki Çerkes Askerleri İle İlgili İlginç Bir Arşiv Belgesi”. Tercümeyi kendisi yapmış.
Gerek bu Belge, gerek son okuduğum bir kitapta, gerekse de Kafkas-Rus savaşlarını anlatan kitaplarda da benzer hikayelerin varlığı, insana; başkalarına taraf olarak bir birlerine karşı nasıl savaşırlar?, birbirlerine nasıl silah çekebilirler? sorularını sorduruyor.
Ama bakıyorsunuz, günümüzde de değişen pek bir şey yok aynı durum söz konusu gibi. O’cu bu’cu olarak bu gün yapılanlar da çok farklı değil. Acımasızca bir hırpalama yaşanıyor, kim adına başkaları adına. Kim kaybediyor? Kendi olamayanlar.
Birlik olmak, birbiriyle savaşmaktan daha mı zor? Veya biri biriyle savaşmak, birlik olmaktan daha mı kolay?.
Herkesin kendi tarafında olması için, birlik olması için; şimdilik aklıma gelen daha fazla; diplomasi, konuşma, samimiyet, güven, sevgi, saygı diyorum.


“TELGRAFNÂME
An: Plevne İla: Yıldız Sarây-ı Hümâyunu
No: 138
Fi 5 Ağustos 1293
Mâbeyn-i Hümâyun Başkitâbet-i Celîlesine
İşbu cum’a günü asâkir-i muâvene-i Çerâkise’den müretteb çıkarılan keşif kolu evvelâ Rusya’nın bir bölük süvârisine tesâdüfle biraz muhârebe ve çarpıştıkdan sonra bunları ilerideki pusularına çekmek üzere Ruslar ric’at gösterdiklerinde çerkes dahi tâkib ederek pusuda bulunan bir bölük dahi çıkmış ise de edilen ateşe dayanamayıp ric’atle daha ilerlerinde bulunan bir bölük süvârileriyle dahi birleşip tekrar harbe başladıklarında olunan ateş ve edilen hücuma mukâvemet edemeyerek münhezimen firâr eylediklerinde bir müddet tâkib ile Çerkeslerin ordugâha avdetlerinde Ruslar diğer yoldan dolaşıp ordugâha yakın mahalde çerkeslerin önlerine çıkarak Çerkes lisânı üzere tekellüme başladıklarında bunları Çerkes zannıyla mühimsememişler ise de biraz tekarrüblerinde düşman olduklarını anlayarak hemen üzerlerine etdikleri şiddetli hücumlarında birkaç neferini tepeleyip diğerlerinin her biri bir tarafa firâr eyledikleri ve bu mukâvemetde düşmandan otuz-kırk kadar telefât ile bir iki misli mecrûh vukûbulduğu gibi yedi-sekiz re’s k... ve bir mikdâr tüfenk ve yağmurluk iğtinâm edildiği ve Çerkeslerden dahi bir şehîd ile iki yaralı vukûbulduğu arz olunur. Fermân...
Fi 5 Ağustos 1293
Bende: Osman
Latin Harflerine Aktaran: Müfid Yüksel”



30 Eylül 2021 Perşembe

Sosyal ahlâk! 300921

Bir insan ortak alanlara ve bu alanlardaki eşyalara kasten niçin zarar verir?
Misal, bir insan ortak alanlardaki;
-ağaç dallarını,
-musluk saplarını,
-sifon basacağını,
-elektrik düğmesini,
-spor aletini,
-kapıları,
-kamelyayı,
-ve benzerlerini,
niçin kırar, tahrip eder, bozar, çizer, çöplüğe çevirir? 
Bunu ona yaptıran nedir? 
Yetişkinse niçin yapar? 
Çocuk ise niçin öğretilmez?
Kendi evinde yapmadığı kesin!
...
Hukuki ve vicdani açıdan bakalım:
...
Hukuki açıdan; Kanunlarda (TCK, KMK vd) bu tür zararların tazmini konusu düzenlenmiş. Keza alt düzenlemelerde de, misal site yönetim planlarında, bizzat kat maliki veya kiracısı veya çocukları tarafından kasten veya kazara verilen bu tür zararların tazminini öngörüyor.
...
Vicdani açıdan ise kasten veya kazara verilen bu tür bu zararların tazmin edilmemesi kul hakkına girer.
...
O halde bizzat veya kiracı gibi yararlanıcılar yada çocuklarımız tarafından bilerek veya bilmeyerek,, kazara yada kasten verilen hasarların tazmin edilmesi hukuken ve vicdanen bir gerekliliktir.

Herhangi bir hasar verilmemesi ise en doğru olanıdır.
#sosyalahlâk





28 Eylül 2021 Salı

Selamlaşma! 280921

Selamlaşma! 280921:

Selam vermek, selam almak, selamlaşma nasıl olmalıdır?

Selam vermek sünnet, almak ise farzdır. Selam verirken, selamın sünnet olduğunu düşünmeli ve o kimseye dua etmeye niyet etmelidir!

Selam; Müslümanların karşılaştıklarında birbirlerine sağlık ve esenlik dilemeleri anlamında bir terimdir.

Selamın sözlükte tanımı: "Bir kimseyle karşılaşıldığında, birinin yanına gidildiğinde veya yanından uzaklaşıldığında kendisine söz ve işaretle bir nezaket gösterisi yapma, esenleme, merhaba." (TDK) şeklindedir.

Merhaba; Bolluk, rahatlık, huzur ve âfiyet temennisi içeren bir selâmlama sözüdür.

Merhabanın sözlükte tanımı: "Geniş ve mamur yere geldiniz, rahat ediniz, günaydın, hoş geldiniz` anlamlarında bir esenleşme veya selamlaşma sözü" (TDK) şeklindedir.

İslamî uygulamada selamlaşma, taraflardan birinin diğerine “Selamün aleyküm” (selâm, esenlik ve güven sizin üzerinize olsun) demesi; diğerinin ise, Ve aleyküm selâm” (Sizin üzerinize de selâm, esenlik ve güven olsun) şeklinde cevap vermesi ile gerçekleşir.

Kur’an-ı Kerim’de, “Size bir selâm verildiği zaman, ondan daha güzeliyle veya aynı ile karşılık verin.” (Nisa, 4/86) buyurulmuştur.

Selama misliyle karşılık vermek, “Selamün aleyküm” diyene “Ve aleyküm selam şeklinde; “Selamün aleyküm ve rahmetullah” diyene ise “Ve aleyküm selam ve rahmetullah” şeklinde cevap vermekle olur.

Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden olan selâm kelimesi Kur’ân-ı Kerîm’de kırk kadar âyette geçer.

“Evlere girdiğiniz zaman kendinize selâm verin” (en-Nûr 24/61) âyeti, evde kimse olmasa da evine giren kişinin kendi kendine selâm vermesi gerektiği şeklinde yorumlanmıştır (İbn Kesîr, VI, 94-95).

Hadislerde, selamlaşmanın; sevgiyi arttırdığı, hayır ve bereket getirdiği, insanı Allah’a yaklaştırdığı, selam vermeyenin cimri olduğu belirtilmiştir.

Selâmlaşmanın asıl amacı karşılıklı sevgi, dostluk, iyi niyet ve güzel dileklerin açıklanmasıdır.

Namaz kılmak, Kur’an okumak, tefekküre dalmış olmak, hutbe dinlemek, ilimle uğraşmak, yemek yemek ve defi hâcette bulunmak gibi durumlar selâm almaya engel teşkil ettiği için onlara selâm verilmemelidir; verildiği takdirde selâmı almamanın bir sorumluluğu yoktur (İbn Âbidîn, I, 618).

Müslüman olmayan kimselere "selâmün aleyküm" ifadesiyle selâm vermek doğru bulunmamıştır.

Lugat kitaplarında "merhaba" sözünün bir kimsenin misafiri karşılarken, “Buyur, evimiz senin için geniş ve rahat bir yer olacak, burada dostluk bulacaksın, kendini rahat hisset” anlamında bir selâmlama tabiri olduğu, ayrıca, “Allah sana bolluk ve rahatlık, huzur ve âfiyet versin” mânasında dua olarak da kullanıldığı belirtilmektedir.

Tarih boyunca birçok gelenekte sözlü ve fiilî selâm biçimleri süregelmiştir.

Hindu geleneğinde iki avuç göğüs hizasında birleştirilerek baş hafifçe öne eğilir ve “namaskar” veya “namaste” denilerek selâm verilir (Encyclopedia of Religion, XII, 8060). Hinduizm’de Tanrı Brahman’ın insanların göğsünde ve başında bulunduğuna inanıldığından bu hareketle, “Ben senin içindeki Tanrı’ya boyun eğiyorum, seni seviyor ve saygı duyuyorum” demek istenir.

Küreselleşme ve sekülerleşmenin etkisiyle günümüzde giderek geleneksel dinî selâmların yerini bu içerikten arındırılmış selâmlar almaktadır. Bazan da bir kültüre veya inanca ait selâm şekillerinin diğer kültürlere geçtiği görülmektedir. Her ne kadar dinî içeriği azalsa da selâm ifadelerine yerleşmiş olan ulûhiyyetle ilgili bazı kelimeler varlığını sürdürmektedir. Nitekim Fransızca’daki “adieu” (Allah’a ısmarladık), İspanyolca’daki “adios” (Tanrı’yla beraber git) ve İngilizce’deki “good-bye” (God be with you-Tanrı seninle olsun) gibi dinî içerikli selâmlar günümüzde de kullanılmaktadır (Encyclopedia of Religion, XII, 8060).
(Not: Diyanet kaynaklarından -özellikle İslam Ansiklopedisinden- yararlanılmıştır).




27 Eylül 2021 Pazartesi

Sultan II Abdülhamid Han Hakkında Bir İtiraf (270921):

Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında Dahiliye Nazırlığı yapmış Servet-i Fünun edebiyatçılarından Ahmet Reşit bey (1955'te vefat etmiştir) muhalif olduğu Abdülhamit Han hakkında hatıratında şu itiraflarda bulunmuştur:

"Sultan Abdülhamid Han yorulmaz denilecek kadar çalışkan, örnek alınacak derecede takva sahibiydi. Son derece dindardı.

Sultan Abdülhamid Han esaslı bir siyaset mihveriydi. Zekası ve melekesi sayesinde tahttan indirilmesi, ne kadar Devletin mevcut şartlarını muhafazaya muvaffak olduğu, HAL'inden sonra çökmeye başlayan koca bir imparatorluğun 10 sene içinde bugünkü hale gelmiş olması ile sabittir.

Sultan Abdülhamid Han hakikaten halîm çok sabırlı pek merhametliydi. Birçok ahvalde göstermiş oldu sakinliği, temkinli ve kendisine mahsus olan tevazu sadece bilinmiş değil, inkar edilmiş faziletlerindendir.

Tahta oturmasından saltanatının ilk yarısına kadar 16 sene, memlekette ilim ve teknikte hasıl olan terakkinin ne kadar büyük olduğunu anlamak için bir misal verelim:

Meşrutiyet ilan olunduktan sonra Abdülhamid Han tahttan indirildi. Gazetelerde umumi ıslahat ve ilim ve tekniğin gelişmesine dair sütün sütün yazılar yazıldı. Her zaman olduğu gibi "şöyle olacak, böyle yapacak, oluyor yapılıyor" yolunda vaatler bol bol sarf edildi hatta oldu, yapıldı denildiği de işitildi.

Lâkin meşrutiyeti kazandığımızdan beri 3-4 sene geçmişti. Bir gün o sırada Maarif Nazırı olan Abdurrahman Şeref efendiye, Mekteb-i Mülkiye'nin ne halde olduğunu sordum: "Sizin talebeliğiniz zamanındaki hali şöyle bir tarafa bırakalım;  mekteb-i, Haşım Paşa'nın Maarif Nazırlığı esnasında mertebesine yükseltebilmek için, belki 20 sene çalışmak lazım" dedi.

Mâniler ortadan kalktığı halde olunan şey avdet etmemiş bilakis daha ziyade uzaklaşmış demekti." 

Bu olay, günümüzde, algı operasyonu yapan liyakatsiz siyasetçilerin de, bir şekilde iktidar olurlar ise bir şey yapmayacaklarının tecrübesidir. 

Tefekkür etmek ve dikkat etmek gerekir!




7 Eylül 2021 Salı

"Adıye Kültürü"

"Adıye Kültürü" isimli kitabımızın tanıtımını yapan KAFFED'e, çalışmayı yapan Yemuz Nevzat Tarakçı'ya çok teşekkür ediyorum.

Kitabın faydalı olması ve yenilerine vesile olması dileğiyle. 

6 Eylül 2021 Pazartesi

Sivas Nasıl Kalkınır? (Şehirlere Rol Model) (09.12.16):

Sivas Nasıl Kalkınır? (Şehirlere Rol Model) (09.12.16)

Makalenin tamamı "Hayatın İçinden Analizler" isimli kitabımızda yer almaktadır. 








29 Ağustos 2021 Pazar

Osmanlı İmparatorluğunda Seçimler ve Meclisler 290821

Osmanlı da seçim yapıldı mı, kaç seçim yapıldı, meclis var mıydı? Kısa bilgilendirmeler içermektedir. Maalesef okul tarih kitaplarında bu konular okutulmamıştır. Bundan sonraki okul tarih kitaplarına konulması ve okutulması, okutulan tarih konusunda sonradan yaşanabilecek hayal kırıklıklarına engel olacaktır.

Aşağıda monarşi ve meşrutiyet tanımlarından sonra seçimlere ilişkin bilgilere yer verilmiştir.

Monarşi; bir hükümdarın devlet başkanı olduğu bir yönetim biçimidir. Bu hükümdar, Türkçede han, kağan, hakan ile başka dillerden geçmiş kral, imparator, şah, padişah, prens, emir gibi çeşitli adlar alabilir. Bir monarşiyi diğer yönetim biçimlerinden ayıran en önemli özellik, devlet başkanının bu yetkiyi yaşamı boyunca elinde bulundurmasıdır.

Parlamenter monarşi: Kral devletin simgesi olarak kalır, ancak yürütme yetkisini bir hükûmete bırakır; hükümet de halk tarafından seçilmiş bir millet meclisinin kararlarına uymaya zorunludur. Hollanda, Danimarka, Birleşik Krallık, Japonya, İsveç ve Belçika'da durum böyledir

Meşrutiyet: Hükümdarın yetkilerinin anayasa ve halk oyuyla seçilen meclis tarafından kısıtlandığı yönetim biçimi. Daha genel ifadesiyle; meşrutiyet, bir hükümdarın başkanlığı altında parlamento yönetimine dayanan yönetim biçimidir. Arapça şart kökünden türemiş olan meşrutiyet 19. asırdan itibaren Osmanlı Devleti'nde meclisli saltanat-hilafet anlamında kullanılmıştır.

I. MEŞRUTİYET: Namık Kemal, Ziya ve Mithat Paşalar'ın önderliğinde 23 Aralık 1876'da ilan edilmiştir.

I. Meclis-i Mebusan: 1877 Mart-Haziran Osmanlı Meclis-i Mebusanı veya I. Meclis-i Mebusan, Türk tarihinde halk oylarıyla seçilen ilk meclistir. 18 Mart - 28 Haziran 1877 tarihleri arasında görev yaptı.

18 Mart 1877'de çalışmalarına başlayan meclisin üyeleri, vilâyet, liva ve kazaların idare meclisleri üyeleri arasından seçildi. Seçilmek için 25 yaş esas alınması, ayrıca seçilebilmek için, az çok emlâk sahibi olmak şartı konmuştu. Seçimlerin sonucunda, her vilâyet belirtilen sayıdaki mebus seçerek İstanbul'a gönderemedi. Tunus, Mısır, Romanya, Sırbistan ve Karadağ mebus göndermedi. İç işlerinde serbest olan bu vilayetler mebus göndermeye kendilerini mecbur hissetmedi. 69 üyesi Müslüman, 46 üyesi gayrimüslim olmak üzere 115 üyeden oluşan ilk Meclis-i Mebusan'ın başlıca özelliği, imparatorluk içine yayılmış çeşitli etnik gruplardan (Türk, Arap, Kürt, Laz, Ulah, Arnavut, Boşnak, Rum, Ermeni, Bulgar, Yahudi vb.) oluşmasıydı. Meclis 28 Haziran 1877'de dağıldı.

II. Meclis-i Mebusan: 1877-1878 Osmanlı Meclis-i Mebusanı veya II. Meclis-i Mebusan Osmanlı Meclis-ı Umumisi'nin alt kanadı olan Meclis-i Mebusan'ın II. dönemidir. Meclis, 13 Aralık 1877 - 14 Şubat 1878 tarihleri arasında görev yaptı.

13 Aralık 1877'de toplandı. Bu dönem mebusları da aynen birincide olduğu gibi seçilerek gelmişlerdir. Mebus sayısı 56'sı müslim, 40'ı gayrimüslim olmak üzere 96’ya düşmüştür. Başkanlığa İstanbul mebusu Hasan Fehmi Efendi, ikinci başkanlığa Hovhannes Efendi getirildi. 1877-1878 tarihleri arasında yaşanan Türk-Rus savaşı, 93 Harbi dolayısıyla II. Abdülhamit tarafından tatil etmiştir. 30 yıl süren tatil sonunda hayatta kalan iki Âyan üyesi 1908'de toplanan meclise dahil edilmiştir. Hatta bu dönemin tatil dönemi olduğu, çıkarılan kanunlara "kanuniyeti sonradan teklif olunmak üzere" kaydıyla "kanun-u muvakkat" ibaresinin ilave olunmasından da anlaşılmaktadır.

II. MEŞRUTİYET: 24 Temmuz 1908'de Kanun-ı Esasi'nin yeniden yürürlüğe konması İkinci Meşrutiyet döneminin başlangıcı sayılır. Bu dönem, 11 Nisan 1920 tarihine kadar sürmüştür.

III. Meclis-i Mebusan: 1908-1912 Osmanlı Meclis-i Mebusanı veya III. Meclis-i Mebusan, Osmanlı Meclis-ı Umumisi'nin alt kanadı olan Meclis-i Mebusan'ın II. dönemidir. 17 Aralık 1908 - 18 Ocak 1912 tarihleri arasında görev yaptı.

II. Abdülhamid döneminin sonunda, 23 Temmuz 1908’de II. Meşrutiyet'in ilanıyla, aynı yılın Kasım ve Aralık aylarında mebus seçimi yapıldı. Ahrar Fırkası ve İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin katıldığı seçimlerde, İttihat ve Terakki çoğunluğu sağladı ve 17 Aralık 1908’de (Rumî takvime göre 4 Kânunuevvel 1324) 3. Meclisi Mebusan açıldı. Bu Meclis, 31 Mart Olayı ve II. Abdülhamit'in tahttan indirilmesi sonrasında Mayıs 1909’da Kanuni Esasi üzerinde değişiklikler yaparak padişahın ve Ayan Meclisinin yetkilerini daralttı, kendi yetkilerini arttırdı. 1911’de tek bir mebusluğu ilgilendiren, ancak siyasi yankıları yüksek olan bir ara seçim yapıldı.

III. dönem Meclis-i Mebusanı'nda 142 Türk, 60 Arap, 25 Arnavut, 23 Rum, 12 Ermeni (bunlara 4 Taşnak ve 2 Hınçak mensubu dahildi), 5 Yahudi, 4 Bulgar, 3 Sırp, 2 Ulah ve 1 Asuri (Dawud Bey Yusufani, Musul Vilayeti) mebus bulunmaktaydı. İdeolojik altyapısı dönem içinde şekillenmeye devam edecek olan İttihat ve Terakki Fırkası yaklaşık 60 mebusun desteğine sahipti.

IV. Meclis-i Mebusan: 1912 Nisan-Ağustos Osmanlı Meclis-i Mebusanı, II. Meşrutiyet döneminin ikinci Meclis-i Mebûsan'ı padişahın birincisini 18 Ocak 1912'de feshetmesi ve yapılan seçimlerden sonra, 18 Nisan 1912'de toplandı. Bu Meclis, 5 Ağustos 1912'de, içte ve dışta siyasi ortamın gerginleşmesi nedeniyle Gazi Ahmed Muhtar Paşa'nın önerisi ile Padişah V. Mehmed Reşad'ın irade-i seniyesi uyarınca feshedildi. Balkan Savaşları nedeniyle seçime gidilemedi ve sıkıyönetim ilan edildi.

Bu seçim Türk Parlamento Tarihi'nin ilk erken genel seçimidir. Hem iktidar hem de muhalefet büyük bir sertlikte kampanya sürecini yürütmüşlerdir. Kolluk güçlerinin ile İttihat ve Terakki üyelerinin oy kullanmaya gelen seçmen kitleleri üzerinde baskı, yıldırma, caydırma ve hatta şiddete varan eylemleri olmuştur. Hürriyet ve İtilaf Edirne Mebus Adayı Rıza Tevfik’in dövülmesi olayıyla bu durum açığa çıkarmıştır. Bu bağlamda 1912 seçimleri, devrin muhalifleri tarafından "dayaklı" veya "sopalı" seçim olarak isimlendirilmiştir. İttihat ve Terakki'nin ezici bir çoğunlukla kazandığı 1912 Seçimleri, pek çok açıdan itiraz ve eleştirilerin odağı olmuştur. Seçimler adil, eşit ve güvenilir bir zemine oturmadığından Türk Parlamento Tarihi'nin ilk hileli seçimler olarak kabul edilmiştir. Sonuçta, 1912 Seçimleri sonrası Meclis-i Mebûsan’ında oluşan yeni tablo muhalefeti tam manasıyla sindirmiş, İttihat ve Terakki mecliste tam hakimiyet kurmuştur.

V. Meclis-i Mebusan: 1914-1918 Osmanlı Meclis-i Mebusanı, Bâb-ı Âli Baskını sonrası 1914'te tek parti düzeninde seçime gidildi ve V. Meclis-i Mebûsan 87 sandalyenin tamamını İttihat ve Terakki kazandı. Bu Meclis I. Dünya Savaşı boyunca görev yaptı.

VI. Meclis-i Mebusan: 1920 Osmanlı Meclis-i Mebusanı ya da VI. Meclis-i Mebusan, 12 Ocak - 18 Mart 1920 tarihleri arasında görev yapan son Osmanlı Meclis-i Mebûsanı'dır. 16 Mart 1920'de İstanbul'un İtilaf Devletleri tarafından işgal edilmesi nedeniyle 18 Mart'ta çalışmalarını sonlandırdı. Bu meclisteki mebusların büyük bölümü 23 Nisan 1920 tarihinde Ankara'da açılan Büyük Millet Meclisi'ne katıldı.

12 Ocak 1920'de İstanbul'da toplanan son Osmanlı Meclisi Mebusanı'nda Mustafa Kemal Paşa Meclis Başkanlığına seçilmedi. Hatta Müdafaa-i Hukuk Grubu yerine de Felah-ı Vatan Grubu kuruldu.

Sivas Kongresi kararlarının görüşülmesi sırasında Mustafa Kemal Paşa'ya bağlı genç mebusların baskısıyla Kongre kararları onaylandı. 17 Şubat 1920'de oybirliği ile altı maddelik Misak-ı Millî’yi kabul etti. Bu maddelerin önemlisi şüphesiz Hatt-ı Mütareke dahil ve haricindeki Türklerle meskun toprakları bölünmez bir bütün olarak kabul eden I. Maddedir.

İtilaf Devletleri Misak-ı Milli'nin kabul edilmesinden sonra, Sevr Antlaşması'nı Osmanlı hükûmetine kabul ettirmek amacıyla 16 Mart 1920'de İstanbul’u resmen işgal ettiler. Meclis buna rağmen 18 Mart'ta son bir kez daha toplandı. Bu son oturumda da çalışmalara ara verildi. Meclis İtilaf Devletleri tarafından basılınca, padişah tarafından 11 Nisan'da dağıtıldı.

III. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM): Yeni Büyük Millet Meclisi'ne delege seçmek için 1920 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nda genel seçimler yapıldı. Seçimleri İtilaf Kuvvetlerin işgalini protesto eden milliyetçi yerel gruplardan oluşan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti domine etti.

İstanbul işgal edildikten sonra, Türk Milli Hareketi lideri Mustafa Kemal, 19 Mart'ta il idarelerine ve ordu komutanlarına telgraf göndererek Büyük Millet Meclisi seçimleri yapmalarını istedi.

Seçimlerden sonra, yeni Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920'de Ankara'da, başkan Mustafa Kemal liderliğinde bir araya geldi.”




İSLAMDA (KADINLARIN) MİRAS (HAKKI) 020626

Bu yazımızın amacı İslam'da miras paylaşımının önemine, özellikle kadınların ve kızların miras haklarının olduğuna ve bunlara riayet ed...